Görüş

Orta Asya için Kırım dersleri

Kırım’ın Rusya’ya bağlanması, Orta Asya Cumhuriyetleri açısından açık mesajlar içeriyor. Moskova, Kırım’ı işgali ve arkasından referanduma giden süreci “bölgede yaşanan etnik Ruslar”a ve daha geniş bir ifade ile “Rusça konuşan halka” dayandırıyor.

Konular: Ukrayna, Rusya, Kırım
Eski Sovyet ülkesi Kazakistan, Rusya'nın en güçlü müttefiklerinden biri. [Fotoğraf: Getty Images]

Kırım’ın Rusya’ya bağlanma kararı almasının ardından yapılan değerlendirmelerde yer alan en dikkat çekici tespitlerden biri, uluslararası kamuoyunun Gürcistan’da Rusya’ya yeterince tepki vermemesinin, bugüne temel oluşturduğu yönündeydi. Hatırlanacağı üzere 2008 yılında Rusya’nın Gürcistan’a adeta savaş açması ve neticesinde Tiflis’e bağlı Güney Osetya ve Abhazya bölgelerini gayrı resmi ilhak etmesi karşısında Rusya’ya yönelik kararlı bir tutum geliştirilememişti.

Moskova’nın aslında Devlet Başkanı Vladimir Putin ile özdeşleştirilen ve “geri dönüş” olarak tanımlanan politikasını artık “yakın çevre doktrini” (the near abroadile tanımlamak mümkün görünmüyor. Başta eski Sovyet coğrafyası olmak üzere tüm dünya, Rusya’nın askeri gücünü ön plana çıkaran ve çıkarlarını her ne pahasına olursa olsun koruyan politikasını dikkatle takip ediyor.

Kırım’ın Rusya’ya bağlanmasını karara bağlayan 16 Mart 2014 tarihli referandum, uluslararası kamuoyunu adeta ikiye böldü. Sonuçlar, referandumdan beş gün sonra Putin'in imzaladığı kararname ile Rusya açısından derhal yürürlüğe girerken, Avrupa Birliği (AB) ve ABD söz konusu sonuçların yasadışı olduğunu açıkladı.

Batı’nın Rusya’ya karşı bazı yaptırımlar uygulama kararı, Kırım'ın işgali hadisesinin büyüklüğü ile kıyaslandığında neredeyse hiçbir etki yaratmadı. Orta Asya Cumhuriyetleri ise bu süreçte -uzun vadede kendileri açısından ortaya çıkabilecek tehditlere rağmen- Rusya’dan yana tavır ortaya koydular.

Kazakistan, Kırım referandumunu ilk tanıyan devletlerarasındaydı. Astana, 16 Mart referandumunu, Kırım halkının özgür iradesinin bir yansıması ve halkların kendi kaderini tayin hakkının bir parçası olarak gördüklerini ifade etti.

Kırgızistan, Kazakistan’dan bir adım daha öteye giderek Kırım’ın Rusya’ya bağlanmasını “objektif gerçeklik” olarak tanımladı.

Tacikistan ve Özbekistan ise olayların başlangıcında Birleşmiş Milletler (BM) ve uluslararası hukuk normlarına ciddi bir vurgu yapsalar da son tahlilde -en azından sessiz kalarak- Rusya’yı destekler nitelikte bir yaklaşım sergilediler.

Rusya penceresinden değerlendirildiğinde Kırım’daki süreç, temelde birkaç kritik noktada düğümleniyor:

1) “Etnik Rus ve/veya Rusça konuşan halkın “kendi kaderini tayin hakkı”. Bu hakkın halen uluslararası hukuk açısından bile muğlak olduğu ifade edilebilir. Zira Moskova, uzun yıllar Çeçenlerin “kendi kaderini tayin haklarını” kullanmalarının önünde bütün askeri varlığı ile durmuş ve Çeçenistan sorununu askeri metotlarla “çözmüş” bir devlet.

2) Kırım referandumunun meşruiyeti başlı başına bir konu başlığı teşkil etmekle birlikte Ukrayna’daki sivil halk hareketi ve Rusya’nın Kırım işgaline zemin hazırlayan argümanlarının Orta Asya rejimleri tarafından nasıl algılandığı, öne çıkıyor.

Rusya'nın bitmeyen Orta Asya ilgisi

Sovyetler Birliği’nin 1991’de dağılmasıyla bağımsızlıklarına kavuşan Orta Asya devletleri, dünyada farklı coğrafyalarda ortaya çıkan ve çoğunlukla iktidarları değiştiren sivil devrimleri başlangıçta tedirginlikle takip ettiler. Bölgede sivil devrim süreci yalnızca “demokrasi adası” olarak tanımlanan Kırgızistan’da yaşandı ve hatta birden fazla kez tecrübe edildi.

Ukrayna’dakine benzer sürecin diğer Orta Asya Cumhuriyetleri’nde de yaşanabileceğine dair yorumlar kanaatimizce gerçeklikten uzaktır. Ve elbette Orta Asya liderleri de bunun farkındadır.

Sivil devrim hareketlerinin ortaya çıktığı ülkeler değerlendirildiğinde, halk hareketlerine zemin oluşturabilecek bir altyapı ve görece hareket kabiliyetinin varlığı hemen göze çarpar. Oysa Orta Asya Cumhuriyetleri’nde bu unsurların varlığından söz edilemez. Bu nedenle salt “halk hareketinin bölge rejimleri arasında yarattığı rahatsızlık” penceresinden bakıldığında Ukrayna krizinin, Orta Asya Cumhuriyetleri açısından ciddi bir rahatsızlık yaratmadığı öne sürülebilir.

Kırım’ın Rusya’ya bağlanması, Orta Asya Cumhuriyetleri açısından açık mesajlar içeriyor. Moskova, Kırım’ı işgali ve arkasından referanduma giden süreci “bölgede yaşanan etnik Ruslar”a ve daha geniş bir ifade ile “Rusça konuşan halka” dayandırıyor.

Moskova, bir anlamda “Rus”lar ve “Rusça konuşanların” koruyucusu olarak Kırım’da olduğunu gösteriyor. Tüm Orta Asya Cumhuriyetleri’nin Rus azınlıkları bulunduğu ve hatta bu ülkelerin hemen hepsinde Rusçanın en çok kullanılan dil olduğu göz önüne alındığında, Orta Asya Cumhuriyetleri açısından en açık mesaj da budur.

Kırım bağlamında öne çıkan bir diğer faktör de Yalta’da konuşlu Rus askeri varlığının, Moskova’nın tavrını destekler bir unsur olarak belirmesiydi. Benzer şekilde Orta Asya Cumhuriyetleri’nde halen Rusya’nın önemli askeri varlığı olduğu da söylenebilir.

Kırgızistan’daki askeri üssü, Kazakistan’da Baykonur Uzay Üssü vesilesiyle var olan askeri eğitim karargahlarına ek olarak Moskova, kendi toprakları dışında en çok askeri yaklaşık 7000 kişilik birliği ile Tacikistan’da bulunduruyor.

Rusya ile uzun bir sınır paylaşan, keza Rusya ve Belarus ile beraber Gümrük Birliği’ne üye olan Kazakistan ekonomisi gibi Tacikistan, Kırgızistan ve Türkmenistan ekonomilerinin de Rusya’nın etkisine ne denli açık olduğu biliniyor.

En genel hatlarıyla değerlendirdiğimizde bile Rusya ile Orta Asya Cumhuriyetleri’nin adeta koparılamaz ve gittikçe derinleşen bağlara sahip oldukları görülüyor. Yine Sovyetler Birliği'nin parçalarından biri olan Moldova’ya bağlı Transdinyester’in de Rusya’ya bağlanmaya yönelik bir karar alması, tüm eski Sovyet coğrafyası açısından muhtemel bir domino etkisi kuşkusunu körüklüyor.

Orta Asya ülkeleri, Moskova’nın eskiden kendisine bağlı olan bölgelerde tam hakimiyetini yeniden kurmak konusunda gösterdiği kararlı tutumun gayet iyi farkındadırlar. Rusya'nın Orta Asya ilgisinin, söz konusu toprakları yalnızca doğal etki alanı şeklinde değerlendirmenin ötesine uzandığını biliyorlar.

Rusya Federasyonu’nun AB Büyükelçisi Vladimir Çijov’un Kırım konusunda yaptığı değerlendirmede ifade ettiği, Kırım’ın “yeniden birleşmesi” olayı, Rusların duydukları memnuniyet, bu durumun en belirgin göstergesidir. Zira Moskova’da son 10 yıldır körüklenen duygu, bu toprakların asıl sahiplerine geri dönüşünün gayet normal olduğu yönündedir.

Rusya gerek bölgesel işbirliği zeminlerini etkin kullanarak gerekse yıllar öncesine dayanan, ama zamanla yıpranan ve eskiyen ilişkilerini tamir ederek bölgedeki etkinliğini her geçen gün artırıyor. Eski Sovyet coğrafyasını yakından takip eden herkes, Moskova’nın buralarda yoğunlaşan ekonomik, siyasi ve askeri gücünü rahatlıkla fark edebilir.

Yukarıda ifade edilen hususların her biri, Orta Asya Cumhuriyetleri açısından bir tehdit algısı olarak değerlendirilebilir. Kırım’da yaşanan süreç, Putin yönetimindeki Rusya’nın “meşru bir temel” kaygısının olmadığını göstermiştir.

Rusya, bölge devletleri açısından yeni bir psikolojik duvar örüyor. Sovyetler Birliği’nin yarattığı algı duvarını kırma konusunda 20 yıldır önemli bir mesafe kaydeden Orta Asya Cumhuriyetleri için Kırım’ın en önemli sonucu da o noktada odaklanıyor.

Gökçen Oğan, lisans eğitimini Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde aldı. Yüksek lisans çalışmasını "Şanghay İşbirliği Örgütü ve Bölgesel İşbirliği Girişimleri" konusunda hazırladığı tezle tamamladı. Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi'nde (ASAM) Orta Asya uzmanı olarak çalıştığı süre sonrasında çeşitli araştırma merkezlerinin Avrasya danışmanlığını üstlendi. Bölgeye ilişkin pek çok makale ve değerlendirmesi olan Oğan, halen Orta Asya, Afganistan, Pakistan merkezli çalışmalarını sürdürüyor, ilgili konularda araştırmalar yapıyor ve değerlendirmeler kaleme alıyor.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Al Jazeera’nın editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Gökçen Oğan

Orta Asya uzmanı, araştırmacı. Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden mezun oldu. "Şanghay İşbirliği Örgütü ve Bölgesel İşbirliği Girişimleri" başlıklı teziyle yüksek lisansını tamamladı. Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi'nde (ASAM) Orta Asya uzmanı olarak görev yaptı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;