Görüş

Türkiye’de STK’lar ve son 10 yıl

Sivil toplum her geçen gün gelişen bir alan. Türkiye’nin sivil toplum gerçeğinde mevzuattan kaynaklanan sıkıntılar, baskılarla mücadele, mali sürdürülebilirlik konularındaki endişeler de var; toplumsal değişim yaratmak adına manevi bir motivasyonla var gücüyle çalışan birey ve grupların üstlendiği sorumluluklar da.

Konular: Türkiye
Başak Ersen, savaş, göç, eşitsizlik ve çevre tahribatı gibi karmaşık meselelerin çözümünde sivil toplumun rolünün artacağı görüşünde. [Fotoğraf: Getty Images]

Sivil toplum hem Türkiye’de hem de dünyada gelişmekte ve toplumsal hareketlilikle birlikte yeniden şekillenmekte olan dinamik bir alan. Özü itibariyle de homojen bir yapı değil. Sivil toplumun örgütlenmiş şekli olan sivil toplum kuruluşları da (STK) artık daha çok duymaya başladığımız hatta hayatın her alanında karşımıza çıkan örgütlenmeler.

STK’lar farklı alanlarda çalışan gönüllü örgütlerden düşünce kuruluşlarına, sosyal hareketlerden vatandaş inisiyatiflerine, hükümet dışı örgütlerden sendikalara ve meslek odalarına kadar geniş bir yelpaze içerisinde hareket eden bir alanı temsil ediyorlar. Sosyal fayda sağlama amacının yanı sıra, toplumsal gelişme ile demokratikleşme amacıyla insan hakları, çevre, gençlik, eğitim, sağlık, engelliler, kalkınma vb. gibi farklı alanlarda çalışan farklı örgütlenme modelleri var.

Sivil topluma katılımın düşük olmasının bir nedeni Türkiye’de örgütlenmenin hâlâ olumsuz algılanması, hatta belirli dönemlerde artan baskıların bir sonucu olarak örgütlenmekten korkulması. “Örgüt” yerine kuruluş denmesi bile ülkedeki bu tedirginliğin bir sonucu!

by Tevfik Başak Ersen


Bugün Türkiye’de yasal olarak yalnızca dernek ve vakıflar STK olarak tanımlanıyor. Girişim, platform, inisiyatif ve sosyal girişim gibi farklı örgütlenmeler de sivil alanda yer almalarına rağmen, bu tanıma dahil edilmiyorlar. Oysa yasal tanıma dahil edilmese bile girişim ve inisiyatif gibi örgütlenmeler de sivil alanın en önemli aktörleri arasında yer alıyor.

Vakıflar Genel Müdürlüğü ile Dernekler Dairesi Başkanlığı’nın web sitelerinde yayınlanan istatistiklere göre, Ocak 2016’da Türkiye’de 108 bin 748 dernek ve 5 bin 14 yeni vakıf faaliyet gösteriyor. Vakıflar en fazla eğitim ve sosyal yardım, dernekler ise mesleki ve dayanışma, spor ve spor ile ilgili faaliyetler ile din hizmetlerinin geliştirilmesine yönelik alanlarda çalışıyor.

Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı’nın Sivil Toplum İzleme Raporu 2013-2014’e göre, dernek üyelerinin yalnızca yüzde 4,8’i kadın, yüzde 70’i ise 30-50 yaş aralığında. Derneklerin yüzde 1,5’i, yeni vakıfların ise yüzde 0,5’i insan hakları ve savunuculuk alanlarında faaliyet gösteriyor.

Sivil toplum üyeliği artıyor ama sivil alan daralıyor

Türkiye’de önceki yıllara kıyasla sivil toplum üyeliğine olan ilgide bir artış olduğunu gözlemliyoruz. Veriler, çeşitli derneklere üye olan kişi sayısının 9 yılda 5,3 milyondan 10 milyona çıktığını yani neredeyse yüzde 100 arttığını gösteriyor. Ancak bu rakam, hâlâ nüfusun sadece yüzde 13’ünü oluşturuyor. Ayrıca sivil topluma katılım açısından düşünüldüğünde bu oran AB ülkeleri ortalamasının oldukça gerisinde kalıyor. Dolayısıyla sivil topluma katılımın çok da yüksek olmadığını görüyoruz.

Bu durum, bir yanıyla Türkiye’de vatandaş katılımı konusundaki taleplerin her geçen gün arttığı bir ortamda, dernek ve vakıf gibi mevcut yapıların başta gençler olmak üzere toplumun ihtiyaçlarına yeteri kadar cevap veremediğini düşündürüyor. Son yıllarda toplumsal hareketliliğin ivme kazanmasıyla ortaya çıkan farklı örgütlenme modelleri önem kazanıyor.

Katılımın düşük olmasının bir diğer nedeni de Türkiye’de örgütlenmenin hâlâ olumsuz olarak algılanması hatta belirli dönemlerde artan baskıların da bir sonucu olarak örgütlenmekten korkulması. Örgütlenme özgürlüğünün en doğal uygulama biçimi olan “örgüt” kelimesi yerine kuruluş denmesi bile ülkedeki bu tedirginliğin bir sonucu!

Teknolojinin sağladığı araçlarla, internet üzerinden örgütlenme ve protesto kültürü de giderek yaygınlaşıyor. Son yıllarda sosyal paylaşım platformlarının STK’lar ve farklı sivil oluşumlar açısından önemli bir iletişim aracı haline geldiğini görüyoruz. Artık birçok STK hiçbir aracı olmadan sosyal platformlar aracılığı ile hedef kitlesine seslenerek daha çok kişiye ulaşabiliyor. Ancak sosyal platformlar üzerinden artan iletişimin ya da imza kampanyalarının gerçek anlamda bir örgütlülük yaratıp yaratmadığı ya da değişime ne düzeyde katkı sağladığını açıkça ortaya koymak henüz mümkün değil. Bugün internet üzerinden örgütlenmenin sivil topluma katılıma etkisi birçok kuruluş ve uzman tarafından daha sık tartışılan bir konu haline geldi.

Türkiye’de sivil toplumun son 10 yılına baktığımızda, 2004-2008 yılları arasında Avrupa Birliği üyelik süreci ile birlikte temel hak ve özgürlüklerin çerçevesini genişletecek düzeyde iyileştirmeler yapıldığını görüyoruz. Ancak 2008’den sonra, yasal reformlar yönünde tatmin edici bir adım atılmadığı gibi, özellikle örgütlenme, toplanma ve ifade özgürlüklerinin kullanımı yönünde baskıların arttığı, uluslararası standartlarla uyumlu olmayan sorun alanlarının belirdiği ortaya çıkıyor. Küresel sivil toplum ittifakı CIVICUS’un Sivil Toplumun Durumu 2015 raporunda da bahsedildiği üzere benzer baskılara Türkiye’nin de aralarında yer aldığı 96 ülkede rastlanıyor ve sivil alanın daraldığı tespit ediliyor.

Sivil toplumun rolü artıyor

Sivil toplum alanında yaşanan daralmaya rağmen, STK’lar bundan 10 sene önceye göre daha fazla konuşuluyor. Bunda AB sürecinin yanında, sivil toplumun daha görünür hale gelmesini sağlayacak araçların gelişmesinin ve değişen toplumsal dinamiklerin de etkisi var. STK’ların toplumsal değişimin öncüsü oldukları birçok hak mücadelesini görünür hale getirdikleri ve kendi alanlarında geliştirdikleri uzmanlığın da bir sonucu olarak politika yapım süreçlerine katılma taleplerini daha net bir şekilde görüyoruz.

Gündelik hayatımızı ve toplumsal gelişimi etkileyen konularda söz sahibi olabilmek için sivil topluma katılım her zamankinden önemli hale geliyor. STK’ların tabanlarından gelen taleplerin yapılacak yasalarda dikkate alınması içinse kamu-STK işbirliği mekanizmalarının hayata geçirilmesi şart.

by Tevfik Başak Ersen


Bugün Türkiye’de STK’lar kendi faaliyet alanlarında geliştirdikleri uzmanlıklarını hizmet sunumu ya da savunuculuk gibi çalışmalar üzerinden aktarıyorlar. Özellikle hak temelli çalışmalar yapan kuruluşların -oranları her ne kadar yüzde 1,5’in altında olsa dahi- politika değişikliği konusunda oynadıkları etkin rol her geçen gün önem kazanıyor. Sivil toplum alanında az sayıdaki kuruluş, sosyal değişim yaratmak adına var gücüyle çalışıyor.

Demokrasinin vazgeçilmez unsurlarından olan STK’ların daha görünür bir hale gelmesi ile birlikte, kamu-sivil toplum işbirliğinin gelişmesine yönelik çalışmalar da devam ediyor. Her ne kadar kamu-sivil toplum ilişkisi kavramı toplumun büyük bir bölümü için teknik bir süreç olarak algılansa da, aslında bu konu toplumun tüm kesimlerini yakından ilgilendiriyor. Anayasa yapım süreci, eğitim, sağlık, kültür ve çevre politikaları gibi geniş bir alanda kamu idaresi tarafından atılacak adımlarda vatandaş katılımının sağlanması ve bu sürecin sahiplenilmesi için bu tür işbirlikleri gerekli.

Kamu-STK işbirliği

Gerek gündelik hayatımızı gerekse toplumsal gelişimi etkileyen konularda söz sahibi olabilmek için sivil topluma katılım her zamankinden önemli hale geliyor. STK’ların tabanlarından gelen talepleri ilgili kamu idarelerine duyurabilmeleri ve bu taleplerin yapılacak yasalarda dikkate alınmasını garanti altına almak içinse kamu-STK işbirliği mekanizmalarının hayata geçirilmesi gerekiyor. 

Geçtiğimiz günlerde açıklanan 64. Hükümet Eylem Planı’nın 1 Yıl İçerisinde Gerçekleştirilecek Reformlar bölümünde,  temel hak ve hürriyetler alanında yapılacak icraatlar arasında sivil toplum kanununun çıkarılması da yer aldı. Türkiye’de kamu-sivil toplum ilişkilerinin kurumsallaşması bakımından bağlayıcı bir politika belgesi veya yasal çerçeve bulunmadığı göz önünde bulundurulduğunda, böyle bir kanunun sivil toplumun gelişimi için elverişli ortamın sağlanması açısından önemli bir gelişme olduğu açık.

Bu süreci hem sivil toplum hem de kamu-STK ilişkilerinin gelişimi açısından önemli bir fırsat olarak değerlendiriyorum. Bu noktada STK’ların kanunun yapım aşamasında doğal ve eşit ortaklar olarak sürece dahil edilmeleri büyük önem taşıyor. Katılımcı, şeffaf, eşitlikçi kriterlere göre düzenlenmiş danışma süreçleri oluşturulmalı ve STK’ların görüş bildirmesine olanak sağlayan mekanizmalar geliştirilmeli. Henüz yasanın içeriği ve sürece ilişkin yayınlanan bir bilgi bulunmuyor ancak bu konunun önümüzdeki dönemde gündeme gelmesini bekliyoruz.

Sivil toplum her geçen gün gelişen, büyüyen bir alan. Türkiye’nin sivil toplum gerçeğinde mevzuattan kaynaklanan sıkıntılar, baskılarla mücadele, mali sürdürülebilirlik konularındaki endişeler de var; toplumsal değişim yaratmak adına manevi bir motivasyonla var gücüyle çalışan birey ve grupların üstlendiği sorumluluklar da.

Dünyada ve Türkiye’de son zamanlarda yaşanan savaş ve göç akımları, artan eşitsizlikler ve çevre tahribatları da düşünüldüğünde, bu tür karmaşık konuların çözümünde sivil toplumun üstlendiği önemli rolün giderek artacağını düşünüyorum.

Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı (TÜSEV) Genel Sekreteri ve Vakıflar Genel Müdürlüğü Vakıflar Meclisi üyesi. Lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, yüksek lisans eğitimini New York Long Island Üniversitesi'nde tamamladı. Danışmanlık şirketlerinde iş hayatına başladıktan sonra 2004 yılında TÜSEV'de çalışmaya başladı. Dernek ve vakıf mevzuatı alanında çok sayıda eğitim vermenin yanı sıra, STK’larda kapasite gelişimi, kamu-sivil toplum işbirliği, STK’larda hukuk reformu ve savunuculuk, vergi kanunlarının iyileştirilmesi ve sosyal girişimler konularında çalışmaları ve bu konularda birçok rapor ve makalesi bulunuyor.

Twitter'dan takip edin: @basakersen

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Tevfik Başak Ersen

Tevfik Başak Ersen

Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı (TÜSEV) Genel Sekreteri ve Vakıflar Genel Müdürlüğü Vakıflar Meclisi üyesi. Lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, yüksek lisans eğitimini New York Long Island Üniversitesi'nde tamamladı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;