Görüş

Türk sorunu

Kürt çözümünün psikolojik yönü politik yönünden daha öne çıkıyor. Psikolojisinin kötü yönetimi ise politik çözümü iyice karmaşıklaştırıyor. Kürt sorununa Türk sorunundan, Türk sorununa da Kürt sorunundan bakabilen karar vericilere ve aydınlara büyük sorumluluk düşüyor.

Konular: Türkiye, Kürt sorunu
Tarık Çelenk, yaşanan son gelişmeleri, henüz sağlıklı bir tarihsel zemine oturamamış seküler Türk kimliğinin bir diğer sancısı olarak nitelendiriyor. [Fotoğraf: AA-Arşiv]

Türkiye 1990’ların başından itibaren terörle mücadele adı verilen ucu açık savaşta binlerce şehit ve sivil kayıplar verdi. Doğal olarak bu da toplumsal ve bireysel yas veya öfkelere neden oldu. Bu süreçte yaşananlar hiçbir zaman Kürt düşmanlığına dönüşmedi.

Ancak zamanla toplumun bir kesiminde bu yas kompleksleşerek “PKK eşittir Kürtler” özdeşleştirmesine evirilmek üzere. Maalesef çözüm süreci iyimserlikle karşılanmasına rağmen, sivil geçişkenliğin sağlanamaması nedeniyle yeterli empati sağlanamadı. Bu ise demokratik ve insani taleplerin anlaşılmasını zaman zaman güçleştirdi.

Sorun tam da burada, coğrafyamızın farklı kesimlerinde yaşayanlar adına onlara sormadan devlet adına konuşmak, buralardan yargıda bulunmak ve çözümler üretmeye çalışmak. Bir ebeveyninin “artık büyümüş çocukları” adına karar vermesi gibi.

by A. Tarık Çelenk

PKK’nın inkâr etmediği veya kendisine mal edilen siyasi cinayetler ve eylemler bölge dışındaki vatandaşlarımızda büyük bir ihanete uğramışlık duygusu yarattı. Bu da bölge dışında yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Türklerin, güvenlik alanını psikolojik olarak vatanın bütünlüğü ve bölünmezliğinde değil de ‘bırakın, gitmek istiyorlarsa gitsinler; yeter ki bizler evlerimizde güvenli yaşayalım’ düşüncesinde aramasına neden oluyor. Adeta KCK’nın kendi güvenlik alanını öz yönetimle, YDG-H’nın hendeklerle sağlamaya kalkışması gibi.

Medyada da bu görüşü destekler ifadelere sıkça rastlamak mümkün. Bir süre önce ana akım televizyon kanallarından birinde, benim de katıldığım bir tartışma programında, konu terördü. Moderatör programı kapatırken insani /duygusal tepkisini gösteriverdi: “Kardeşim biz Türkler ne olacağız, bize fikrimizi soran yok, belki biz beraber yaşamak istemiyoruz.” Facebook, Twitter gibi sosyal medya platformlarında “güneyde bari bir devlet kursunlar ama denize de açtırmayalım” benzeri yorumlarla karşılaşabiliyoruz. Bir gazete yazarının “Utanabilsek her şey hallolacak” başlıklı duygusal eleştiri yazısına, mütedeyyin muhafazakâr bir arkadaşımın yorumu şöyleydi: "Ne kadar nefret kokuyor, PKK’nın zulmü görülmüyor." Bu görüşlere, dağa çıkanların zaten işsiz güçsüz oldukları, bir takım dünya menfaatleri beklentisine girdikleri, vb. klişe yorumları ekleyerek örnekler arttırılabilir.

Sorun tam da burada, coğrafyamızın farklı kesimlerinde yaşayanlar adına onlara sormadan devlet adına konuşmak, buralardan yargıda bulunmak ve çözümler üretmeye çalışmak. Bir ebeveyninin “artık büyümüş çocukları” adına karar vermesi gibi. Özellikle son yaşanan çatışmalar esnasında arada kalan sivil halka karşı, bilhassa Türk sağının, STK ve aydınlarının gösterdiği duygusal duyarsızlık dikkat çekici.

Politik alanda bu durum, Kürtlerin otonomi dahil her türlü siyasi çözüm taleplerine karşı bir antitez dahi üretememe, soruna suskun kalmanın yeğlenmesi ve öfkeli bir beden dili şeklinde kendini yansıtıyor.

Psikoloji literatüründe “inkâr”, acı veren veya tehdit eden gerçeğin kabullenilmemesi/yok sayılmasıdır. Hele yok sayma aşağılamadan da acı bir şeydir.

Grup kimliğine bürünmek

Bilmiyorum farkında mıyız, Kürtleri siyasal bir grup kimliğine bürünmekle eleştirirken birçoğumuz tehdit algısından kaynaklanan ayrı bir grup kimliğine bürünüveriyoruz. Kendi sosyal ve siyasal varlığımızı; var olan bir şeyin, olmaması veya yok olması üzerine temellendiriyorsak bunun üzerinde düşünmemiz gerekiyor.

Ortak değerimiz olan din, Kürt-İslam sentezi ve Türk-İslam sentezi yorumlarıyla ayrılıkçılığa ayrı bir kapı açıyor. Silvan’da bir mukimin iddiasına göre bira içip mehter müziği eşliğinde ‘Allahü Ekber’ diyerek Şafi Kürd’e öfke kusmak gibi örnekler ile karşılaşıyoruz. Bunun simetriğine eski Hizbullah uygulamalarında şahit olmuştuk.

Din ortak paydasıyla yapılamayan duygudaşlık ve işbirliği, bugün ortak sol ideoloji gibi bazı konularda Kürt siyaseti ve Türk solu arasında gerçekleşiyor.

Kürt siyasi hareketi hakkında statik değişmezliğini varsaydığımız kabuller var. Bu kabullere, mesela dindar Kürt, solcu Kürt vs. gibi kimliklerin fikirleri ve sosyal tabanlarının geçişken olamayacağı, evrime veya mutasyona uğrayamayacağı şeklindeki algılar örnek verilebilir. Veyahut PKK’nın aslında bir Ermeni sorunu olduğu gibi "dahiyane" tespitler– tabii bu arada birileri de Türk Sağı içinde kimlikler tezgahı açmazsa…

Bir açmazımız daha var. Bu da muhafazakâr Kürt milliyetçileri ile bölünmeme konusunda daha iyi anlaşacağımız savı veya daha kötüsü, “eşit olarak hak talepleri konusunda müzakereye oturmaktansa, bölünelim daha iyi” ironimiz. Yani yüzleşmek istemediğimiz kimliklerin taleplerinden kaçınamama durumunda gösterdiğimiz gerçekçi olmayan tepki… 

Beyaz yakalı Türkler

Türk sorununun bir diğer önemli parçası da ‘beyaz yakalı Türkler’. Ekonomik bağımsızlığı ve bireyselliği elde etmiş olan bu kesim, vatanseverliği post modern bir Avrupa seküler milliyetçiliği tarzında yorumlar. Vatanın bütünlüğünden ziyade yaşadıkları toprak parçasının refahını, istikrarını ve ortak duygudaşlığını önemserler. Sol Türk entelektüellerden bir kısmını da bu sınıfa dahil edebiliriz.

Türk sorununun temelinde narsisizmden öte kaygı yatar; Kürt sorununun özünde de Kürtlerin kırılan onuru yer alıyor.

by A. Tarık Çelenk

Yaşadığımız son gelişmeleri, genç Cumhuriyetimizin henüz sağlıklı bir tarihsel zemine oturamamış, kısmen başarabildiği seküler Türk kimliğimizin bir diğer sancısı olarak da nitelendirebiliriz. İmparatorluğun enkazından kurtulabilen, ortak çatımızın direkleri olan ve göç travmaları yaşayan milyonlarca Balkan ve Kafkas menşeili farklı etnik kimliklerden insanlarımız var. Bunlar, bu toprakları vatan kabul etmiş ve yeni üst kimliklerini de Türk ıtlak etmişlerdir. Bu yeni kimliğin inşasında ve Kürt sorununa karşı Türk sorununun tartışılmasında onların duyarlılıklarını da göz ardı etmemek gerekir.

Kürt siyasi talepleri ve devletimiz arasındaki şiddet ilişkisi, yeni tanımlanan anayasal kimliğimiz üzerinde derin bir kaygı oluşturuyor. Tabii kendi kullandığı savunma mekanizmaları ile birlikte bastırma, akla uygunlaştırma, yansıtma, inkâr, yer değiştirme, karşı tepki kurma, kendine yöneltme, yalıtma ve somutlaştırma gibi.

Kürt çözümünün psikolojik yönü politik yönünden daha öne çıkıyor. Psikolojisinin kötü yönetimi ise politik çözümü iyice karmaşıklaştırıyor.

Türk sorununun temelinde narsisizmden (kendini sevme) öte kaygı yatar; Kürt sorununun özünde de Kürtlerin kırılan onuru yer alıyor.

Türkler son zamanlarda ‘öteki’sinin olmadığından, Kürtler ise ‘öteki’ taleplerini de bu nedenle anlayamadığından dem vuruyor. Kürtler, henüz ‘öteki’sini netleştirebilmiş değil. Özde Kürtler ve Türkler doğru bir şekilde “öteki” tanımı yaptıklarında, aslında birbirilerinin hasmı olmayacakları anlaşılacaktır.

Bu konuda sorumluluk, Kürt sorununa Türk sorunundan, Türk sorununa da Kürt sorunundan bakabilen karar vericiler ve aydınlarımızın gözüküyor.

Tarık Çelenk, Ekopolitik kurucusu. İstanbul Teknik Üniversitesi mezunudur. Mühendis Subay olarak Deniz Kuvvet Komutanlığı'nda görev yaptı. Ekopolitik düşünce kuruluşunda Prof. Vamık Volkan'nın da danışmanlığını alarak Kürt sorunu üzerinde Türkiye, Avrupa ve Kuzey Irak'ta farklı grup liderlerini bir araya getirerek çalışmalar yürüttü. Son olarak Akil İnsanlar Heyeti Akdeniz Bölgesi'nde Sekreter Üye olarak görev aldı.

Twitter'dan takip edin: @faraszade

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera’nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Tarık Çelenk

A. Tarık Çelenk

Ekopolitik kurucusu. İstanbul Teknik Üniversitesi mezunudur. Mühendis Subay olarak Deniz Kuvvet Komutanlığı'nda görev yaptı. Ekopolitik düşünce kuruluşunda Prof. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;