Görüş

Orta Afrika krizi: Fransa'yı arayınız

Ülkedeki şiddetin arkasındaki temel etkenler, acı bir sömürge mirası ve devlet gücünün yanlış kullanımı.

Orta Afrika Cumhuriyeti'nde Fransız askerleri devriye geziyor.
Fransız askerleri başkente yayılırken, Hristiyan ve Müslüman çeteler linçlere devam ediyor. [Reuters]

Orta Afrika Cumhuriyeti'nde (OAC) devam eden çatışma, önce bölgesel bağlamda yerine konulmalı. OAC, kıtanın diğer bölgelerine nazaran, Afrika'nın sömürge dönemi ve sonrasında en vahşi zulümlere tanık olmuş bölgesinin bir parçası. OAC'nin güneyinde, son 30 yılda üç milyondan fazla can alan modern bir cehennemin merkez üssü Demokratik Kongo Cumhuriyeti bulunuyor. OAC'nin kuzeydoğusunda ise, çatışmalarında bir milyonun öldüğü ve sayısız milyonların evsiz kaldığı Sudan var.

Güneydoğusundaki Uganda'da, zamanında siyasi rakiplerini timsahlara yem eden İdi Amin ve otuz yıldır kuzey Uganda kırsalındaki halka terör saçan Tanrı'nın Direniş Ordusu var. Yine güneydoğusunda, bir milyona yakın sivilin 1994 soykırımında katledildiği Ruanda ve iç savaş ile siyasi iktidarsızlığın arkasında insanlık dramı bıraktığı Burundi bulunuyor. Bu bölgesel felaketin bilançosu, dünyanın en zengin doğal kaynaklarına sahip bir bölgede birkaç milyon Afrikalının ölümü ve çok daha fazlasının hayatının mahvolmasıydı.

Basitçe haber yapmak

Yüzeysel akademik yayınlar ve basın raporları, OAC'de halihazırda devam etmekte olan dahil, bu çatışmaların çoğunu kabilelere bağladı. En belirgin olanıysa, Ruanda soykırımının Tutsi ve Hutu toplulukları arasında kökü eskiye dayanan bir husumetmiş gibi gösterilmesiydi.

Afrika ülkeleri neredeyse 60 yıldır Avrupalı sömürgecilerden 'bağımsızlar'; ancak Avrupalı vahşiliğinin bazı mirasları kıtada varlığını hâlâ sürdürüyor.

by Abdi Ismail Samatar

Benzer biçimde Sudan'daki çatışma da, ülkenin ikiye bölünmesinden önce, Müslüman ve Hristiyanlar arası ya da Araplar ve Afrikalılar arası bir savaş olarak tanımlanıyordu. Şimdi de Güney Sudan'da Dinka ve Neur kabilelerinin birbirlerini öldürdükleri iddia ediliyor. Kıtadaki çatışmaların kabileler ya da dinler üzerinden tanımlanmasının uzun bir geçmişi var.

Ancak pek çoğu bu çatışmaların özünde etnik ya da dini olmadığını ve aslında devlet gücünün gayrimeşru sömürüsüyle güdülmüş mevcut siyasi ve ekonomik güçler bağlamında daha iyi açıklanabileceğini anlayamıyor. Hükümet yetkilerinin bu şekilde kötüye kullanılmasıyla devlet, nüfusun ortak yönlerine vurgu yapan bir otorite olmaktan çıkıp mezhepsel bir güce dönüşüyor.

İktidardakilerin devleti mezhepçiliğe alet etmesi ve siyasi muhalefetin toplumsal ilişkileri kullanarak iktidarı ele geçirmek için destekçileri ayaklandırması, toplumda önceleri var olmayan çatışmalar üretti.

Fransız sömürgeciliğinin acı mirası

Afrika ülkeleri neredeyse 60 yıldır Avrupalı sömürgecilerden 'bağımsızlar'; ancak Avrupalı vahşiliğinin bazı mirasları kıtada varlığını hâlâ sürdürüyor. Örneğin, kültürel toplulukları etnik veya kültürel sınırlarla farklı siyasi birimlere ayırmak, sömürgeci güçlerin icadıydı ve halen de devam ediyor. Maalesef pek çok Afrikalı lider ve onların siyasi muhalifleri, iktidarda kalmak veya siyasi otorite kazanmanın bir yolu olarak bu otoriteyi benimsediler.

Orta Afrika'daki Fransız sömürgeciliği, üç temel özelliğiyle bilinirdi. İlk olarak bölgeyi, yerli halkın en vahşi otoriter rejimlerden birine maruz kaldığı bir Fransız tımarı olarak yönetti. Böyle yaparak, Fransızlar halkın rızasından ziyade gücün otoritenin kaynağı olduğu bir siyasi kültür aşılamış oldular.

İkincisi, Fransız otoritesi ve ticari müttefikleri, bölgenin kaynaklarını yerli halkın refahı için değil kendileri için çıkardılar. Otoriter yönetimini kurarak sömürgeci Fransa, kültür, etnik ve dini grupları devlet kontrolündeki siyasi kategorilere dönüştürdü. Tüm sömürgeci rejimlerde olduğu gibi, bu böl ve yönet stratejisi, Afrikalıların ortak siyasi projesinin altını oymak ve Fransız egemenliğini uzatmak içindi.

Geçmişle mücadele

Orta Afrika Cumhuriyeti, 1960'ta kağıt üstünde Fransa'dan bağımsızlığını kazandığında, acınası bir haldeydi ve aşması gereken pek çok yükümlülük de ona miras kalmıştı. Fransa artık bölgede kontrol sahibi olmasa da, sahne arkasında ipleri elinde tutuyordu.

Yerel müttefikleri de dahil olmak üzere askeri güçleriyle, Fransa doğrudan veya dolaylı yoldan OAC'nin askeri meselelerinde kaydadeğer bir rol oynamayı sürdürdü. Bir diğer önemli etken de, eski sömürgeci efendilerine minnettar olan cahil yerli elitlerin, zahmetli milli sorumluluklar hakkında en ufak bir fikirlerin bile olmadığının görülmesiydi.

Orta Afrika Cumhuriyeti'nde FOMAC askerleri dini barış görüşmelerini takip ediyor.
Orta Afrika Cumhuriyeti'nde FOMAC askerleri dini barış görüşmelerini takip ediyor.
[[Reuters]]

Sömürgeci yapıları yerli halka hizmet ettirecek şekilde dönüştürmektense, elitler kendilerine miras kalan sistemi yanlış idare ettiler. Daha da kötüsü, ülkenin kaynaklarını kendi çıkarları için sömürdüler.

Bağımsızlık, beraberinde özgürlük ve şeffaflık getirmedi. Onun yerine, zalimliği hayalgücünün ötesinde yeni bir tür otoriter rejim getirdi. Bu yeni düzenin en iyi temsili, kendini İmparator ilan eden Bokassa'nın 1965-1979 arası yıkıcı iktidarıydı. Bokassa'da, ülkedeki Fransız Komandolarının yardım ettiği başka bir darbeyle yerinden oldu. İsyancı bir grubun hükümeti devirdiği geçen yılki darbeye kadar pek çok darbe de bunu izledi. Fransa her zaman perde arkasından üzerine düşen rolü oynadı. Son olarak, ülkeyi kasıp kavuran ve aslında kökeni yine Fransa'ya dayanan bir çatışmayı durdurmak için askerlerini gönderdi.

Çatışmanın sebepleri, sonuçlarına karşı

OAC'deki felaketin medya ve siyasette ele alınışı, çoğunlukla dini çizgiler (Müslüman-Hristiyan) veya etnik ayrılıklar çerçevesindeydi. Çatışmanın bu biçimde tanımlanması yeni bir şey değil. Kıtadaki diğer çatışmalara da bu açıdan bakıldı. Fakat OAC'de, Hristiyan ve Müslüman toplulukların tarih boyunca dini tatsızlık yaşamadan yan yana yaşadıklarını ancak fısıltılarda duyabilmek mümkün. Bu uyumlu tarihsel ilişkilere bakıldığında, ülkedeki çatışmanın kökeni, doğası ve dinamiklerini nasıl açıklayabiliriz?

Felaketin merkezinde iki etken olduğu düşünülebilir. Birincisi, Fransız sömürgeciliğinin korkunç mirası, geride mahvolmuş bir ekonomi bıraktı. Otoriter rejim ve sömürgeciliğin en kötü biçimlerini pekiştiren sömürge sonrası bir siyasi düzeni teşvik etti.
Otoriter devlet halka şiddet uygulayınca, halk da ortak değerlerden yola çıkan bir hareketle gözükara tedbirlere başvurdu. Sonuç olarak, şiddet ve zorbalıktan oluşan bir kısır döngüye girildi.

by Abdi Ismail Samatar

İkincisi, OAC'nin sömürge sonrası siyasi elitleri devleti, ülkeyi geliştirip halk içindeki ortaklıkları arttıracak bir araç olarak değil; devlet kaynaklarını yağmalamak, siyasi muhaliflere şiddet uygulamak ve toplulukları kitleler halinde ötekileştirmek ve nihayet sömürgeciliğin böl ve yönet stratejisini uygulamak için kullandılar.

Kötü yönetim ve devlet gücünün istismarı, toplulukların bölünmesine, siyasi görüşlerin kutuplaşmasına ve hükümetin öz sorumluluğunun gayrimeşrulaştırılmasına neden oldu. Halk meşruiyeti olmadan, hizmet ve adaletin dağıtılmadan ve ortak siyasi değerler geliştirilmeden ülkenin yeniden inşa edilmesi ihtimali oldukça düşük.

Otoriter devlet halka şiddet uygulayınca, halk da ortak değerlerden yola çıkan bir hareketle gözükara tedbirlere başvurdu. Sonuç olarak, şiddet ve zorbalıktan oluşan bir kısır döngüye girildi. OAC'deki ve bugün Güney Sudan da dahil diğer Afrika ülkelerindeki dramın nedensellik çizgisi böyle. Dini ve etnik ayrılıkları ortaya çıkaran, devletin siyasi olarak yanlış yönetimidir, tersi değil.

Bu vahşi döngünün tersine çevrilmesi, olağanüstü bir milli liderlik görüşü (Mandela ayarında cesaret, bilgelik ve tevazu), kararlılık ve çıkarları yönünde hareket etmeyen bir uluslararası toplum gerekiyor.

Fransa, OAC'deki itibarsız geçmişi göz önüne alındığında, uluslararası topluma bu konuda rehber olacak ahlaki duruşa sahip değil. Bu durum, Afrika Birliği'nin çabalarını arttırmasını gerektiriyor. Afrika Birliği üyeleri arasında bu işe öncülük etmeye en yetkin olanlar da Güney Afrika, Botsvana, Namibya ve Ruanda.

Abdi Ismail Samatar, Minnesota Üniversitesi'nde Coğrafya, Çevre ve Toplum Bölümü Başkanı, Pretoria Üniversitesi'nde Araştırma Görevlisi ve Afrika Çalışmaları Derneği'nin eski Başkanı.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Al Jazeera'nın editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Abdi Ismail Samatar

Minnesota Üniversitesi, Coğrafya Bölümü’nde öğretim üyesi ve Pretoria Üniversitesi’nde araştırmacıdır. Somali’nin yeni siyasi partisi Hiil Qaran’ın da kurucu üyesidir. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;