Görüş

MHP bu süreçten nasıl çıkacak?

Görünen o ki MHP bu süreçten büyüyerek, güçlenerek, özeleştirilerle arınarak değil, kırıp-dökerek çıkacaktır. Muhalefet ne yazık ki “ortak imza toplama” dışında güçlü bir ortaklık görüntüsü veremedi. Genel Merkez ise yolun sonuna gelmiş, uzatmaları oynuyor.

Konular: Türkiye
Üç aday Ankara'da toplantı yapacak.

MHP yönetimi milletin kendisine buyurduğu iktidara yürüme görevini defalarca ve istikrarlı bir beceriyle reddetti. Seçim yenilgilerinden ve siyasi başarısızlıklardan Genel Merkez dışında herkes payını fazlasıyla aldı. Haziran - Kasım 2015 arasındaki süreçte Genel Merkezin tavrı sonucunda göz göre göre yaşanan hezimet, milliyetçi-ülkücü camiada büyük sarsıntılara sebep oldu.

Bu insicamda bir başarısızlık karşısında iki tavır beklenir: Sorumluluğu kabullenir ve sizden daha iyi yapabileceklerini iddia edenlere yol açarsınız veya başarısızlığı “ihanet, operasyon, ele geçirilme” kavramlarıyla karartır ve kendinizden başka herkesi hainleştirirsiniz.

MHP’nin bugünkü yönetiminde “başarısızlığın tanımı” hiç yapılmamıştır. Bu nedenle başarısızlığın doğurabileceği her türlü sonuç baştan reddedilir. 

Hainleştirme dili, Türk siyasetinin ortak sığınağıdır. Başarısızlıklar bu örtüyle sarmalanır. Ancak iyi niyetinizin kurbanı olursunuz ve her şeye karşın genlerinde Türk aydınlanma hamlesinin bir asırlık mirasını taşıyan MHP’den bu konuda da ufuk açıcı bir tavır beklersiniz. Olmadı.

Hiç yapılmayan başarısızlık tanımı

MHP’nin bugünkü yönetiminde “başarısızlığın tanımı” hiç yapılmamıştır. Bu nedenle başarısızlığın doğurabileceği her türlü sonuç baştan reddedilir. Oysa Genel Merkez başarısızlık karşısında “topyekûn bir yenilenme hamlesini” tercih edebilir ve kendisinin de temsil edildiği yüksek katılımlı bir siyasi yarışın önünü açabilirdi. Yapmadılar. Kendi seçtikleri delegelerin hakemliğinden çekindiler. Dahası, “80-40= başarı” formülü üretip “baraj altında kalmadık” kriteri ile meşruluk arayışını tercih ettiler. Bu durumda “birlikte bir yenilenme” şansı da ortadan kalktı.

Geriye doğal olarak “Genel Merkeze karşı muhalefet” seçeneğini kullanmak isteyenlerle bu hakkı kullandırtmak istemeyenlerin mücadelesi kaldı. Adaylar ortaya çıktı, yakın zamana kadar Sayın Devlet Bahçeli ile mesai ortaklığı yapmış kişilerden. Ancak Sayın Bahçeli ile çalışırken “makbul” olan adayların “muhalefeti” seçmeleri ile birlikte “hain” olduklarını öğrendi kamuoyu. “Hainlik” ölçütü “olağanüstü kurultay” gibi demokratik bir talepti. Genel Başkan yardımcısı “MHP geleneklerinde olağanüstü kurultay yoktur” dedi. Oysa MHP Türk Siyasi tarihine 1969 yılında Adana’da gerçekleştirilen olağanüstü kongre ile girmişti.  

Olağanüstü Kongre talebi karşısında Genel Merkezin konumu

Muhalifler, gerekli olanın çok üstünde imza ile Genel Merkezi olağanüstü kongreye çağırdılar. Bu genel merkezin “beklediği” bir durumdu. MHP yönetimi ise kongreyi toplamama yolunu seçti. Bu da kamuoyunun beklediği bir durumdu. Kendi delegelerin hakemliğini tanımayan MHP yönetimi, kendi öz delegelerinin iradesinin tecelli hakkını mahkemelerin takdirine devretmeyi tercih etti… Arkasından tehdit cümleleri savurarak: “Ülkücü irade, siyasi geleneklerimize aykırı yöntemlerle onu zorlayanlara gereken dersi zamanı geldiğinde verecektir." Burada sözü edilen “ülkücü irade” değil, Genel Merkez iradesidir ki bu iradenin bileşiminde son yıllarda en az bulunan öge, ülkücülüktür.

Genel Merkez salimen bir tefekkür limanına çekilse kendisi adına kurulan cümlelerin ne denli sığ ve akla ziyan olduğunu anlayacaktır. “Emr-i Hak vaki olana kadar genel başkanımız Sayın Bahçeli’dir!”, “Biz teşkilatları kapatmadık, aynı gün yeniledik.”, “Biz kongrenin toplanmasına değil, olağanüstün genel kongrenin toplanmasına karşıyız…” Bu cümleleri kuranların kamuoyunda, milliyetçilerin, ülkücülerin nezdinde nasıl bir karşılığı olabilir? Bu cümleleri sahiplenen bir yönetim demokrasi, teşkilat ve delege iradesine saygı adına ne söyleyebilir? Bu cümleleri kurabilen bir yönetimin siyasi bir seçenek iddiası taşıma şansı olabilir mi?

MHP’de muhalefetin görünümü

Öncelikle şunu belirtmek gerekir, MHP’de muhalefet ne yazık ki “ortak imza toplama” dışında güçlü bir ortaklık görüntüsü veremedi. Bu da muhaliflerin güçlü bir seçenek algısını inşa etmelerini engelledi. Doğal olarak tabanda büyük bir dalgalanma, coşku oluşmadı. 

İkincisi, adı muhalefette geçen adaylardan hepsi bir dönem Sayın Bahçeli yönetiminde değişik görevlerde bulunmuş, kararlara katılmışlardır. Bu da eleştirilerinde kısıtlayıcı; iddialarında sınırlayıcı bir durum ortaya çıkarıyor. Sesleri yeterince gür çıkamıyor.

Üçüncüsü, yine aynı nedenden dolayı Sayın Bahçeli ve yönetimine yönelttikleri eleştirilerin meşruiyeti sorgulanıyor. Zira karar sürecinde itiraz etmeyenlerin süreç dışına itilmişken yaptıkları eleştiriler en azından bir tutarsızlığa denk geliyor. Bu nedenle muhalif aktörlerin Genel Merkeze yönelttikleri eleştirilerin hepsinden kendilerine de az çok hisse düşüyor.

Ama MHP’de muhalifler için en sorunlu alan yeni bir şeyler söyleyememeleri, yeni bir ufuk oluşturamamaları. Burada kısır döngü başlıyor: yoksa muhalefet bir yenilenme ve atılım çabası değil de “görevlerin yeniden dağılımında kişisel beklenti arayışı” ile mi sınırlı? Genel Merkez tarafından küstürülenlerin Genel Merkezde var olma mücadelesi mi sadece? Bu türden sorular şu anda karşılıklarını net olarak bulamıyorsa, muhalifler için sorun önemli demektir.

Yolun sonu nereye varır?

Görünen o ki MHP bu süreçten büyüyerek, güçlenerek, özeleştirilerle arınarak değil, kırıp-dökerek çıkacaktır. Yeni dargınlıklar, ayrışmalar olacaktır. Bu MHP’nin yok olacağı anlamına gelmez elbette. MHP kendini yönetenlere rağmen millet tarafından var edilen bir parti olarak mukadderatını dışsal etmenlere teslim etmiş bir şekilde yoluna devam edecektir: ne çıkarsa bahtına!

Ama MHP’de muhalifler için en sorunlu alan yeni bir şeyler söyleyememeleri, yeni bir ufuk oluşturamamaları. 

MHP Genel Merkezi ise yolun sonuna gelmiş, uzatmaları oynamaktadır. Uzatmaları da mümkün olduğunca uzatma çabasıdır şu an yaşananlar. Bu ne kadar sürer? En fazla bir sonraki seçime kadar, daha ötesi, bu haliyle yoktur. MHP camiasını biraz tanıyanlar bunu açıkça görebilir. Elbette uzatmaların süresi Genel Merkezin tutumu kadar, muhaliflerin çabalarına ve diğer siyasi aktörlerin tavırlarına da bağlı. Ama ne olursa olsun, sonuç değil, süre değişebilir ancak.

Muhalefetin varlığı ise sadece bir umuttur, mutlak bir başarı garantisi değil. Niçin mi? Her şeyden önce MHP’de muhaliflerin Genel Merkeze karşı seçenek olma iddiaları güçlü bir zemine oturmuş değildir. “Neyi farklı yapacaksınız?” sorusuna verilen cevaplar belli: “Başaramazsam bırakırım; kurulları çalıştırırım; teşkilatları canlandırırım” türünden pratik ve kısa dönemli teminatlar dizgesi… Ortaya “ufuk” koyan bir söylem yok.

MHP’nin daha katılımcı, şeffaf, toplumun farklı kesimlerine dokunabilen bir örgütlenmeyi nasıl gerçekleştirebileceği bilinmiyor. Türkiye’nin orta gelirli ülke sarmalından kurtuluşu, ekonominin yapısal dönüşümü ve üretim kabiliyetinin artırılışına yönelik söylemlere de rastlanmıyor. Yeni toplumsal örgütlenmeler ve taleplere ilişkin düşünceler dile getirilmiyor. Bağımsızlık mücadelesi milliyetçiliğinden yükseliş dönemi milliyetçiliğine geçişin ipuçları yok konuşmalarda. 1990 ve sonrası kuşakların “ülke, millet, ülkü” adına neleri talep ettikleri, nasıl kimlik inşa ettikleri ve ne tür aidiyetlere sahip olduklarına dair tartışmalar yapılmıyor. Elbette bunlar “MHP’nin değil, milliyetçilerin ve hatta herkesin” tartışması gereken meselelerdir aynı zamanda.

Bireysel gözlemlere dayalı olarak adaylar hakkında ne söylenebilir? Sayın Sinan Ogan teşkilatlar, Sayın Meral Akşener kamuoyu nezdinde karşılık buluyor. Eğer yarışa girerse Ümit Özdağ ise “entelektüel bir popülaritenin” ötesine geçecek durumda değil. Liderlikten çok, liderin has kadrosunda olması gereken birisi gibi duruyor. Sayın Koray Aydın “hemşerilik” ölçeğini aşamıyor, dahası o zemini de hızla kaybediyor. Sayın Akşener kısa dönemde MHP’ye birkaç puan katabilir. Uzun dönemde ise sadece MHP’nin ne yapacağı değil, milliyetçi camianın kendini yenileme ve mümkün olanı arama iradesinin tecellisi belirleyici olur. Burası da metafizik bir alana tekabül eder, rivayetler muhtelif…

Prof. Dr. Recai Coşkun, Sakarya Üniversitesi İşletme Bölümü Öğretim Üyesi. 1988 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'nden mezun oldu. İngiltere'deki Warwick Üniversitesi'nde yüksek lisans, Leicester Üniversitesi'nde doktorasını tamamladı. 'Uluslararası Balkanlarda Sosyal Bilimler Kongresi' ve 'Uluslararası Türk Dünyası Sosyal Bilimler Kongresi' kurucu ve düzenleyicisi olan Coşkun, aynı zamanda "Düşünce Dünyasında TÜRKİZ Siyaset ve Kültür Dergisi"nin editörlüğünü yürütüyor.

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Recai Coşkun

1988 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'nden mezun oldu. İngiltere'deki Warwick Üniversitesi'nde yüksek lisans, Leicester Üniversitesi'nde doktorasını tamamladı. 1997 yılından beri Sakarya Üniversitesi İşletme Bölümü'nde Öğretim Üyesi olarak görev yapıyor. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;