Görüş

'Siyah' adayı sandıkta bekleyen 'beyaz' tehlike: Bradley Etkisi

Bradley Etkisi’nin seçim sonuçlarındaki belirleyicilik derecesi halen tartışılıyor. İdeoloji yanında kişisel, ekonomik, duygusal, ailevi vb. çok sayıda faktör, seçmenin tercihini etkiliyor. Bu geniş faktör yelpazesinde doyurucu politika ortaya koyabilen siyah bir aday, eğer Bradley Etkisi gerçekten varsa bile bunu aşıp başarılı olabiliyor.

20 yıl boyunca Los Angeles Belediye Başkanlığı yapan Tom Bradley (solda), beklenenin aksine Californiya Eyalet Valiliği seçimini kaybetmişti. [Fotoğraf: Getty/Arşiv]

Tom Bradley, 1973-1993 tarihlerinde, tam 20 yıl boyunca Los Angeles Belediye Başkanı olarak görev yaptı. Sadece Los Angeles'ı en uzun süre yöneten kişi değil, bugüne kadarki ilk ve tek siyahi belediye başkanı olarak da şehrin tarihinde özel bir yere sahip Bradley. Ama Bradley'nin adını Amerikan siyasi literatürüne geçiren olayın, belediye başkanlığı ile bir ilgisi yok.

Her şey, Bradley'nin 1982 yılında Los Angeles'ın da bağlı olduğu California Eyaleti’nin valiliğine aday olmasıyla başladı. Demokrat Parti'nin siyah adayı Bradley'nin karşısında, Cumhuriyetçi Parti'nin beyaz adayı George Deukmejian vardı. Eyaletin en büyük şehrinin 10 yıllık popüler belediye başkanı Bradley, seçim gününe kadar California çapında yapılan tüm anketlerde, Deukmejian karşısında açık ara önde gözüküyordu. Seçim günü sandık başında seçmenlere kullandıkları oy sorularak hazırlanan anketlerde (exit polls) bile çoğunluk, oyunu siyahi politikacı Bradley'e verdiğini belirtiyordu. Medyaya göre Bradley, California valiliğinin yeni sahibiydi artık. Ancak sandıklar açılıp gerçek oylar sayılınca büyük bir şok yaşandı. Anketlere göre oldukça geride olan beyaz aday Deukmejian, hem de 3 puan farkla California Eyalet Valisi seçilmişti.

Amerikan siyasal literatürü, beyaz bir aday ile beyaz olmayan bir adayın karşı karşıya geldiği seçimlerde, beyaz seçmenlerin anketlerde "ırkçı gözükmemek" için beyaz olmayan adaya oy vereceklerini belirtip gerçekte beyaz adaya oy vermelerinin sandık sonuçlarına etkisine Bradley Etkisi adını verdi. Analistlere göre Bradley Etkisi, insandaki ‘sosyal albeni eğilimi’ kaynaklı bir fenomen. 

by Cemal Tunçdemir

-Ne olmuştu da Bradley yenilmişti?

Sorulduğunda, "Oyumu Bradley’e vereceğim." diyen çok sayıda beyaz, sandık başına gittiğinde Bradley’e oy vermemişti.

-Peki, ama oy vermeyecekleri halde neden her sorulduğunda, "Oyum Bradley'e" demişlerdi?

Irkçı gözükmemek için.

Amerikan siyasi literatürü, beyaz bir aday ile beyaz olmayan bir adayın karşı karşıya geldiği seçimlerde, beyaz seçmenlerin anketlerde "ırkçı gözükmemek" için beyaz olmayan adaya oy vereceklerini belirtip gerçekte beyaz adaya oy vermelerinin sandık sonuçlarına etkisine Bradley Etkisi (The Bradley Effect) adını verdi. Analistlere göre Bradley Etkisi, insandaki sosyal albeni eğilimi (social desirability bias) kaynaklı bir fenomen. Açık ki bazı beyaz seçmenler, eğer siyah adaya oy vermeyeceklerini söylerlerse, tercihlerinin ırkçı bir motivasyondan kaynaklandığı algısı oluşmasından korkuyordu. Bu toplumsal ayıplanmaya maruz kalma korkusu da ortamlarda, anketlerde, hatta sandık başında oyunu kullanıp çıktıktan sonra bile sorulduğunda gerçeği gizlemesine neden olmuştu.

Beyaz seçmenlerin tercihlerine ilişkin anketler ile sandık sonuçları arasındaki fark, siyah ve beyaz adayların karşı karşıya geldiği 1983 Chicago Belediye Başkanlığı seçiminde, 1988 Demokrat Parti Başkan Adaylığı mücadelesi sırasında beyaz nüfus yoğunluklu Wisconsin’deki önseçimde, 1989 New York Belediye Başkanlığı seçiminde ve aynı yılki Virginia Eyalet Valiliği seçiminde de yaşandı.

ABD’nin ilk siyah Genelkurmay Başkanı Colin Powell’ın adı, emekli olmasının ardından 1995 yılında, 1996 başkanlık seçiminde Demokrat Parti’nin adayı Bill Clinton’a karşı Cumhuriyetçi Parti’nin potansiyel adayı olarak gündeme gelmişti. O günlerde medyanın ve bazı çevrelerin müthiş ilgi gösterdiği Powell’a yayıncı dostu Earl G. Graves’den Bradley Etkisi uyarısı gelecekti. Powell bu uyarıyı, "O günlerde ne zaman Earl Graves’i görsem, ‘Bak dostum, seni gaza getirmelerine izin verme. Seni destekleyeceğini söyleyen beyazlar, oy kulübesine girdiğinde sana oy vermeyecekler.’ diyordu." şeklinde aktarıyor.

Peki, Bradley Etkisi kaçınılmaz bir gerçeklik mi, yoksa bir toplumun sosyal alışkanlıklarıyla ilgili aşılabilir bir durum mu? İşte ABD’nin, 2008 yılında ilk kez bir siyahi başkan adayı ile sandığa gittiği tarihi seçimden hemen önce en çok merak edilenlerden biri de buydu.

Aslında bu konu daha Barack Obama başkan adaylığı için Demokrat Parti’de Hillary Clinton’a karşı mücadele verirken bu konu gündeme gelmişti. Clinton, Obama’nın Bradley Etkisi’ne maruz kalabileceğini ima ederek Demokratların mutlaka kazanmaları gereken bir seçimi riske atmamaları gerektiğini savunuyordu. Nitekim Obama’nın önseçimi caucus yöntemiyle yapan Iowa’da kazanmasından sonra, anketlerde 10 puan önde göründüğü New Hampshire’da Clinton’a 3 puan farkla kaybetmesi de Bradley Etkisi’ni yeniden gündeme getirecekti.

Seçim günü gazeteci olarak bulunduğum New Hampshire'da, kime oy verdiklerini sorduğum beyazların tamamı Obama dediği için ilk haber taslağımı, "Obama, New Hampshire'ı kazandı." şeklinde hazırlamıştım. Clinton'ın kampanyası sonraki süreçte, önseçimini caucus yöntemiyle yapan eyaletlerin biri hariç tamamını Obama'nın kazanmasını da bu etkiye ispat olarak gündeme getiriyordu.

Caucus yöntemiyle yapılan önseçimlerde, seçmenler salonlarda toplanmakta ve kimin kime oy verdiğini herkes görebilmekte. Primary yönteminde ise klasik seçimlerdeki gibi sandıklara oy atılarak seçim gerçekleşmekte. Clinton'ın kampanyası, caucus yönteminde, birçok Demokrat Partili, ırkçı gözükmemek için Obama'ya oy verdiğini iddia ediyordu. Obama’ya, kıran kırana geçen mücadelede Demokrat Parti’nin başkan adaylığı yolunu açan, caucus eyaletlerindeki zaferleriydi.

Bununla beraber Clinton-Obama önseçim mücadelesinde analistlerin, Ters Bradley Etkisi (The Reverse Bradley Effect) dedikleri bir seçmen davranışı da yaşanacaktı. Demokrat Parti tabanının önemli ölçüde siyah seçmenlerden oluştuğu birçok eyaletteki ilk anketlerde Clinton açık ara önde çıkmıştı. Siyah seçmenler, Clinton ailesini, Bill Clinton'ı "ABD’nin ilk siyah başkanı" diye anacak kadar seviyorlardı. Ve bu aileye karşı bir vefa borcu olarak ve ırkçı bir tarafgirlikte bulunuyor gözükmemek için anketlerde sorulduğunda, "Oyum Hillary Clinton'a" diyorlardı. Ancak sandıkta çoğu tercihini Obama'dan yana kullandı.

2008 başkanlık seçiminde, Demokrat Parti’nin ilk siyahi başkan adayı olan Barack Obama ile Cumhuriyetçi Parti’nin beyaz adayı John McCain karşı karşıya geldi. Seçime günler kala tüm anketlerde önde gözüken Obama’nın kampanya ekibinin en büyük korkusu elbette Bradley Etkisi idi. Obama’nın hem ekonomik krizin hem de anketlerin altında kalan Cumhuriyetçi rakibi McCain'in de Beyaz Saray için son umudu aslında bu etkiydi.

Fakat seçim, anketlerdekine yakın şekilde sonuçlandı. Obama hiç şüphesiz siyahların, Hispaniklerin, Yahudilerin, Müslümanların, Uzakdoğuluların çoğunluğunun oyunu almıştı. Ama asıl önemlisi, beyaz seçmenlerden de diğer beyaz Demokrat adayların aldığı kadar oy almıştı. Dahası Obama, Demokrat Parti’nin beyaz adaylarının bile on yıllardır kazanamadığı Virginia, Colorado gibi Cumhuriyetçi Eyaletleri de kazanmayı başarmıştı. Bradley Etkisi ilk kez yaşanmamıştı.

Bazılarına göre siyah seçmenler ve Demokratların çok yüksek oranda sandığa gitmesi, Bradley Etkisi'ni sadece örtmüş ama yok etmemişti. Bazılarına göre ise Amerikan seçmeninin psikolojisi, Bradley Etkisi barajını artık aşmıştı.

Obama, Bradley Etkisi’ni nasıl aştı?

2008 başkanlık seçiminde Amerikalı beyaz seçmenlerin Obama’ya desteğinin nedenleri hâlâ tartışılan, analiz edilen bir konu. Başarının nedenleri hakkında ilginç teoriler de üretildi. Bunlardan biri de Fishtown Etkisi… Philadelphia’nın ırkçı beyazlardan oluşan Fishtown semtinde, oyların yüzde 81’ini Obama’nın kazanması ülke genelinde dikkat çeken bir sonuçtu. Nitekim seçime gidilirken ABD, 1929’daki Büyük Buhran’dan beri en büyük ekonomik krize sürüklenmişti. Bu örnek olaydan dolayı, ırkçı beyaz seçmenlerin yoğunlukta olduğu yerleşim birimlerinin, tamamen ekonomik endişelerle oylarını siyah adaya vermesine Fishtown Etkisi dendi.

Obama hiç şüphesiz siyahların, Hispaniklerin, Yahudilerin, Müslümanların, Uzakdoğuluların çoğunun oyunu almıştı. Ama beyaz seçmenlerden de diğer beyaz Demokrat adayların aldığı kadar oy almıştı. Dahası, Demokrat Parti’nin beyaz adaylarının bile on yıllardır kazanamadığı Virginia, Colorado gibi Cumhuriyetçi Eyaletleri de kazanmıştı. Bradley Etkisi ilk kez yaşanmamıştı. 

by Cemal Tunçdemir

Bir başka teori ise yazar Alisa Valdes-Rodriguez tarafından geliştirilen Huxtable Etkisi… 80’li yıllarda TRT’de de gösterilen Cosby Ailesi adlı popüler komedi dizisindeki babacan ve sempatik doktor Cliff Huxtable’ı seyrederek büyüyen beyaz kuşağı, siyah bir kişinin de saygın bir devlet başkanı olabileceği fikrine açık hale geldi. Obama’nın beyaz seçmenlerinin önemli bir kısmı bu kuşaktandı.

Benzer bir başka teoriye de Palmer Etkisi adı verildi. O günlerin 24 adlı popular televizyon dizisindeki siyahi ABD Başkanı karakteri David Palmer, siyah bir başkanın da güçlü bir lider olabileceğini gösteriyordu o teoriye göre…

Hiç şüphesiz Obama'nın zaferindeki en önemli etken, sıra dışı kişiliği ve başarılı kampanya stratejisiydi. Obama, politik alanı "siyah-beyaz" gören Jesse Jackson veya Al Sharpton gibi geleneksel siyah politikacı profilinden oldukça uzak bir kişiliğe sahipti.

Obama'nın Afro-Amerikan konuşma tarzının ve kelime hazinesinin dışına çıkması; entelektüel düşünce yapısı; diğer birçok Demokratın aksine kilise müdavimi olduğunu gizlememesi, bununla beraber yine diğer birçok Demokrat adayın aksine, eşcinsel hakları, kürtaj gibi sosyal konularda daha özgürlükçü tavır alabilmesi; hitabeti; kişisel karizması; siyahlar da dahil tek kimlikli her yapıya karşı çoğulcu bir toplum ve ülkeye inanması; beyaz eyaletlerdeki gençler ve kadınların desteğini kazanmasını sağladı.

Son yarım yüzyılda Amerikan muhafazakarlığının ana eğilimlerinden birinin önderliğini yapan William Buckley'in oğlu Christopher Buckley, babasının kurduğu ünlü muhafazakar dergi National Review'deki köşesinde Obama'yı desteklediğini ve hayatında ilk kez Demokrat Parti’ye oy vereceğini açıklayarak büyük şaşkınlığa yol açtı. Colin Powell başta olmak üzere önde gelen Cumhuriyetçiler de art arda Obama'yı destekleyeceklerini açıkladılar.

Artık Ters Bradley Etkisi’nden söz edilebilirdi; zira birçok beyaz seçmen, çevresine Obama'ya oy vereceğini söyleyemedi ancak sandık başında Obama için oy kullandı. O günlerde Amerikan gazeteleri, beyaz ağırlıklı güney eyaletlerinde dedesine ya da anneannesine McCain'e oy vereceğini söyleyip Obama için çalışan gençlerin öyküleriyle doluydu.

Bradley Etkisi'nin seçim sonuçlarındaki belirleyicilik derecesi halen tartışılan bir konu. Bunun sosyolojik açıdan genel ve oturmuş bir teori olduğu söylenemez. Ama kesin birşey var: Seçmen sandık başına gittiğinde, oyunu sadece ideolojik gerekçelere dayanarak kullanmıyor. Kişisel, ekonomik, duygusal, ailevi vb. çok sayıda faktör, seçmenin oy tercihini etkiliyor. Bütün bu geniş faktör yelpazesinde doyurucu ve tatmin edici politikalar ortaya koyabilen siyah bir aday, eğer Bradley Etkisi gerçekten varsa bile bunu aşıp başarıya ulaşabiliyor.

Cemal Tunçdemir, gazeteci ve yazar. Uzun yıllardır ABD'de ikamet eden Tunçdemir, T24 sitesi için blog kaleme alıyor. 

Twitter’dan takip edin: @CemalTDemir

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Cemal Tunçdemir

Gazeteci ve yazar. Uzun yıllardır ABD'de yaşayan Tunçdemir, T24 sitesi için blog kaleme alıyor.  Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;