Görüş

Musul Operasyonu ve artan riskler

Musul Operasyonu başlayalı iki hafta oldu. Askeri kazanımlar sınırlı kalırken, operasyonun içinde cereyan ettiği siyasi ortamdaki riskler de artıyor.

Şaban Kardaş, Musul Operasyonunu IŞİD’le askeri mücadelenin Irak’ta en kritik eşiği olarak nitelendiriyor. [Fotoğraf: AA]

IŞİD’le askeri mücadelenin Irak’ta en kritik eşiği olan Musul Operasyonu başlayalı iki hafta oldu. Operasyon öncesi yapılan tartışmalarda sıkça bunun askeri yönünden ziyade siyasi boyutuyla önemli bir gelişme olacağı vurgulandı. Aradan geçen sürede askeri kazanımlar sınırlı kalırken, operasyonun içinde cereyan ettiği siyasi ortamdaki riskler de artıyor.

Dikkatlerin Musul’a çevrildiği bir anda, 21 Ekim’de IŞİD’in Kerkük şehir merkezinde gerçekleştirdiği saldırılar veya Anbar eyaletinde Rutba’da bir süreliğine kontrolü sağlaması, güvenlik cephesindeki kırılganlıkları bir kez daha hatırlattı.

Hali hazırda Musul tamamen çevrelenememişken, tüm cephelerde aynı derecede ilerleme kat edilmiş değil. Koalisyon yetkilileri, cephelerdeki mevcut durumu değerlendirmek ve Irak güvenlik güçlerinin sahadaki konumunu tahkim etmek için operasyonlara ara verildiğini açıkladı.

Her ne kadar bu duraklamanın peşinen öngörülen bir adım olduğu belirtilse de, IŞİD’in beklenenin ötesinde bir direniş göstermesi ve ilerlemenin sınırlı kalmasının bundaki etkisi yadsınamaz. Aynı ortamda Haşdi Şaabi milis kuvvetlerinin Telafar’e doğru ilerlemeye başladığı yönündeki haberler askeri dinamikleri ve siyasi denklemi daha fazla karmaşıklaştıracak bir gelişme. Irak özel harekat kuvvetlerinin Musul'un dış mahallelerine girdiği yönündeki haberler gelirken, IŞİD'in şehir merkezindeki tahkimatı güçlendirdiği de görülüyor.

Siyasi gündemlerdeki ayrışma, sahada birlikte harekat kabiliyeti düşük ve askeri öncelikleri de farklılaşma ihtimali yüksek bir kuvvetin yığılmasını beraberinde getirdi. Bu kopukluğun etkilerinin operasyonel düzeyde hissedildiği iki hafta boyunca görüldü.

Gelinen durumda operasyonun seyriyle ve bunun siyasi yansımalarıyla ilgili bir dizi tespiti yapmak mümkün.

Operasyon erken mi başladı?

İlk olarak, operasyonun zamanlamasında siyasi faktörlerin etkili olduğu yönündeki açıklamalarda haklılık payı olduğu görülüyor. Nihai operasyon aşamasına geçilmeden önce 2016 içerisinde Irak ordu birliklerinin Musul’un geniş çevresinde IŞİD’i baskılamaya ve ikmal yollarını kesmeye dönük adımları önemli idi. Bugün müşterek operasyon birliklerinin konuşlandığı ve operasyonların planlandığı Qayyara Askeri Üssü’nün Temmuz’da alınması bir dönüm noktası idi. Yine, IŞİD’in önemli liderlerine dönük saldırılarla örgütün komuta kademesinin hedef alındığı, operasyon hazırlıkları için önemli bir gelişme idi. Fakat yine de operasyonun sahada askeri koşulların tam anlamıyla oluştuğu bir konjonktürde başlatılmadığı da bir gerçek.

Öte yandan operasyona katılan farklı unsurların siyasi hesapları (ABD başkanlık seçimleri, Irak Başbakanı Haydar el Abadi’nin Bağdat siyasetinde karşılaştığı problemler, IKBY Başkanı Mesut Barzani’nin kendi konumunu güçlendirme hesapları ve Haşdi Şaabi bileşenlerinin ve arkalarındaki ana destekçi İran’ın farklı yerel ve bölgesel hesapları) Musul savaşının bir an önce başlatılması yönündeki baskıyı arttıran önemli bir faktördü.

Siyasi gündemlerdeki ayrışma, sahada birlikte harekat kabiliyeti düşük ve askeri öncelikleri de farklılaşma ihtimali yüksek bir kuvvetin yığılmasını beraberinde getirdi. Bu kopukluğun etkilerinin operasyonel düzeyde hissedildiği iki hafta boyunca açık biçimde görüldü. Musul’daki nihai şehir savaşlarına ve IŞİD’in ana savunma hatlarına yakınlaşıldığında bu uyumsuzlukların daha öne çıkma riski devam ediyor.

Siyasi yol haritası hazır mı?

İkinci olarak, operasyonun başlatılması için siyasi koşulların ne ölçüde yerinde olduğu diğer önemli bir soru işareti. Yerel liderler yıkıcı bir askeri müdahaleden ziyade daha tedrici ve siyasi diyalogla Musul’un kurtarılmasını önceleyen bir arayış içerisindeydi.

Musul’un IŞİD’den kurtarılması sonrasında nasıl bir yönetim yapısına sahip olacağı veya tartışmalı bölgeler konularının nasıl çözümleneceğine dair yerel liderlerin netlik arayışına rağmen, operasyona giden süreçte ‘Musul meselesi’nde siyasi bir yol haritası önlerine konmuş değil. Askeri operasyona katılan aktörlerin siyasi hesapları bir an önce savaşın başlaması yönünde örtüşürken, yerel unsurların, özellikle Sünni Arap liderliğinin, kaygılarının büyük oranda göz ardı edilerek hareket edildiği görülüyor.

Yine operasyonu yürüten unsurlar arasındaki ‘pazarlıkların’ içerisinde Sünnilerin kaygıların tam anlamıyla kulak verildiğini söylemek zor. Operasyona giden süreçte Sünni unsurların etkin bir askeri yapı geliştirmesi Bağdat yönetimince engellenmişti. Hali hazırda Haşdi Şaabi unsurlarının Musul şehir merkezine girmeyeceğine dair bazı taahhütler dışında somut kazanımları yok.

Fakat yine de, Musul’un ilk etapta IŞİD’in eline düşmesini hazırlayan sebeplerin ortadan kalktığı ve yerel halkın ‘IŞİD ve baskıcı Şii yönetim’ arasında seçim yapmaya zorlandığı siyasi denklem tam anlamıyla ortadan kalkmış değil. IŞİD’in sahada yürüteceği askeri stratejinin de bu hassas siyasi denklemi kaşımaya dönük olacağı görülüyor.

Eğer operasyona katılan aktörlerin siyasi gündemlerindeki yukarıda sayılan tüm uyumsuzluklara rağmen askeri cephede hızlı bir sonuç alma iradesi ağır basarsa, Musul operasyonunun çok ileri düzeyde tahribata yol açacak şekilde icrası yoluna gidilip, ‘IŞİD sonrası dönemde Musul meselesi’ daha çözülmez bir hale gelecektir.

IŞİD uzun bir mücadeleye hazır

Üçüncü olarak, IŞİD’in hâlâ stratejik bütünlüğünü koruduğu görülüyor. Musul operasyonuna başlamadan önce IŞİD’in nasıl bir askeri strateji takip edeceği konusunda muğlaklık söz konusuydu. Temelde IŞİD’in Musul’da ciddi bir direniş mi göstereceği yoksa şehri terk ederek Suriye derinliğine mi yöneleceği konusunda kesin bir kanaat oluşmamıştı. IŞİD’in Musul’da ciddi bir askeri direniş göstermeyeceği yönünde ciddi yorumlar yapılmıştı. Hatta, Telafer ve Sincar üzerinden Suriye’ye geçiş hattının tam anlamıyla çevrelenmeden operasyonun başlatılması, buradan IŞİD’e bir kaçış koridoru bırakılması olarak yorumlanmıştı. Yine, IŞİD’in komuta kademesinin Suriye’ye kaydırıldığı vb. istihbarat bilgilerinin de bu tezi desteklediği söylenmişti.

Bugün gelinen aşamada, IŞİD’in kendi içinde belli bir komuta, kontrol, iletişim bütünlüğünü sürdürdüğü ve uzun bir mücadeleye hazırlandığı görülüyor. Bu sayede kendi hedefleri hakkında muhatapları nezdinde stratejik muğlaklık yaratmayı başarabildiği gibi Kerkük saldırısı örneğinde görüldüğü üzere sürpriz saldırı geliştirme yeteneğini hâlâ sürdürüyor. Bu saldırılarla IŞİD 2014’deki ilerleyişinde olduğu gibi yerleşim yerlerini elde edecek ezici bir askeri üstünlük sağlamaktan uzak olsa da, muhataplarını terörize ederek ve özellikle yerinden edilmiş Sünni göçmenler sorununu kaşıyarak bazı taktik hedeflere ulaşıyor.

Musul’un ilk etapta IŞİD’in eline düşmesini hazırlayan sebeplerin ortadan kalktığı ve yerel halkın ‘IŞİD ve baskıcı Şii yönetim’ arasında seçim yapmaya zorlandığı siyasi denklem tam anlamıyla ortadan kalkmış değil. IŞİD’in sahada yürüteceği askeri stratejinin de bu hassas siyasi denklemi kaşımaya dönük olacağı görülüyor.

Dördüncü olarak, IŞİD’in Musul’da direneceği anlaşılıyor. Operasyon öncesi IŞİD militanlarının şehri terk ettiği bilgilerinin aksine, şehre Suriye’den yeni militan girişinin olduğu yönündeki yeni bilgiler ve kentteki tahkimatın güçlendirilmesi IŞİD’in uzun süreli bir nihai çatışmaya hazırlandığını gösteriyor. Bu kararlılığın IŞİD tarafından ortaya konması ile askeri operasyonların da bundan sonraki süreçte yeni cephe ve aktörlerle evrilmesi beklenebilir.

Musul’un batısından Telafer üzerinden Rakka’ya uzanan ve açık bırakılarak Musul operasyonunun başlatıldığı hattın, bir ‘kaçış koridorundan’ ziyade ikmal hattına dönüşmesi, Telafer operasyonunun öncelenmesini beraberinde getirdi. Daha önceden bu bölgeye girme planları yapan Haşdi Şaabi’nin harekete geçmesi ve Türkiye’nin buna dönük itirazları operasyonun siyasi boyutunu daha karmaşıklaştıracak bir gelişme olarak duruyor. Yine, ABD’li yetkililerce Rakka’ya eşzamanlı operasyon seçeneğinin dillendirilmeye başlanması, Rakka-Musul arasındaki bu dinamik etkileşimle doğrudan ilgili.

Daha önemlisi, ilerleyen koalisyon güçlerine karşı çetin bir şehir savaşı vermeye hazırlanan IŞİD’in bu direnişini sürdürmesi, daha önce verilen taahhütlerin aksine, şehir savaşlarında tecrübeli olduğu düşünülen Haşdi Şaabi güçlerinin operasyonlarda kullanılmasının da önünü açabilecektir. Hali hazırda şehir savaşlarında Irak özel operasyon birlikleri, terörle mücadele birimi ve federal polis kullanılması planlansa da, çatışmaların seyrine göre Haşdi Şaabi seçeneği de -farklı isimler altına gizlenerek- gündeme gelebilecektir.

Operasyondan sonra ne olacak?

Beşinci olarak, IŞİD’in bir sonraki evresine dair karamsar bir tablodan bahsetmek mümkün. Musul’daki direniş ve yığınağına rağmen IŞİD’in buradan bir ‘zaferle’ çıkması zor; savaş sonrası örgütün Irak’taki toprak kontrolüne dayalı teritoryel döneminin de sonuna gelinecek. Kerkük saldırısında görüldüğü gibi farklı sürpriz, vur kaç saldırıları ile 'terör örgütü' olarak faaliyetine devam etmesi muhtemel. Yeraltına çekilen IŞİD’in 'direniş örgütü' olarak hayatını sürdürdüğü ve uyuyan hücrelerini de kullanarak terör kampanyasını sürdürdüğü bir döneme girilebilir. Irak güvenlik birimlerinin daha uzun süre devam edeceği düşünülen güvenlik zaafları buna uygun bir zemin hazırlayacaktır.

Yine bir ‘fikir olarak IŞİD’in’ devam edeceği beklenebilir. Pek çok uzmanın ifade ettiği gibi, 2003 sonrası Irak siyasetinin temel belirleyicilerinden olan ‘Sünni sorunun’ çözülememesi durumunda IŞİD’in önümüzdeki dönemde yeni bir formda ortaya çıkması kuvvetle muhtemel.

Hali hazırda Musul operasyonunun seyrine ve IŞİD’in yürüttüğü askeri stratejiye bakıldığında, Sünnilerin Irak’ta marjinalizasyonunu sürdürecek adımların bilinçli veya bilinçsizce iki tarafça da atılmaya devam ettiği görülüyor.

Mevcut koşullar altında Musul’da IŞİD’e karşı elde edilecek bir askeri zafer, 2003 sonrası Irak’ın istikrarsızlıklarla dolu siyasi krizlerini bitirmekten ziyade bu hikayenin sadece bir bölümün sonunu getirecektir. Bir sonraki bölümün mevcudundan daha pozitif olacağının işaretleri henüz ortada görünmüyor.

Doç. Dr. Şaban Kardaş, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi ve Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi (ORSAM) Başkanı.

Twitter'dan takip edin: @sabankardas

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera’nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Şaban Kardaş

TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi ve Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi (ORSAM) Başkanı. Uludağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;