Görüş

Türk sahnesinin Arap okuması

Türkiye'de çoğulcu deneyimin, İslamcılar veya İslami arka plana sahip partiler de dahil, farklı siyasi partilerin olgunlaşmasına katkıda bulunması doğaldır. Arap İslamcı hareketlerin ihtiyaç duyduğu da budur.

Erdoğan kadın ve çocuklara yönelik şiddete ağır cezalar getiren yasal düzenlemenin pazartesi Meclis'e geleceğini söyledi. [AA-ARŞİV]

Türkiye'de 30 Mart 2014'te düzenlenen son yerel seçimler, Arap medyası ve halkları bazında büyük ilgi gördü. Bu ilgi, bazı Arapların kendi ülkelerinde ve özellikle de İslamcılar ve destekçileri ile laik, milliyetçi, askeri güçler ve onların destekçileri arasındaki büyük Arap kamplaşması ortasında yapılan seçimlere olan ilgisinin üstündeydi.

Peki ama Türk sahnesinin Arap okuması nasıl gerçekleşti? Arap İslamcı ve laik güçlerin alabileceği Türk dersleri nelerdir?

Gelişigüzel okuma

Türk sahnesine yönelik Arap okuması, genel itibariyle birçok taraf açısından kasıtlı bir gelişigüzel okumadır.

İslamcılar; Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP/AK Parti) Türkiye'deki seçim zaferini, bölgede siyasal İslam açısından sıkıntılı geçen dönemde 'kardeş' İslamcı partinin zaferi olarak gördüler. İslamcılara daha az karşıt laikler ise seçim başarısını iktidardaki Arap İslamcı hareketlerin (Türk modeline benzer 'çağdaş İslamcı bir model' formüle etmekte 'aciz kalmaları' sebebiyle) başarısızlığının kanıtı olarak değerlendirdiler.

İslami hareketlere karşıt, Suriye'de Beşşar Esed rejimini ve Mısır'daki askeri yönetimi destekleyen güçler ise profesyonellik ve bilimselliğin temelleriyle alakasız ve çoğunluğu tartışmaya değmez dogmatik bir medya söylemi geliştirdiler.

Bu gelişigüzel okuma, İslamcıların Türk sahnesine yönelik söyleminde AKP'yi "siyasal İslamcı" akım kapsamı içine koymalarında net şekilde görülüyor. Oysa parti defalarca kendisinin laik devlet çatısı altında faaliyet gösterdiğini ve saflarında İslami köklere mensup olmayan çok sayıda ismin bulunduğunu açıkladı.

Bu gelişigüzellik, İslamcıların Türk sahnesine yönelik söyleminde AKP/Ak Partiyi 'siyasal İslamcı' akım kapsamı içine koymalarında net şekilde görülüyor. Oysa parti defalarca kendisinin laik devlet çatısı altında faaliyet gösterdiğini açıklamıştı.

by Firas Ebu Hilal

Diğer yandan çoğu İslamcı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve partisinin siyasal İslam hareketlerinin bir parçası olarak görülmesine karşı çıkıyordu. Mısır'daki Müslüman Kardeşler (İhvan) cemaati, Erdoğan'ın Eylül 2011'deki Kahire ziyareti sırasında bir bildiri yayımlayarak, Erdoğan'ın Mısırlılara 'devletin laikliği' etrafındaki tavsiyelerinin 'Mısır'ın içişlerine müdahale' olduğunu vurgulamıştı.

Bu bildiri, Erdoğan'ın açıklamalarına yanıt olarak gelmişti. Erdoğan, kendi bakış açısına göre laiklik, 'dinsizlik' ile eş değer olmadığı için Mısırlılardan laiklikten korkmamalarını istemiş ve kendisinin 'Müslüman ancak laik bir devletin Başbakanı olduğunu' vurgulamıştı.

Burada amacımız, Arap İslamcıların doğal olarak Erdoğan ve partisinin seçimleri kazanmasına sevinme ve kutlama 'hakkını' hafife almak değil. Zira salt pragmatist hesaplar, Arap İslamcıları, özellikle bölgedeki iki ana kamplaşma sahası olan Mısır ve Suriye'de, onlara daha yakın siyasi tutum benimseyen AK Parti'nin kazanmasını kutlamaya sevk ediyor.

Ayrıca Erdoğan, dini arka planı ve partisinin 'İslamcı' kökleri sebebiyle ideolojik açıdan Arap İslamcılara; solcu, muhafazakar milliyetçi, aşırı laik ve 'Batıcı' rakiplerinden daha yakındır.

Arap İslamcıların Türk sahnesini okumalarına 'gelişigüzellik' hakimken onların laik muadillerinin okumasının ise altta kalır bir yanı yok. Bilhassa da bu laik okuma, Arap siyasal İslam hareketlerinden, Erdoğan'ın yolunu takip etmeleri ve onun, İslam ile devletin laikliği arasında 'uzlaşmaya' dayanan politikalarını izlemelerini istemek suretiyle yine AKP deneyimine dayanıyor.

Bu indirgemeci okuma, AK Parti deneyimini, kendi tarihi, siyasi ve toplumsal bağlamından çekmek ve dolayısıyla Türk sahnesini bir partinin performansı ve politikasına indirgemek gibi temel metodolojik bir yanlışı içeriyor. Oysa partinin performansı ve politikası, modern Türk siyaset sahnesinin resmi içinde etkin birçok unsurdan sadece birini temsil ediyor.

Böyle bir okuma, Arap İslamcıların politikaları ve ideolojilerini değiştirip Erdoğan'ın çizgisini izlemelerinin, Arap dünyasında iktidar veya muhalefette başarının yolu olacağını öngörüyor. Fakat Erdoğan'ın siyaset oyununu yönetim biçiminin yanı sıra Arap ülkelerinde (ve özellikle de hacmi ve konumu itibarıyla Türk sahnesi okumasındaki karşılaştırmanın temeli olarak görülen Mısır'da) bulunmayan başka siyasal ve toplumsal şartlar sebebiyle başarılı olduğuna işaret edilmiyor.

Temel farklılıklar

Türk sahnesi ile Arap sahnesi (ve özelikle de Mısır) arasındaki temel farklılıkların ilki, Türkiye'de aktif siyasi hayatın varlığına karşın Araplarda böyle bir 'siyasetin' bulunmayışıdır. Türkiye'de aktif siyasi hayatın tarihini, tek partili sistemin son bulduğu 1945 yılı başları olarak düşebiliriz. Arap cumhuriyetleri ise ulus devletin kurulmasından bugüne kadar sadece tek partili sistemle değil, aynı zamanda tek kişinin yönetimi üzerinden siyasi hayata zulmetmiştir.

Türkiye'de çoğulcu deneyimin (geçmiş yıllardaki tüm sıkıntılarına rağmen) İslamcılar veya İslami arka plana sahip partiler de dahil, farklı siyasi partilerin olgunlaşmasına katkıda bulunması doğaldır. Arap İslamcı hareketlerin ihtiyaç duyduğu da budur. Ne Arap İslamcı hareketler, Türk İslamcılarınki gibi zengin bir deneyime sahipler ne de laik, milliyetçi ve solcu Arap rakipleri veya muadilleri, bugün Türk muhalefetinin düzeyinde deneyim barındırıyor.

Türk siyasal çoğulculuk deneyiminin uzunluğu dikkate alındığında; Türk ordusunun siyasi hayatla uğraşma kapasitesi, Necmettin Erbakan'dan başlayarak günümüze kadar, İslamcı akım ve Türk post-İslamcılık ile uzun çekişmesinin ardından ve Türk muhalefetinin Erdoğan'la mücadele etmesi için orduya başvurma seçeneğini uzak tutması sonrası çok sınırlı olmuştur.

Arap kanadında ise ordu, bazı güvenlik devletlerinde siyasal hayatı asla terk etmedi ve siyasi sahnenin başında çalışmak ile perde arkasından yönetmek arasında gitti geldi. Ayrıca İslamcılara muhalif olan ve siyasi deneyim ile demokratik değerlere muhtaç hareketler, orduyu siyasi hayata ve sözgelimi Mısır'da olduğu gibi 'meşrulaştırıcı' bir rol oynamaya davet etmekte tereddüt etmedi.

Türk sahnesi ile Arap sahnesi arasındaki temel farklılıkların ilki, Türkiye'de 1945 yılı başları olarak tarih düşülebilecek aktif siyasi hayatın olmasına karşın Araplarda böyle bir 'siyasetin' bulunmayışıdır.  

by Firas Ebu Hilal

Türk sahnesi ile Arap sahnesi arasındaki ikinci temel farklılık ise halkın siyaset bilinci, eğitim düzeyi ve dolayısıyla siyasi gelişmeleri okuma, görüş ve tutum alma kapasitesiyle ilgilidir.

Sözgelimi Mısır, Türkiye ile karşılaştırıldığında, okuma-yazma bilmemekle savaş düzleminde Türkiye'nin Mısır'dan yüzde 20'nin üzerinde ileride olduğu görülür. Şöyle ki, CIA'in World Factbook sitesine göre, Mısır'da okuma yazma bilmeme oranı yaklaşık yüzde 26.1'ken bu rakam Türkiye'de yüzde 5.9'a kadar düştü. 

İki ülke arasında okuma yazma bilmeme oranları arasındaki büyük fark, AKP deneyiminin kendi toplumsal bağlamından çıkarılması ve daha düşük ilmi bir düzeye sahip çevrelerde Arap İslamcılardan bu partinin sonuçlarına benzer sonuçlara ulaşmasının istenmesindeki gelişigüzelliğe açık bir kanıt olarak verilebilir. Bu da sonuçları, siyasetçilerin ve medyacıların manipülasyonuna daha hazır hale getiriyor.

Bu yüzden sözgelimi Mısır medyası, ilkel medya propagandasına başvurarak Mısır halkından önemli bir kesimi yönlendirmekte başarılı oldu. Oysa Erdoğan karşıtı Türk medyası, seçimlerden önceki aylarda Erdoğan'a karşı yönlendiren kampanyanın şiddetine rağmen, Türk halkını AK Parti'ye yönelik tutumunu değiştirmeye ikna etmekte başarısız oldu.

Türk sahnesi ile Arap muadili arasındaki bazı temel farklılıkları vermekteki amaç, Erdoğan deneyimini, Arap 'siyasal İslam' hareketlerinin deneyimleri ile karşılaştırmadaki indirgemeci tutuma vurgu yapıyor. Lakin bu durum, hiçbir şekilde bu hareketlerin hatalarını hafife alma anlamına gelmez.

İslamcı hareketlerin (özellikle de Mısır şartlarında) izlediği yol, içeride ve dışarındaki rakiplerinin güçlenmesine katkıda bulundu. Ancak bu hareketler, yine de bazılarının istediği gibi Erdoğan deneyimi çizgisi doğrultusunda bir yol izleseler dahi, bu yol nihai sonucu değiştirmeyecektir. Yalnız izlenecek yol, şimdi tartışma konusu olmayan bazı ayrıntılarda etkili olacaktır.

Türk deneyiminin dersleri

Türk ve Arap sahnelerinin temel farklılıklarına rağmen Türk demokrasi deneyimi, Arap İslamcı ve laik hareketlere model olabilir. Arap İslamcılardan Erdoğan deneyimini taklit etmelerini istemekle yetinmeyip laik siyasi akımlardan, İslamcılarla kol kola giren Türk deneyiminden faydalanmaları isteniyor.

İslamcı akımlar için temel ve en önemli mesaj, kimliğin belirlenmesi ve Arap siyasal İslam hareketlerinin çoğunluğunun izlediği 'yapıcı belirsizlik' ilkesinin baz alınmasına son verilmesidir. Bu hareketlerin çoğunluğu, hâlâ 'İslami' ideolojik sloganlar ile liberal ve demokratik kavramlar doğrultusunda siyaset oyununu kabul etme arasında şaşkın vaziyettedir.

Bu belirsizliğin en tehlikeli olanı; çoğu İslamcı hareketin, hitap edilen kitleye göre farklı veya bazı zamanlar çelişkili bir medya söylemi benimsemesidir.

AK Parti, kurulduğundan itibaren kimliğini netleştirdi ve Türk siyasal İslami akım (Fazilet Partisi ve ardından Saadet Partisi) ile ideolojik kopuşunu ilan etti. Dine saygısını bırakmaksızın laik devletin şartları doğrultusunda çalışan bir parti olduğunu kabullendi. Bununla birlikte parti, devletin, yurttaşların bireysel dindarlaşmasına müdahale etmediği ve İslam şeriatına göre de yönetmediği türde bir laikliğin 'ılımlı' bakış açısını benimsedi.

Erdoğan ve partisi, 2001 yılında açık temeller üzerinde kuruluşundan itibaren arka arkaya seçimlere girerken, Arap İslamcı hareketlerin çoğunluğu halen fikri ve ideolojik kimliği netleşmemiş, kaygan ve ikircikli bir söylem taşıyorlar. En iyi şartlarda, Tunus Nahda Hareketi Partisi örnek verilebilir. Nahda'yı inceleyen birçok kimse, hareketin yönetimi ve özellikle de Şeyh Raşid Gannuşi'nin düşünceleri ile hareketin (Gannuşi'nin inandığı ve taşıdığı düşüncelerden) daha ideolojik bir bakış açısına inanan fertleri arasındaki büyük farklı gözlemliyorlar.

Doğal olarak tüm Arap siyasal İslam hareketlerden istenen, AKP'nin vizyonuna benzer bir vizyon benimsemeleri değildir. Aksine bu hareketlerden asıl istenen, kimliklerini açık ve net şekilde belirlemeleri, bu kimliği ilan etmeleri ve bireyleri arasında yaymalarıdır. Bu netlik şu iki şeyi gerçekleştirecektir:

1) İslamcı hareketlerin halk tarafından hesaba çekilmesi, Mısır'da İhvan cemaati ile yaşandığı gibi, ideolojik sloganlar ile siyasetin pratik uygulaması arasında çelişkiye düşmek yerine net şekilde açıklanmış kimlik üzerinden yapılacaktır. İhvan'ın muhalefetteki söylemleri ile iktidardaki uygulamaları arasında büyük bir çelişki görüldü.

Arap laik güçler yıllardır birçok sebepten ötürü halk tabanına ulaşmakta başarısız oldular. Laik güçlerin ekseriyetinin halkların dini duygularına gerekli saygıyı göstermemeleri ve dinle uzlaşmacı bir söylemi geliştirmekte başarısız olmaları bu sebeplerden.

by Firas Ebu Hilal

2) İslamcı hareketleri seçen ve tercih edenler, bu sorgulamayı, ilkeleri belirli bir ideolojiye dayanarak yapacaklar, dolayısıyla tercihlerini savunabilecek ve uğruna kurban verebileceklerdir.

Türk deneyiminden Arap sivil ve laik güçlere yönelik mesajlar bağlamında söylenebilecek en önemli husus, yerel seçimler öncesi tarihi kutuplaşma hali yaşayan Türk sahnesinin, kutuplaşmaya rağmen seçim sandıklarına hükmeden demokratik sona ulaşmasıdır. Eğer bütün Türk güçleri, demokrasi oyununun kurallarına rıza göstermeseydi, bu yaşanmazdı. Bu güçlerden hiçbiri, Mısır'daki laik güçlerin yaptığı gibi, orduyu demokrasiye darbe yapmaya çağırmadı.

Buna ilaveten Arap laik güçlerden, dinin Müslüman halklar nezdindeki saygınlığının önemini öğrenmeleri için Türk sahnesini araştırmaları isteniyor. Zira AK Parti'nin 12 yıldan fazladır devam eden başarısı, partinin Türkiye'de yükselen dini duyguyu muhatap alma kapasitesinden açıkça istifade etti. Buna, Türk siyaset sahasına hakim olduğu süre zarfında gerçekleştirdiği bilimsel ve ekonomik başarıları da ekledi.

Bu yüzden bazı Türk laik partiler, 30 Mart seçimlerinde, halkın en dindar kesimlerine kur yapmak için bazı söylemleri kullanmak zorunda kaldı.

Arap laik güçler, yıllardır birçok nedenden ötürü halk tabanına ulaşmakta başarısızlığa uğradılar. Laik güçlerin ekseriyetinin halkların dini duygularına gerekli saygıyı göstermemesi, Müslümanların ezici çoğunluğu için en büyük değeri temsil eden din ile uzlaşma içinde bir medya söylemi formüle etmeyi becerememesi, bu nedenlerdendir. Arap laik güçler eğer halk desteğini almak istiyorlarsa söylemlerini gözden geçirme ihtiyacındalar.

Firas Ebu Hilal, Ortadoğu uzmanı araştırmacı yazardır. Beyrut'taki Zeytune Araştırma ve Danışmanlık Merkezi'nde araştırmacı olarak çalıştı. Arap dünyasındaki araştırma merkezlerinde çalışma ve raporları yayımlanıyor. 

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera’nın editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Firas Ebu Hilal

Orta Doğu uzmanı araştırmacı-yazar. Beyrut'taki Zeytune Araştırma ve Danışmanlık Merkezi'nde araştırmacı olarak çalıştı. Arap araştırma merkezlerinde çalışmaları ve raporları yayımlanıyor. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;