Görüş

Üst akıl savunması ve yeni kırılma noktası

İktidar, haklı/ haksız tüm eleştirilere, aslında iktidara darbe yapmak isteyen bir “üst aklın varlığı” iddiasıyla karşılık veriyor ve oyunun kurallarını değiştirmeye çalışıyor. Oysa bugün belki de rejimin kaderini de şekillendirecek siyasetteki yeni ve partiler-ötesi kırılma noktası, “anayasalcılık ve karşıtlığı”.

AK Parti'nin daveti üzerine yeni anayasanın yazılması için toplanan Anayasa Uzlaşma Komisyonu üçüncü toplantıda dağıldı. [Fotoğraf: AA]

“Bir üst akıl devreye girdi ve bizi düşürmeye çalışıyor.” İktidarın bir süredir, anti-demokratik ve hukuksuz uygulamalarına (siyasal muhalefetten, sivil toplumdan ve dış dünyadan) gelen tepkilere karşı öne sürdüğü en temel ve rutin savunması bu. Yani haklı veya haksız bütün eleştirilerin arkasında, aslında iktidara darbe yapmak isteyen bir “üst aklın” bulunduğu iddiası veya inancı.

Tabii ki darbe yapmak isteyenler yakın tarih dâhil olmak üzere hep oldu ve bugün de olabilir. Ama eleştiren, haklı tepki gösteren, ‘peki, hırsızın hiç mi suçu yok’ diyen herkes de bir şekilde iktidarı düşürmeye çalışmakla suçlanıyor. Bu, “yakında deprem olma ihtimali var ve şu önlemler alınmazsa şu kadar insan ölecek” diyen bir deprem mühendisini, “deprem olmasını ve insanların ölmesini istemekle” veya “bir deprem dizayn etmekle” suçlamaya benziyor!

Üst akıl savunması iktidarın bir şekilde seçimi kazandıktan sonra her istediğini yapabilmesine gerekçe olan bir silaha dönüşüyor.

by Murat Somer


Ayrıca demokrasi olduğu iddia edilen bir rejimde muhalefet elbette iktidarı demokratik yollardan - örneğin suçlarını ve yanlışlarını ortaya çıkararak ve barışçı protesto ve eleştiri yoluyla - değiştirmeye çalışabilir. Bu, demokratik meşruiyetini koruyan iktidarların saygı göstermekle yükümlü olduğu temel bir hak. Buna rağmen, anayasa ihlallerinden çevre ve güvenlik politikalarına, çocuk istismarından yolsuzluklara kadar ne zaman haklı bir tepki gelse, iktidar ve medyadaki tabanı “darbeci üst akıl savunmasına” başvurmaya - veya sığınmaya - ve yok saymaya devam ediyor.

Öznesi olmayan “üst akıl”

Hükümet bu refleksi hiç kuşkusuz, haklı tepkileri savuşturmak için bilinçli olarak kullanıyor olabilir. Bir yandan da iktidar bloğu içinde korku yaratarak bölünmeyi engellemek istiyor olabilir. Ama birçok insan için de düşünmemeye ve rahatsız edici gerçekleri göz ardı ederek yaşamlarını sürdürebilmeye yardımcı bir mekanizmaya benziyor. Çünkü bu “üst aklın” bir öznesi yok. Böylece komplo düzenleyenin gerçekten kim olduğunu sorgulamaya, bu iddianın mümkün ve mantıklı olup olmadığını incelemeye de gerek kalmıyor. Aksini ispatlamak da imkânsız hâle geliyor.

Son olarak, “en makbul vatandaşın en eğitimsiz vatandaş olduğunu iddia edebilen üniversite profesörü” örneğinde olduğu gibi bazıları, kendilerini, iktidarın gerçekleştirmekte olduğu ve “biz görmeyecek de olsak” hayırlı yarınlara gebe bir devrimin neferleri olarak görüyor. Dolayısıyla eleştiriler ve var olduğu iddia edilen “üst akıl” da, “karşı devrimci” bir hareketin parçaları olarak algılanıyor. Ve her devrimcinin zannettiği gibi karşı devrimcilerle savaşmak ve taviz vermemek, amaçların araçları meşru kıldığı bir gereklilik hâline geliyor. Bu amaçların gerçekten ulvî olup olmadıkları sorusu veya hedefler ne kadar yüce olursa olsun gayrımeşru araçların meşru amaçları da çürüteceği unutuluyor. Bu durumdan samimi devrimcilerin aleyhine sadece çıkarcıların ve fırsatçıların yararlanacağı, bugün hayatın her alanında bunun izlerinin görülmekte olduğu,  yeterince akla gelmiyor.

Temel kurumları ve kuralları az çok işleyen ve ayakta olan demokratik bir rejimde bu durum nispeten az tehlikeli olabilir. Toplumsal diyalog ve tartışmayla zamanla hallolunabilir. Ama demokrasinin seçim kazanmaktan ibaret olduğu, milli iradenin tek parçadan oluştuğu ve sadece seçimlerdeki çoğunlukta tezahür ettiği anlayışıyla birleşince çok daha tehlikeli ve demokrasiyi ortadan kaldıran bir durum ortaya çıkıyor. Çünkü “üst akıl savunması” iktidarın bir şekilde seçimi kazandıktan sonra her istediğini yapabilmesine gerekçe olan bir silaha dönüşüyor.

Oysa demokratik rejimi mümkün ve bakî kılan iki olmazsa olmaz koşuldan söz edilebilir: İktidarın serbest ve âdil seçimlerle gelip gene özgür ve adaletli seçimlerle değişmesi ve seçimle gelen iktidarların mevcut demokratik rejimin kurallarına saygı duyarak yönetmesi. Birisi olmazsa öbürü de olmaz.

Seçmenler bir iktidarı yasalarla belirlenmiş belli bir görev için seçerler. Bu görev - yani görevlinin neyi yapıp neyi yapamayacağı - demokratik rejimin anayasası ve yasalarınca belirlenmiş ve tanımlanmıştır. Eğer seçimle gelmiş görevli iktidar bu sınırların dışına çıkarsa seçmenlerin iradesini de çiğnemiş olur ve yasalara karşı sorumlu olur. Ben demokratik yollardan geldim ama demokratik kurallara uymadan yöneteceğim, diyemez. Seçmenlerin seçimine temel teşkil etmiş görev tanımının dışına çıkamaz. O zaman demokratik yoldan seçildiği iddiası da bir süre sonra savunulamaz hâle gelir. Çünkü kuralsız ve denetlenmeyen bir rejimde iktidarın seçimleri de kendi lehine serbest ve âdil olmaktan çıkarması mümkündür. Gittikçe daha olası olur ve demokratik rejimin içini hızla boşaltır.

Şu da gerçek ki oyunun eski kuralları resmen ortadan kalkmış ve unutulmuş değil, meşru olanlar onlar.

by Murat Somer


Düşünün ki bir oyunda “kim daha çok gol atarsa, o kazanır” kuralı savunuluyor, ama diğer bütün kurallar ihlâl ediliyor. Stadı işleten kulübün takımı sahaya on bir kişi, rakibi sekiz kişi çıkıyor. Birinci takımın kalesi iki metre, diğerininki beş metre ve kalecisinin ayağına zincirle bir gülle bağlanmış. Şanslı takımın kaptanı aynı zamanda hakemler kurulunun başkanı. Her iki takımın taraftarlarının da ödediği aidatlarla kurulan ve işletilen hoparlörlerden sürekli birinci takım lehine ve ikinci takım aleyhine tezahürat yaptırılıyor. Karşı takım gol atarsa iptal edilip oyunun gene birinci takımla yeniden başlaması için her şey yapılıyor. Tüm bu şartlar altında birinci takım kazanınca onu göklere çıkarıp rakibini aşağılayan medya gruplarının ise kazanan takımla ekonomik çıkara dayalı ilişkileri var. Sadece topla oynanıyor diye artık burada aynı oyundan söz edilemez. Ama şu da gerçek ki oyunun eski kuralları resmen ortadan kalkmış ve unutulmuş değil, meşru olanlar onlar.

Siyasetin önceliği ne olmalı?

Böyle bir durumda siyasetin en önemli hedefi oyunun kurallarının en kısa zamanda asgari düzeyde adaletli ve anayasal temelde yeniden geçerli olmasını sağlamak olmak zorunda. Gerek muhalefet partilerinin gerekse de iktidar bloğu içindeki aktörlerin, artık bu saptamalara göre siyaset yapmaları gerekiyor.

Hatta belki de rejimin kaderini de şekillendirecek siyasetteki yeni ve partiler-ötesi kırılma noktasının bir tür “anayasalcılık ve karşıtlığı” arasında olduğunu söylemek mümkün.

İki anlamda anayasalcılık: daha iyi ve demokratik bir anayasa istese de öncelikle mevcut anayasanın ruhuna (parlamenter laik demokrasi) bağlı olmak ve/veya meşru yoldan yeni bir anayasa yapılana dek kuralsız güce dayalı bir sistem yerine kurallı anayasal rejimini savunmak.

Diğer tarafta ise “anayasallık karşıtları” var: yani mevcut anayasanın ruhuna karşı olanlar ve/veya böyle olmasa da mevcut fiili durumu anayasadan ve kurallara dayalı rejimden daha çok önemseyenler, hukuksuzlukları sineye çekenler/benimseyenler. Rejimin kaderini şekillendirecek olan, bu kırılma çizgisinin derinliği ve ne şekilde yönetileceği olacak.

Doç. Dr. Murat Somer Koç Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde öğretim üyesi. Karşılaştırmalı siyaset, politik ekonomi, demokratikleşme, etnik çatışmalar, dinsel ve laik siyaset konularında uzman olan Somer’in araştırmaları otuzun üzerinde uluslararası akademik makale ve kitapta yayınlandı.

Twitter'dan takip edin: @murat_somer

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera’nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Murat Somer

Koç Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde Doçent ve Harvard Üniversitesi’ndeki Weatherhead Center for International Affairs’nin asosiye üyesi. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;