Görüş

Vekâleten savaşa asâleten ateşkes

Türkiye, Rusya ve İran, Suriye’de ateşkes konusunda anlaştı. Vekâleten savaşta asâleten ateşkesi sağlayan Türkiye’ye ve Rusya’ya bu işbirliği yüzünden bedel ödetilmeye çalışılıyor. Cengiz Tomar, Al Jazeera için yazdı.

Konular: Suriye'de iç savaş, Türkiye - Rusya ilişkileri, Türkiye, Rusya, İran, Ortadoğu, IŞİD
Suriyeli muhalifler, rejimin saldırılarının durmaması halinde ateşkes anlaşmasına bağlı kalmayacaklarını açıkladı. [Fotoğraf: Reuters]

Rusya, İran ve Türkiye, Suriye savaşında ateşkes konusunda anlaştı ve son haberlere göre Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) de bu kararı destekliyor. Altı yıla yaklaşan Suriye savaşında, 2017’ye girdiğimiz şu günlerde, belki de bugüne kadar aldığımız en iyi haber, akan kanın bir şekilde durması.

Anlaşıldığı kadarıyla asiller, yani Türkiye, Rusya ve İran, vekillerine baskı yaparak bu ateşkesi kabul ettirecek. Rusya vekili Suriye rejimi, İran vekilleri Hizbullah ve Şii milisler, Türkiye de birlikte Fırat Kalkanı harekâtını yaptığı Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) bu ateşkes için ikna edecek veya baskılayacak; nihayetinde siyasi çözüm için çaba sarfedilecek.

Kanın durmasının yanı sıra hem PYD hem de DAIŞ’ın bu ateşkesin haricinde tutulması Türkiye açısından önemli kazançlar sağlıyor. Zira DAIŞ’ın arkasında, sözde, kimse bulunmuyor – küresel güçlerin istihbarat örgütleri haricinde. ABD’nin vekili PYD ise, asilleri bu anlaşmada yer almadığından ve Türkiye’nin bu konudaki ısrarlı itirazından dolayı masada yer almıyor. Zira Türk ordusu ÖSO ile el-Bâb’ı ele geçirdikten sonra muhtemelen ABD’nin, vekili PYD adına söz verdiği, ama onların çıkmamakta direndiği Menbiç’e veya uluslararası güçle birlikte güneye, Rakka’ya doğru ilerleyebilir. Böylece Türkiye bu ateşkesle, şimdilik Suriye rejiminin iktidarda kalması dışında bütün istediklerini gerçekleştirmiş görünüyor.

Bütün bunlar üzerine Türkiye ve Rusya’ya verilen karşılık gecikmedi. Türkiye’nin çeşitli şehirlerinde bombalı saldırılar gerçekleşti; Rus büyükelçisi Karlov Ankara’da suikaste kurban gitti. Aslında Karlov’un öldürülmesi, uçak krizinden sonra istenenin aksine yakınlaşan Türkiye ve Rusya’ya FETÖ’yü taşeron olarak kullananlar adına verilmiş bir mesaj niteliği taşıyordu.

Türkiye kartları yeniden kardı

Türkiye bundan bir yıl kadar önce Rus uçağının düşürüldüğü dönemdeki durumuyla karşılaştırıldığında elini çok güçlendirmiş vaziyette. Savaşın başlangıcında müttefiki ABD, Avrupa ve Suudi Arabistan’la halkının iradesini hiçe sayan Esed rejimini elimine etmeyi amaçlayan Türkiye, müttefiklerinin çoğunluğunun kendisini yalnız bırakması üzerine kartları yeniden kardı. Realpolitiğe uygun bir şekilde savaşın başında rakip olduğu Rusya ile uzlaşarak Fırat Kalkanı Harekatını başlattı ve siyasi bir çözüm için inisiyatif alarak Astana’da müzakere sürecine güçlü bir şekilde dahil oldu.

Aslında Suriye savaşının başlangıcından itibaren değişen ittifakların kronolojisine bakıldığında, bir iç savaş çıkarılarak bölünmesi amaçlanan ve bu manada pek çok teşebbüste bulunulan Türkiye’nin, son bir yıldır çok ustaca yaptığı siyasi ve diplomatik manevralarla durumunu ve konumunu nasıl güçlendirdiğini sarahaten görebiliriz.

Savaşın başlangıcında ABD, Avrupa, Türkiye ve Suudi Arabistan liderliğindeki Körfez ülkeleri ile muhalifler, Esed rejiminin devrilerek Suriye halkının iradesine uygun bir yönetimin gelmesi üzerine ittifak etmişlerdi. Bunun karşısında ise Rusya ve İran vardı. ABD’nin başını çektiği ve bizim de içinde bulunduğumuz grup, rejimin pek fazla dayanamayacağını öngörüyordu. Bu dönemde ABD Türkiye’yi Esed rejimiyle doğrudan savaşmaya teşvik ederken, Türkiye’ye hava desteği vererek bir güvenlikli bölge kurulmasına da izin vermiyordu.

İki senaryo

İyimser senaryoya göre, kimyasal silah kullanımıyla ilgili İsrail’i tehdit eden tehlikeyi bertaraf eden ABD, Esed rejimi giderse yerine İhvan-ı Müslim’in benzeri Sünni bir yapılanma geleceğini öngördüğünden, muhalifleri ve müttefiklerini yüzüstü bırakarak Suriye’den çekildi. Kötümser senaryoya göre ise, ABD yönetiminde etkili bir grup zaten Türk ordusunda FETÖ’cülerin hakim olduğunu bildiğinden, Suriye’de Türkiye’nin başını derde sokmayı planlıyordu. Nitekim bu aşamada Türkiye önce Güneydoğu Anadolu’da PKK ile şehir savaşları ve kanton kurma çabaları, ardından DAIŞ saldırıları ve nihayetinde darbe teşebbüsü ile karşı karşıya kaldı. Obama’nın DAIŞ’a karşı birlikte mücadeleyi teklif etmesine rağmen PYD lehine tercihte bulunması bu kötümser senaryoyu destekler mahiyette.

Tekrar kronolojiye dönecek olursak, Suriye’de beklenenin aksine savaşın uzaması ve bunun yarattığı komplikasyon ve travmalar ÖSO içinde radikalleşen grupları ortaya çıkardı. Yönetim boşluğundan yararlanan DAIŞ, 2014’te Rakka merkezli sözde hilafetini ilan etti. Kuzey Suriye’de yönetim boşluğundan faydalanan, Suriye iç savaşında etliye sütlüye pek karışmayan ve sadece DAIŞ’a karşı yaşadığı bölgeyi korumaya çalışan PYD de Türkiye sınır kuşağında kantonlarını kurdu.

Bu esnada topraklarının büyük kısmını kaybetmiş Esed rejiminin imdadına Rusya koştu. 30 Eylül 2015’te savaşa doğrudan müdahale ederek bölgeyi domine etti. Bu, Esed rejimini kurtaran ve savaşın kaderini değiştiren oyun değiştirici bir hamleydi. Bunun hemen ardından  bir Türk savaş uçağı 24 Kasım 2015’te Rus savaş uçağını düşürdü. Rus haber sitesi Sputnik’teki bir habere göre uçağı düşürme emrini veren İncirlik’te FETÖ’cü bir albaydı.

İşte bütün bunlardan sonra Türkiye, Suriye savaşında geleneksel müttefiklerine dayalı stratejisini değiştirdi. Ardından hızla Suriye’deki rakibi Rusya ile ilişkilerini düzeltip 24 Ağustos 2016’da ÖSO ile birlikte Fırat Kalkanı Harekatını başlattı. Böylelikle ABD'ye rağmen savaştaki ikinci oyun değiştirici hamleyi yapan Türkiye, el-Bâb’a kadar ilerleyerek DAIŞ’ı sınırlarından uzaklaştırdığı gibi, ABD patentli Kürt kantonlarını birleştirme projesini de berhava etti.

Bakalım 20 Ocak’ta başkanlık koltuğuna oturacak olan Trump, selefi Obama’nın bölgedeki müttefiki PYD’yi desteklemeye devam mı edecek? Yoksa tarih tekerrür edip, boyundan büyük hayaller kuran PYD, geçmişte pek çok defa olduğu gibi pragmatik Batılı devletler tarafından ortada mı bırakılacak?

Türkiye, başlangıçta Suriye meselesinde ters düştüğü Rusya ile anlaşarak kendi bekası açısından önemli kazanımlar elde etmenin yanında, kendisini Ortadoğu’daki gelişmelerde, mülteciler ve AB vize anlaşması meselelerinde ve darbe girişiminde yalnız bırakan geleneksel müttefikleri Batı yakasına da çaresiz olmadığı mesajını verdi.

Türkiye ve Rusya'ya mesaj

Bütün bunlar üzerine Türkiye ve Rusya’ya verilen karşılık gecikmedi. Türkiye’nin çeşitli şehirlerinde bombalı saldırılar gerçekleşti; Rus büyükelçisi Karlov Ankara’da suikaste kurban gitti. Aslında Karlov’un öldürülmesi, uçak krizinden sonra istenenin aksine yakınlaşan Türkiye ve Rusya’ya FETÖ’yü taşeron olarak kullananlar adına verilmiş bir mesaj niteliği taşıyordu.

Halep’in düşmesinden sonra, savaş yorgunu bölgede bir konsolidasyon bekleniyordu. Türkiye, hem Doğu Halep’te mahsur kalan halkın kurtarılması hem de ateşkes anlaşması sağlanarak ülkede akan kanın durdurulması için büyük çaba sarfetti ve başarılı da oldu. Rusya ile anlaşarak el-Bâb’a kadar stratejik noktaları DAIŞ’ten temizleyen ve PYD kantonlarının arasına giren Türkiye, Astana’da bu terörist örgütün masaya oturmasını da engellemiş oldu. Son çabalar, Suudi Arabistan, Körfez ülkeleri, Ürdün ve Mısır’ın da Astana’ya katılması yönünde yoğunlaşıyor.

Tabii burada Türkiye için başlıca belirsizlik, Putin tarafından masaya davet edilme ihtimali olan ABD’nin Astana’ya katılıp katılmayacağı. Zira vekili PYD’nin olmadığı bir ortamda ABD’nin asâleten müzakere sürecinde yer alıp almayacağı büyük önem taşıyor.

Bakalım 20 Ocak’ta başkanlık koltuğuna oturacak olan Trump, selefi Obama’nın bölgedeki müttefiki PYD’yi desteklemeye devam mı edecek? Yoksa tarih tekerrür edip, boyundan büyük hayaller kuran PYD, geçmişte pek çok defa olduğu gibi pragmatik Batılı devletler tarafından ortada mı bırakılacak?

Prof. Dr. Cengiz Tomar, Marmara Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Enstitüsü (ODE) ve Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi. 1992'de Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü'nü bitirdi. Yüksek lisans ve doktorasını aynı okul ve bölümde tamamladı. Ürdün ve Edinburgh Üniversitelerinde İslam ve Ortadoğu Tarihi ile Arapça eğitimi aldı. 2003-2005 yıllarında Şam Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak çalıştı. 2011-2014 yıllarında Marmara Üniversitesi ODE Müdür Yardımcısı ve Siyasi Tarih ve Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı Başkanı olarak görev yapan Tomar'ın, Arap coğrafyasının tarihi ve kültürüne dair akademik makaleleri bulunuyor.

Twitter'dan takip edin: @cengiztomar

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Al Jazeera’nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

 

Cengiz Tomar

Prof. Dr. Cengiz Tomar, Marmara Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Enstitüsü (ODE) ve Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi. 1992'de Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü'nü bitirdi. Yüksek lisans ve doktorasını aynı okul ve bölümde tamamladı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;