Görüş

Soma Faciası ve temel bir sorun olarak 'İş Güvenliği'

Türkiye'deki iş kazaları ile bunlara bağlı ölüm ve iş göremezlik vakalarının ortalamasına bakıldığında, 2003 yılından bugüne ciddi değişim gerçekleşmediği anlaşılıyor.

Konular: Türkiye
Soma'da 13 Mayıs 2014 günü çıkan yangın dünya madencilik tarihinin en büyük kazalarından biri olarak kayıtlara geçti. [Reuters]

Madencilik, doğası gereği özellik arz eden bir sektördür. Bu nedenle bilgi, deneyim, uzmanlık ve sürekli denetim gerektiren çok zorlu ve riskli bir işkoludur.

Maden Mühendisleri Odası kayıtlarına göre; Türkiye’de 2008 yılında 43 maden çalışanı iş kazası sonucu hayatını kaybetmişken, 2009 yılında bu sayı 92`ye çıkmıştır. 2010’da 105 işçi, 2011’de 77 işçi, 2012’de 61 işçi, 2013 yılında ise 68 işçi maden kazalarında yaşamını yitirmiştir. 

13 Mayıs 2014 Salı günü Manisa’nın Soma ilçesinde meydana gelen maden kazası, Türkiye ve dünya madencilik tarihinin en büyük iş kazalarından biri olarak kayıtlara geçecektir. Bu kazada yaşamının yitirenlerin sayısı, son beş yıldaki iş kazası ölümlerinin toplamına neredeyse eşittir.

Maden sektöründeki eksiklikler

Uygulamalara baktığımızda, Türkiye’de yeraltı madenciliği sektöründeki iş kazaların nedenlerini genelde 10 başlık altında toplayabiliriz:

1) Uygun ve yeterli tahkimat yapılmaması.

2) Uygun ve yeterli havalandırma sisteminin bulunmaması. Ocak içinde biriken gazlar (metan, CO2, CO vd.) yeterli şekilde boşaltılamıyor. Soma’daki kazada da maden ocağında toplanan yüksek konsantrasyonda CO gazı ölümlerin temel nedeni olmuştur.

3) Uygun ve yeterli tahliye alanlarının eksikliği. Yeraltı işyerlerinde nefeslik ve kaçamak yolu olarak kullanılmak üzere en az iki çıkış yolu bulunması yasal zorunluluktur. Türkiye’de tek giriş ve çıkışı olan yeraltı maden işyerlerine denetimlerde sık sık rastlanabiliyor.

Maden ocaklarına yetersiz giriş ve çıkışlar, kaza durumunda kurtarma çalışmalarını da zorlaştırıyor. İşçiler ocaktan acil ve güvenli bir şekilde tahliye edilemiyorlar.

Bu sorunu gidermek için öncelikle işletme büyüklüklerine bağlı olarak maden ocaklarının yerüstü bağlantı sayıları yeniden düzenlenmelidir. Yeraltı işletmesi büyüklüğü ve çalışan sayısı esas alınarak, ikinin üzerindeki sayılarda yerüstü bağlantılarının oluşturulması zorunluluğu getirilmelidir.

4) Tehlikeli gazlar için ‘sürekli gaz izleme sistemi” ile ‘erken uyarı sistemi’ eksikliği. Bazı yeraltı işyerlerinde bu sistemlerin kurulmaması yüzünden ocak içindeki tehlikeli gazların takibi yapılamıyor, her vardiyada muntazam aralıklarla gaz ölçümleri yapılmıyor. Dolayısıyla tehlikeli durumlarda ocağın acil tahliyesi gerçekleştirilemiyor.

5) Grizulu ocaklarda kullanılması zorunlu olan AlSz, kendinden emniyetli elektrik donanım ve devre kesici donanım yetersizliği.

6) İlkyardım ve tahliye istasyonlarının kurulmaması, mevcutların ise uygun nitelik taşımaması. Bu alanlardaki eksiklikler nedeniyle, kaza durumunda kurtarma ve ilkyardım işlemleri zamanında yapılamıyor.

7) Kişiye özel gaz maskelerin bulunmaması ve/veya kullanılamaması.

8) Patlayıcı maddelerin; ocaklarda kullanıma uygun özellikte olmaması, yetkisiz ve ehliyetsiz kişilerce kurallara uymadan ateşlenmesi ve ateşlemelerde gerekli güvenlik tedbirlerinin alınmaması.

9) İşçilere kaza anında nasıl davranacaklarına dair yeterli eğitim verilmemesi. Ocaktaki yangın ve patlamadan sağ olarak kurtulanlar, yeterli eğitim ve tatbikat yapılmamasından doğan panik sonucu bireysel oksijen maskelerini kullanamıyor ve güvenli çıkış yollarını bulamıyorlar. Bu da ölümleri artırıyor.

10) Eğimli yollarda vagon ile yapılan nakliyat faaliyetleri sırasında yaşanan vagon kaçmaları.

Türkiye’nin geldiği ya da geldiğinin söylendiği gelişmişlik düzeyi ile yaşanan kaza arasında büyük bir çelişki mevcut. Gelişmiş ülkelerde bu tür kazalar gerçekleşmez. Büyüme ve gelişmişlik sadece teknoloji, sermaye ile ölçülmez. İnsana verilen değer ve önem de gelişmişliğin göstergesidir.

Türkiye’de İş Güvenliği yolun başında

İnsanı merkezine alan ‘İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği’ konusu, Türkiye'de hiç iyi durumda değil. Zaten iş kazası kayıtları ve istatistikleri de bunu açıkça doğruluyor.

İş Güvenliği, genel itibarıyla üçayak üzerine oturur: Devlet, İşveren ve İşçi

Her üçayağın da ülkemizde İş Güvenliği sağlama noktasında doğruları ve yanlışları söz konusudur.

Devletin görevi, mevzuat hazırlamak ve denetim yapmaktır. Devlet, mevzuat ile sistemin rotasını belirler.

2003 yılında 4857 Sayılı İş Kanunu’nun çıkarılmasıyla Türkiye’de İş Güvenliği anlayışında köklü bir değişim gerçekleşti. Pro-aktif olarak adlandırılan ve risklerin değerlendirilmesinin esas alındığı yeni bir anlayış hâkim kılındı. Bu yaklaşım aşağıdaki hususları getiriyor: Sürekli İyileştirme, Önleme Yaklaşımı, Risk Yönetimi, Bilgilendirme, Eğitim, Çalışanların Katılımı ve Görüşlerinin Alınması, Sağlık ve Güvenlik Gözetimi ve Çalışanların Sorumlulukları.

2012 yılında 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu çıkarıldı. Bu kanun ile iş güvenliğinde ikinci bir köklü yasal değişim daha yaşandı. Bu kanunda, 2003’te belirlenen yaklaşım değişmemiş ancak tüm çalışanlar iş güvenliği kapsamı içine alındı.

4857 ve 6331 sayılı kanunlar ve birçok yönetmelik maalesef sonuçlara olumlu yansımadı. Zira 2000’lerde Türkiye’de madenlerde yaşanan iş kazalarının toplam iş kazalarına oranı ortalama yüzde 9'ken, bu oran bugün de aynı seviyelerdedir.

Türkiye'deki iş kazaları ve bunlara bağlı ölüm ve iş göremezlik vakalarının yıllık ortalamasına bakıldığında, 2003 yılından bugüne ciddi değişim gerçekleşmediği anlaşılıyor.

Bu sonuçlara ulaşılmasında devlet ayağında başlıca iki uygunsuzluk öne çıkıyor:

A) Sürekli değişen mevzuatlar

B) İş Güvenliği uygulamalarının sahada yeterince denetlenmemesi.

İş Güvenliği alanında yapılması gerekenler

Türkiye’de İş Güvenliği alanında alınması gereken tedbirler konusundaki önerilerimizi şöyle özetleyebiliriz:

1) İş Güvenliği; planı, projesi ve bütçesiyle yapılan veya yapılacak işlerde net olarak belirlenmeli; kayıt altına alınmalıdır.

2) Alt işverenlik (taşeronluk) uygulamaları, İş Güvenliği’ni olumsuz yönde etkiliyor. Bu konu ile ilgili 4857 Sayılı İş Kanunu’nun 2. Maddesi, sahada hayata geçirilmelidir.

(Madde-2: Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir.)

3) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, denetim kadrosunu yeter sayıya ulaştırmalıdır. 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile idari para cezalarının ciddi oranda artırılması, yeterince caydırıcı olmamıştır. Kanımızca idari para cezalarının geriye dönük uygulanabilir olması caydırıcı etki yaratacaktır.

4) İş Güvenliği Uzmanları’nın yeterliliği ve yetkinliği, yaşanan problemlerden biridir. Türkiye’deki İş Güvenliği Uzmanı sayısının 90,000’lere ulaştığı belirtiliyor. Bu sayı, aslında talebi karşılayabilecek düzeydedir veya ona yakındır. Fakat İş Güvenliği Uzmanları’nın yetkinliği halen ciddi bir düzeydedir.

Uzmanlık, deneyim ve birikim sonrası elde edilen bir kavramdır. İş Güvenliği Uzmanı olma şartları yeniden düzenlenmelidir. Uzman olmak bu kadar kolay olmamalıdır. Üniversitelerden yeni mezun olmuş gençlerin uzman olarak sahaya sürülmesinin önüne geçilmelidir.

İşyerlerinin İş Güvenliği hizmeti aldığı İş Güvenliği Uzmanları’nın işveren ile ekonomik bağları koparılmalıdır. İş Güvenliği Uzmanı, ücretini doğrudan işverenden değil, oluşturulacak bir fondan almalıdır.

5) İş Güvenliği, Ortak Sağlık Güvenlik Birimleri (OSGB) vasıtasıyla ticari bir rant sahası haline dönüştürüldü. OSGB yeniden değerlendirilmeli ve şekillendirilmelidir.

6) İş Güvenliği bilincinin toplum nezdinde geliştirilmesi, yaygınlaştırılması konusunda çaba ve etkinlikler artırılmalıdır.

Türkiye’de meydana gelen her büyük ölçekli iş kazasının sonrasında yaşananların, Soma Faciası sonrasında yaşanmaması dileğimizdir.

Umarız tüm sorumlular, bu kazanın aydınlanması ve elde edilen sonuçlar doğrultusunda uygun adımların atılması konusunda üstlerine düşeni yapacaklardır.

Burhan Erdim, Maden Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi ve İş Güvenliği Komisyonu Başkanı. İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Maden Fakültesi Maden Mühendisliği Bölümü'nden mezun oldu. A Grubu İş Güvenliği Uzman Sertifikası sahibi olan Erdim, çalışma hayatı boyunca mermer, agrega ve inşaat sektörlerinde yönetici, İş Güvenliği Uzmanı ve İşyeri Hekimi-İş Güvenliği Uzmanı Eğiticisi olarak görev yaptı.

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera’nın editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Burhan Erdim

Maden Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi ve İş Güvenliği Komisyonu Başkanı. İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Maden Fakültesi Maden Mühendisliği Bölümü'nden mezun oldu. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;