Görüş

Türkiye ekonomisinin koalisyonla sınavı

7 Haziran seçimleri sonrası Türkiye ekonomisi de bir sınavdan geçiyor. Koalisyon senaryosu şimdilik piyasalarca fiyatlanıyor. Piyasalar için en büyük risk senaryosu ise erken seçim.

7 Haziran seçimleri sonrasında piyasalar olası bir koalisyon hamlesini dikkatle izliyor. [Fotoğraf: Reuters]

7 Haziran seçimleri sonrasında hiçbir partinin tek başına iktidar olamayacağı ve Türkiye’yi bir koalisyonun yöneteceği bir tablo ortaya çıktı. Bu gelişmeye ilk piyasa tepkisi olumsuz oldu. Ama bu olumsuz tepki geçmiş dönem krizlerine oranla kısmen daha mutedil gerçekleşti.

Bunun nedenlerinden biri, kanımca her ne kadar piyasadaki temel beklenti tek parti iktidarı olsa da belirli bir kesimin koalisyon olasılığını fiyatlamış olmasıydı. 7 Haziran öncesi bu olumsuzluk beklentisi tamamen olmasa da belirli bir oranda fiyatlandığı için seçimler piyasalar için de tam bir sürpriz yarattı diyemeyiz. 8 Haziran’da oluşan piyasa rakamlarını, kur ve faizin tepkisini bu şekilde okumak lazım.

Son 13 yılda güçlü bir tek parti iktidarı altında yapılamayan yapısal reformların koalisyon hükümetleri altında yapılması kolay görünmüyor.

by Burak Saltoğlu


Ortada bir olumsuzluk var ama -17-25 Aralık sürecinde ya da 2013 Mayıs’ındaki FED kararına tepkiler çok daha olumsuz bir piyasa tepkisi doğurmuştu. Şu an için piyasalar olası bir koalisyon hamlesini dikkatle izliyor, hatta bir koalisyon oluşma olasılığını fiyatlıyor. Bu tür bir gelişmenin piyasaya etkisinin olumlu olacağı da piyasa fiyatlarına yansımış durumda. Bu yüzden şu anki kur ve faiz verileri seçim öncesi seviyelere geldi.

Bu noktada biraz da olası bir koalisyonun neler yapabileceğine odaklanmak faydalı olabilir. Aslında salt ekonomik programlar anlamında bakarsak, AKP-CHP ya da AKP-MHP koalisyonu arasında önemli bir fark görünmüyor. Olası bir koalisyonunun yapabileceği ve yapamayacağı önemli konular var. Koalisyonun sağlayacağı temel avantajlardan biri, seçim öncesinden bu yana durmuş olan birçok yatırım ve tüketim kararının tekrar harekete geçmesi şeklinde olacaktır. Bu, ekonominin büyüme tarafı açısından önemlidir. Olayın hem psikolojik hem de gerçek büyümeye ilişkin etkileri de olumlu olacaktır. Bu konuda katılımcılara ikna edici bir ekonomik model sunulabilirse, orta vadede de olumlu etki yaratabilir. Hâlihazırda Türk varlıkları, kuru da düşündüğümüzde cazip. Ancak oluşabilecek politik belirsizlikler, erken seçim riski gibi unsurlar nedeni ile olumlu tepki veremiyor.

Öte yandan ekonomi ve üretim tarafı farklı bir noktada yer alıyor. Özellikle 7 Haziran sonrasına ertelenmiş yatırım ve tüketim kararlarının yine ötelenmesi söz konusu. Bu ötelenmenin kurulacak bir hükümet ile son bulması beklenebilir. Seçim sonuçlarından önceki genel beklenti, seçimlerin zayıf da olsa tek parti iktidarı ile sonuçlanmasıydı. Sonuç farklı olunca, bu tür beklentiler bir kez daha ötelenmiş oldu. Şu anda beklentilerin normale dönmesi için bir şekilde bir koalisyon kararı çıkması gerekiyor. Bu noktada ilk olumlu tepki Türk finansal varlıkları için alım şeklinde fiyatlanacaktır. Sonrasında ise kurulacak olan koalisyonun ne kadar süreceği ve ne yapılabileceğine ilişkin kaygılar fiyatlanabilir.

Bu noktada temel fikir ayrılıkları dış ve iç politika konularında olacaktır. Geçmiş dönem Türkiye koalisyon örneklerinden yola çıktığımızda 4 yıl sürebilecek bir koalisyon hükümetinin kurulma olasılığı yok denecek kadar azdır. Çok kısa süren bir koalisyon olması durumunda bunun piyasalara ve üretime etkisi olumsuz olacaktır. Eğer kısa bir süre sonra erken seçim kararı çıkarsa, büyüme ve işsizlik açısından yeni olumsuz bir döneme girebiliriz.

Sonuç olarak koalisyon kararı piyasada belki bir süre pozitif algılanacak olsa da zaman içinde koalisyonun dağılma olasılığı ve zamanlaması, piyasa tarafından belirli bir süre sonra fiyatlanacaktır. Ama tüm bu gelişmelerin, koalisyon kurulamadan bir erken seçime gidilebilmesi senaryosundan daha iyi olduğu kanısındayım.

Seçim sonrasına kalan riskler ve koalisyon hükümeti

Ülke ekonomisinde son yıllarda birikmiş bazı makro riskler mevcut. Bu tür riskler ülkenin sürdürülebilir büyümesini engelliyor ve ülkenin rekabet gücünü sınırlıyor. Bu riskler, bir kısmı gelecek dönemde global likiditenin sıkışması ile oluşacak ek baskılarla ekonominin gidişatını olumsuz etkileyebilecek seviyede. Bu tür risklerin kısa ve uzun dönem etkileri mevcut. Kısa dönemde özellikle kur volatilitesini artıran unsurlar bu risklerden kaynaklanıyor. Diğer yandan uzun vadede daha sağlıklı bir büyüme modeline geçmek ülkenin gelecek dönemleri için önem kazanıyordu. Bu çerçevede tüm partilerin seçim vaatleri içinde kabaca uzlaştığı yapısal reform paketleri mevcuttu.

Koalisyonun sağlayacağı temel avantajlardan biri, seçim öncesinden bu yana durmuş olan birçok yatırım ve tüketim kararının tekrar harekete geçmesi olacaktır.

by Burak Saltoğlu


Olası bir koalisyonla bu tür riskler nasıl yönetilebilir sorusu bu noktada öne çıkıyor. Örneğin kayıt dışılıkla mücadele, sektörel teşvikler, önemli enerji yatırımları ve buna benzer yapısal önlemler için kesintisiz bir uygulama dönemi gerekiyor. Özellikle emek verimliliğinin artırılması, üretimde dışa bağımlılığın azaltılmasına yönelik önemli yapısal önlemlerin gerçekleştirilmesi de son derece mühim. Bu tür bir yapısal reform sürecinin kısa vadeli bir koalisyonla sürdürülmesi ve tamamlanması sanki zor görünüyor. Son 13 yılda güçlü bir tek parti iktidarı altında yapılamayan yapısal reformların koalisyon hükümetleri altında yapılması kolay görünmüyor.

Kısa vadeli risklerin başında dönem dönem gelen kur şokları bulunuyor. Bu noktada özellikle kur belirsizliğini sınırlayıcı en kritik tepkiyi genelde Merkez Bankası verebilir. Eğer ekonomi bürokrasisi ve özellikle Merkez Bankası doğru zamanlama ile doğru tepkiyi verebilirse, kur belirsizliğini belirli bir oranda sınırlayabiliriz. Bu noktada Merkez Bankası’nın bir koalisyon hükümeti altında çalışma şansı daha rahat olabilir. Tüm partiler bu noktada Merkez Bankası bağımsızlığının altını çiziyordu. Bu anlamda eğer çok uzun süren bir politik belirsizlikle karşı karşıya kalmazsak olası bir ekonomik krizin oluşmasını önleyebiliriz.

Hükümetin kurulamaması durumunda ekonomi bürokrasisi ve Merkez Bankası’na büyük görev düşer. Temeller diğer dönemlere oranla daha sağlam. Ama beklenti yönetimini iyi yapmamız gerekiyor. Türkiye ekonomisinin gelecek dönem dalgalarına karşı daha korunaklı olabilmesi için bir dizi makro önlem alması önemli hale geliyor. Bu noktada koalisyon içinde yer alacak partilerin yapacağı koalisyon protokolü ve detayları büyük önem kazanacak. Ama tüm bunlara rağmen koalisyon hükümetinin ömrünü daha çok dış ve iç politikadaki çekişmeler belirleyecekmiş gibi görünüyor. Bir koalisyon hükümetinin hiç kurulamaması ve bir erken seçime gidilmesi de en büyük risk senaryosu gibi duruyor.

Boğaziçi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi.

Twitter'dan takip edin: @buraksaltoglu

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera’nın editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Burak Saltoğlu

Boğaziçi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;