Görüş

Rus pasaportlu yabancı savaşçılar

Putin, Suriye’de yaklaşık 20 bin yabancı savaşçı olduğunu ve bunlardan 9 bin kadarının Rusya, bin civarının ise Bağımsız Devletler Topluluğu ülkelerine mensup olduğunu belirtti. Bu rakamlar doğru mu? Rusya’daki cihatçı gruplar neden Suriye’ye gitti ve ne istiyorlar?

Konular: Rusya, IŞİD, Suriye'de iç savaş, Orta Asya
Halit Gülşen'e göre, Rus pasaportlu yabancı savaşçıların eylem kapasitesi arttıkça Rusya’nın yeni saldırılarla karşı karşıya kalma ihtimali yüksek. [Fotoğraf: AP]

Rusya’nın 2016’nın Eylül ayında Suriye’ye askeri olarak müdahalesinde ortaya konan gerekçelerden birisi, Rusya tarafından terörist olarak kabul edilen Kuzey Kafkasya’daki silahlı grupların Suriye topraklarında savaşıyor olmasıydı. Bu grupların Rusya’ya geri dönerek terör eylemi yapma potansiyeli, Rusya tarafından bir ulusal güvenlik tehdidi olarak tanımlandı ve Suriye’ye başlatılan askeri müdahalenin görünen gerekçelerinden biri olarak açıklandı.  

Ancak Suriye’de ne kadar Rusya pasaportlu yabancı savaşçı olduğuna, bunların hangi örgüt ve gruplar içinde yer aldığına dair veriler oldukça değişken. Nitekim Rus yetkililerin açıklamalarında da bu farklılıklar göze çarpıyor. 

DAEŞ saflarında savaşan Rusya vatandaşları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 2015’in Ekim ayında yaptığı bir açıklamada Suriye’de yaklaşık 5-7 bin arası Rusya ve BDT kökenli yabancı savaşçının bulunduğunu açıklamıştı. Bu açıklamadan 5 ay sonra, 2016’nın mart ayında, Rusya İçişleri Bakanlığı Aşırıcılıklarla Mücadele Bölümü Başkan Yardımcısı General Vladimir Makarov, 3 bin 417 Rus vatandaşının Irak ve Suriye’ye DAEŞ saflarında savaşmak için gittiğini kaydetti. Yine aynı yılın Kasım ayında ise bu kez İçişleri Bakanlığı Yeni Tehditler Departmanı Başkanı İlya Rogaçev, şimdiye dek 3 bin 200'den fazla Rusya vatandaşının DAEŞ'e katılmak için Suriye ve Irak'a gittiğini söyledi. Bu bağlamda Putin’in 12 Nisan’da yaptığı ve Suriye’de 9 bin Rusya vatandaşının DAEŞ saflarında savaştığı açıklaması ele alındığında ortaya şöyle bir tablo çıkıyor: Dört ayda yaklaşık 5 bin 500 Rusya vatandaşı DAEŞ’e katılmak için Suriye’ye gitti.

 

Eğer durum gerçekten böyle ise Rusya istihbaratının terörist olarak nitelendirdiği yaklaşık 5 bin 500 vatandaşını dört ay gibi kısa bir sürede Suriye’ye giderek DAEŞ’e katılmasını engelleyemediği gerçeği ortaya çıkıyor. Diğer taraftan eğer bu rakamlar gerçeği yansıtmıyor ve Rusya’nın Suriye’deki hibrid savaşının enformasyon ayağının bir parçasını oluşturuyorsa, o halde Rusya’nın Suriye’de DAEŞ saflarında savaşan Rusya vatandaşlarının sayısını yüksek göstererek, askeri müdahalesine meşruiyet kazandırmaya çalışıp çalışmadığı sorusu akıllara geliyor.

Eğer durum gerçekten böyle ise Rusya istihbaratının terörist olarak nitelendirdiği yaklaşık 5 bin 500 vatandaşını dört ay gibi kısa bir sürede Suriye’ye giderek DAEŞ’e katılmasını engelleyemediği gerçeği ortaya çıkıyor. Diğer taraftan eğer bu rakamlar gerçeği yansıtmıyor ve Rusya’nın Suriye’deki hibrid savaşının enformasyon ayağının bir parçasını oluşturuyorsa, o halde Rusya’nın Suriye’de DAEŞ saflarında savaşan Rusya vatandaşlarının sayısını yüksek göstererek, askeri müdahalesine meşruiyet kazandırmaya çalışıp çalışmadığı sorusu akıllara geliyor.

Suriye’de ne kadar Rusya vatandaşının savaştığına dair diğer bir veri ise New York merkezli The Soufan Group Strateji Araştırma Merkezi'nin 2014 ve 2015’de yayımladığı “Suriye ve Irak’taki Yabancı Savaşçılar Raporu”nda yer alıyor. Söz konusu rapora göre, 2014'te 12 bin olarak tahmin edilen Suriye'deki yabancı savaşçı sayısı, Aralık 2015 itibarıyla 27 bin ile 31 bin arasında olarak belirtiliyor. 2016’da ise bu rakamda azalma olmadığı kaydediliyor. Yine aynı raporda Rusya’dan 2014’te Suriye’ye giden yabancı savaşçı sayısı yaklaşık 800 olarak veriliyor. 2015 sonu itibariyle ise 4 bin 700 Sovyet kökenli yabancı savaşçının Suriye ve Irak’ta bulunduğu, bunlardan yaklaşık 2 bininin Orta Asya’dan, 2 bin 500’ünün ise Rusya’dan geldiği belirtiliyor.

Neden Suriye’de savaşıyorlar?

Rusya vatandaşı olan Kafkasya ve Orta Asya kökenli yabancı savaşçıların Suriye’ye gelerek DAEŞ ve bazı muhalif gruplar saflarında yer almalarının farklı sebepleri var. Bu noktada ilk olarak Çeçenistan-Dağıstan ağırlıklı Kafkasyalı yabancı savaşçılar karşımıza çıkıyor.

Rusya’nın Çeçen sorunu geçmişi 19. yüzyıl Çarlık Rusya’sı dönemine kadar gidiyor. Yakın dönemde ise bu sorunda dönüm noktası olarak 2007 yılı gösteriliyor. Bu tarihte Çeçen-İçkerya Cumhuriyeti’nin feshedilerek Doku Umarov liderliğinde Kafkasya Emirliği’nin ilan edilmesi ve “Çeçenistan’ın bağımsızlığı” yerine “tüm kuzey Kafkasya’da bağımsız ve birleşik İslam cumhuriyeti kurulması” söyleminin merkeze oturtulması, sorunu milliyetçiliğin sınırları dışına taşıdı.

Bu süreçte Rusya devletinin özellikle Putin’in liderliğindeki İkinci Çeçen Savaşı ve sonrasında Çeçenler üzerinde aşırı ve orantısız güç kullanımı, bu coğrafyadaki silahlı grupların aşırı derecede radikalleşmesine ve 2000’li yıllara kadar kullanılmayan intihar saldırılarını bir yöntem olarak kullanmaya başlamalarına neden oldu. Bu tarihten itibaren Rusya sınırları içinde sivilleri de hedef alan 20’den fazla intihar saldırısı gerçekleştirildi.

Suriye iç savaşının başlaması ile birlikte DAEŞ’in önce Irak sonra Suriye’de kara hakimiyeti kurarak hilafet ilan etmesi, Kuzey Kafkasya’daki dinamikleri de etkiledi. Nitekim 2014’te Doku Umarov öldürülmeden önce Emirlik içinde dağılmalar ve DAEŞ’e biat eden gruplar ortaya çıkmaya başladı. Umarov’un öldürülmesi ile birlikte ise bu dağılma hızlanarak sürdü ve birçok Kafkasya Emirliği mensubu DAEŞ’e biat etti.

Rusya’nın Çeçenistan ve Dağıstan’daki aşırı güvenlik önlemleri, etkili operasyonları ve Doku Umarov’un öldürülmesi, bölgedeki silahlı grupların eylem yapma kapasitesinde ciddi bir sınırlamaya neden oldu. Aynı dönemde DAEŞ’in hilafet ilanı ve Suriye’de de Rusya ile savaşılması etkenleri bir araya gelince, Kuzey Kafkasya’daki silahlı gruplar da Suriye iç savaşına dahil olmayı kendileri açısından daha uygun gördüler.

 

Rusya’nın Çeçenistan ve Dağıstan’daki aşırı güvenlik önlemleri, etkili operasyonları ve Doku Umarov’un öldürülmesi, bölgedeki silahlı grupların eylem yapma kapasitesinde ciddi bir sınırlamaya neden oldu. Aynı dönemde DAEŞ’in hilafet ilanı ve Suriye’de de Rusya ile savaşılması etkenleri bir araya gelince, Kuzey Kafkasya’daki silahlı gruplar da Suriye iç savaşına dahil olmayı kendileri açısından daha uygun gördüler.

Ancak Kafkasyalı yabancı savaşçılar Rusya’da olduğu gibi Suriye’de de kendi içinde bölünmeler yaşadı. Önemli bir kısmı DAEŞ saflarına katılırken, ılımlı muhalifler safında yer alan ya da küçük birlikler kuran gruplar da Suriye rejimi ve Rusya’ya karşı savaşmaya devam etti.

Diğer taraftan DAEŞ saflarında savaşan Orta Asya kökenli Rusya vatandaşlarının Suriye’ye gelme noktasında da benzer gerekçeleri bulunuyor. Tacikistan, Özbekistan, Kırgızistan gibi aşırı baskıcı rejimlerin yönetimlerinde yaşayan ve sonradan Rusya vatandaşlığına geçen bu gruplar da, hem doğdukları ülkeler de hem de Rusya’da maruz kaldıkları orantısız güç karşısında, orantısız eylemlerle buna cevap verme yolunu seçtiler. Nitekim Uluslararası Terörle Mücadele Merkezi’nin verilerine göre, DAEŞ’in Aralık 2015-Kasım 2016 arasında Irak ve Suriye’de düzenledikleri 126 intihar saldırısı eyleminin 46’sında Tacik, Kafkasya, Kazak ve Özbek kökenlileri kullanması, başta İslam dini olmak üzere her türlü sınırı aşan bu karşı tepkinin bir sonucu. 

Rusya’ya geri dönme tehlikesi

Putin, Suriye’deki Rusya vatandaşı yabancı savaşçıların Rusya’ya geri dönmesinin  büyük bir güvenlik tehdidi yaratacağını ve buna izin veremeyeceklerini birçok kez dile getirdi.

Mart ayında Çeçenistan’da askeri üsse yapılan saldırıda yedi Rus askerinin öldürülmesi, Nisan’da ise Petersburg’da bir metro istasyonunda düzenlenen intihar saldırısında 14 sivilin hayatını kaybetmesi ve aynı akşam Astrahan’da iki Rus polisinin silahlı saldırı sonucu öldürülmesi, iki yıl önce Rusya sınırları içinde eylem kapasitesi çok daralan bu grupların yeniden kapasite kazandıklarını gösteriyor.

Bu kapasite artışının devam etmesi halinde ise Rusya’nın yeni saldırılarla karşı karşıya kalma ihtimali oldukça yüksek görünüyor. 

Halit Gülşen, Ankara Üniversitesi Rus Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun oldu. Sırasıyla Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi (ASAM, 2008-2009), Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM, 2009-2012) ve Anadolu Ajansı’nda (AA, 2012-2015) çalıştı. Halen TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Güvenlik Çalışmaları Bölümü’nde yüksek lisans programına devam eden Gülşen’in Rusya ve Post-Sovyet coğrafyasına yönelik çalışmaları Ermeni Araştırmaları Dergisi, Review of Armenian Studies, Avrasya Dosyası, İnsanlığa Karşı Suçlar ve Tarih, Stratejik Analiz dergilerinde yayımlandı.

Twitter'dan takip edin: @halitglsn

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Al Jazeera'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Halit Gülşen

Ankara Üniversitesi Rus Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun oldu. Sırasıyla Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi (ASAM, 2008-2009), Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM, 2009-2012) ve Anadolu Ajansı’nda (AA, 2012-2015) çalıştı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;