Görüş

Türkiye’nin insani yardım politikası

Son yıllarda Türkiye’nin yıldızı insani yardım alanında parlıyor. Suriyeli mültecilere yapılan yardımların yanı sıra kalkınma yardımları alanında da farklı bir yol izliyor. Batılı ülkelerin aksine kalkınma yardımları yaparken siyasi şartlar koşmuyor, yardım yapılan ülkenin iç işlerine müdahale etmiyor.

Hasan Öztürk'e göre, 2013’te insani yardıma 1,6 milyar dolar harcayan Türkiye, ABD ve İngiltere’nin ardından en çok yardım yapan ülke oldu. [Fotoğraf: AA-Arşiv]

23-24 Mayıs tarihlerinde Birleşmiş Milletler tarafından düzenlenen Dünya İnsani Zirvesi’nin (DİZ) ev sahibi Türkiye. Zirvenin temel hedefi, tüm aktörlerin bir araya gelerek insani yardımların daha etkin ve verimli yapılması için adımlar atmak. BM de bu zirve ile konuyla ilgili tüm aktörleri, yani devletleri, uluslararası kuruluşları ve yardım alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarını bir araya getirmeyi amaçlıyor.

İnsani yardımlar konusunda böyle bir zirve ilk kez gerçekleşiyor. Böylesi tarihi bir zirveye Türkiye’de gerçekleşmesiyse ise şüphesiz önemli bir kazanım.

Özellikle Suriyeli mülteciler için Batılı ülkelerin kayıtsız kaldığı bir ortamda, Türkiye’nin üç milyona yakın mülteciye ev sahipliği yapması uluslararası kamuoyunca yeterince bilinmiyor. DİZ, Türkiye’ye dünya kamuoyunu Suriyeli mültecilere dönük projeleri hakkında bilgilendirme ve bu konuda Türkiye’nin haklı duruşunu anlatma fırsatı da sunacak.

Türkiye son yıllarda insani yardım alanında yıldızı parlayan bir ülke, dünyanın birçok noktasındaki afet ve savaş mağduru insanlara resmi ve sivil yardım kuruluşlarıyla ulaşıyor. 2013’te insani yardıma 1,6 milyar dolar harcayan Türkiye, ABD ve İngiltere’nin ardından en çok yardım yapan ülke oldu.

Yapılan yardımın ülkenin GSMH’sına oranına göre yapılacak bir sıralamada ise Türkiye dünyada ekonomik gücüne oranla en çok insani yardım yapan ülke.

by Hasan Öztürk


Yapılan yardımın ülkenin GSMH’sına oranına göre yapılacak bir sıralamada ise Türkiye dünyada ekonomik gücüne oranla en çok insani yardım yapan ülke. 2013’te ABD GSMH’sının yüzde 0,07’sini insani yardıma ayırırken, Türkiye GSMH’sının yüzde 0,27’sini ayırdı. Dolayısıyla DİZ’in İstanbul’da gerçekleşiyor olması, son yıllarda insani yardım alanında öne çıkan Türkiye’nin BM tarafından da kabul görmesi ve takdir edilmesi anlamı taşıyor.

Türkiye’nin 2015 yılı ortası itibariyle dünyada en çok mülteci barındıran ülke konumuna gelmesi yapılan insani yardım miktarını da artırdı. Buna bağlı olarak yapılan yardım miktarlarında da artış görüldü. OECD’ye bildirilen verilere göre Türkiye’nin 2014’te insani yardıma ayırdığı kaynak bir önceki yıla göre yüzde 10’dan fazla bir artışla 1,8 milyar oldu.

Türkiye insani yardımların çoğunu ülkedeki Suriyeli mültecilere ayırdı. Örneğin 2013’te Türkiye’nin OECD’ye rapor ettiği 1,6 milyar dolar insani yardımın yüzde 96’sı bu amaç doğrultusunda harcandı.

Bu açıdan Türkiye diğer gelişmiş ülkelerin insani yardım profilinden farklılaşıyor. Çünkü zengin ülkeler insani yardımlarının çoğunu genellikle o yıl içinde yaşanan doğal afet gibi olaylar sonucu mağduriyetleri gidermeye tahsis ederler. Türkiye ise en çok mülteci barındıran ülke olması nedeniyle insani yardımların çoğunu bu alana tahsis ediyor.

Fakat Türkiye Somali ve Myanmar başta olmak üzere mağduriyet yaşanan bölgelere de insani yardım gönderiyor. Örneğin, Türkiye bu sene mayıs başında, AFAD’ın organizasyonuyla Somali’ye 11 bin ton gıda yardımı içeren bir gemi gönderdi.

Türkiye’nin kalkınma yardımlarında farklı yaklaşımı

İnsani yardımlara ek olarak Türkiye’yi uluslararası toplum nezdinde cömert ülke kılan bir başka konu ise kalkınma yardımları. İnsani yardım, mağdurların yaşamlarını idame ettirebilmeleri ve acılarını dindirmek için yapılırken, kalkınma yardımları insanların ekonomik kalkınmasına katkı sağlamak amacıyla yapılır.

Türkiye başta Afrika olmak üzere son yıllarda birçok ülkeye iktisadi kalkınma yardımı yapıyor. Türkiye’nin kalkınma yardımları kapsamındaki resmi ve özel katkıların toplamı 2013 yılında 4,3 milyar dolara ulaştı. Bu miktarın gelişmiş ülkelere göre düşük olması dikkatleri çekebilir. Dünyanın en büyük ekonomisi olan ABD’nin yıllık 30 milyar dolar kalkınma yardımı yaptığı bir ortamda Türkiye gibi gelişmekte olan bir ülkenin 4 milyar dolardan fazla kalkınma yardımı yapması takdir ediliyor.

Kalkınma yardımları alanında Türkiye diğer ülkelerden farklı bir yol izliyor. Türkiye, Batılı ülkelerin aksine kalkınma yardımları yaparken siyasi şartlar koşmuyor, yardım yapılan ülkenin iç işlerine müdahale etmiyor. On yıllardır yapılan yardımlar karşılığında kendilerine neo-liberal politikalar dayatılan az gelişmiş ülkeler için Türkiye’nin bu yaklaşımı oldukça değerli. Bu yüzden de Türkiye az gelişmiş ülkeler nezdinde saygınlık kazanmış durumda. Bu saygınlık Türkiye’nin yumuşak gücünün en büyük bileşenidir.

Türkiye 1990’ların başında dış yardım sektörüne girmiş nispeten yeni bir aktör aslında. Haliyle yardım sektöründe Türkiye’nin aşması gereken bir takım sorunların varlığı da kaçınılmaz.

Örneğin insani yardımlar dünyada genellikle ülkelerin Kızılhaç veya Kızılay örgütleri tarafından  yapılıyor. Türkiye’de AFAD’ın hayata geçirilmesiyle insani yardım alanında Kızılay ile bazı alanlarda örtüşme ortaya çıktı. Hem AFAD hem de Kızılay insani yardım alanında faaliyet gösteriyor. Şimdiye kadar bu iki kurum takdire şayan bir uyum içinde Suriyeli mültecilere ve yurtdışına dönük insani yardım projelerini yürüttü. Ancak iki kurum arasında yetki ve görevlerin net bir şekilde belirlenmesine ihtiyaç var.

Türkiye 1990’ların başında dış yardım sektörüne girmiş nispeten yeni bir aktör aslında. Haliyle yardım sektöründe Türkiye’nin aşması gereken bir takım sorunların varlığı da kaçınılmaz.

by Hasan Öztürk


Resmi kuruluşların yanı sıra insani yardımların önemli aktörlerinden birisi de sivil toplum kuruluşlarıdır. Çoğunlukla gönüllülük esasına göre faaliyet gösteren bu sivil toplum kuruluşları insan gücünü de gönüllülerden temin eder.

Yardım faaliyetlerine bizzat katılan veya projelerde yer alan gönüllülerin eğitimi Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarının aşması gereken bir diğer sorun. Yardımlar, doğal afet veya savaş gibi trajik olayların akabinde insanların psikolojik olarak zor durumda olduğu anlarda verilir. Dolayısıyla yardım personelinin mağdurlara karşı yaklaşımları, iletişim ve uyuşmazlık çözümü gibi konularda eğitim almaları Türk yardım kuruluşlarını ilerleyen yıllarda daha başarılı kılacaktır.

İnsani yardım konusunda Türkiye hem resmi hem de sivil kuruluşlarıyla dünyanın neresinde olursa olsun mağdur ülkelerin yardımına koşuyor. Ancak kalkınma yardımlarına bakıldığında Türkiye’nin Müslümanların çoğunlukta olduğu ülkelere daha fazla yardım yaptığı görülüyor. Kalkınma yardımlarının eski Osmanlı coğrafyasında yoğunlaşması ilerleyen yıllarda Türkiye’yi ister istemez “Osmanlıcılık” ithamlarıyla karşı karşıya bırakabilir. Özellikle cami inşaatlarına devlet kurumlarının destek vermesi o ülkelerdeki Müslüman olmayan nüfusta kırgınlık yaratabilir.

Arzulanan değişimin gerçekleşmesi zor

İlk defa düzenlenecek olan DİZ’e ev sahipliği yapması bu açıdan Türkiye için önemli bir başarı. Ancak ev sahibi olsa da Türkiye’nin DİZ kapsamında etkili olması beklenmemeli. Türkiye’nin başarısının ve ev sahipliğinin zirve ile arzulanan değişimi başlatabilmesi zor görünüyor.

Ban Ki-Moon’un ve uluslararası yardım kuruluşlarının beklentisi, güçlü devletlerin insani yardım konusunda iyileşmeye dönük bağlayıcı sözler vermesi ve maddi yardım taahhüdünde bulunmaları. Ancak unutmamak gerekir ki, devletler bu tür toplantılarda oldukça cömert olsalar da sonrasında taahhüt edilen yardımların çok azı gerçekleşiyor.

Hatırlanacağı üzere Şubat 2016’da Suriyeli mülteciler için düzenlenen toplantıda katılımcı ülkeler 2016’da 6 milyar dolar yardım sözü vermişti. Ancak Nisan ayı itibariyle gerçekleşen bağış miktarı ise sadece 1,16 milyar dolar. Dolayısıyla, DİZ kapanışında katılımcı ülkelerin yardım sözü verdikleri miktarın büyüklüğü kamuoyunu fazla heyecanlandırmamalı çünkü önemli olan ne kadar söz verildiğinden çok ilerleyen aylarda ne kadar ödeme yapıldığıdır.

Sonuç olarak Türkiye 1990’lara kadar yardım alan ülke iken günümüzde en çok yardımı yapan ülkelerden birisi olmuştur. Bu tartışmasız başarıda devlet kuruluşları kadar sivil toplum kuruluşlarının da payı var. Sözünü ettiğimiz alanlardaki iyileştirmeler, Türkiye’nin ilerleyen yıllarda bu alanda daha saygın ve başarılı bir aktör olmasını sağlayacaktır.

DİZ’e ev sahipliği yapması Türkiye için bir prestij olsa da zirvede insani yardım konusunda beklenen etkinin yaratılması ve istenen değişimin gerçekleşmesi ise zor görünüyor.

Hasan Öztürk, Bilge Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezi (BİLGESAM) Araştırma Koordinatörü ve Afrika araştırmacısı. Lisans eğitimini Tanzanya’da, yüksek lisans eğitimini ABD’de aldı. Marmara Üniversitesi’nde doktora eğitimine devam etmektedir. Tanzanya’da Birleşmiş Milletler Tarım ve Gıda Örgütü (FAO) ve Uluslararası Çalışma Örgütü'nde (ILO) çalıştı. İngilizce, Arapça ve Svahili bilen Hasan Öztürk, dış yardımlar, Afrika, güvenlik konuları üzerine çalışmalar yapmaktadır.

Twitter'dan takip edin: @hasanistan

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Hasan Öztürk

Bilge Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezi (BİLGESAM) Araştırma Koordinatörü ve Afrika araştırmacısı. Lisans eğitimini Tanzanya’da, yüksek lisans eğitimini ABD’de aldı. Marmara Üniversitesi’nde doktora eğitimine devam etmektedir. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;