Görüş

Mısır ekonomi kadar siyasi çözümü konuşmalı

Ekonomik başarının önkoşulu iç barış ve istikrardır. Ancak Mısır'da şiddet gerilemiyor, ayrışma artıyor. Acıların saklanması ve öfkenin gizlenmesi aldatıcıdır. Çünkü bu sadece patlamanın geciktirilmesi ve bilinmeyen bir yarına ertelenmesi anlamına gelir.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Şarm el Şeyh'teki ekonomi konferansının kapanış konuşmasını yanına gençleri alarak yaptı. [Fotoğraf: AP]

Mısır, iyi bir ekonomik başlangıç için harcadığı çabayı, siyasi çıkmazı aşma yönünde paralel bir çalışmayla tamamlamalı. İki alanda ancak bu şekilde başarı sağlayabilir.

(1)

Şarm el Şeyh Konferansı'nın sonuçları üzerinden Mısır’a bakarsanız ekonomik ufkun, geniş ve sınırsız umutlarla dolu olduğunu görürsünüz. Bu umutlar sizi yükseklere çıkaracaktır; ancak yönünüzü Mısır’ın asıl yüzüne çevirirseniz durum farklılaşacaktır. Zira burada ‘evliliğin’ başındaki iyimserliğin bir kısmını götürebilecek dikenler ve mayınlar fark edersiniz. Oysa bizler hâlâ ‘nikâh’ sürecindeyiz; yani yolun başındayız. Gerçek ile hayal arasındaki farklılık anlaşılır bir durum, ancak gerçeğin hayallere zarar vermesi veya yıkımla tehdit etmesi hâlinde iş tehlikeli bir noktaya gelmiş demektir.

Bu bağlamda ekonomik ilerleme, istikrar ve iç barışı birbirine bağlayan görüş ehlinin üzerinde hemfikir olduğu bazı önermeleri hatırlatmak kaçınılmazdır. Bu kimseler istikrarın sadece yatırımcı için temel çekim faktörü oluşturmadığını ve genel şekliyle ekonomi ve kalkınma arabasını çeken atın görevini gördüğünü ifade ediyorlar. Yani istikrarın, ekonomi arabasının önünde olması gerekiyor. Ancak bizler bu kuralı tersine çevirdik ve arabanın atı çekmesini bekledik.

İnsanlar gerçek güvenliğe bu adımlara ve seferberliğe ihtiyaç olmadığını anladıkları zaman kavuşurlar. Zırhlı araçların koruyacağı binaların güvenliği ile insanların (derinlerde hissedildiği için gözlerin göremediği) güvenliği birbirinden farklıdır. 

by Fehmi Hüveydi

Şu an Mısır atı, ekonomi arabasını çekebilecek liyakatten yoksundur. Zira ülkenin arzulanan ekonomik başlangıcı gerçekleştirecek istikrar ve güvenliğe sahip olduğu savı doğru değildir.

Ordunun tüm kamu binalarının güvenliğini sağlamak için polise katıldığı, zırhlı araçların hazır olduğu ve güvenlik güçlerinin ihlallerini ortadan kaldırabileceği yönündeki tespitlere katılıyorum; ancak tüm bunlar istikrar ve güvenliği sağlamak için yeterli değildir. Hatta bu adımların ülkede güvenlik açısından bir istikrarsızlığın kanıtı olduğunu, güvenliğin ancak ordunun iç cephede alarm durumunda olması, zırhlı araçların caddelerde ve kamu binaları çevresinde kalması hâlinde sağlanabileceğini iddia edebilirim.

Oysa insanlar gerçek güvenliğe bu adımlara ve seferberliğe ihtiyaç olmadığını anladıkları zaman kavuşurlar. Zırhlı araçların koruyacağı binaların güvenliği ile insanların (derinlerde hissedildiği için gözlerin göremediği) güvenliği birbirinden farklıdır.

(2)

Alman Bilim ve Politika Vakfı SWP, Şarm el Şeyh Konferansı dolayısıyla yayınladığı raporda Mısır’a hâlihazırda yapılacak yatırımın ülkedeki siyasi şartların istikrarsızlığı sebebiyle tehlikelerle karşılaşabileceği uyarısı yaptı. Bu anormal bir görüş değil. Çünkü Mısır’da ikamet eden, izlenimlerini ve bilgilerini gerçeklere doğrudan temas ederek elde eden Batılı diplomatik çevrelerde bu düşünce yaygın.

Bu diplomatlardan birinden Mısır medyasının bu gerçeklerin fotoğrafını çekerken 'güvenilmeyecek kaynak' olarak görüldüğü tespitini bizzat duydum. Bu sözlerde bir abartı yok. Çünkü Mısır gerçeğini inceleyenler şiddet göstergelerinin arttığını görürler. Bu işaretlerin üç kaynağa dağıldığını düşünüyorum: Aktivistler, çeşitli hareket mensupları, toplum ve iktidarın genel mizacı.

Birinci grupla ilgili olarak Ensar Beytil Makdis, ‘Acnad Mısır’ veya bir şekilde şiddet sürecine kaymış başka küçük topluluklardan bahsetmiyorum. Ancak bu süreçte Müslüman Kardeşler (İhvan) yanlısı bazı gençler arasında ortaya çıkmaya başlayan şiddet konusu ilgimi çekiyor. İhvan mensubu olmayan ancak onlarla ittifak yapmış, gösteri veya oturma eylemlerinde hayatlarını kaybetmiş kurbanların aileleri içindeki bireyler şiddete başvurmaya başladı.

Önceki yazılarımdan birinde İhvan’ın yekpare olmadığına işaret etmiş ve cemaatin içinden çıkan gruplardan söz etmiştim.

Bu analizde cemaat içindeki muhafazakârlar, Kutupçular ve Selefiler arasında klasik fikri bir anlaşmazlığa dikkat çekmemiz yararlı olacaktır. Bu kesimler son dört yıl boyunca yan yana yaşadılar. Aralarındaki farklılıklar aleni biçimde ortaya çıkmasa da 1960’larda İhvan’ın ikinci mürşidi (rehberi) Hasan Hudaybi'nin adıyla yayınlanan ‘Yargıçlar Değil Davetçiler’ adlı kitap bu anlaşmazlığın işareti sayılmaktaydı. Kitap, Seyyid Kutup’un ‘Yoldaki İşaretler’ adlı kitabına bir cevaptı.

Endişe verici nokta, bu genç neslin demokrasiyi reddeden bir görüntü çizmesi ve ülkede yaşanan başarısız demokrasi deneyiminin onları demokrasinin araçlarına güvensizliğe sevk etmesidir. Dolayısıyla bu genç nesil, şiddete ve gizli çalışmalara katılmaya daha hazır hâle geldi.

by Fehmi Hüveydi

Düşünce hareketleri arasındaki farklılıklar etkisini bir şekilde cemaat çevresinde gösterdi ancak farklı teşkilatlara sahip bir yönetim içinde kontrol altında tutuldu. Dr. Muhammed Mursi’nin cumhurbaşkanlığından azledilmesi, cemaatin üst ve orta kademedeki lider isimlerinin cezaevlerine ve gözaltı merkezlerine konulması sonrası düğüm çözüldü ve farklılıklar bir kez daha su yüzüne çıktı. Bu farklılık ayrıca dışarıya iltica eden Mısırlı İhvan çevrelerinde de yaşandı. Yaptıkları açıklamalarda bu durum açıkça görülüyor. Türkiye’den İhvan adına yayın yapan üç veya dört uydu kanalının performansında bu farklılık gözlemleniyor. Bir cemaatin en azından bir ülkede tek bir kanalının olması mantıklıyken çok sayıda kanalın olması görüş ve tutum farklılıklarının yansımasıydı.

Bu süreci incelerken dikkat çeken bir husus da İhvan oluşumları arasındaki tasnifin artık sadece ilgili çevrelerce yapılmıyor olması. Son yıllarda, cemaate itaat etmeyen, kendi bakış açısı ve kanaatleriyle hareket etmeye başlayan genç bir nesil ortaya çıktı.

Bu konuda endişe verici nokta, bu genç neslin demokrasiyi reddeden bir görüntü çizmesi ve ülkede yaşanan başarısız demokrasi deneyiminin onları demokrasinin araçlarına güvensizliğe sevk etmesidir. Dolayısıyla bu genç nesil, şiddete ve gizli çalışmalara katılmaya daha hazır hâle geldi. Bu, bu kişiler ile İhvan’dan olmayan kurbanların aileleri arasındaki buluşma noktasını oluşturuyor. Bu genç kesiminin sorunu, yakın gelecekte çözüme dair hiçbir ufuk görmemesi. Bu çıkmaz, intikam ve şiddete katılım duygusunu tetikliyor. Şiddet de ümitsizlik duygusunun artması ve çıkış yolunun bulunamamasıyla birlikte artıyor.

Bu analiz şayet doğruysa gelecekte yaşanabilecek şiddet olaylarının Ensar Beytil Makdis, Acnad Mısır ve benzer başka oluşumlarla sınırlı kalmayacağı ve şiddet halkasının hayal kırıklığına uğramış ve ümitsiz bu genç kesimin faaliyetleri sebebiyle genişleyebileceği anlamına gelmektedir.

(3)

Şiddet göstergelerinin toplumla ilgili kısmına gelince; bir araştırmacı, Mısır kamuoyundaki şiddet eğiliminin cazibe kazanmasına eşlik eden nefret ve intikam duygularındaki artışı görmezden gelemez. Bu noktayı açıklamak için II. Dünya Savaşı'nın sonunda 1945’te Müttefiklerin Nazileri yenilgiye uğratması ve Nazi yanlısı Vichy hükümetini düşürmelerinin ardından Fransa’da yaşananları hatırlatmak istiyorum. Zira Fransa’nın kurtarılması, Fransa direnişinin değil de Müttefiklerin rolü sayesinde gerçekleşse de Fransa halkı Nazilere karşı o kadar doluydu ki kitleler önceki rejimin milislerini ve muhbirlerini (kara borsa tüccarlarıyla birlikte) yargılamadan coşkuyla idam ettiler. Ayrıca önceki rejime katılan 80 yetkili isim de idam edilmişti.

Toplu intikamın tadına varılması bazı kimselerin organize ettiği bir kampanyada kendini gösterdi. Kampanya çerçevesinde yüzlerce, hatta binlerce işbirlikçi kadın köle gibi sokaklara sürüldü, sevinç ve alkışlar arasında saçları kesildi.

Nazilerin Fransa’daki yönetimi ile İhvan’ın iktidar deneyimi birbirinden farklı olsa da bizler Mısır’da intikam eğilimi içine girdik. Bu eğilim birçok kimseyi oturma eylemlerinin dağıtılması sırasında yaşanan katliamı olumlu karşılamaya sevk etti. Ebu Zagbel Hapishanesi önündeki nakil aracında 37 kişinin boğulması ve yanması küçümsendi. Avukat Şeyma ve öncesinde ‘İskenderiyeli kız’ Sündüs’ün öldürülmesi haklı görüldü. Ayrıca muhaliflerin hain ve suçlu görülerek darağaçlarında asılmaları talep edildi. İşkenceler ve 40 binden fazla insanın cezaevlerine atılması için de aynı şey söylenebilir.

Propaganda için kullanılan medya, intikam ve şiddet olgusunun artışında inkâr edilemez bir rol oynadı. Bu da yakın gelecekte birlikte yaşama ve istikrara katkı sağlayacağını düşünmediğim tehlikeli bir yığılma oluşturdu.

Medya, intikam ve şiddet olgusunun artışında inkâr edilemez bir rol oynadı. İş, kamuoyu vicdanının zehirlenmesiyle sınırlı kalmadı. Daha da tehlikelisi şiddet olgusunun toplumda önemli yerler işgal eden bazı elit unsurları da kapsamış olmasıdır.

by Fehmi Hüveydi

İş, kamuoyu vicdanı ve duygularının zehirlenmesiyle sınırlı kalmadı. Zira daha da tehlikelisi şiddet olgusunun toplumda önemli yerler işgal eden bazı elit unsurları da kapsamış olmasıdır. Daha önce bu unsurları 'soykırım tugayları' olarak tanımlamış, nefretin genelleşmesi, kökleşmesi ve intikam eğiliminde rolleri olduğunu belirtmiştim. Bu etkenin şiddetin gerekçelendirilmesi ve meşrulaştırılmasında inkâr edilemez bir etkisi vardır.

(4)

Şiddetle ilgili ayrıntılara girmek istemiyorum ancak iktidar iki açıdan şiddete başvuruyor. Birincisi, farklı sosyal hareketlilik olgularıyla baş ederken güvenliği baz alıyor. Bu durum siyasi çözümlere kapıları kapattı. Üniversiteler, barışçıl gösteriler ve askerî yargılamalara maruz kalan gençlere yapılanlar siyasi yaklaşımın gündemde olmadığının ve sadece güvenlik çözümlerine dayanıldığının en iyi kanıtı.

İkincisi iktidarın şiddeti, ‘gösteri’ yasasından ‘terörist oluşumlar’ yasası ve ‘üniversitelerin organizesi’ yasasında (öğretim görevlilerinin üniversite ile ilişkilerinin kesilmesi noktasında güvenlik güçlerinin elini serbest bırakıyor) değişikliklere kadar özgürlükleri sınırlayan bir dizi yasa ve uygulamada kendini gösteriyor. Ayrıca ‘sivillerin askerî mahkemelerde yargılanması’ yasası da cabası. ‘Davalarda tanıklara gerek duyulmaması’ yasa tasarısını ise hiç sormayın.

Müsteşar Tarık El Bişri ‘Mısır’da Devlet Organı ve İdaresi’ adlı son kitabının önsözünde şöyle diyor: “Bizler Mısır’da son yüzyılın dörtte üçlük dilimi içinde devlet idare organının alışkanlık hâline getirdiği değişmez olağanüstü hâl içinde yaşadık. Bu olağanüstü hâl çerçevesinde devlet organının deneyimleri, ustalıkları ve idare yöntemleri oluştu. Yani devlet organı, kendi ‘idare kültürü’, deneyimleri ve uzmanlıkları doğrultusunda ülkeyi ancak (‘olağanüstü hâlin getirdiği sınırsız yetkiler ve güçlerin gölgesinde) yönetebildi ve vatandaşlara muamelesinde kendi işinin misyonlarını yürütebildi.”  

Bişri, buradan Mısır’da ülkeyi yönetebilmenin despotluk deneyiminden, alışkanlık ve adetlerinden ayrılmadığı sonucunu çıkarıyor. Mısır’da hâlihazırdaki en önemli sorunlardan biri de budur.

Belki bazıları, sözünü ettiğimiz faktörlerin iktidarın uygulamaları ve güçlü eliyle sindirilebileceğini ve kontrol altına alınabileceğini gerekçe göstererek yukarıda bahsi geçen diken ve mayınların görmezden gelinebileceği kanaatini taşıyabilir. Sorunun özünü tam da bu gerekçe oluşturuyor. Zira acıların saklanması ve öfkenin gizlenmesi aldatıcıdır.

Acıların saklanmaması gerektiği hususunda uyarıyoruz. Çünkü bu sadece patlamanın geciktirilmesi ve bilinmeyen bir yarına ertelenmesi anlamına gelir. Akıllı kişi bu patlamayı geciktiren değil, sebeplerini ortadan kaldırandır. Sadece alınacak siyasi karar bu amacı gerçekleştirebilir. İstenen aşamanın yapısını ise bana sormayın. Zira bu konu ayrıntılara girmeden önce siyasi bir karara ihtiyaç duymaktadır. Bu karar da henüz alınmış değil. 

Fehmi Hüveydi, Mısırlı gazeteci ve yazar.

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera’nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Fehmi Hüveydi

Mısırlı gazeteci ve yazar. 1937 yılında dünyaya geldi. Kahire Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun oldu.  Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;