Görüş

Rafsancani öldü, “Devrim” yaşayacak mı?

İran siyasetinin en önemli isimlerinden, Devrim’in son sembollerinden Rafsancani öldü. Rafsancani’nin İran siyasetindeki yeri neydi? Ölümü, İran iç politikasında nelere yol açabilir?

Konular: Ortadoğu, İran
Eski İran Cumhurbaşkanı ve Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi Başkanı Rafsancani, geçirdiği kalp krizi nedeniyle 82 yaşında hayatını kaybetti. [Fotoğraf: AP-Arşiv]

İran’da 1979’da gerçekleşen ve belli dönemlerde kesintiye uğrasa da 2500 yıllık Şahlık geleneğini sona erdiren Devrim’in lideri Ayetullah Humeyni’nin “Rafsancani yaşadığı sürece Devrim de yaşıyor demektir” dediği rivayet edilir. Humeyni’nin bu sözü söylemesinin üstünden onlarca yıl geçtikten sonra Ali Ekber Haşimi Rafsancani artık yaşamıyor; Devrim ise toplumsal, ekonomik ve siyasal bir krizin her an patlak verme ihtimali ile yüz yüze.

82 yaşında yattığı hastanede geçirdiği kalp krizi ile Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi Başkanı iken yaşamını yitiren, 1989-1997 yılları arasında Cumhurbaşkanlığı yapan Haşimi’nin resmi adlandırma ile “İslam İnkılabı”nın rehberi Humeyni ile ilişkileri Devrim’den bile öncesine uzanıyordu. Devrim sonrasında ise bu ilişki her ikisinin “devleti inşa” etme konusunda neredeyse her adımda beraber olması ile daha da derinleşti. Özellikle Humeyni’nin son yıllarında devlet yönetimini neredeyse tamamen kendisine bıraktığı Rafsancani’nin ölümü, İran açısından sadece önemli bir devlet adamının kaybı değil, aynı zamanda Devrim'in toplumun geniş kesimlerince meşru olarak gördüğü belki son “sembol”ünün de artık geçmişte kalması anlamına geliyor.

Peki Rafsancani’nin ölümü İran dış politikasında, ülkenin özellikle Ortadoğu’ya ilişkin uygulamalarında veya Türkiye ile ilişkilerinde bir değişimi tetikler mi? Devrimin hem yapıcısı, hem taşıyıcısı, hem de taktisyeni ve meşruiyeti olan Rafsancani’nin ölümü İran’daki iç güç dengelerinde veya ülkenin iç siyasi çekişmelerinde radikal bir etki yaratır mı?

Humeyni’in son yıllarında devlet yönetimini neredeyse tamamen kendisine bıraktığı Rafsancani’nin ölümü İran açısından sadece önemli bir devlet adamının kaybı değil, aynı zamanda 'Devrim'in toplumun geniş kesimlerince meşru olarak gördüğü belki son 'sembol'ünün de artık geçmişte kalması anlamına geliyor.

İlk sorunun yanıtı, net: Hayır. Hayır, çünkü İran’da Muhafazakar-Reformist-Ilımlı ayrımı dış politika ile değil, ülke içi siyasi, toplumsal ve dini uygulamalarla ilgilidir. İkinci sorunun yanıtı ise hiç tereddütsüz, evet. Rafsancani’nin ölümü, mayısta yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde az hissedilir bir etkiye sahip olacak. Ancak bu ölümün asıl sonucu, İran’daki müesses nizamın ne yöne ve nasıl evrileceğini belirleyecek olan bir sonraki “Devrim Rehberi”nin seçimi sürecinde hesapların radikal bir biçimde değişmesinde hissedilecek.

Humeyni'li yıllar

İran’da 1963 ayaklanması ve Ayetullah Humeyni’nin İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi tarafından Türkiye’de Bursa’ya sürgün edilmesi ile başlayan “Devrim” süreci, daha sonra Humeyni’nin kendi isteği ile tarihsel olarak Şiiliğin siyasal teolojisinin en önemli üretim merkezlerinden biri olan Irak’ın Necef kentine taşınması ile devam etti. Burada yaklaşık 15 yıllık sürgünden sonra 1978’de Irak lideri Saddam Hüseyin, İran Şahı’nın baskısı ile Humeyni’den ülkeyi terk etmesini istedi. Humeyni, o sıralar Fransa’da hayli güçlenmiş olan taraftarı İran asıllı üniversite öğrencilerinin ve aydınların daveti, burada fikirlerini dışarıya aktarma imkanlarının daha elverişli olması ve İran Şahı’nın politik baskı kuramayacağı bir ülke olması sebebi ile Fransa’ya gitti ve Devrim'den önceki son birkaç ayını Paris’te geçirdi. Bu dönem, Humeyni’nin dünya medyasının ilgi odağı olmaya başlamasının yanı sıra, devrimin ilk yıllarında İran’da kendisi ile beraber hareket edecek, Batı dünyası ile ilişkiler konusunda önemli bir birikime sahip,  yaşları daha genç olan kadroların da Humeyni’nin etrafında kenetlendiği bir zaman dilimiydi.

Bütün bu sürgün ve ülke değiştirmelerle eş zamanlı olarak İran içinde ise Haşimi Rafsancani defalarca tutuklandı, yıllarca hapis yattı, mütemadiyen işkencelerden geçti. Ancak Humeyni’nin tutkulu bir destekçisi olmaktan vazgeçmedi. 1 Şubat 1979’da, neredeyse her şehir ve köye kadar yayılan ve ülkeyi adeta durma noktasına getiren geniş katılımlı sokak gösterilerine direnemeyerek İran Şahı Rıza Pehlevi’nin ülkeyi terk etmesinden günler sonra, Humeyni 16 yıllık sürgün hayatının ardından Fransa’dan İran’a “İnkılab Rehberi” olarak döndü.

İlk dönemlerden itibaren Rafsancani, Humeyni’nin yakın çevresinden birisi olarak İran devlet mekanizmasının şekillenmesinde rol almaya başladı. Devrim’in ilk yıllarında Humeyni’nin devrim kadrosu ve şuraları farklı görüş ve yorumlara sahip geniş bir kitleye tekabül ediyordu. Bir kısım sol eğilimli gruplardan oluşurken, bir kısım da Fransa günlerinde Humeyni ile ilişkisi derinleşmiş, Batı’da eğitim almış kadrolardan oluşuyordu. Ancak Devrim’den hemen sonra, 1980’de başlayan ve 8 yıl süren İran-Irak Savaşı, yönetim şekli konusundaki gruplar arası anlaşmazlıklar, kopmalar, içerde başlayan suikast ve toplu öldürmelerle sonuçlanan çok sayıdaki bombalamalar neticesinde, Humeyni’nin etrafındaki etkili din adamlarının birçok önemli temsilcisinin de öldürülmesi sonrasında yönetim kadrosu giderek belli bir fikrin ağırlık kazandığı bir kadroya dönüşmeye başladı.

Devletin en güçlü ikinci adamı

Devrim'in lideri ve ilk “Rehber”i olan Humeyni, anayasal ve teolojik yetkilere sahip kişi olarak devletin baştan başa yeniden kurulması ve şekillendirilmesi sürecini yürütürken, Rafsancani onun belki de en çok danıştığı, görüştüğü ve etkisinde kaldığı kişi olarak hep “dar halka”nın en etkili isimlerinden birisi oldu.

1982’ye gelindiğinde, hem devletin geçirdiği değişim, hem de İran-Irak Savaşı’nın yarattığı sert ortam ve keskin kararlar alma ihtiyacıyla, Humeyni’nin dar halkası daha küçüldü. Paris’ten kalma kadrolar ve daha pek çok grup tasfiye edildi. 1989’da Humeyni’nin ölümüne kadar neredeyse istisnasız bir biçimde her kopma ve daralmada Rafsancani’nin Humeyni’ye telkinleri önemli bir etkiye sahipti. Savaş ve inşa sürecindeki devlet, Rafsancani gibi “genç ve sadık” kadrolara önemli bir alan açtı.

Rafsancani, Devrim'in ilk yıllarında  Devrim Konseyi’nin en yetenekli isimlerinden biri olarak İçişleri Bakanlığı ve uzun yıllar Meclis Başkanlığı yaptı. Humeyni’den sonra devletin en güçlü ikinci adamı olarak, bugünkü İran’ın yönetim, askeri, siyasal ve ekonomik elitlerinin oluşmasında mutlak etkiye sahip İran-Irak Savaşı’nın da en önemli isimlerinden biri oldu. Öyle ki bu savaşı 1988’de sona erdiren ve Humeyni’nin “zehir dolu kaseyi içmek” olarak tanımladığı ateşkes antlaşmasını imzalaması için Humeyni’yi ikna eden kişi yine Rafsancani’ydi.

Humeyni’den sonra devletin en güçlü ikinci adamı olarak bugünkü İran’ın yönetim, askeri, siyasal ve ekonomik elitlerinin oluşmasında mutlak etkiye sahip İran-Irak Savaşı’nın da en önemli isimlerinden biri oldu. Öyle ki bu savaşı 1988’de sona erdiren ve Humeyni’nin 'zehir dolu kaseyi içmek' olarak tanımladığı ateşkes antlaşmasını imzalaması için Humeyni’yi ikna eden kişi yine Rafsancani’ydi.

Humeyni’nin kendisine Naib olarak seçtiği, hakkında “özüm onda saklıdır” dediği, Humeyni’den sonra “Devrim Rehberi” olması beklenen, ancak Halkın Mücahitleri üyelerine, muhaliflere uygulanan politikalara, insan hakları, toplu tutuklamalar gibi uygulamalardan dolayı bazı eleştirilerde bulunan Hüseyin Ali Muntazeri bile, bizzat Rafsancani’nin Humeyni’yi etkisine alması sonucu Naiblikten azledildi. Humeyni’nin hayatının sonlarına doğru, etrafındaki herkes “İmam”a (Humeyni, çevresindekilerce çoğunlukla bu kelime ile tanımlanırdı) ulaşamamaktan şikayet ederken, Humeyni’ye doğrudan erişimi olan sadece iki kişi vardı: Humeyni’nin oğlu Ahmed Humeyni ve Haşimi Rafsancani.

En büyük stratejik hatası

Tarih, güçlü liderlerin gölgesinde varlıkları pek hissedilmemiş “ikinci adam”ların iktidara kavuştuklarında nasıl başkalaştıklarına dair sayısız örnekle doludur. İran’da Humeyni’den sonra devletin başına “Devrim Rehberi” olarak geçen Ali Hamaney de onlardan biridir. Hamaney, Rafsancani’nin siyasi kariyeri boyunca yaptığı en büyük stratejik hatanın sonucu olarak o makama oturdu. Rafsancani, hatasının bedelini yıllar sonra ailesinin hapse atılması gibi ağır olaylarla ödedi.

Haziran 1989’da Humeyni’nin ölümünden sonra meclisin önemli 80 “ulema”sı toplanıp “Devrim Rehberi”ni seçmeye çalıştı. Hararetli tartışmaların ortasında oturumu yöneten Rafsancani, Humeyni’ye ölmeden önce yaptığı son ziyaretinde “Korkarım ki senden sonra senin makamını dolduracak bir isim bulamayız” dediğini, Humeyni’nin ise “Neden? Ali Hamaney var” diye cevap verdiğini söyleyerek seçimi yönlendirdi. Bu sözler üzerine Ali Hamaney yerinden kalkıp kürsüye çıktı, ancak ateşli itirazlar gelince kürsüden indi. Hamaney daha koltuğuna oturmamışken, Rafsancani birden “İmam’ın seçtiği” Ali Hamaney’in “Rehberliğine” onay verenlerin ayağa kalkmasını istedi. Rafsancani öyle bir psikolojik ortam yarattı ki oturuma katılanlara adeta ayağa kalkmama imkanını tanımadı. Hamaney artık Devlet’in mutlak başkanı, İnkılab Rehberi, İmam Mehdi’nin postuna oturan adamdı.

Rafsancani’nin Hamaney konusunda neden bu kadar ısrarcı olduğuna dair pek çok rivayet var. Ancak genel eğilim, Rafsancani’nin Hamaney’i “güçsüz, yönlendirilebilecek, kendi etkisinde kalacak ve onun istediği şekilde İran’ı yapılandıracak” kişi olarak gördüğü yönünde.

İran’ı yeniden inşa etti

Aynı yıl, Rafsancani de cumhurbaşkanı seçildi. Rafsancani’nin hesaplarına göre, kendisinin cumhurbaşkanı ve rahatça yönlendirebileceği “tepedeki ikinci adam” Hamaney’in “Rehber” olduğu İran’ı savaş sonrasında inşa etmenin tam zamanıydı. Nitekim Rafsancani, 1989’dan 1997’ye kadar 8 yıllık savaşla adeta varlığı ortadan kalkmış devleti, askeri, ekonomik ve dış politika alanında yeniden inşa etti. Bu süreçte Hamaney ile önemli bir sorun yaşamadı.

Ekonomik kalkınma yıllarına tekabül eden bu dönem, Rafsancani İran’ının bir yandan izole edilmişliğinden sıyrılıp bölgesel ve global varlığını yeniden hissettirdiği, bir yandan da rejime yönelik tehditlerin ortadan kaldırılmaya çalışıldığı bir dönemdi. İran devletinin rejim muhalifi birçok ismi içerde ve dışarda suikastlarla öldürdüğü bu dönem, bir yandan da bizzat devlet eliyle burjuvazinin yaratıldığı bir zaman aralığına tekabül eder. Kendisi de çok büyük bir servetin sahibi olan Rafsancani, bu dönemde belli bazı ailelere devletin önemli ihalelerini vererek bugünkü İran elitlerinin ortaya çıkmasının da arkasındaki isim oldu. Aynı şekilde İran’da siyaset, dış politika ve ekonomi alanındaki en önemli aktörlerden biri olan Devrim Muhafızları’nın üst dönem kadroları da yine bu dönemde şekillendi.

Ahmedinejad karşısında belki de siyasi kariyerinin ilk önemli yenilgisini yaşayan Rafsancani, devletin derinlerindeki etkisini sürdürdü ancak artık hem Devrim Rehberi’nin hem de Cumhurbaşkanı Ahmedimejad’ın açıkça hasmıydı. Bu tarih itibariyle Rafsancani’nin servetinden aile fertlerine kadar İran’da yıllarca devam edecek bir tartışma medya ve siyasi çevrelerde bizzat Hamaney’in örtük onayı ile sürdü.

1997’de reformcuların sembol ismi Muhammed Hatemi’nin İran’da cumhurbaşkanı seçilmesi ile Rafsancani, devlet yönetiminin önemli şuralarına başkanlık etmeye devam etti. Ancak bu tarihler itibariyle, Hamaney ile reformcular arasında başlayan siyasi sürtüşmelerde Rafsancani reformculara karşı Hamaney’in beklediği ölçüde mesafeli durmayınca iki eski dost arasında ayrışma başladı ve hızla arttı. 2005’te Rafsancani, Hamaney’in desteklediği Mahmud Ahmedinejad’ın karşısına reformistlerin de desteğiyle cumhurbaşkanı adayı olarak çıktı.

Rafsancani’yi gözden düşürme çabası

Ahmedinejad karşısında belki de siyasi kariyerinin ilk önemli yenilgisini yaşayan Rafsancani, devletin derinlerindeki etkisini sürdürdü, ancak artık hem Devrim Rehberi’nin hem de Cumhurbaşkanı Ahmedimejad’ın açıkça hasmıydı. Bu tarih itibariyle Rafsancani’nin servetinden aile fertlerine kadar İran’da yıllarca devam edecek bir tartışma, medya ve siyasi çevrelerde bizzat Hamaney’in örtük onayı ile sürdü. Devrimin “Rehberi”, devrimin sembol ismi Rafsancani’ye karşı bütün gücünü kullanarak onu gözden düşürmeye adadı kendisini.

Hamaney-Rafsancani çekişmesi 2009’da Ahmedinejad’ın tartışmalı bir seçimle yeniden cumhurbaşkanı seçilmesiyle daha da derinleşti. Devrim sonrası en büyük muhalif ayaklanma olarak kabul edilen Yeşil Hareket protestolarında Rafsancani’nin kızı tutuklanarak “İslam Cumhuriyeti’ne karşı propaganda” yapmak suçlamasıyla 6 ay boyunca hapiste tutuldu.

Kendisine yönelik kampanyanın artık ailesine kadar uzanması Rafsancani açısından dayanılmazdı. Rafsancani, bir sonraki Rehber'i seçme ve mevcut Rehber'i azletme yetkisine sahip tek siyasal-dini organ olan ve başkanı olduğu Uzmanlar Meclisi’ni acil toplantıya çağırdı. Toplantının gündeminin “Rehber’i azletme” olduğu yönünde şayialar yayıldı. Aynı günlerde Rafsancani İran’ın dini merkezi Kum’a giderek halk ve devlet üzerinde etkili olan Ayetullahlardan destek istedi. 2009 seçimlerini şeffaf olmamakla eleştiren Rafsancani, ulema üzerindeki etkisine rağmen Kum’dan istediğini alamadı. Talebinin “Rehber'in azledilmesi” olduğu şeklindeki dedikodular ülkeye yayıldı. Kimilerine göre Rafsancani, Kum ulemasından aralarındaki tansiyonu düşürmelerini ve kendisi ve ailesine yönelik “itibar suikasti”ni durdurmalarını istemişti. Bu tarihten sonra Hamaney-Rafsancani arasındaki tansiyon düşmüş gibi görünse de Hamaney zamanla Rafsancani’nin gücünü yeniden görecekti.

Rafsancani’nin reformistlere ve Yeşil Hareket’e olan desteği, onu kentli geniş orta sınıf arasında daha da popüler hale getirdi. Devletin zirvesi ile çekişmesi derinleştikçe arkasındaki halk desteği arttı. Rafsancani 2011’de Uzmanlar Meclisi başkanlığını kaybetti, kendi ifadesine göreyse “bölünmeyi engellemek” amacıyla bu makamdan çekildi. Ancak Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi’nin başkanı olarak siyasi kariyerine devam etti.

2013’te, adaylık başvurusu süresinin dolmasına dakikalar kala cumhurbaşkanı adaylığını ilan etti. Reformistlerin sembol isimlerinden Muhammed Hatemi, Rafsancani’ye açık desteğini ilan etti. Ancak devrimin lideri Humeyni’nin en yakın adamı, mevcut İran’ın banisi olarak kabul edilen Rafsancani’nin adaylığı, adayları “yeterli ve ehliyet sahibi” olup olmamalarına göre eleyen veya onayan Anayasayı Koruyucular Konseyi tarafından reddedildi.

“Artık huzur içinde ölebilirim”

Rafsancani pes etmedi ve 2016’da parlamento ve Uzmanlar Meclisi seçimlerinde yeniden aday oldu. Bu kez adaylığı reddedilmeyen Rafsancani, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile beraber Tahran Bölgesi’nden Uzmanlar Meclisi’ne seçildi. Bu seçilmeyi “iade-i itibar” olarak gören Rafsancani, bunun katıldığı son seçim olduğunu açıklarken, “artık huzur içinde ölebileceğini” söyledi.

Ancak adaylığının reddedildiği 2013 seçimlerinden beri yakın ve yoğun bir biçimde desteklediği Cumhurbaşkanı Ruhani ile beraber mevcut Rehber’i azletme ve bir sonraki Rehber’i seçme yetkisine sahip tek siyasi-dini kurum olan Uzmanlar Meclisi’ne seçilmesi, hem Hamaney’i hem de İran’da devletin her türlü siyasi, ekonomik ve istihbari organlarına derinden işlemiş olan Devrim Muhafızları ordusunu oldukça tedirgin ediyordu.

Hamaney-Devrim Muhafızları kampı ile Rafsancani-Ruhani kampı arasındaki güç çekişmesi, Rafsancani’nin beklenmedik ölümüyle Hamaney-Devrim Muhafızları lehine derin bir değişim anlamına geliyor.

Devrim Muhafızları, bu tarihten sonra Hamaney’e bir sonraki “Rehber”i belirlemesi konusunda baskı yapmaya başladı. Hamaney’in ölmesi durumunda, Uzmanlar Meclisi’ndeki din adamları, zengin aileler ve askerin belli kesimlerindeki derin etkisi ve gücü sayesinde Rafsancani’nin Uzmanlar Meclisi’nde istediği kişiyi seçtireceğine inanıyorlardı. Genel kanı ise, seçeceği kişinin 16 yıl İran Yüksek Güvenlik Konseyi Başkanlığı yapmış, daha sonra İran’ın uluslararası ilişkilerinin en belirleyici konusu olan nükleer müzakerelerde uzun yıllar Baş Müzakereci olmuş ve aynı zamanda dini rütbesi de Hüccet-ül İslam olan mevcut Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani olduğu yönündeydi.

Rafsancani sonrası değişecek dengeler

Hamaney-Devrim Muhafızları kampı ile Rafsancani-Ruhani kampı arasındaki güç çekişmesi, Rafsancani’nin beklenmedik ölümüyle Hamaney-Devrim Muhafızları lehine derin bir değişim anlamına geliyor. Bu ölüm, Ruhani’nin, var idiyse şayet, Rehber olma rüyasının büyük oranda imkansıza yaklaşması sonucunu doğurdu. Eğer geniş bir toplumsal muhalefet sahneye çıkıp mevcut müesses nizama meydan okursa, Ruhani İran’ın bundan sonraki onlarca yılını etkileyebilecek bir imkana sahip olabilir. Ancak aksi durumda bir sonraki Rehber artık Rafsancani’nin kafasındaki isim değil, Devrim Muhafızları'nın desteklediği isim olacaktır.

Rafsancani’nin ölümü, önümüzdeki ay yapılacak seçimlerde Reformistlerin kaybetmesi gibi bir sonuç doğurmaz. Ancak etrafı Hamaney’e ve Devrim Muhafızları'na sadık konseyler ve devlet kurumlarının neredeyse tamamını kontrol eden muhafazakarlarla çevrili olan Ruhani, şüphesiz Rafsancani’nin ölümüyle en büyük kaybeden durumunda. Sistem içindeki en büyük destekçisini kaybetmiş Ruhani, güç dengeleri, konseyler, Devrim Muhafızları ve özellikle de Hamaney ile olan ilişkilerinde her zamankinden daha dikkatli olmak zorunda.

Halk desteği hâlâ en az 2013’teki kadar güçlü olsa da Ruhani’nin bu desteği sürdürmek için halkta derinleşmiş ekonomik dar boğazı aşması gerekiyor. Bu ise ancak İran üzerindeki uluslararası yaptırımların kaldırılması ile mümkün. Ancak ABD’de başkan seçilen Donald Trump’ın Ruhani’nin içerde ve dışarda en büyük siyasi başarı ve meşruiyet alanı olan Nükleer Antlaşma ve buna bağlı olarak yaptırımların kaldırılacağı vaadini çöpe atacağını ilan etmesi, Ruhani’yi İran içinde “devletin asıl sahipleri”nin önünde tamamen savunmasız bırakıyor.

Anayasayı Koruyucular Konseyi Sekreteri’nin “2017 Mayıs seçimlerinde Ruhani’nin ikinci dönem cumhurbaşkanlığı adaylık başvurusunun kesin kabul edileceği şeklinde bir kaide yok” şeklindeki örtük tehdidinin üzerinden çok zaman geçmemişken, Rafsancani’nin ölümü Reformcuların sistem karşısındaki kurumsal zayıflığını daha da derinleştirdi.

Ruhani, İran halkını ekonominin iyileşeceğine inandırmak, değişim talebinde bulunan milyonlarca kadın-erkeğin umudunu canlı tutmak, halkın kendisine olan siyasal desteğini sürdürmek ve bunları yaparken de İran’ın “muktedirler”ini ürkütmemek zorunda. Oldukça karmaşık bir hassas dengeyi gerektiren bu siyasal yolculuk, Ruhani açısından Rafsancani gibi bir hamisi olmaksızın neredeyse “dolu tası eğri tutup dökmemeye çalışmak” kadar zor.

R. Serdar Ataş, 1982 yılında Adıyaman'da dünyaya geldi. Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nde master eğitimine devam ediyor. 2012-2015 yılları arasında Al Jazeera Türk Ortadoğu Masası Editörü olarak görev yaptı. 2015'te TRT World’e Editoryal Müdür olarak katıldı. Aynı yıl TRT’yi temsilen Euronews’un Yayın Kurulu üyesi olarak atandı. Halihazırda mevcut görevlerine ek olarak TRT World’ün Program ve Haber Programları Direktörlüğü’nü yürütüyor.

Twitter'dan takip edin: @rserdaratas

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Al Jazeera’nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

R. Serdar Ataş

1982 yılında Adıyaman'da dünyaya geldi. Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nde master eğitimine devam ediyor. 2012-2015 yılları arasında Al Jazeera Türk Ortadoğu Masası Editörü olarak görev yaptı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;