17 Şubat 2016 tarihinde, Ankara’da devletin kalbi olarak tanımlanan mekânda gerçekleştirilen terör eylemi, niteliği, zamanlaması ve sonuçları itibariyle önemle ve hassasiyetle değerlendirilmeli.

29 vatandaşımızın öldüğü ve çok sayıda yaralanmanın meydana geldiği olayda, güvenlik ve istihbarat zafiyetlerinin boyutlarını, kurumsal araştırmaların somut tespitleri gösterecek. Ancak terörist faaliyetlerin ve eylemlerin 1980’li yıllardan itibaren süreklilik kazanması, tehdit alanlarının genişlemesi hali dikkate alındığında, meselenin bütünlük kazandırılan bir çerçeve içerisinde incelenmesi ihtiyacı öncelik kazanıyor.

Tarihsel, sosyolojik, psikolojik, siyasi, kültürel, ekonomik, jeopolitik gibi çok yönlü risklere açık bir meselenin çözümlerindeki gecikmelerin yarattığı sonuçlar, çözüm şartlarını ağırlaştırırken toplumsal ayrışmaları da derinleştiriyor.

Cevat Öneş

Kürt sorununa güvenlik mercekli yaklaşımların, PKK ve şiddet yöntemlerinin gelişmesine yol açtığı hususu, bir gerçeğimiz. Sorunların çözümü açısından, toplumsal ihtiyaçlara cevap verebilen bir demokratikleşme ve kurumsallaşma sürecine devamlılık kazandırılabilmesi için, nitelikli siyaset üretme zorunluluğu da öncelikli temel meselelerimizden.

Tarihsel, sosyolojik, psikolojik, siyasi, kültürel, ekonomik, jeopolitik gibi çok yönlü risklere açık bir meselenin çözümlerindeki gecikmelerin yarattığı sonuçlar, çözüm şartlarını ağırlaştırırken toplumsal ayrışmaları da derinleştiriyor.

"Kaçırılan tarihi fırsatlar"

Öcalan’ın yakalanması, 2002 AKP iktidarı değişimi, 1999-2004 AB uyum yasalarının yarattığı ortamlarda çözüm şartlarının gerçekleştirilemeyişi, kaçırılmış tarihi fırsatlar. 2009 yılında başlatılan barış için diyalog arayışları, Mart 2013 Nevruz açıklamasıyla ortaya çıkan, PKK’nın silahsızlandırılması çalışmalarının, hedef ve sonuçları içselleştirilmiş, toplumsal-siyasi uzlaşıyı ortaya çıkaran, sürekliliğe sahip, kapsamlı bir çözüm projesine dayandırılamayışı ve hakim siyasi iktidar kurabilme niyetleriyle kesintiye uğraması, Ortadoğu'da, özellikle de Suriye’deki gelişmelerle boyut değiştirerek bölgesel-küresel bir yapıyı ortaya çıkardı.

Yakın dönemde, 11 Mayıs 2013'te, IŞİD veya Esad rejimi tarafından gerçekleştirildiği iddia edilen, 52 kişinin öldüğü Reyhanlı; 6 Ocak 2015'te, IŞİD militanlarınca gerçekleştirilen ve bir polisin şehit olduğu Sultanahmet; 5 Haziran 2015'te, IŞİD’in gerçekleştirdiği ve 5 kişinin öldüğü Diyarbakır; 20 Temmuz 2015'te, IŞİD’in gerçekleştirdiği ve 34 kişinin öldüğü Suruç; 10 Ekim 2015'te, IŞİD’in gerçekleştirdiği ve 103 kişinin yaşamını yitirdiği Ankara Garı; 12 Ocak 2016'da, Suriye kökenli bir saldırgan tarafından gerçekleştirilen ve 11 kişinin öldüğü Sultanahmet eylemlerinin faillerinin, ortak sınırımız olan Ortadoğu ve Suriye bağlantılı oluşları, gelinen noktanın terör-savaş-siyaset-jeopolitik risk boyutlarının mevcut durum ve muhtemel gelişmeler yönünden vahametini gösteriyor.

17 Şubat Ankara saldırısının intihar eylemi yapan failinin de Suriye’den giriş yapan, Türkiye kökenli Abdülbaki Sömer olduğunun açıklık kazanmasının ardından, PKK-PYD-YPG-TAK-Suriye rejimi bağlantılı tartışmalar çerçevesinde, tehdidin niteliği ve kapsamı, öncelikle siyasi sorumluluk taşıyanlar bakımından dikkat çekici.

Ortadoğu’daki gelişmelerin ortaya çıkaracağı muhtemel yeni siyasal yapılar ve sınırlar için Türkiye’nin yaklaşımlarının yaratabileceği sonuçlar, öncelikle Türkiye’yi, toplumsal yapımızı, geleceğimizi etkiler mahiyette. Bunun için de, öncelikle siyasette ve toplumsal yapıda ilkeli, kısa vadeli çıkar beklentilerini aşan bir siyaset üretimi, işbirliği ve uzlaşı ortamlarının yaratılabilmesi ihtiyacı, ertelenemez bir gerçeğimiz.

Güneydoğu bölgesinde varlığını sürdürebilen terörist yapıların oluşum sebepleriyle ilgili doğru, özeleştirileri de kapsayan tespitler yapılırken, sebep-sonuç bağlantıları çerçevesinde geniş Türkiye fotoğrafının görülebilmesi, tarihsel dönemlerde yapılan hataların tekrarlanmaması bakımından da önemli. Suriye’nin bütünlüğü ve/veya parçalanması ihtimalini dikkate alarak, Suriye Kürtlerinin kaçınılmaz statü kazanma arayışlarının Türkiye’ye olan/olabilecek etkileriyle uyumlu bir politika üretimi ihtiyacı da gündemin aciliyet kazanan konularından.

Kürt siyaseti de tarihin bu önemli eşiğinde hayati bir sınavla karşı karşıya. Ortadoğu’nın bilinen ve yaşanmış gerçekliği içerisinde, PKK’nın küresel/mahalli güçler tarafından araçsallaştırılmasının engellenmesi son derece önemli.

Cevat Öneş

Nitelikli demokratikleşme ve kurumsallaşma

Türkiye’nin potansiyeli, gelişme dinamikleri, sosyopolitik ve sosyokültürel yapısı, jeopolitik-stratejik konumu, süreklilik kazandırılan nitelikli demokratikleşme ve kurumsallaşma çalışmalarıyla temel sorunların çözülebileceğini gösteriyor.

Ortadoğu’yu kangren olmuş bir yapıya mahkûm eden etnik köken ve mezhep temelli ayrışmaların, otoriter yönetimlerin, siyasal İslam pratiklerinin, küresel güçlere araç olma durumlarının ve bağnazlığın sürekliliği karşısında Türkiye, nitelikli bir demokratikleşmeyle ve laik, sosyal, eşit vatandaşlık kavramının içini dolduran, insan eksenli yapısıyla bir barış havzası oluşturabilir, Bölgesel güç, küresel aktör olabilme şartlarını yaratabilir.

Yeni Anayasa inşa sürecinin ilk adımlarının atılmakta olduğu bugün, sorunlarımızın çözümleri için, yeni gelişmelerle uyumlu bir iç ve dış siyaset beklentilerinin yükselmekte olduğu şartlarda, öncelikle siyasi iktidar ve parlamento ile tüm siyasi aktörlerin oynayabilecekleri roller tarihsel önem taşıyor.

Artık terörle, teröristle hukuk normları çerçevesinde mücadele ederken, üzerinde uzlaşılmış bir yol haritasına bağlı olarak, topyekûn ateşkesi/silahsızlandırmayı sağlayacak ve demokratikleşme sürecine devamlılık kazandıracak adımları ivedilikle atma zamanı.

Kürt siyaseti ve HDP de tarihin bu önemli eşiğinde hayati bir sınavla karşı karşıya. Ortadoğu’nın bilinen ve yaşanmış gerçekliği içerisinde, PKK’nın küresel/mahalli güçler tarafından araçsallaştırılmasının engellenmesi meselesi ile Abdullah Öcalan’ın 2013 Nevruzunda ifade ettiği “silahlı mücadele döneminin kapandığı” söyleminin gerçekliğinden uzaklaşan adımların yaratabileceği sonuçların değerlendirilmesi son derece önemli.

Cevat Öneş, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Eski Müsteşar Yardımcısı. İstanbul Erkek Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu. 1966-2005 yıllarında MİT'te görev yaptı ve İstihbarattan Sorumlu Müsteşar Yardımcılığı pozisyonundan emekli oldu. Öneş'in 'Türkiye Ekseni - Tabular Yıkılıyor' (Yakın Plan Yayınları, 2010) isimli bir kitabı bulunuyor.

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.