Görüş

Zizek, Türkiye ve entelektüel ciddiyetsizlik

“Felsefeciler dahil herkes güncel gelişmelerle ilgili siyasi yorumlar yapma hakkına sahip. Ancak gerçekleri değiştirerek, kendiyle çelişen iddialar ve ucuz propaganda temelinde bütün bir ülkeyi suçlamaya kimsenin hakkı yok.“ Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın Al Jazeera için yazdı.

Konular: IŞİD, Suriye, Rusya
Kalın, Zizek'in eleştirilerine karşılık Türkiye'nin IŞİD karşıtı koalisyonda yer aldığını, hava sahası ve üslerini müttefiklere açtığını anımsatıyor. [Fotoğraf: Reuters-Arşiv]

Avusturyalı bilim felsefecisi Paul Feyerabend doğa bilimlerinde kullanılan başlıca tüm yöntemleri eleştirerek reddeder ve bilimde ilerlemeye imkân veren tek ilkenin "her şey uyar" (anything goes) anlayışı olduğunu söyler.

“İşinizi gören her şey kabul”, diye de ekleyebilirmiş Feyerabend. Söz konusu düstur, bir ara postmodernitenin belirleyici unsurlarından biri haline geldi. Buna göre, olayları tanımlayan şey akıl, gerçek, gelenek ya da tutarlılık değil, kendi hakikatiniz olarak ne ileri sürüyorsanız oydu.

Postmodernizmin bu anti-realist kuralı artık geçerliliğini büyük ölçüde kaybetmişse de, sesini arada bir duymak mümkün. Bazı Batılı liberal ve solcu yazarlar arasındaki Türkiye tartışmasına da benzer bir "her şey uyar" ciddiyetsizliği damgasını vurmuş görünüyor.

PKK, IŞİD ile savaş bahanesi altında kendi işlediği terör suçlarını gizlemeye çalışıyor. İşin aslı şu ki Türkiye Suriye'de hiçbir Kürt hedefi bombalamıyor. Sadece Türk ve Kürtlerin hayatını tehlikeye atan PKK'lı teröristlerin peşinde.

by İbrahim Kalın

Sloven Marksist felsefeci ve kültür eleştirmeni Slavoj Zizek'in 9 Aralık'ta New Statesman'de yayınlanan kısa makalesi bunun tipik bir örneği. Zizek, makalesinde "teröre karşı verilen sözüm ona mücadelenin her medeniyetin kendi içinde bir çatışmaya dönüştüğünü ve bu çatışmada tüm tarafların gerçek düşmanlarına vurmak için Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) ile savaşır gibi yaptığını" öne sürüyor. Ciddiyetsizlik ve bağnazlığın sınırlarında gezen makalenin belki de tek anlamlı cümlesi bu.

Zizek, Türkiye'yi IŞİD'i desteklemek, yaralanan IŞİD militanlarını tedavi etmek ve IŞİD petrolünün Türk topraklarından geçişini kolaylaştırmakla suçluyor ve hatta Türkiye'nin 24 Kasım'da Rus savaş uçağını IŞİD hedeflerini bombaladığı için düşürdüğünü ima ediyor. Makalenin devamında Avrupa Birliği'nin Suriyeli mülteciler için Türkiye'ye 3 milyar avro yardımda bulunma kararını da sert bir dille eleştiriyor.

Zizek burada sadece hatalı bir mantık gütmekle kalmıyor, daha da kötüsü, kullandığı veriler bile doğru değil. Türkiye'ye saldırmak için İran ve Rusya'nın propaganda sitelerinin yaydığı uydurma hikâyeleri kullanıyor. AWD News'un da aralarında bulunduğu "kaynakları" o kadar düzmece ve kötü seçilmiş ki New Statesman editörleri, Zizek'in MİT Müsteşarı Hakan Fidan'a atfettiği tamamen yalan bir ifadeyi makaleden çıkarmak zorunda kaldı.

Zizek'in Rusya'nın Türkiye-Suriye sınırındaki IŞİD hedeflerini bombaladığı iddiası, güvenilir kaynakların tümü tarafından birçok kez çürütüldü. İşin aslı, Rus hava harekâtının başından bu yana düzenlenen saldırılarının yüzde 90'ının hedefinde, IŞİD ile hiçbir ilgisi olmayan Suriyeli muhalif gruplar ve siviller var.

Türkmen Dağı-Cisr eş Şugur-İdlib bölgesinde IŞİD teröristi yok ancak şimdiye dek bu bölgede Rus bombardımanıyla ölen sivillerin sayısı 700'i geçmiş durumda. Zizek arzu ederse kendisine memnuniyetle Rus bombardımanlarını gösteren bir Suriye haritası gönderebilirim. Böylece en azından bir konuda doğru bilgi edinmiş olur.

Zizek'in Türkiye'nin IŞİD'e gizlice yardım ettiği yönündeki yalan iddiaları, Moskova'nın bu günlerde dile getirdiği klişelerin bir tekrarı. Komik olan şu ki, aslında Rus propagandasına katı muhalefetiyle bilinen Zizek, iş Türkiye'ye saldırmaya gelince Moskova ile aynı safta yer alıyor.

Sürekli dürüstlükten bahseden ve siyasi tartışmaların bundan yoksun oluşundan dem vuran bir felsefeci olarak, Zizek'in hiç olmazsa rahatça alıntıladığı bu tür yalan iddiaların doğruluğunu kontrol etmesi gerekirdi.

Aynı şey Türkiye'nin IŞİD'den petrol satın aldığı iddiası için de geçerli. Söz konusu iddianın hiçbir gerçekçi temeli yok. Fakat şu gerçeği biliyoruz: Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Avrupa Birliği (AB), Esed rejimi adına IŞİD'den petrol aldıkları gerekçesiyle bir takım kilit isimlere yaptırım getirdi. Bu isimlerin arasında Suriyeli iş adamı George Hasvani, Suriyeli banker Mudalal Huri ve aynı zamanda Dünya Satranç Federasyonu (eski) Başkanı da olan varlıklı Rus iş adamı Kirsan İlyumzinov de var.

Bu basit gerçekler bir yana, sol liberal görüşten bir felsefecinin, Esed'in acımasız ve ahlak dışı savaşından kaçan 2,2 milyon Suriyeliye kapılarını açmış olan Türkiye'ye saldırmak için, İran ve Rusya kaynaklı iddiaları hiçbir bilginin doğruluğunu kontrol etmeden destekliyor oluşu da entelektüel kafa karışıklığı ve bağnazlığın trajikomik bir örneği.

Şayet Zizek Suriye halkını ve mültecileri gerçekten önemsiyorsa, kimyasal silahlardan, varil bombalarından, havan toplarından ve hava saldırılarından kaçan binlerce erkek, kadın ve çocuğu kurtardığı için Türkiye'ye teşekkür etmeli.

Yeri gelmişken, Zizek'i kızdırmış görünen o 3 milyar Avro da Türkiye'ye ödenmiyor. Bu para, Suriyeli mültecilere harcanacak. Yardımın amacı, Türkiye'yi veya Suriyelileri korumaktan ziyade, Avrupa sokaklarını ve sınırlarını korumak. Zizek, Türkiye’ye saldırmak yerine kendi ülkesinin ve diğer Avrupalı ulusların mülteci krizine ilişkin utanç karnesine bir bakmalı.

Avrupa ve ABD'deki terör eylemlerinin büyük çoğunluğunun oralarda yetişmiş teröristler tarafından düzenleniyor oluşu, Batılı toplumlarda çok kültürlülük ve toplumsal muhayyilenin başarısızlığına dair bir ikaz olmalı.

by İbrahim Kalın

Bu noktada Türkiye'nin IŞİD karşıtı koalisyonun bir üyesi olduğu ve hava sahasını ve üslerini müttefiklere açtığı da unutulmamalı. Türkiye şu ana dek "Suriye'deki terör faaliyetlerine katılacaklarından şüphelenilen, 123 ülkeden 33 bin 746 kişiye Türkiye'ye giriş yasağı koydu […] 89 ülkeden 2 bin 783 şüpheliyi yakalayıp sınır dışı etti." IŞİD ile bağlantılı faaliyetlere karışmakla suçlanan binin üzerinde kişi tutuklanarak mahkeme önüne çıkarıldı.

Türkiye'nin Suriye'de IŞİD ile mücadele eden Kürtlere karşı savaştığı iddiası da bir başka cehalet ve kara propaganda örneği. Türkiye, kendi topraklarında ve örgütün çok sayıda eğitim kampının bulunduğu Irak'ta PKK teröristleri ile savaşıyor.

Geçtiğimiz altı ayda, ABD ve AB'nin terör örgütleri listesinde yer alan PKK, 100'ün üzerinde güvenlik görevlisi ve sivili öldürdü, ki bunların arasında çok sayıda Kürt de vardı.

PKK, IŞİD ile savaş bahanesiyle kendi işlediği terör suçlarını gizlemeye çalışıyor. İşin aslı şu ki Türkiye Suriye'de Kürt hedeflerini bombalamıyor. Sadece Türk ve Kürtlerin hayatını tehlikeye atan PKK'lı teröristlerin peşinde.

Zizek'e, geçtiğimiz yıl IŞİD Kobani'ye saldırdığında yöre halkına kapılarını açanın Türkiye olduğunu anımsatmakta fayda var. Ayrıca IŞİD'in Kobani'den çıkarılması için Iraklı Peşmerge güçleri ile Özgür Suriye Ordusu'nun geçişine izin veren de yine Türkiye idi.

Kobani'de sivil katliamının yaşanmamış olmasının nedeni, Türkiye'nin birkaç gün içerisinde 190 binden fazla kent sâkinini topraklarına kabul ederek mülteci kamplarına yerleştirmesiydi. Türkiye halen Suriye'deki Kürt, Arap ve Türkmenlere insani yardım, gıda, ilaç, süt, bebek bezi ve benzeri hayati malzemeler göndermeye devam ediyor.

Öte yandan, Uluslararası Af Örgütü – PKK'nın Suriye kolu – Demokratik Birlik Partisi'ni (PYD) Tel Abyad'da "köyleri yerle bir ederek savaş suçu işlemek" ile suçladı. Kentte yaşayan binlerce Arap ve Türkmen, evlerini terk etmeye mecbur bırakıldı.

Teröre karşı yürütülen zayıf savaştan bıkmış görünen Zizek, PKK terörüne dair tek bir kelime bile etmiyor. Umarım bunun sebebi, “solun yaptığı şiddet devrim, sağın yaptığı şiddet faşizmdir” diyen eski solcu klişesine inanıyor olması değildir.

Eğer teröre karşıysak, IŞİD, El Kaide, Boko Haram, ETA veya PKK kaynaklı olup olmadığına bakmadan her türlüsüne karşı durmalıyız. PKK'nın Marksist-Leninist bir terör örgütü olması, işlediği suçları aklamaz.

IŞİD ve benzerlerine karşı elimizdeki tüm imkânlarla savaşmalıyız. Ve daha önce de söylediğim gibi, Müslümanlar, bu mücadelede öncü rol üstlenmelidir.

Fakat bir yanda IŞİD militanlarını, diğer yanda Almanya'da PEGIDA ve Neo Naziler, Norveç'te Anders Breivik gibi aşırılık yanlısı, yabancı düşmanı ve ırkçı hareket ve bireyleri doğuran Avrupa'daki radikalleşme dalgasını da sorgulamamız gerek.

Avrupa ve ABD'deki terör eylemlerinin büyük çoğunluğunun oralarda yetişmiş teröristler tarafından düzenleniyor oluşu, Batılı toplumlarda çok kültürlülük ve toplumsal muhayyilenin başarısızlığına dair bir ikaz olmalı. Zizek, Türkiye'nin her nasılsa Paris saldırılarından sorumlu olduğu yönünde gülünç iddialarda bulunmak yerine, dikkatini fiili gerçeklere vermeli.

Felsefeciler dahil herkes güncel gelişmelerle ilgili siyasi yorumlar yapma hakkına sahiptir. Ancak gerçekleri değiştirerek, kendiyle çelişen iddialar ve ucuz propaganda temelinde bütün bir ülkeyi suçlamaya kimsenin hakkı yok.

Hayır, iş Türkiye hakkında konuşmaya gelince "her şey uyar" diye bir şey olamaz. Gerçekler, ayrıntılar, kanıtlar ve tutarlılık önemlidir. Michel Foucault ve Jacques Lacan gibi Zizek'in selefleri, bunlardan vazgeçip işi entelektüel ciddiyetsizliğe ve bağnazlığa vardırmazdı.

İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü ve Genel Sekreter Yardımcısı. İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü'nden mezun oldu. Doktorasını George Washington Üniversitesi'nde beşeri bilimler ve mukayeseli felsefe alanında tamamladı. College of the Holy Cross, Georgetown ve Bilkent Üniversitelerinde İslam düşüncesi ve İslam-Batı ilişkileri üzerine dersler verdi. SETA (Siyaset, Ekonomi ve Toplumsal Araştırmalar Vakfı) Kurucu Başkanı, Kamu Diplomasisi Koordinatörü ve Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı olarak görev yaptı. Kalın'ın İslam felsefesi, İslam-Batı ilişkileri ve Türk dış politikası üzerine kitap ve makaleleri bulunuyor.

Twitter'dan takip edin: @ikalın1

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Al Jazeera’nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

İbrahim Kalın

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü ve Genel Sekreter Yardımcısı. İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü'nden mezun oldu. Doktorasını George Washington Üniversitesi'nde beşeri bilimler ve mukayeseli felsefe alanında tamamladı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;