Portre

Portre: Beşşar Esed

Suriye Devlet Başkanı, iktidarının ilk yıllarında 'reformcu' portresi çizmeye çalıştı. Ama ülkesini iç savaşa sürükleyen diktatör olarak tarihe geçti.

Beşşar Esed
Hafız Esed'in çocukları arasında devlet işleriyle en ilgisizi olan Beşşar Esed, kendisini bir anda siyasetin kucağında buldu. [AFP]

Beşşar Esed

Doğum Tarihi: 1965

Doğum Yeri: Şam

17 Temmuz 2000'de Suriye Devlet Başkanı oldu.

Beşşar Esed’in günün birinde Suriye’yi yöneteceği, 90’lı yıllarda herhalde hiç kimsenin aklına gelmemişti. 2000’lere gelindiğinde çok az kişi, iktidara geldiğinde ‘reformcu’ yakıştırmaları yapılan Esed’in, diktatörlüğünü güçlendirip ülkesini kana boğacağını tahmin etmişti. Şimdilerde ise Esed’in iktidarı elinde tutp tutamayacağı tartışılıyor.
1965 Şam doğumlu Beşşar Esed, Suriye eski Devlet Başkanı Hafız Esed’in dördü erkek biri kız beş çocuğundan üçüncüsüydü. Amacı tıp eğitimini tamamlamaktı ama kariyer planı bir gecede değişti. Hafız Esed’in liderlik için hazırladığı kişi, askeri eğitim almış büyük oğlu Basil’di. Ancak Basil Esed 1994 yılında, resmi açıklamaya göre, bir trafik kazasında ölünce tüm hesaplar altüst oldu. Londra’da bir göz hastanesinde uzmanlığını ilerletmeye çalışan Beşşar, apar topar ülkesine döndü.
Devlet başkanlığına hazırlanma dönemi
Esed, sadece 18 ay kalabildiği Britanya’dan gelir gelmez teğmen rütbesiyle askeri kariyerine başladı ve altı yıl içinde mareşalliğe yükseltildi. Veliaht gösterildiği artık belli olmuştu. Oysa babasının ardından Suriye’nin başkan adaylığı için isimleri geçen başka figürler de vardı: Sert karakteri ve acımasızlığı ile ün yapmış küçük erkek kardeşi Mahir, uzun yıllar babasının yardımcılığı görevini yürütmüş Abdülhalim Haddam gibi... O zamana kadar ülke yönetmeyi aklından dahi geçirmeyen Beşşar Esed, bir yandan devlet tecrübesini arttırmaya çalışırken diğer yandan hem bu isimlere ve hem de diğer siyasi aktörlere kendini ispat etmekle uğraştı.
Başkanlık koltuğuna oturması
1970 yılından beri Suriye Devlet Başkanlığı koltuğunda oturan Hafız Esed, 10 Haziran 2000’de öldü. Suriye Meclisi bir gün sonra başkan seçilme yaşını 40’tan 34’e, yani Beşşar Esed’in yaşına düşürdü. Esed, aynı gün Genelkurmay Başkanı ilan edildi; 21 Haziran'da Baas Partisi Genel Sekreteri oldu. Sonra da tek aday olarak katıldığı referandumda oyların yüzde 97’sini alarak Suriye'nin yeni lideri seçildi. 17 Temmuz 2000 tarihinde yemin ederek görevine başladı. Esed ailesi, Şia'nın alt kollarından Nusayri mezhebine mensuptu. Esed, annesinin itirazlarına rağmen Aralık 2000'de, Suriye’nin zengin Sünni ailelerinden Atraşlar'ın kızı Esma ile evlendi. Londra'da uzmanlık yaparken tanıştığı Esma Atraş, İngiltere'de finans eğitimi görmüştü.
Kısa süren ‘Şam Baharı’
Ülkenin genç lideri, makamına geçerken Suriye tipi demokrasiden söz etmişti: “Başkalarının demokrasisini kendimize uygulayamayız. Batı demokrasisi uzun bir tarihin sonucudur ve kendi geleneklerini oluşturmuştur. Biz, bize özgü demokrasi deneyimine sahip olmak zorundayız.” Esed’in bu ve benzeri konuşmalarından cesaret alanlar, ‘Şam Baharı’ denilen süreci başlattılar. Farklı görüşlerden aydın ve siyasetçiler, demokratik reformların yapılacağı ümidiyle harekete geçtiler. Çeşitli platformlarda örgütlendiler, özel gazeteler çıkardılar, bazı sivil toplum örgütleri kurdular. Fakat beklentiler boşa çıktı. Siyasi reform isteyenlerin bazılarının hapis cezalarına çarptırılmasıyla 'Şam Baharı' yerini Baas rejiminin bilindik baskıcı siyasi ortamına bıraktı.
Hariri suikastı
Esed’in başkanlığının ilk yılları, Suriye’nin uluslararası sistem tarafından zorlandığı bir dönemdi. ABD, 2003'teki işgalinden sonra Amerikan güçleriyle savaşmak üzere Irak'a giden El Kaide üyelerine Şam'ın destek verdiğini öne sürüyordu. Üstelik neredeyse iki milyon Iraklı mülteci Suriye’ye sığınmıştı ve bu durum ülke ekonomisi üzerinde baskı oluşturuyordu. 
Arkasından 2005’te, dönemin Lübnan Başbakanı Refik Hariri öldürüldü. Gerek Lübnan'da gerekse de dünyada infial yaratan suikasttan Suriye rejimi sorumlu tutuldu. Şam yönetimi, uluslararası toplumun önemli bir kesiminin baskısına maruz kaldı.
Suriye, Lübnan İç Savaşı (1975-1990) sırasında bu ülkeye asker göndermiş, savaştan sonra da askeri varlığını sürdürmüştü. Lübnan siyasetinin en önemli aktörü Suriye idi. Esed ise Lübnan dosyasını daha 1998’de devlet başkanlığına hazırlanırken devralmıştı. O tarihlerde Lübnan, yeni cumhurbaşkanını belirlenmeye çalışıyordu. Yoğun bir dinsel ve mezhepsel çeşitliliği barındıran Lübnan'da; cumhurbaşkanının Maruni Hristiyan, başbakanın Sünni Müslüman, meclis başkanının ise Şii Müslüman olması gerekiyordu. Esed’in adayı, zamanın Genelkurmay Başkanı Emil Lahud’du. Ama ülkenin etkin siyasetçilerinden Hariri, Şam’ın tercihine itiraz etti. Suriye Devlet Başkan Yardımcısı ve yönetimdeki üst düzey birkaç Sünni'den biri olan Abdülhalim Haddam da Hariri ile hemfikirdi. Fakat sonuçta Esed’in istediği oldu; Lahud, Lübnan Cumhurbaşkanı seçildi.
Lahud’un görev süresi 2004’te dolacaktı ama artık Suriye Devlet Başkanı olan Esed, bu sürenin uzatılmasında ısrar etti. İngiliz gazeteci Nicholas Blanford, Bay Lübnan’ı Öldürmek (Killing Mr. Lebanon, 2006) kitabında, Hariri’nin yakınlarına dayanarak şu anektodu aktarır: "Lahud konusundaki itirazlarını dile getirmek üzere Şam’a giden Hariri’ye, Esed oturacak yer bile göstermedi. Suriye lideri 14 dakikalık bu görüşmede Hariri’yi, "Lahud benim. Karşı gelenin başına Lübnan’ı yıkarım." diyerek tehdit etti.
Fırsata dönüşen kriz anları
Hariri’nin ölümünden sonra Lübnan halkı protesto için sokaklara çıkınca, Suriye yönetimi Lübnan’daki askerlerini çekmek zorunda kaldı. Hariri suikastını incelemekle görevlendirilen Birleşmiş Milletler Araştırma Komisyonu, açıkça Suriye rejimini suçladı. Esed, kendisini zorlayan böylesi koşullar altında 2005’te yapılan Baas Partisi Kongresi’nde, babasının döneminden kalma 96 merkez komite üyesinin 70’ini tasfiye etti. Bu kişiler arasında, Savunma Eski Bakanı ve bir Sünni olan Mustafa Tlass ve başkan yardımcılığından istifa eden Haddam da vardı. Haddam, Hariri suikastıyla ilgili olarak Suriye rejimini suçladı.
Aynı yıllarda Esed, ülkesini uluslararası piyasalara açmak için de çaba sarf etmeye başladı. Özelleştirme arayışlarına girdi, yabancı bankalar ve firmaları yatırıma davet etti, inşaat ve turizm sektörünü güçlendirme adımları attı. Ancak bu arayışlar için gerekli yasal düzenlemeler etkin biçimde yapılamıyor, ekonomik reform kararlarında sık sık geri dönüşler ya da ertelemeler yaşanıyordu. Yine de Esed’in iktisadi reformları, Batı'ya yakınlaşma arayışları, ABD ile arasının düzelmesini sağladı. Washington, Suriye’yi stratejik ortağı İran’dan uzaklaştırmak istiyordu. Obama yönetimi, Hariri’nin öldürülmesinden sonra geri çekilen Suriye büyükelçisi yerine yenisini atadı. Suriye’de 15 Mart 2011’de ayaklanma başladığında, dönemin ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton şöyle diyordu: “Başkan Beşşar Esed ile görüşen birçok Kongre üyesi, onun reformist olduğunu düşünüyor.”
Acemi yöneticilikten diktatörlüğe
Beşşar Esed’in en başarılı biyografilerinden olan Şam'ın Yeni Aslanı (The New Lion of Damascus, 2005) kitabını yazan Amerikalı akademisyen David Lesch, Esed'in iktidarda geçirdiği dönüşümü dramatik şeklide özetler. Lesch'e göre iktidarının ilk yıllarında reform arayışlarına girmekle birlikte Esed; karar almakta zorlanan, etrafındaki herkesi dinleyen ve kendisini ailesine ispat etmeye çalışan biriydi. Ancak zamanla, bilhassa 2007’de yapılan referandumda halkın yüzde 97’sinin onayını aldıktan sonra, tam anlamıyla diktatörleşti.
Arap dünyasını sarsan halk ayaklanmaları 2010 sonunda başladığında Esed, bu isyanların ülkesine uğramayacağından emindi. 31 Ocak 2011’de Amerikan Wall Street Journal gazetesine verdiği demeçte; Mısır ve Tunus’taki yönetimlerin halklarındaki reform taleplerini görmezden geldiğini ve onlardan kopuk yaşadıklarını, reform yapmak için geç kaldıklarını söyleyip ekliyordu: “Suriye’de istikrar var. Neden? Çünkü halkın inanışlarına gönülden bağlı olmalısınız. İşin aslı budur. Bu bağ yoksa, kargaşalıklar ortaya çıkar.”
İç savaşa dönüşen ayaklanma
Bu demeçten kısa bir süre sonra Suriye’de ayaklanma çıktı. İsyana katılanlar başlangıçta Esed’den reform talep ediyorlarsa da onun şahsını kitleler halinde hedef almıyorlardı. Göstericilere şiddetle yanıt verilmesi, bu durumu kısa sürede değiştirdi. Suriye’deki ayaklanma iç savaşa dönüştü.
Ayaklanmanın ilk günlerinde, başta Türkiye olmak üzere, birçok ülkeden Esed’e reform çağrıları yapıldı. Fakat Esed ne bu çağrılara ne de göstericilerin taleplerine kulaklarını açtı. 30 Mart 2011 tarihinde Suriye Meclisi’ndeki konuşmasında, siyasal reformlar hakkında tek kelime söylemedi. “Sorumluluğum ülkenin güvenliğini korumak ve istikrarını sağlamaktır.” diyerek, ayaklanmaya nasıl yanıt vereceğinin işaretini verdi. Daha sonra verdiği bazı reform sözleri ise hayata geçmedi. Örneğin Nisan 2011’de, Suriye'de 48 yıldan beri yürürlükte olan Olağanüstü Hal kaldırıldı. Ama aynı günlerde yayınlanan bir Başkanlık Kararnamesi, olağanüstü hal dönemindeki birçok uygulamayı geri getirdi. Bunlardan biri de, gösterilerin izne bağlanmasıydı.
İlerleyen süreçte Esed, ulusal bir diyaloğun gerekliliğine işaret etse de suçu ‘yabancı provokatörlere’ atmayı tercih etti. 20 Haziran 2011’de Şam Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada, göstericileri ‘mikrop’ olarak tanımladı ve sözlerini şöyle tamamladı: “Tarihi açıdan pek çok kez komplolora maruz kalan bir ülkeyiz. Kimileri kendi çıkarları için Suriye halkını sürekli komplolora maruz bırakmıştır. Bizler bu komploların varlığını kanıtlamak amacıyla çok çaba harcadık. Özellikle güçlendireceğimiz zayıf noktaları tespit ettik. Ülkemiz yurtdışında tasarlanan komplolora mazur kalıyor. İçeriden de tasarlanan komplolar var.”
Karşılıklı suçlamalar
Esed, ülkesindeki ayaklanmadan dolayı, bir zamanlar arasının çok iyi olduğu Türkiye’yi de suçluyor. Ona göre, Suriye’yi zayıflatmak isteyen güçler, halkı kışkırtıyor ve yabancı savaşçıların Suriye’ye girmesine göz yumuyor. Ayaklanmanın başında Esed’e defalarca reform çağrısı yapan ancak Suriye’de bir çözüm için Esed’in mutlaka görevi bırakması gerektiğini sıklıkla dile getiren Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, bu suçlamalara karşılık olarak 15 Aralık 2012’de şu açıklamayı yaptı: “Velev ki, biz yanlış çıktık, çok yanlış hesap yaptık, Esed birkaç yıl daha orada. Durum bu değil ama velev ki öyle. Esed kalacak olsa bile farklı bir şey yapmazdık. Ben şahsen bu noktadan sonra, Esed kalacak olsa bile, elini sıkmaktansa istifa etmeyi tercih ederim.”
Esed’in geleceği
İlerleyen süreçte Suriye muhalefetinin çatı örgütü olan Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu (SMDK) net bir biçimde, Suriye’deki sorunun çözümü için Esed’in gitmesini şart koştu. 18 Ekim 2013’de Londra’da toplanan ve aralarında Türkiye’nin de olduğu 11 ülke, yayınladıkları ortak bildiri üzerinden SMDK'nın bu fikrini paylaştıklarını açıkça ortaya koydu: "Geçici hükümet oluşturulduğunda, ellerinde kan olan Esed ve yanındakilerin Suriye'de bir rol üstlenmemesi konusunda anlaştık. Mevcut krizde yapılanlardan (onların) sorumlu tutulmaları gerekmektedir."
Esed, tüm yaşananlara rağmen, ülkeyi yönetme iddiasından vazgeçmedi. İran ve Rusya’nın da desteğini alan Suriye lideri, 22 Ekim 2013’de Lübnan merkezli El Mayadin televizyonuna verdiği demeçte, 2014’te yapılacak başkanlık seçimlerine katılmamak için bir neden görmediğini söyledi.
Kaynaklar: Al Jazeera ve ajanslar
David Lesch, The New Lion of Damascus: Bashar al-Asad and Modern Syria, 2005
Nicholas Blanford, Killing Mr. Lebanon: The Assassination of Rafik Hariri and its Impact on the Middle East, 2006
 

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;