Görüş

Terörle mücadelede stratejik iletişim neden önemli?

Türkiye Cumhuriyeti, terörle mücadele anlamında 93 yıllık tarihinin belki de en zorlu dönemlerinden birini geçiriyor. Fethullahçı Terör Örgütü, PKK, DAEŞ... Türkiye tüm bu örgütlerle aynı anda mücadele etmeye çalışırken, stratejik iletişimden ne kadar istifade edebiliyor?

Konular: Türkiye, PKK, IŞİD
Rifat İlhan'a göre, terörle mücadelede ne öldürülen terörist sayısı ne de terör eylemlerinin devam etmesi başarı ya da başarısızlığın bir ölçütü. [Fotoğraf: Reuters]

Terör örgütlerini etkisiz hale getirebilmek için tek başına askerî, istihbarat, siyasî, hukukî tedbirler maalesef yeterli değil, sosyal, psikolojik, kültürel, ekonomik/malî, tarihsel, ideolojik vb. bilgi etkisi bulunan bütün milli güç unsurlarının bir arada dengeli kullanımının uygulamaya yansıtılması gerekir. Stratejik iletişim de artık terörizmle mücadelenin odağı haline gelmiş durumda.

Stratejik iletişim, Uluslararası Güvenlik ve Terörizm Analisti Dr. Rıza Güler tarafından "belirlenen hedef kitlelerin algılarını politik hedeflere uyumlu hale getirmek için tüm unsur ve yeteneklere ait bilgi, fikir, eylem, söylem ve imajların senkronizasyonunu sağlayan bir strateji" olarak tanımlanıyor. Güler'e göre, stratejik iletişim, salt bir iletişim biçimi değil, iletişimi yönlendiren bir zihniyet; eylem, söylem ve imajlarıyla mesaj üretebilen tüm sivil ve askeri unsurların amaca yönelik orkestrasyonunu sağlayan bir felsefe.

Stratejik iletişimi sıradan bir iletişim faaliyeti gibi düşünmemek gerekir. Yeri geldiğinde bir askeri nokta operasyonu, yeri geldiğinde sosyoekonomik reformlar, yeri geldiğinde eğitim faaliyetleri bu kapsama girebilir. Örneğin, örgütlerde lider konumundaki teröristlerin tekrarlayıcı ve ısrarlı bir şekilde etkisiz hale getirilmesi, devletin istediği yer ve zamanda teröristleri hedef alabilecek operasyonel kapasite ve yeteneğe sahip olduğu mesajını örgüt mensuplarına verir.

Stratejik iletişimin en önemli öğesi, hedef kitledir. Hedef grup terör örgütü, iç ve dış kamuoyu, terör örgütünün içerisinde faaliyet gösterdiği toplum kesimleri, siyasi kesimler veya muharip personel de olabilir.

Hedef kitle davranışını şekillendirmek için günümüzde pek çok farklı imkan var. Bunun başarılabilmesi hedef grubu dinlemeyi, beklentilerini, korkularını, endişelerini anlamayı, hedef grupla yakın etkileşim ve karşılıklı iletişim halinde olmayı gerektirir. Amaç, hedefin zihninin içerisinde olmaktır. Böylece hangi toplum kesiminin nasıl bir kontrol ve norm sistemi içerisine hangi fırsatlar aracılığı ile çekileceği planlanır.

Günümüz bilgi ortamı ve stratejik iletişim

Günümüzde bilgi teknolojilerindeki gelişim ve kitle iletişim araçlarının yaygın kullanımı, bilginin yayılması ve paylaşılmasını hızlandırdı. Artık her birey kendi haberinin yaratıcısı ve yayıncısı konumunda. Teknolojik gelişmeler, Irak’ta çekilen bir görüntü kaydının bütün dünyaya kısa sürede yayılabilmesine imkan sağlıyor. Amerika’daki bir din adamının Kur’an yakma eylemi, aynı gün içerisinde Pakistan’da yüzbinlerce kişinin sokağa dökülmesine neden olabiliyor. Tek bir askerin tutumu, bütün bir askeri operasyonun meşruiyetini riske atabiliyor.

Çatışma ve şiddet konularında çalışan siyaset bilimci Stathis Kalyvas, şiddetin iç savaşlarda hangi amaçlarla kullanıldığını ortaya koyduğu 'The Logic of Violence in Civil Wars' adlı çalışmasında, silahlı grupların gücünün halk desteğine dayanmadığını, aksine silahlı grubun hali hazırda güçlü olması nedeniyle, kontrol altında tuttuğu bölgedeki halk tarafından desteklendiği sonucuna ulaşmıştır.

Terör örgütleri de devlet güçlerini askeri/ konvansiyonel anlamda yenemeyeceklerinin farkında. Bu nedenle de mücadele stratejilerini devletlerin operasyonel devamlılığını durdurma, terör örgütü ile mücadele iradesini kırma amacına göre belirliyorlar. Örneğin, El-Kaide’nin 2004’teki Madrid saldırısı, İspanyol kamuoyunda “Biz orada ne arıyoruz?” sorusunu ortaya çıkarmış ve İspanya Hükümeti’nin askerlerini Irak’tan geri çekme kararı alması sonucunu doğurmuştu.

Terör örgütleri eylemlerini devletlerin kontrol edemeyeceği ve beklemediği anlarda gerçekleştirme özgürlüğüne sahiptirler. Bu avantajları terörü yıllar boyunca sürdürmelerini sağlar. Örgütler çatışma halini ellerinden geldiğince sürdürerek, siyasileri ve toplum kesimlerini bıktırmaya, operasyonel devamlılığın gerekliliğine olan inançlarını yıkmaya çalışırlar. İşte tam da bu nedenle operasyonel devamlılığa zarar verecek bir siyasi ve toplumsal ortamın oluşmasının önüne geçmek, en önemli stratejik iletişim faaliyet alanlarından biridir. Özellikle iç ve dış kamuoyuna uygun mesajlar belirlemek, ardından operasyonları bu mesajlara uygun hale getirerek icra etmek da bu alandaki olmasa olmazlardandır.

Önce güvenlik

Kaos ve iç savaş ortamında yaşayan toplum kesimlerinin temel özelliği, can güvenliği açısından belirsizlik duygusu yaşamalarıdır. Bu toplumların temel öncelik ve gereksinimi öngörülebilir, belirli kuralları olan, bu nedenle de kaotik olmayan güvenli bir sistemde yaşamaktır. Kendilerine güvenlik açısından öngörülebilir bir ortam sunan örgütlerin kontrol sistemine bu nedenle hızlı bir geçiş yaparlar.

2006’da Irak’taki Sünni gruplar, El-Kaide ideolojisinden nefret etmelerine rağmen, kendilerine kaotik bir ortamda hayatta kalmalarını sağlayan, belirgin kuralları olan bir sistem sunması nedeniyle örgüt ile birlikte hareket ettiler. Ancak ABD, Sünni aşiretlere 24 saat güvenlik garantisini eylem-söylem birlikteliği içerisinde sağlayabildiğinde, Sünni aşiretler ABD ile birlikte hareket etmeye başladı ve El-Kaide’nin Irak dışına kaçmasında büyük rol oynadılar.

Çatışma ve şiddet konularında çalışan siyaset bilimci Stathis Kalyvas, şiddetin iç savaşlarda hangi amaçlarla kullanıldığını ortaya koyduğu “The Logic of Violence in Civil Wars” adlı çığır açıcı kapsamlı saha çalışmasında, silahlı grupların gücünün halk desteğine dayanmadığını, aksine silahlı grubun hali hazırda güçlü olması nedeniyle, kontrol altında tuttuğu bölgedeki halk tarafından desteklendiği sonucuna ulaşmıştır. Kalyvas, Vietnamlıların, köylerini kontrol altında tutan silahlı aktöre göre taraf değiştirdiklerini, köylülerin sanılanın aksine ideolojik ve etnik bir motivasyonla taraf seçmediğini örnekleri arasında verir.

Adı ister terör örgütü, ister gerilla, isterse de suç örgütü olsun, bütün yasa dışı silahlı örgütler evrensel olarak, hükümetlerin kontrol altında tutamadığı alanlarda üslenir ya da ortaya çıkarlar. Özellikle de şehirlerin devlet sisteminin ulaşamadığı getto benzeri varoş alanları, terör örgütleri de dahil olmak üzere her türlü yasa dışı suç örgütünün üslenebileceği yerleşim birimleridir.

Geleneksel terörle mücadele modellerinin ilk önceliği, terör örgütünün içerisinde faaliyet gösterdiği hedef toplum kesiminin zihin ve kalplerinin kazanılması ve böylelikle örgütün hedef toplum gözünde marjinal hale getirilmesidir. Terör örgütleri ve devletler bu anlamda, hedef kitleyi kontrol altına almak için birbirleri ile rekabet halindedir. Örneğin, bir köy gündüz vakitlerinde devriye gezen devlet gücünün, gece ise köye sızan teröristlerin kontrolü altına girebilir. Bu duruma dışardan bakanlar sıklıkla köylüleri ikiyüzlü olmak, ikili oynamak, teröristlerle işbirliği yapmak ve sempati duymakla suçlayabilir. Yine bazı entelektüel kesimler terörist ve köylü arasındaki işbirliğini, örgütün bir halk hareketi olmasına yorabilir. Terör örgütleri de planlı bir şekilde bu tarz kanaatlerin oluşması amacıyla böyle bir hareket tarzını benimserler. Bu nedenle, stratejik iletişim konseptinde öncelikli olan işbirliğinin nasıl engelleneceği değil, işbirliği gibi davranışların altında yatan dinamikleri, etkenleri tespit etmektir.

Stratjik iletişim bir yandan hedef kilit grubu dinler ve tanırken, diğer yandan yerele özgün iletişim ve etkileşim kanallarını belirler, hedef grup için en çekici fırsatı sunarak, istenilen davranışın şekilleneceği sistemin içerisine çeker.

ABD ve Taliban örneği

Bu alanda ders alınabilecek en iyi örnek, ABD ve Taliban arasında Afganistan’da yaşanmıştı. ABD, 11 Eylül sonrası Afganistan’a yaptığı operasyonda Taliban’la mücadelede sivil halka yönelik stratejik iletişim faaliyetlerini geleneksel ‘zihinlerin ve kalplerin kazanımı’ esasına göre belirlemişti. ABD, sivil halka kimin daha güçlü olduğunu gösterme stratejisiyle Taliban’a saldırırken, Taliban’ın kaçışı ve köylerden temizlenişinin, sivil halkı Taliban’ı desteklememeye ikna edeceğini umuyordu. Bir yandan da köylülere maddi yardımlarla kimin iyi taraf olduğunu göstermeye çalışıyordu.

PKK’nın eylem stratejisinin temelinde, devlet güçlerini yenilgiye uğratmak değil, hedef toplum kesimleri üzerinde politik amaçları doğrultusunda algı ve kanaat oluşturmak yatar. Özellikle günümüzde silah ve mühimmatlara ulaşımın kolaylaşması hatta özgürleşmesi, yabancı devletlerin destekleri örgütün sansasyonel eylem yapabilme kapasitesini arttırdı.

Evet, ABD ordusu Taliban’ı fiziki alanda yenebilecek kapasiteye sahip olduğunu gösterdi.  Fakat yerli halk ideolojik olmasa da Taliban’a desteğinden, onunla işbirliği yapmaktan vazgeçmedi. Çünkü ABD ordusu gittiğinde Taliban tekrar köye gelerek ABD ordusu ile işbirliği yapanları öldürüyordu. Taliban’ın baskı ve sindirme temelli stratejik iletişim faaliyeti, yerel halkı kontrol etme konusunda ABD’nin üstün silah gücüne rağmen daha başarılı ve etkiliydi. Afgan köylüleri için ABD geçici, Taliban kalıcıydı. ABD’liler, Afgan köylülerinin temel öncelik ve ihtiyacının güvenlik duygusu olduğunu görememişlerdi.

Terör örgütlerinin söylemleri ve terörizmle mücadele

Terör örgütlerini fiziksel olarak bütünüyle yok etme amacı güden güvenlik politikaları ve resmi söylemler, kolaylıkla terör örgütlerinin sözde “yenilmezlik” söyleminin kurbanı olabilirler. Terör örgütlerinin tek bir eylemi, güvenlik politikaları ile uzun süredir elde edilen pek çok başarının gölgelenmesine  ve güvenlik politikalarının kamuoyu ve siyasi kesimlerin gözünde anlamsızlaşmasına yol açabilir. Terörle mücadelede, ne öldürülen terörist sayısı ne de terör eylemlerinin devam etmesi başarı ya da başarısızlığın bir ölçütü olarak değerlendirilebilir.

Örneğin, PKK, terörle mücadele operasyonlarının başarısını gölgelemek, toplumda ve siyasi kesimlerde operasyonların işe yaramadığına yönelik kanaat oluşturmak için mümkün olduğunca terör eylemlerini devam ettirmeye çalışır. Özellikle köşeye sıkıştığı, eylemsel kısırlık içerisine girdiği dönemlerde, başarı şansını arttırmak için kolay hedefleri tercih eder. Bir üs bölgesine değil, şehirlerdeki daha kolay hedeflere yönelik eylem gerçekleştirir. Devam eden terör eylemleri ile birlikte kamuoyunda “30 senedir neden bitirilemedi?”, “Ne zaman bitecek?” gibi umutsuzluk temalı soruların, “Artık yeter” gibi sloganların ortaya çıkmasını amaçlar.

PKK’nın eylem stratejisinin temelinde, devlet güçlerini yenilgiye uğratmak değil, hedef toplum kesimleri üzerinde politik amaçları doğrultusunda algı ve kanaat oluşturmak yatar. Özellikle günümüzde silah ve mühimmatlara ulaşımın kolaylaşması hatta özgürleşmesi, yabancı devletlerin destekleri örgütün sansasyonel eylem yapabilme kapasitesini arttırdı. Özellikle de bomba ile birlikte el yapımı patlayıcıların (EYP) kullanımı da PKK’nın bir eylem için kullanması gereken eleman sayısını azalttı. Geçmişte 5-10 kişilik grupların yaptığını bugün EYP aracılığı ile tek bir kişi yapabiliyor.

PKK, düzenli bir askeri yapılanma ve sanılanın aksine bir gerilla örgütü olmadığı için, askeri operasyonlarla tamamen yok edilmesi fiziken mümkün değildir. PKK da diğer terör örgütleri gibi kaç kişi kalırsa kalsın, sesini duyurmak, siyasi etkisini sürdürebilmek, caydırıcı bir güç olduğunu ispatlamak, yabancı devletlerin desteğini almaya devam etmek için terör eylemlerine devam edecektir.

Terör örgütlerine karşı yürütülen mücadelenin nasıl tanımlandığı ve adlandırıldığı, terör örgütünün nasıl tanımlandığı ve topluma nasıl sunulduğu, terör örgütlerinin söylemleri ile mücadelede stratejik iletişim faaliyeti olarak temel rolü oynar. Burada önemli nokta, terör örgütlerinin eylem ve söylemlerinin politik meşruiyet kazanmasının önüne geçilmesi, her türlü politik bağlamdan koparılması, terör eylemlerinin kamuoyu üzerinde etki yaratmasının önlenmesi ve terörle mücadeledeki iradenin devamlılığının korunmasıdır.

Tehdit unsurunu tanıma ve seçici mücadele

Türkiye’nin bugün karşı karşıya olduğu gayrinizami harp ortamında stratejik iletişim faaliyetlerinin stratejik hedeflere ulaşma amacıyla askerî ve sivil tüm faaliyetlerin odak noktasında, güvenlik harekatları ile ayrılmaz bir bütün olarak ele alınması, büyük farklar yaratabilir.

FETÖ, PKK, DEAŞ farklı terör örgütleri olsalar da nihayetinde kısa ve orta vadeli amaçlarında ortaklaşabiliyor, zaman zaman işbirliği yapabiliyor, stratejik hedeflerine ulaşmak için birbirlerinin faaliyetlerini propaganda malzemesi olarak kullanabiliyorlar. Ancak bu örgütlerle mücadele ederken, aynı tedbirleri uygulama hatasına düşmemek gerekiyor. Bir terör örgütü için gerekli tedbir, diğer terör örgütünün yararına olabilir. Bu nedenle stratejik iletişim faaliyetleri her bir terör örgütünün işlevine, stratejisine, yapısal özelliklerine göre belirlenmelidir.

Uludere benzeri bir olay, güvenlik operasyonlarının durdurulması amacıyla gerçekleştirilmiş karşı stratejik iletişim faaliyeti olarak değerlendirilebilir. Askeri operasyonlar planlanırken, hangi gruba hangi mesajın verileceği iyice tartılmalıdır.

Artık tek tip evrensel bir terörle mücadele modelinden çok, her olaya farklı bir yaklaşımı gerektiren, o ana, yere ve olaya özgü sürekli güncellenir modellere ihtiyaç olduğu görülüyor. Dolayısıyla bir yöntemin işe yarayıp yaramadığından çok, hangi alanlarda nasıl etki ettiği artık daha önemli. Bu nedenle de stratejik iletişim konseptinde hiçbir zaman kesin reçeteler yoktur. Örneğin, ulusal bir terörle mücadele stratejisinin bütün şehirlerde aynı şekilde uygulanması ister istemez her yerde aynı beklenen sonucu vermeyecektir. Dolayısıyla terörle mücadele politikalarının günümüzde gerek sivil, gerek güvenlik anlamında il, ilçe, mahalle düzeyinde de belirlenerek uygulanması oldukça önemli. Örneğin Diyarbakır’da üniversiteli bir gencin PKK dağ kadrosuna katılmasındaki neden ile Yüksekova kırsalındaki bir gencin katılmasındaki etkenler oldukça farklıdır.

Stratejik iletişim konseptinde, bir dönem etkili olan yöntemin, daha sonra etkisiz olabileceği ya da güncellenmesi gerektiği farkındalığı ile hareket edilir. PKK terörü ile mücadelede sık sık “Daha önce denendi” cümlelerini duyarız. Stratejik iletişim anlamında bir yöntemin daha önce denenmiş olması, onu tümden başarısız yapmaz. Her yöntem, kendine özgü koşullarda ve zamanda etki gücüne sahiptir.

Unutulmaması gereken ise, özellikle günümüz çatışma ortamında, terör örgütleri ile güvenlik ve askeri alandaki operasyonların sürekliliği ve devamlılığının gerekliliği. Devlet olarak birden fazla tehdit ile sadece fiziki alanda değil, özellikle de psikolojik alanda bir mücadele vermek zorundayız. Ancak bu operasyonlar örgütün istismar edeceği gelişmelere yol açmadan, seçici olarak ortaya konmalıdır. Örneğin Uludere benzeri bir olay, güvenlik operasyonlarının durdurulması amacıyla gerçekleştirilmiş karşı stratejik iletişim faaliyeti olarak değerlendirilebilir. Askeri operasyonlar planlanırken, hangi gruba hangi mesajın verileceği iyice tartılmalıdır.

Stratejik öncelikleri belirleyen yeni bir merkez

Peki, PKK, FETÖ ve DEAŞ gibi terör örgütleri ile mücadelede stratejik iletişim ve prensiplerinden nasıl istifade edilebilir?

Türkiye şu anda Soğuk Savaş dönemine benzer gayrinizami bir çatışma ortamı içerisinde. Geçmişin unutulan yıkıcı faaliyetleri, örgütlenmeleri bugün farklı görünümlerde ve daha sinsice aynı amaç için tekrar ortaya çıkmış görünüyor. Böyle bir durumda, siyasi otoritenin kontrolünde farklı disiplinlerden asker ve sivil uzmanların işbirliğini esas alarak faaliyet gösterecek bir stratejik iletişim merkezi çok ciddi bir gereklilik olarak beliriyor. Bütün milli güç unsurlarının dahil edildiği böylesi bir yapılanma, sadece terör örgütlerine karşı değil, ulusal çıkarların korunmasında medyadan sivil toplum kuruluşlarına kadar pek çok geleneksel yapılanmanın ve çalışma şeklinin daha operatif ve amaca yönelik bir hale gelmesini de zorunlu kılıyor.

Dr. Rifat S. İlhan, Politik Psikoloji Derneği Genel Sekreteri. 1982'de Ankara’da doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Ankara’da tamamladı. 2007'de Tıp Fakültesinden mezun oldu. 2008'de Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniğinde başladığı uzmanlık eğitimini 2014'te tamamladı. Halen Ankara Üniversitesi Politik Psikoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi danışma kurulu üyesi olarak görev yapıyor. Politik psikoloji, terörist ve terörizmin psikolojisi, terörizmle mücadele alanlarında araştırma ve çalışmalarına devam ediyor. Terörizmle mücadelede stratejik iletişim faaliyetleri ve faaliyet alanları ile ilgili olarak Dr. Rıza Güler ile birlikte yaptıkları "Terörizmle Mücadelede Stratejik İletişim ve Politik Psikoloji: Yöntem ve Uygulamalar" isimli bir çalışması ve terörle mücadelede stratejik iletişim faaliyetleri ile ilgili rapor ve analizleri mevcut.

Twitter'dan takip edin: @rifatilhan

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera’nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Rifat Serav İlhan

Politik Psikoloji Derneği Genel Sekreteri. 1982'de Ankara’da doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Ankara’da tamamladı. 2007'de Tıp Fakültesinden mezun oldu. 2008'de Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniğinde başladığı uzmanlık eğitimini 2014'te tamamladı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;