Görüş

Ortadoğu ve tarihin geri dönüşü

Birinci Dünya Savaşı sonrasında Osmanlı İmparatorluğu'nun enkazı üzerine kurulan eski Ortadoğu, düpedüz parçalanıyor. Mevcut noktaya gelinmesinde, Amerika'nın bu çatışmaya meyilli bölgedeki eylemlerinin de payı büyük.

Irak ve Suriye'deki IŞİD ilerleyişi, bölgede yaşayan Kürtlerin önüne fırsat penceresi açmış görünüyor. [Al Jazeera]

Francis Fukuyama, ilk baskısı 1992’de yayımlanan Tarihin Sonu ve Son İnsan isimli meşhur kitabında ‘tarihin sonunun geldiğini’ öne sürmüştü. Ama o günden bugüne tarih bizi defalarca şaşırttı. Çin'in yükselişi, Balkanlar’daki savaşlar, 11 Eylül 2001'deki terör saldırıları, Afganistan ve Irak'taki savaşlar, 2008'deki küresel mali kriz, "Arap Baharı" ve Suriye’deki iç savaş, Fukuyama'nın ‘liberal demokrasinin zaferinin kaçınılmaz olduğu’ yönündeki vizyonunu haksız çıkardı.

Aslına bakılırsa, tarih, 1989 yılında Avrupa'da komünizmin çöküşünden Rusya ile Batı arasında yeniden alevlenen yüzleşmeye kadar geçen 25 yıl zarfında, başladığı noktaya geri döndü de diyebiliriz.

Ancak tarihin asıl işbaşında olduğu ve üstelik son derece dramatik sonuçlar doğurduğu coğrafya Ortadoğu. Birinci Dünya Savaşı sonrasında Osmanlı İmparatorluğu'nun enkazı üzerine kurulan eski Ortadoğu, düpedüz parçalanıyor. Mevcut noktaya gelinmesinde, Amerika'nın bu çatışmaya meyilli bölgedeki eylemlerinin de payı büyük.

ABD'nin esas kabahati, Başkan George W. Bush dönemindeki 2003 Irak işgaliydi. O dönemde iktidarda olan “neoconlar” (yeni muhafazakârlar), Saddam Hüseyin'in devrilmesinin ardından Irak'ta ve bölgede oluşan iktidar boşluğunu önemsemediler. Bush'un halefi Barack Obama'nın Irak'tan çekilmekte aceleci davranması ise ABD'nin ikinci hatası oldu.

Amerika, Arap Baharı’nın başlaması ve Suriye’deki iç savaş ile hemen hemen aynı tarihlerde Irak'tan çekildi ve bölgede düzen sağlayıcı bir kuvvet olması gerekirken ısrarla pasif kaldı. ABD’nin bu tavrı, Irak ve Şam İslam Devleti'nin (IŞİD) hızla ilerleyerek Irak'ın en büyük ikinci kenti Musul dahil pek çok yeri ele geçirdiği, şimdilerde ülkeyi parçalanma tehdidiyle karşı karşıya bırakıyor.

Bağdat'ın kuzeybatısındaki bölgenin büyük bölümünün IŞİD'in kontrolüne geçmesiyle birlikte, Irak ile Suriye arasında sınır namına pek bir şey kalmadı. Komşu ülkelerin birçoğunun sınırları da cebren yeniden çizilebilir. Hali hazırda yaşanan büyük çaplı insanlık felaketinin daha kötüye gitmesi kesin görünüyor.

Bağdat'ın kuzeybatısındaki bölgenin büyük bölümünün IŞİD'in kontrolüne geçmesiyle birlikte, Irak ile Suriye arasında sınır namına pek bir şey kalmadı. Komşu ülkelerin birçoğunun sınırları da cebren yeniden çizilebilir. 

by Joschka Fischer

IŞİD, Irak ve Suriye'nin belli bölgelerinde devlet benzeri kalıcı bir yapı kurmayı başarabilirse, bölgenin parçalanması hızlanacak. ABD, "teröre karşı küresel savaşı" kaybedecek. Ve son olarak dünya barışı ciddi şekilde tehdit altında kalacak. Ortaya bir IŞİD terör devleti çıkmasa da, Suriye'deki iç savaşın başka yerlere sıçramaya son derece müsait olmasından dolayı, bölgedeki durum istikrarsızlığını koruyor.

Aslında "iç savaş" yanlış bir terim. Zira Suriye’deki olaylar, Suudi Arabistan ile İran arasında bölge hakimiyeti için uzun soluklu bir çekişmeyi de beraberinde getiriyor. Bu çekişmeyi körükleyen de İslam dünyasındaki Sünni çoğunluk ile Şii azınlık arasındaki asırlık kavga.

Ortadoğu’da jeopolitik dengeler değişiyor

Osmanlı mirasının bir diğer istikrarsız bileşeni de Kürtler. Ortadoğu’da İran, Irak, Suriye ve Türkiye’ye dağılan Kürtler, onlarca yıldır kendi devletlerini kurmak için savaşıyorlar. Bununla birlikte, Saddam Hüseyin’in 2003’te devrilmesini izleyen süreçte büyük bir itidal göstererek, Irak’ın kuzeyinde sahibi oldukları özerk eyaleti hem ekonomik hem de siyasi açıdan geliştirmekle yetindiler. Öyle ki, peşmerge adıyla bilinen güçlü ve tecrübeli bir orduya sahip, ismi hariç her şeyiyle bağımsız bir yapı haline geldiler.

IŞİD'in Irak içinde ilerleyerek Musul'u ele geçirmesiyle birlikte, merkezi hükümet ile bölgesel Kürt hükümeti arasındaki, Kerkük başta olmak üzere, tüm toprak anlaşmazlıkları bir anda Kürtler lehine çözülmüş oldu. Irak ordusunun çekilmesini takiben, peşmerge vakit kaybetmeden Kerkük’ün denetimini ellerine alarak buradaki zengin petrol ve doğalgaz kaynaklarının Kürtlerin egemenliğindeki Kuzey Irak'ın eline geçmesini sağladı.

Öte yandan, komşu ülkeler İran ve Türkiye ve ABD bile, IŞİD'e karşı peşmergelerin acil desteğine ihtiyaç duyacak. Dolayısıyla, küresel piyasalara ulaşabilmek için Türkiye ve İran ile ilişkilerini sıcak tutmak zorunda olmaları her ne kadar siyasi hırslarını dizginlemelerine neden olsa da, Kürtlerin önünde tam bağımsızlık için beklenmedik bir fırsat penceresi açıldı.

Dahası, Irak işgaliyle birlikte, ABD, İran'a bölgesel hegemonyanın kapısını araladı ve bölgedeki kendi ittifaklarında önemli bir değişime yol açmıştı. Bunun – şimdilerde İran hükümeti ile yürütülen nükleer müzakereleri gibi – uzun vadeli etkileri de artık belirginleşiyor. Her iki taraf da, ABD'nin sözde müttefikleri sayılan, Sünni iktidarlı Körfez devletleri tarafından desteklenen aynı cihatçılarla savaşıyor. ABD ve İran, bir yandan resmi işbirliğine hâlâ karşı çıkmakla beraber, iki ülke arasında doğrudan görüşmeler olağan hale gelmiş durumda.

Geleceğe dair önemli bir soru da, bölgedeki istikrar açısından kilit rol oynayan Ürdün'ün, jeopolitik değişiklikleri yara almadan atlatıp atlatamayacağı. Şayet Ürdün bu süreci hasarsız atlatamazsa, İsrail ile Filistinliler arasındaki klasik Ortadoğu çatışmasındaki tüm güç dengesi çökebilir. Böylesi bir çöküş, önceden değerlendirmesi güç olduğu kadar geniş kapsamlı sonuçlar yaratacak.

Avrupa açısından bakıldığında, Ortadoğu'daki gelişmeler iki önemli riski de beraberinde getiriyor: Cihada katılmak için bölgeye giden yabancı savaşçıların ülkelerine dönerken terörü de beraberlerinde getirmesi ve bu savaşçıların aşırı fikirlerinin Balkanlara da sıçraması. Bu bağlamda, Avrupa Birliği ve üyeleri, kendi güvenlikleri için, Güneydoğu Avrupa'ya şimdiye kadar olduğundan çok daha fazla önem vermeye mecbur kalacak.

Joschka Fischer, 1998-2005 yıllarında Almanya Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak görev yaptı. Yaklaşık 20 yıl boyunca Alman Yeşiller Partisi'ne liderlik etti.

Bu makalenin ilk nüshası Project Syndicate tarafından yayımlanmıştır.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Al Jazeera’nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Joschka Fischer

Joschka Fischer

1998-2005 yıllarında Almanya Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak görev yaptı. Yaklaşık 20 yıl boyunca Alman Yeşiller Partisi'ne liderlik etti. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;