Görüş

Medyanın dijital dönüşümü

İnternet ve mobil ağlar, geleneksel medyanın dönüşümü için altın bir fırsat mı, yoksa baş edemeyeceği kadar büyük bir tehdit mi?

Polat'a göre, geleneksel medyanın tüm mecraları, son birkaç yıldır dijitalleşmenin yıkıcı etkilerini iliklerine kadar hissediyor. [Fotoğraf: Getty Images]

Başta gazeteler olmak üzere geleneksel medyanın tüm mecraları, dijitalleşmenin yıkıcı etkilerini iliklerine kadar hissediyor son birkaç yıldır.

Sosyal medyanın Facebook, Twitter ama en çok SnapChat, Instagram ve hatta WhatsApp gibi rengi, çeşitliliği ve etkileşimi yüksek platformları yeni kuşağın ezici çoğunluğunu adeta hipnotize ederek gazete, radyo ve televizyonlarla ilişkisine zaman ve olanak tanımıyor. Bu illüzyonu kırabilen gençler ise yılların köklü medyaları yerine kendilerine hitap eden dili iyi bilen Buzzfeed, Vice, Onedio, ListeList ve Ekşi Sözlük gibi yeni medya platformlarını tercih ediyor.

Bu durum karşısında, geleneksel medya sektörü bir yandan mevcut okur/dinleyici/izleyici kitlesini elde tutmaya çalışırken, bir yandan da akarsularının giderek kuruduğu göl misali, kendisini besleyecek yeni tüketici ve gelir kaynaklarının arayışında.

Geleneksel medya için çanlar çalıyor

Ancak son birkaç yılın geleneksel medya rakamlarına bakıldığında, sektör için çanların çalmaya başladığı da görülüyor. Çok değil, üç yıl öncesine kadar beş milyon civarında seyreden günlük gazete satışları, bugünlerde 3,3 milyona civarına inmiş durumda ve bu rakama süpermarket, benzin istasyonu gibi yerlerde promosyon olarak dağıtılanlar da dahil. ABD’de ise, tirajlardaki istikrarlı düşüş, üçüncü yılını tamamlamak üzere. Türkiye’de biraz daha uzun sürer ama ABD’de Nisan 2016 itibarıyla bireysel mecra tüketimlerine bakıldığında, internet ve mobil günlük ortalama 317 dakika ile 245 dakikalık TV tüketimini bile sollamış durumda. Medya tüketimindeki bu değişim, iş modeline de yansıyor ve hem ABD hem de Türkiye’de İnternet reklam harcamaları gazeteleri geçmiş durumda; Türkiye’de henüz geride ama ABD’de İnternet’in TV gelirlerini de geçtiğini de belirtelim.

Son birkaç yılın geleneksel medya rakamlarına bakıldığında, sektör için çanların çalmaya başladığı da görülüyor. Çok değil, üç yıl öncesine kadar beş milyon civarında seyreden günlük gazete satışları, bugünlerde 3,3 milyona civarına inmiş durumda.

Aslında geleneksel medyanın söz konusu yeni kaynak arayışındaki en büyük engel, sektörün kendi köhneleşmiş zihniyetinde. Özellikle Türkiye’de gazetecilerin rasyonelliği zorlayan kağıt-dijital ayrımları ve gazeteciliğin güvenirliğini halâ kağıda dayandırmaları ve bunu “kağıt üzerinde” savunmaya çalışmaları, bu takıntılı zihniyetin bir sonucu olarak değerlendirilebilir.

Oysa dönüşüm yolculuğundaki NYTimes, Guardian, WSJ, FT gibi başarılı dijitalleşme örneklerde söz konusu güvenilirlik kağıttan değil yapılan yayıncılıktan kaynaklanıyor ve bu gazeteler güvenilir yayıncılığı başta Yeni Medya olmak üzere tüm mecralarda doğru konumladıkları için emeklerinin karşılığını alabiliyorlar. Rakamsal bir örnek vermek gerekirse; Türkçe dahil dünyada 8 dile çevrilerek satılan Bloomberg BusinessWeek dergisinin haftalık 1 milyon olan kağıt tirajı, web ve mobil ortamlarda ayda 42 milyon İnternet kullanıcısı civarında seyrediyor. Bloomberg’in başarısı ise, hem kağıt üzerindeki 1 milyonu elde tutmasında ama onun ötesinde yaptığı yayıncılıkla yeni mecralardan ekstra 42 milyon kişiyi çekebilecek bir dijital dönüşümü başarabilmesinde.

Dijital dönüşüm nasıl gerçekleşir?

Peki böylesi bir dijital dönüşüm nasıl gerçekleştirilebilir?

Bunun için medya kuruluşlarının öncelikle Yeni Medya’yı iş sürecinin odağına oturmaları ve bunu zihniyet olarak başarabilenlerin de hemen akabinde üretim, dağıtım ve yönetim süreçlerini üç temel kavram üzerinden dijitalleştirmeleri gerekiyor: İçerik, ağ ve veri.

Sırasıyla, ilk aşamada geleneksel yolla ürettikleri içeriği artık dijital formatta üretmeleri, ikinci aşamada ise söz konusu içeriği dijital ağlar üzerinden zaman-mekan sınırı tanımaksızın dağıtımı sayesinde geniş kitlelerle buluşturulup etkileştirmesi ve nihayet 3. aşamada dijital ağlardan topladıkları iş süreciyle ilgili tüm veriyi anlamlandırarak tüm süreci etkin biçimde sevk ve idare etmeleri; böylelikle içeriğin veriye göre yeniden tasarımı, üretimi, revizyonu ve hatta kişiselleştirilmesi, dijital mecraların performanslarına göre satış-pazarlama stratejilerinin geliştirilmesi ve daha geleneksel medya iş sürecinde yer almayan bir çok yenilikçi yaklaşım...

Kuşkusuz genç kuşağın yıkıcı yeniliklerle dolu yeni medya inovasyonları karşısında, enerjisi ve motivasyonu giderek azalan geleneksel medyanın tek başına böylesi radikal bir dönüşümü başarabilmesi zor. Başarının anahtarı ise, medya sektörünün telekom ve bilgi teknolojileri oyuncularıyla kuracağı ilişkiler ve yaratacağı sinerjilerde. Peki neden? Çünkü geleneksel medyanın, yeni medyaya sağladığı yegane katma değer içerik; bu bağlamda telekom operatörlerinin şebekelerini ve bilgi teknolojileri oyuncularının veri uygulama ve araçlarını da bu katma değer zincirine eklersek, yeni medyayı rakipsiz kılan büyük resim ortaya çıkmış oluyor.

Telekom operatörü AT&T eğlence devi Time Warner’ı neden aldı?

Son dönemin en çok konuşulan AT&T’nin TimeWarner grubuna yaptığı 85 milyar dolarlık teklifi, bu pencereden bakarak anlamlandırabiliriz. Bir tarafta 200 milyon abonesini envai çeşit içerik ile buluşturmak isteyen bir telekom operatörü AT&T, diğer tarafta ise zengin içerik portföyünü halihazırda tüketen 100 milyonluk geleneksel medya tüketicisinin yanı sıra 200 milyonluk ekstra bir kitleye ulaştırma şansına kavuşacak medya ve eğlence devi TimeWarner. Bu resime iyi bir veri oyuncusunun (mesela IBM) dahil olması, üretilecek ürün ve hizmetlerin katma değerini daha da yükseklere çekebilir.

Kuşkusuz genç kuşağın yıkıcı yeniliklerle dolu yeni medya inovasyonları karşısında, enerjisi ve motivasyonu giderek azalan geleneksel medyanın tek başına böylesi radikal bir dönüşümü başarabilmesi zor. Başarının anahtarı ise, medya sektörünün telekom ve bilgi teknolojileri oyuncularıyla kuracağı ilişkiler ve yaratacağı sinerjilerde.

Ancak bu tür birleşmelerin en sorunlu yanı, bu devasa kurumların farklı kültürlere sahip organizasyonlarının nasıl birleştirileceği. Herşeyi sıfırdan kuran ve genç çalışanlarının oluşturduğu homojen kültüre sahip yeni medya oyuncularının ise, böyle dertleri olmadığı gibi onlar konuya bir satın alma ya da mülkiyet meselesinden ziyade farklı iş modelleriyle çalışabilecekleri esneklikte bir iş ortağı ekosistemi kurma ve o ekosistemin işleyişini sağlayan platform olma noktasından yaklaşıyorlar.

Elbette geleneksel medya oyuncuları içinde dijital dönüşüm sürecini bu ekosistemi kurmaya odaklayan İngiliz Guardian ya da İskandinav Schibsted gibi medya grupları da var. Örneğin Guardian finans, oyun, yaşam tarzı gibi içerik hizmetlerini bu tarz iş ortaklarıyla oluşturup tüm içeriklerin buluştuğu ve katma değeri yüksek (premium) hizmetlerin ekstra ücretlendirildiği bir yayıncılık platformunun iş modelini hayata geçirmeye çalışıyor. Schibsted Grubu da geleneksel gazetecilik deneyimiyle oluşturduğu içeriklerle çektiği kitleyi online iş ilanlarıyla buluşturduğu ve bunun giderek farklı içeriklerle zenginleştirilmiş bir e-ticaret platformuna dönüştürmeye çalıştığı bir iş modelinin meyvelerini (2015 yılında 2 milyar dolar cironun %40’ı online ilan geliri) toplamaya başlamış bile.

Sözün özü, ister New York Times gibi geleneksel ile yeniyi bir potada başarıyla eriten haber ve gündem odaklı klasik bir yayıncı olun, ister BuzzFeed gibi haberi de içeren yaşama dair her türlü içeriğin toparlanıp sunulduğu bir yeni medya oyuncusu, isterse SnapChat gibi tamamen gençlere yönelik bir sosyal medya platformu; bu yeni dünyada başarılı olmanın en önemli kriteri, kendi kısır döngününden çıkıp bu yeni ortamda, rakiplerinizle bile, işbirliği yapmanızdan geçiyor.

Medya sözcüğünün karşılığı olarak sözlüklerde “iletişim ortamı” yazar ama bu yüzyılın yeni medyasının sözlük karşılığı, bir iletişim ortamının ötesinde bir etkileşim, paylaşım, değiş-tokuş ve alışveriş platformuna kısacası bir yaşam alanına dönüşüyor.

İsmail Hakkı Polat, yeni medya uzmanı. 1989’da Ortadoğu Teknik Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldu. 1989-2004 arası Siemens, Nortel-Netaş, Ericsson ve Turkcell gibi telekomünikasyon firmalarında çalıştı. Türkiye’nin ilk Yeni Medya Bölümü’nün kuruluş çalışmalarında da rol aldı. 2004’ten bu yana Kadir Has Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde Öğretim Görevlisi olarak “Yeni Medya” dersleri veriyor. Yeni Medya, mobil iletişim, mobil gazetecilik, dijital dönüşüm konularında danışmanlık yapıyor.

Twitter'dan takip edin: @ismailhpolat

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera’nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

İsmail Hakkı Polat

İsmail Hakkı Polat

1989’da Ortadoğu Teknik Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldu. 1989-2004 arası Siemens, Nortel-Netaş, Ericsson ve Turkcell gibi telekomünikasyon firmalarında çalıştı. Türkiye’nin ilk Yeni Medya Bölümü’nün kuruluş çalışmalarında da rol aldı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;