Görüş

Referandum - demokrasi ilişkisi ne kadar sağlıklı?

Önce Birleşik Krallık’ın Brexit kararı, ardından Kolombiya’da Hükümet ve FARC arasındaki barış anlaşmasının reddi... Referandumların beklenmedik sonuçları akla şu soruyu getiriyor: Referandum, demokrasilere meşruiyet takviyesi anlamında işlevsel mi?

Siyasi rejimlerde halkın yasama süreçleriyle ilgili belirli konularda görüşüne/onayına başvurma anlamına gelen referandum, son birkaç yıldan beri dünyadaki referandum sonuçları veri alındığında, çeşitli boyutlarıyla tartışılmayı hakediyor.

Son olarak Kolombiya’da Bogota yönetimi ile FARC arasında, 52 yıllık iç savaşı bitirmek için imzalanan barış anlaşması, referandumda yüzde 37 gibi düşük bir katılım ve yüzde 50,2’lik “hayır” oyuyla reddedildi. Bu sonuç, referandumun demokrasilere meşruiyet takviyesi anlamında işlevselliğinin sorgulanmasını zorunlu kılıyor.

Referandum – demokrasi ilişkisini aklımıza düşüren başka referandum örnekleriyle yakın zamanda karşılaştık. Bir süre önce Birleşik Krallık’ta Avrupa Birliği (AB) üyeliğinin geleceği oylandı. Birkaç gün önce de Macaristan’da, AB’nin Macar vatandaşı olmayan kişilerin Ulusal Meclis’in onayı olmadan Macaristan’da yerleştirilmesi yönündeki kararının kabul edilip edilmemesi için sandığa gidildi.

Referandumlar ağırlıklı olarak siyasi iktidarın halkın desteğini alacaklarını umdukları konuları halkoyuna sunmaları, kaybetme riski olan konuları oylatmaya ise yanaşmamaları yönünde cereyan eder.

Bu referandumlar sonucunda ortaya çıkan tablo, İngiltere ve Kolombiya’da iktidarın beklentileriyle örtüşmezken, Macaristan’da hükümet partisi Fidesv’in tam da istediği yönde sonuçlandı. Neyse ki, Macaristan’da katılım kayıtlı seçmen sayısının yüzde 50’sinden az olduğu için geçersiz sayıldı.

Referandumla beklenen toplumsal fayda gerçekleşiyor mu?

Hangi referandum örneğini alırsak alalım, yasama süreçlerine aktif halk katılımı, bu yolla süreçlere meşruiyet takviyesini amaçlayan bu yöntemin ilgili ülkelerdeki tüm tarafları memnun etmediğini düşündüğümüzde, beklenen toplumsal, siyasi faydanın gerçekleştiğini söylemek kolay değil. Bu noktada referandumu çeşitli boyutlarıyla değerlendirmek önemlidir.

Anayasa hukuku ve siyaset bilimi literatüründe referanduma olumlu bakanlar olduğu kadar, bu kurumun işlevsizliği ve riskleri üzerinde duran çok sayıda araştırma mevcut.

Halkın egemenlik yetkisini kullanması temelinde demokrasiler doğrudan, yarı-doğrudan ve temsili demokrasiler şeklinde sınıflandırılırken, referandum da halkın egemenlik yetkisini kullanım araçlarından biri olarak yarı-doğrudan demokrasi içinde yaygındır.

Siyasal kuram temelinde filozof ve yazar Jean Jacques Rousseau’nun “egemenliğin devredilmezliği” tezinden ilham alan referandum, halkın yasama süreçlerinin nihayetinde nihai sözü söyleme yetkisinde olduğunu iddia ederek, halkı egemenliğin temsilcilerinin önüne koyar, adeta halkı baştacı eder. Nitekim Anayasa çalışmalarıyla tanınan Olivier Duhamel halkoylamasız bir halk egemenliğinin bir aldatmaca olduğundan söz ederken, demokrasilerde halkın bir seçimden diğerine uykuya yattığını ve onu uyanık tutanın da halkoylaması olduğunu vurgular.

Referanduma dair bu abartılı, ütopik yaklaşımı desteklemek mümkün değil. Ancak referandumun abartılmadığı takdirde halkı demokratik sürecin işleyişine seçimler dışında katıp, siyasi rejime destek düzeyi ve rejimin meşruiyetine artırma algısı inşa eden sağlıklı bir araç olduğunu kabul etmek gerekir.

Kamuoyunun çok iyi bilgilendirilmesi şart

Burada önemli olan, referandum konusu hakkında halkın çok iyi bilgilendirilmesi, referanduma konu olan yasama işleminin politik aktörler tarafından tüm boyutlarının müzakere edilerek kamunun ayrıntılı biçimde haberdar edilmesidir. Halk sandık başında oy kullanırken, konu hakkında bilgili olduğu takdirde, referandumdan beklenen “ortak iyinin inşası”na katkı konmuş olur.

Şunu da ifade etmek gerekir ki, referandumlar ağırlıklı olarak siyasi iktidarın halkın desteğini alacaklarını umdukları konuları halkoyuna sunmaları, kaybetme riski olan konuları oylatmaya ise yanaşmamaları yönünde cereyan eder.

Bu yaklaşımın tersi olan güncel örnekler de yok değil. İngiltere ve Kolombiya örnekleri bu bağlamda dikkate değer beklenmeyen sonuçlar üretmiştir. Türkiye örneğine bakıldığında ise, yapılan iki Anayasa, dört Anayasa değişikliği konulu referandumlarda, iktidar elitlerinin beklentisi doğrultusunda gerçekleşmeyen tek tecrübenin 1988’deki yerel seçimlerin bir yıl erkene alınmasının oylandığı referandum olduğu görülür.

Demokrasiye faydalı mı? 

Referandumu demokrasiye fayda/zarar bağlamında değerlendirdiğimizde, bu konuda akademisyenler arasında da bir uzlaşma olmadığı görülür. Nitekim, referandumu olumlayan ya da faydalarını öne çıkaranlar, halkın bu yöntemle yasama sürecine dahil edilmesinin aktif vatandaşlığa hizmet edeceğine, halkın kamusal meselelere ilgisinin artacağına, parlamentoların temsil, fonksiyon zaafiyetine karşın, yurttaşın siyasete dahil olarak parlamento çoğunluğunun yolaçacağı hegemonyacı siyaseti törpüleyeceğinden bahsederler. Üstelik, halkın çıkarı yerine bireysel çıkarını düşünen partilerin ve politikacıların referandum sayesinde genel çıkara hizmet etmeye zorlanacağının altı önemle çizilir.

Önemli olan, iktidarın referandumdan beklentisinin ne olduğu sorusuna yanıt verebilmektir. Amaç, gücü pekiştirmek mi yoksa “ortak iyi”yi tesis adına halkı zaman zaman göreve çağırmak mıdır? İkincinin tercihi, şüphesiz demokratik meşruiyeti pekiştirebilir.

Farklı bir bakış açısına göre ise, referandumlar, halk ne kadar eğitimli olursa olsun, karmaşık konularda ve teknik meselelere dair halkın bilgi eksikliği nedeniyle, kamuoyunun doğru karar vermesini güçleştirebilir. Referandumla oylanan yasal bir metin olsa dahi, oylatan iktidar olduğu için, iktidarın doğrularına hizmet eder. Bu da sonuçta iktidarın gücünü pekiştirebilir. Parlamentonun konusu olan bir işlem hakkında son sözü söylemenin halka bırakılması, parlamentonun meşruiyetini zedeleyebileceği gibi, parlamentonun etkinlik ve sorumluluğunu da zayıflatabilir.

Macaristan ya da Kolombiya referandumlarındaki düşük katılım örnekleri ve açığa çıkan sonuçlar veri alındığında, “ortak iyi”ye dair son sözü söyleme yetkisinin halka verildiği durumlarda, halk sürece katılıma ilgi duymuyor ve katılım oranları düşük kalıyorsa, toplumun referandum konusuna dair oyunun eksik kaldığına, demokrasiyi tabana yayma adına yola çıkarken, demos’un (halkın) genel kanısını yansıtmadığına şüphe yoktur. Hal böyle olunca, referandumla tesis edilmeye çalışılan meşruiyet takviyesi, meşruiyet açığına yol açmış olur.

Referandumun eksiği

Referandumun demokrasiyi demokratikleştirmeye hizmet eden bir yöntem olabilmesi bağlamındaki en önemli eksiği, halkın tercihinin şaşmaz, yanılmaz olduğundan yola çıkarak, demokrasinin mutlak hizmetinde olduğu şeklindeki yaygın bakış açısıdır.

Halk konuyla ilgili bilgilendirilmeden, iktidarın salt yasama etkinliğine halk desteğini katmak amacıyla başvurduğu referandumlar uzun vadede beklenen yarardan çok rejim açısından geriye dönülmesi zor zararlara yol açabilir. Fakat, sürece halkı katmanın rıza ve meşruiyeti arttıracağı bir yasama faaliyetine halk takviyesi, toplumsal uzlaşmaya ve demokrasinin pekişmesine de hizmet edebilir.

Bu noktada önemli olan, referandumu fetiş, ütopik-romantik bir kurumsal yöntem şeklinde kurgulamadan, toplumun siyasi açıdan bölünme potansiyeliyle ilgili olmayan, daha ziyade üzerinde kolay uzlaşılabilecek ve halka kolay anlatılabilecek, başta çevre olmak üzere, toplumsal, kültürel yaşama dair konularda ve merkezi yönetimden çok, yerel yönetimlerin tercih etmesidir. Bu tür referandumlar, yerel demokrasiyi pekiştirme zemini de yaratabilir.

Makro içerikli temel tartışmalı siyasi konularda yapılacak referandumlardan iktidarların beklentilerine yönelik sonuçların çıkma olasılığı yüksek olsa dahi, siyasi bölünmelerin keskinleşmesine yol açma ihtimali gözardı edilmemelidir.

Referandumu tercih eden ve etmeyen ülkelerin demokrasi karnelerine bakıldığında, asıl belirleyicinin referandum olmadığı görülür. Siyaset bilimci Arend Lijphart’ın yaptığı bir çalışma, bu sonucu açıkça ortaya koymuştur. Araştırmaya göre, 1945-80  döneminde 169 kez referanduma giden İsviçre de, hiç referanduma gitmeyen ABD, Kanada, Hollanda, Lüksemburg gibi ülkeler de demokrasi açığı konusunda ‘sorunsuz’ ülkeler olarak kabul edilir.

Önemli olan, iktidarın referandumdan beklentisinin ne olduğu sorusuna yanıt verebilmektir. Amaç, gücü pekiştirmek mi yoksa “ortak iyi”yi tesis adına halkı zaman zaman göreve çağırmak mıdır? İkincinin tercihi, şüphesiz demokratik meşruiyeti pekiştirebilir.

Prof. Dr. Tanju Tosun, Ege Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi. Türkiye siyaseti, karşılaştırmalı siyaset, oy verme davranışları, seçim coğrafyası, siyasi kamuoyu araştırmaları ve CHP üzerine yoğunlaşan Tosun'un yayımlanmış sekiz kitabı vardır.

Twitter'dan takip edin: @tanjutosun1

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Tanju Tosun

Ege Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü'nden 1988 yılında ikincilik derecesiyle mezun oldu. Yüksek lisans ve doktorasını siyaset bilimi alanında tamamladı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;