Görüş

Obama Ortadoğu'daki liderlik sınavında niçin başarısız oldu?

ABD'nin "üzülmektense tedbirli olmak iyidir" anlayışına dayalı Ortadoğu yaklaşımı tehlike arz ediyor.

ABD Başkanı Barack Obama, Başkan Yardımcısı Joe Biden ve Dışişleri Bakanı John Kerry. [Fotoğraf: Getty Images]

Önümüzdeki haftalarda Amerikan dış politikasını epey konu edeceğim, zira Başkan Barack Obama'nın görevdeki iki dönemine dair söylenecek çok şey ve kendisinin Ortadoğu geneline ilişkin stratejik, siyasi, ideolojik ve hatta kişisel yaklaşımını irdelemenin çeşitli yolları var.

Öncelikle bu hafta sonu Cumhuriyetçilerin liderlikle ilgili tartışmalarını dinlerken dikkatimi çeken bir şeye odaklanmak istiyorum. Yalnız, tartışmalar derken, Ortadoğu'yu daha çok bombalayarak ABD'yi "tekrar büyük" kılma saçmalığından veya paranoyak vatanseverliklerinden bahsetmiyorum.

Obama, ilham verici konuşmalarında yeni bir dünyanın sözünü veriyor, ancak politikalarının ya da politikasızlığının getirdiği sonuç, üç aşağı beş yukarı aynı eski ve yorgun dünyanın daha kaotik hali.

by Marwan Bishara


Önceden hazırlanmış konuşmaların, esprili cümlelerin ve basmakalıp sözlerin ötesine baktığınızda, diğer iki kurnaz Donald Trump ve Ben Carson bir yana, liderlik tartışmasının esasında üç vali ve iki senatör arasında döndüğünü fark ediyorsunuz.

Lafı bol, icraatı sıfır senatörler

New Jersey Valisi Chris Christie, valilikten gelme adaylarla senatörlükten gelme adaylar arasında fark olduğunu açık bir şekilde ifade etti.

Christie, Senatör Marco Rubio ile girdiği hararetli tartışmada, Rubio'yu Senato'dan gelme Washington'lı gösteri atlarının bir yenisi olarak nitelendirdi.

Washington Post'un haberine göre, Rubio'nun 25 saniyelik hazır konuşmaları ile dalga geçen ve senatodaki konuşmalarını kendisinin vali olarak yaptığı konuşmalarla kıyaslayan Christie, Rubio'yu adeta "kıskıvrak yakaladı".

Vali olarak gerçek sorunlara çözüm bulmak zorunda olduğunu ifade eden Christie, şunları söyledi:

"ABD Başkanı ya da valiyseniz, Amerika'nın ne kadar büyük olduğundan bahsettiğiniz o 30 saniyelik ezbere konuşmalarla hiçbir sorunu çözemezsiniz."

"Amerikalı bir senatör her sabah uyandığında 'Nasıl bir konuşma yapabilirim? Hangi yasa tasarısını reddedebilirim?' diye düşünür. Ben ise her sabah uyandığımda beni seçen insanların hangi sorununu çözmem gerektiğini düşünüyorum. Bu farklı bir deneyim."

Christie, önceki tartışmada da şu espriyi yapmıştı: "Senatör Rubio'nun söylediklerine katılıyorum. Daha iki hafta önce, senatörlerin ve kongre üyelerinin Amerika'nın sorunlarını çözemeyeceğini söylemişti. Kendisi ile sonuna kadar aynı fikirdeyim."

Şaka bir yana, senatörlükten gelme başkanların hepsini sadece bu temelde yargılayamayız. ABD'nin bugüne dek 16 senatör kökenli başkanı oldu. Kararsızlığın yanından bile geçmeyen, bir tek hüküm giymesi eksik kalmış bir savaş suçlusu olan Richard Nixon onlardan biri. Aynı şey valiler için de geçerli. Üstelik sadece Christie'nin zayıf sicilinden de bahsetmiyorum. Mesela George Bush'a bakın. Daha başka bir şey söylememe gerek var mı?

Peki bunların Amerikan dış politikasıyla, özellikle de Ortadoğu'ya, Suriye, Irak ve Filistin'e yaklaşımıyla ne ilgisi var?

Senatör Obama ve ortakları

Christie'nin "çok laf, sıfır icraat" sözleri ışığında, Obama ile iki dışişleri bakanı Hillary Clinton ve John Kerry'nin ve Başkan Yardımcısı Joe Biden'ın eski senatör olduklarını hatırlayalım. Senatörlük koltuğunda Kerry'nin 28, Biden'ın 36 yılı geçti. Talihsiz Savunma Bakanı Chuck Hagel'ın da senatörlükten gelme olduğunu unutmayalım.

ABD Senatosu'nun düsturu şu olmalı: 'Risk alma; üzülmektense tedbirli olmak iyidir. Sen beni kolla, ben de seni kollayayım.'

by Marwan Bishara


Bu kadar çok konuşup bu kadar az şey söyleme kapasiteleri hayret verici düzeyde. Yaptıkları laf kalabalığı çekilir gibi değil.

"Konuşma üstadı" olarak adlandırabileceğimiz Obama, tercihen prompter kullanarak yaptığı konuşmalarda, benzersiz becerisi ve kıvrak zekası ile her türlü izleyici ile başa çıkabilen bir isim. Amerikalı lider, ister Kahire, İstanbul ve Kudüs'te, ister Oslo, Prag ve Birleşmiş Milletler'de, söylev üstüne söylev çekebilecek beceride.

İlham verici konuşmalarında yeni bir dünyanın sözünü veriyor, ancak politikalarının ya da politikasızlığının getirdiği sonuç, üç aşağı beş yukarı aynı eski ve yorgun dünyanın daha kaotik hali.

ABD'nin Irak'taki savaşını bir bakıma sona erdirmiş, İran ile nükleer anlaşma imzalamış olabilir, ama Irak, Suriye, Mısır örneklerindeki ataleti, meseleleri ilk göreve geldiği zamana kıyasla çok daha kötü hale getirdi.

Diktatörleri görevden almak için askeri müdahalede bulunmalıydı demiyorum. Ama Suriye'deki soykırımı önlemek için diplomatik ve stratejik açıdan kararlı davranıp, örneğin Türkiye ve diğer ülkelerle birlikte uçuşa yasak bölge kurabilirdi. Veya İran'ın Irak'a müdahalesine ve Bağdat'ta Nuri Maliki yönetiminde mezhepçi bir rejimin yükselişine sınır koyabilirdi.

Ve elbette İsrail'e işgale son vermesi için baskı yapabilir; General Abdulfettah Sisi'yi yaptığı darbe ve baskıdan dolayı cezalandırabilirdi.

Obama yönetiminin, Mısır'daki askeri darbeyle ilgili tavrını ortaya koymak için işi ağırdan alıp, en sonunda da "Bir karar vermemiz gerekmediğine karar verdik" demesi belki de her şeyi anlatıyor.

Kerry, kimilerinin ortaya çıkmasında Washington'ın da etkili olduğu tüm bu acil krizleri çözüp akan kanı durdurabilmek, işleri halletmek için tek ihtiyacımız olan şeyin, taraflarla ölümüne konuşmak olduğunu sanıyor. Düşmanları öpüştürüp barıştırmak için tek yapmanız gereken, onları bir odaya doldurup konuşturmak. Çünkü Senato'da öyle yapıyorlar.

Ödenek kralları

Ne yazık ki, Senato'nun siyasi kültüründe "sadece laf"tan fazlası var. "Ödenek kralları" olarak anılan senatörler, herhangi bir konuşma yapmadan, herhangi bir adım atmadan ya da bir yasayı geçirmeden önce hep o işten kendilerinin ne çıkarı olacağını sorar.

Onlara göre her şeyden önce "özel çıkarlar" gelir. Seçmenleri ikinci, ülke ise açık arayla üçüncü sıradadır. ABD sınırlarının ötesindeki dünyanın menfaati ise hemen hemen hiç önem arz etmez.

Ve görüş ayrılıklarına rağmen, kendi aralarında her zaman uyum ve suç ortaklığı içinde hareket ederler.

Seçim konuşmalarını yaptıkları kamu televizyon ağı C-Span'de sert, tartışmacı, hatta düşmanca bir tavır sergiliyor olabilirler, ama aslında arka planda birbirilerinin sırtını sıvazlayan yakın dostlar.

ABD Senatosu'nun düsturu şu olmalı: "Risk alma; üzülmektense tedbirli olmak iyidir. Sen beni kolla, ben de seni kollayayım."

Bu siyasi kültür, "Aptalca şeyler yapma" sözünü uzunca bir süre slogan edinmiş Obama yönetiminin dış politika mantığını anlamamıza epey yardımcı oluyor.

Üstelik bu, Umudun Cesareti'ni yazmış ve kampanya sloganı "Evet, yapabiliriz" olan bir adamdan geliyor.

İsterseniz bana idealist deyin, ama bence yüz binlerce Suriyeliyi boş yere ölüme terk etmek de aptalca.

Marwan Bishara, Al Jazeera'nin baş siyaset uzmanı. 'The Invisible Arab: The Promise and Peril of the Arab Revolutions' (2012), 'Palestine/Israel: Peace or Apartheid: Occupation, Terrorism and the Future' (2003) ve 'Palestine/Israel: Peace or Apartheid: Prospects for Resolving the Conflict' (2001) kitaplarının yazarı.

Twitter'dan takip edin: @marwanbishara

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Al Jazeera'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Marwan Bishara

Al Jazeera'nin baş siyaset uzmanı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;