Portre

Portre: Vladimir Putin

Eski KGB ajanı, 2000 yılından bu yana 12 yıl Devlet Başkanlığı görevini yürüten Putin’in dış politikası, Sovyet döneminin yeni döneme uyarlanmış devamı niteliğinde.

Konular: Vladimir Putin, Rusya
Putin, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile 24 Kasım krizinden on gün önce G-20 zirvesi için geldiği Antalya'da görüşmüştü. [Fotoğraf: Reuters]

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 24 Kasım’da yaşanan uçak düşürme olayının ardından ilk kez Rus Devlet Başkanı Putin ile bir araya geldi.

2000 yılında Devlet Başkanı seçilen Vladimir Putin, eski bir KGB ajanı olarak Sovyet Rusya’ya duyduğu hayranlığı sıklıkla dile getirdi. Sovyet dönemi sonrası geçiş döneminde kötüye giden ekonomiyi düzeltmesi sayesinde 2004’te ikinci kez başkan seçildi. 2008’de yeniden, bu kez altı yıl süreyle aynı koltuğa oturduğunda, Sovyet sonrası Rusya’nın en önemli aktörü oldu. Hem iç hem dış politikada tutunduğu sert tavır, Putin’e ‘Yeni Çar’ lakabını kazandırdı.

KGB ajanı olmak en büyük hayaliydi

Tom Streissguth’un yazdığı geniş çaplı Putin biyografisine göre, Putin’in ortaokul yıllarından itibaren hayali Rus istihbarat servisi KGB’de çalışmaktı.

Sovyet Rusya döneminde istihbaratçı olarak çalışmaya başladı. Politikaya atılması ise Sovyetler Birliği’nin yıkılmasının ardından, Rusya Federasyonu’nun ilk devlet başkanı Boris Yeltsin döneminde oldu.

Leningrad Devlet Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1975’te mezun olan Putin, ekonomi alanında yüksek lisans yapmaya başladı. O tarihten itibaren de avukat olarak KGB’ye girdi.

KGB’deki ilk yurt dışı görevi, İkinci dünya Savaşı’ndan yenilgiyle çıkmış olan bölünmüş Almanya’daydı. 1985’te gittiği Doğu Almanya’daki Dresden şehrinden, 5 yıl sonra Leningrad’a döndü. Sovyetlerin yıkılması döneminde şehir konseyinde çalışmaya başladı.
1991’de artık Sovyetler Birliği dağılıyordu. Şehrin ismi Sovyet öncesi dönemdeki gibi St Petersburg’a dönerken Putin de Komünist Parti kimlik kartını cebinden çıkarıp kaldırdı. Bu arada KGB’nin tüm faaliyetleri durdurulmuştu.

Yeni döneme hızla uyum sağlayan Putin, 1996’ya kadar St Petersburg’un yönetiminde görev aldı. Moskova’ya gidişi 1996’yı buldu. 1993'te yeniden kurulan Komunist Parti'ye üye olmadı.

Kremlin’de ilk görev

Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından kurulan Rusya Federasyonu’nun ilk Devlet Başkanı Boris Yeltsin döneminde, Putin Moskova’ya gitti. Kremlin Sarayı Mülkiyet İdaresi Başkan Yardımcısı olarak göreve başladı. Kremlin’de hızla yükseldi. 1998’de Devlet Başkanlığı’nın özellikle milli güvenlik konularında danışma birimi olarak görev yapan Rusya Güvenlik Konseyi’nin sekreterliğine getirildi.

16 Ağustos 1999’da Başbakan oldu. Başbakanlığı döneminde Çeçenistan’daki ayrılıkçıların üzerine ‘Moskova’daki bombalı saldırıların intikamı’ açıklamasıyla asker göndermesinin ardından ülke genelinde popülaritesi artı.

Putin 2000 yılında, Yeltsin'in istifası üzerine Devlet Başkanlığı koltuğuna oturdu.
[[Fotoğraf: kremlin.ru]]

Başkanlık öncesi ‘Büyük güç’ vurgusu

Başbakan olduğu dönemde Duma’da yaptığı bir konuşma, gelecek yüzyılın başında Devlet Başkanı olacağı Rusya’nın gideceği yönün işaretini veriyordu:

“Rusya yüzyıllar boyunca çok büyük bir güç oldu, öyle olmaya da devam ediyor. Her zaman meşru ilgi alanları oldu, bu ilgi alanları hâlâ geçerliliğini koruyor. Bu anlamda hâkimiyetimizi kaybetmemeliyiz, hiçbir zaman fikrimizin hesaba katılmamasına da vermemeliyiz.”

1999 Aralık’ında Yeltsin, zaten aday olmayacağı bir sonraki seçimi beklemeden devlet başkanlığından istifa etti. Putin’in kısa süre vekâleten yürüttüğü devlet başkanlığına, 2000 yılının başında bu kez seçilerek geldi.

İlk dönem: ‘Dikey iktidar’

Putin, ilk kez seçilmesinin ardından ülkedeki ekonomik istikrarsızlığa son vermek için tüm kurumlar üzerinde ‘dikey kontrol’ sağlayarak iktidarını sağlayacağını duyurdu. Ardından ülkedeki 89 bölgeyi, doğrudan kendisine bağlı yedi ayrı federal bölgeye bağladı. Her federal bölgenin idaresi için en yakın adamlarını görevlendirdi.

Bu dönem zengin iş adamlarıyla ‘kazan-kazan’ yöntemiyle yakınlaşan Putin, bu iş adamlarının güçlerini ve servetlerini korumasına yardımcı olurken aynı zamanda onların desteğini de kazandı. Bu sayede arzuladığı yargı reformunu da gerçekleştirdi ve vergi kanunu, iş kanunu gibi temel alanlarda değişikliğe gitti. İlk döneminin sonuna gelirken, Savunma Bakanlığı koltuğuna ilk sivil ismi getirdi.

11 Eylül saldırıları ve Irak Savaşı

Putin göreve geldikten sonra Çeçenistan’a yaptığı sert müdahaleye devam etti. Bu sebeple Batı kendisini eleştirmeye devam ederken, 11 Eylül 2001’de ABD’de ikiz kulelere El Kaide saldırısı gerçekleşti. Putin, bu saldırıların ardından Çeçenistan’a yaptığı operasyonları da ‘uluslararası terörle mücadelenin bir parçası’ olarak dünyaya duyurdu.

Ortadoğu’da ABD etkisini artıracak olan Irak müdahalesine de şiddetle karşı çıktı. Rusya’nın beş daimi üyesinden biri olduğu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde Irak’a müdahale veto etse de, ABD Irak’a Mart 2003’te müdahale etti.

11 Eylül saldırılarının ardından ABD ve NATO ile ilişkileri nispeten yumuşayan Putin, ABD’nin Irak’a müdahalesinin ardından yaptığı konuşmalarda, eski gerilimli günlere dönüşün sinyallerini verdi.

Putin, 2004'te ikinci kez Devlet Başkanı seçildi.
[[Fotoğraf: kremlin.ru]]

‘Sovyetlerin çöküşü yüzyılın felaketi’

Eski bir KGB ajanı olan Putin, Batı’yla inişli çıkışlı ilerleyen ilişkisi sırasında Sovyetlere duyduğu özlemi hiç gizlemedi. 2005’te yaptığı ulusa sesleniş konuşmasındaki şu sözler, bunun en büyük kanıtı oldu:

“Her şeyin ötesinde, Sovyetler Birliği’nin çöküşünün yüzyılın çok büyük bir jeopolitik felaketi olduğunu kabul etmeliyiz. Rus milleti için bu samimi bir dram oldu. On milyonlarca vatandaşımız ve vatanseverimiz kendisini Rus toprakları dışında buldu. Daha da ötesinde, dağılma salgını Rusya’nın kendisine bulaştı.”

Türkiye’ye ilk ziyaret

Bu sırada Türkiye de Batı merkezli dış politikasını, çok yönlü bir dış politikaya eviriyordu. Bunu ilk gören devlet başkanlarından biri olan Putin, 2004’te Türkiye’ye resmi bir ziyaret gerçekleştirdi. Bu, Rusya Federasyonu’ndan Ankara’ya yapılan devlet başkanı düzeyindeki ilk resmi ziyaret oldu. Putin, o günden sonra yüzyıllar süren gerginliğin üzerini kapatacak, diplomatik alandaki anlaşmazlıklara ve fikir ayrılıklarına rağmen Türkiye ile ekonomik ilişkilerin hızla gelişmesi yönünde bir politika izleyecekti.

2010’da Türkiye ile büyük projelerin başlayacağı, ekonomik işbirliği boyutunca ciddi adımların atılacağı ve iki ülke ticaret hacmini 30 milyar doların üzerine çıkaracak olan Üst Düzeyli İşbirliği Konseyi’nin kurulmasında en önemli rolü oynadı.

Bu sırada Putin’in 2004-2008 arası ikinci döneminde sert politikaları eleştiren muhaliflerin gözaltına alınma, ölü bulunma ya da intihar olayları arttı. Batı’nın da eleştirileri artıyordu.

Koltuk Medvedev’e emanet

İki kez üst üste kazandığı seçimlerle 2008 Mayıs’a kadar Rusya Devlet Başkanı olarak görev yaptı.

2008’de, başkanlık seçimlerinin zamanı gelmişti. Ancak üç dönem devlet başkanı olmak kanunen yasak olduğu için yerini sağ kolu, Başbakan Yardımcısı Medvedev’e bıraktı. Başbakanlık koltuğuna geri dönse de aslında ülkeyi yöneten güç, yine Putin’in eliydi. Medvedev, adeta vekâleten yürüttüğü başkanlık görevini 2012 seçimleriyle birlikte yeniden Putin’e bıraktı. Putin, 2012 seçimlerinde yüzde 63’ün üzerinde oy almıştı.

Medvedev’in başkanlığı sırasında yapılan bir değişiklikle devlet başkanlığı seçimlerinde düzenlemeye gidildi. Buna göre en fazla iki kez seçilebilme kısıtlaması kaldırıldı ve dört yıl süren dönem, altı yıla çıkarıldı. Putin’in önündeki ilk başkanlık seçimi bu sebeple 2018’de.

Vladimir Putin, 2008'de görev süresi dolduğunda koltuğu bir dönem için Medvedev'e bırakarak Başbakanlık koltuğuna oturdu.
[[Fotoğraf: kremlin.ru]]

Eski Sovyet ülkelerinde etkisini sürdürdü

Orta Asya’daki eski Sovyet ülkelerinde Rus kültürünün, Rusçanın ve diplomatik alanda Sovyet Rusya ideolojisinin sürmesini sağladı. Bu ülkelere sıklıkla ziyaretlerde bulundu.

Ancak aynı etki, Rusya ‘nın batısındaki ülkeler için geçerli olmadı. Bunun sonucunda, Putin’in altı yıllık bir süre için seçildiği son döneminde, soğuk savaş yıllarını andıran gelişmeler yaşandı. Eski Sovyet ülkelerinin AB ve NATO ile yakınlaşması, Putin’in bazı liderler sayesinde hâlâ etkili olduğu bu ülkeler üzerinde sert politikalar geliştirmesi sonucunu doğurdu.

Avrupa kıtasındaki eski Sovyet ülkelerinin bir kısmının AB’ye, bazılarının NATO’ya üye olması ya da NATO ile savunma anlaşmalarına gitmesi, Rusya ile Batı arasında her seferinde gerginliğe yol açtı. Ancak Ukrayna’da yaşanan gelişmeler, NATO ile Rusya’yı karşı karşıya getiren iç çatışmalara kadar ilerledi. AB, bu sebeple Rusya’ya ekonomik yaptırımlar uyguladı. Bu yaptırımlar son olarak 1 Temmuz itibariyle altı ay daha uzatıldı.

Ukrayna’da sert tutum

Eski Sovyet ülkesi olan Ukrayna’da Rus yanlısı Cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç AB ile işbirliği anlaşmasını imzalamayı reddettiğinde, ülke genelinde protesto gösterileri başladı ve hızla büyüdü. Ukraynalıların Batı’ya yakınlaşma talebi, Putin’i rahatsız etti. Ülkenin doğusunda Rusların yoğun olarak yaşadığı Donestk ve Luhansk’teki soydaşları üzerindeki etkisini kullandı, farklı düşünen iki kesim arasında çatışmalar başladı. Yanukoviç Rusya’ya kaçtı.

Putin burada, ‘Rusları koruma’ gerekçesiyle çok sert bir tutum aldı. Çatışmalara Putin’in emriyle Rus askeri de doğrudan dâhil oldu. Ülkenin doğusunda sınırı geçerek Batı ve AB yanlısı Ukraynalı milislerle savaştı.

Birkaç ay süren olayların sonunda Ukrayna’ya bağlı özerk bir bölge olan ve Tatar Türklerinin yoğun olarak yaşadığı Kırım, sadece Rus yanlısı ayrılıkçıların katıldığı bir referandumun ardından tek taraflı bağımsızlığını ilan etti. Putin, hiçbir meşru zemine dayanmadan 16 Mart 2014’te Kırım’ın kendi kontrolünde olduğunu duyurdu. Rusya, bölgeyi ilhak etmişti.

Kırım’da 'Tarihi gerçeklere bağlılık' vurgusu

10 Mayıs’ta Putin Kırım’a, sembolik önemi çok büyük olan bir ziyarette bulundu. Ankara’nın itiraz ettiği ilhakın ardından Kırım’a giderek, bu toprakların artık kendi kontrolü altında olduğunu tüm dünyaya duyurmaya çalıştı.

Sivastopol’deki Donanma Komutanlığı’na giderek Zafer Günü kutlamalarına katılan Putin, “2014’ün burada yaşayan halkların Rusya’yla birlikte olmaya karar verdikleri yıl olarak tarihe geçeceğinden eminim. Bu, atalarımızın anısına ve tarihi gerçeklere bağlılığın bir kanıtıdır.”

Sovyet Rusya’nın 1944’te sürgüne gönderdiği Kırım Tatarları, bir kez daha yoğun bir baskı altında kaldı. Kırım Tatar Özerk Meclisi kapatıldı, milletvekillerinin bir araya gelmesi yasaklandı. Bu, Ankara’nın tepkisine yol açtı. Ancak Putin Ankara’ya ilişkin tavrını 2014 sonunda ÜDİK toplantısı için geldiği Ankara’da “Farklı düşündüğümüz konularda görüşmeye devam ediyoruz, ekonomik ilişkilerimiz zarar görmesine izin vermemeliyiz” sözleriyle açıkladı.

Putin, sonrasında Kırım ile ilgili yaptığı tüm açıklamalarda “Kırım konusunun kapandığını, Rusya’nın bu konuyu kimseyle pazarlık etmeyeceğini” tekrarladı.

Suriye’ye askeri müdahale

2014’te Türkiye’ye geldiğinde anlaşmazlık olan tek konu Ukrayna değildi. Asıl mesele, Suriye’deki iç savaştı. Suriye krizi, Putin’i hem Batı hem Türkiye’yle karşı karşıya getirmişti.

2011’de başlayan ayaklanma iç savaşa döndüğünde Avrupa ülkeleri, ABD ve Türkiye’den Esed rejiminin meşruiyetini kaybettiği açıklamaları gelirken Putin, Esed rejiminin en büyük destekçisi oldu.

Putin, Avrupa’daki eski müttefiklerinin ardından bir de Ortadoğu’daki en büyük müttefiki, hava ve deniz üslerinin bulunduğu Suriye’deki Esed rejimini kaybetmek istemedi.

BMGK’daki Suriye kararlarını veto etti, Suriye’deki krizin siyasi çözümü için yapılan toplantılarda Putin’in Rusya’sı, karşısındaki kalabalık topluluğa rağmen çözümsüzlüğün merkezi oldu. Geçiş sürecinde Esed rejiminin varlığını koruması için ısrarını sürdürdü.

Esed rejiminin gerilediği bir dönemde, Eylül 2015’te de Suriye’de hava operasyonlarına başladı. Putin bu operasyonların ‘radikal terörist gruplara yönelik olarak’ yapıldığını duyursa da bombardımanın büyük çoğunluğu rejimle savaşan muhaliflere ve muhaliflerin bulunduğu bölgelerdeki sivillere yönelik oldu. Bu konuda gelen yoğun eleştirilere “Sivil kayıp olduğuna ilişkin ilk iddia, bizim uçaklarımız daha havalanmadan önce ortaya çıktı” diyerek yanıt verdi.

Putin, Ekim ayında Esed’i Moskova’ya davet ederek tüm dünyaya Esed rejiminin yanında olduğu mesajını en güçlü şekilde verdi. Bu, Esed’in iç savaş başladığından bu yana bilinen ilk yurt dışı ziyareti oldu.

Suriye’den kısmen çekilirken 'tehditlere karşılık vermeye devam edileceğini' açıkladı

Mart ayında, maliyeti 33 milyar rubleye ulaşan operasyonların kısmen sona erdiğini açıklayan Putin, artık Suriye’deki Rus güçlerinin bir kısmının geri çekileceğini duyurdu. Suriye’deki operasyonlara katılan askerlerini ödüllendirirken, bunun iyi bir eğitim olduğunu ve Rus ordusunu geliştirdiğini söyledi. Bu, gerekli durumlarda saldırgan tutumunu sürdüreceğinin işaretiydi:

“Çağdaş Rus silahları bu sınavdan iyi geçti. Hem de bu sınav eğitim alanlarında değil, gerçek savaş ortamında yapıldı. Bu en sert ve şiddetli bir sınavdı. Bu deneyim bize eksiklerimizi gidermeye, araçlarımızın teknolojik etkinliğini artırmaya ve yeni nesil silah örnekleri oluşturmaya yardımcı olacak.”

Tartus ve Hmeymim üslerinin ise korunmaya devam edeceğini, ‘Rusya için tehdit olan tüm hedeflerin bu füzelerle vurulacağını’ duyurdu.

Beş yıldan fazla süren Suriye krizi sırasında Putin, ABD yönetimiyle yakın ilişkisini hiçbir zaman bozmadı. Derin fikir ayrılıklarına ve insani yardımların ulaştırılması, geçici ateşkesler dışında kayda değer hiçbir uzlaşı sağlayamasa da Obama ile sıklıkla görüşmeye devam etti.

24 Kasım’ın ardından sert tutumu yedi ay sürdü

Suriye’de farklı tarafları destekleyen Türkiye ve Rusya’nın savaş uçakları, dört yılın sonunda karşı karşıya geldi. Putin’in emriyle 30 Eylül’de Suriye’de operasyona başlayan Rus uçakları, yoğun olarak Türkiye sınırında, Türkiye’nin de desteklediği muhaliflere hava bombardımanı düzenliyordu. Birkaç kez Türkiye hava sahasını da ihlâl etti.

İhlâllerin ve uyarıların ardından Putin, Erdoğan ile G-20 zirvesi için geldiği Antalya’da bir araya geldi. Tüm zıtlıklara rağmen yine de ekonomik işbirliğine devam mesajı verdi. Ancak burada ‘Bazı G-20 ülkelerinde bazı kurum ve bireylerin, radikal İslamcılara destek verdiği’ eleştirisini de yaptı.

Putin Suriye’de PKK’nın Suriye kolu PYD’yi de IŞİD’e karşı savaştığı gerekçesiyle destekliyor, Ankara’nın itirazlarını, PYD’nin radikal İslamcılarla savaştığını söyleyerek eleştiriyordu.

G-20 zirvesinden on gün sonra, 24 Kasım’da Rus uçakları Türk hava sahasını bir kez daha ihlâl etti. Bu kez Türk jetleri, ihlâli yapan Rus savaş uçağını vuran. Düşen uçaktaki iki pilottan biri öldü. Ankara’nın gerilimi artırmama çabasına rağmen Putin çok sert bir yanıt verdi. Olayın iki ülke ilişkilerinde ‘çok ciddi sonuçları olacağını’ söyledi.

Putin, bu süreçte Erdoğan’ın telefonla görüşme talebini reddetti. Türkiye’ye ekonomik yaptırımlar uyguladı. İthalat ürünlerinin geçişine yasaklar koydu, yasak konulamayan ürünlerin geçişini zorlaştırdı. Birçok Türk iş adamının lisansını iptal etti, Türk öğrencilerin vizelerinin geçersiz olduğunu duyurdu. Rusların yaz aylarında akın ettiği Türkiye’ye yönelik turizm paketlerini yasakladı.

Putin, uçağın düşürülmesi gerekçesiyle ikili ekonomik ilişkileri askıya almanın yanı sıra Türk hükümetini ve doğrudan Erdoğan’ı IŞİD petrolü satın almakla, Suriye ve Irak’ta IŞİD’e destek vermekle suçladı.

Putin’in bu sert tutumu, Mayıs ayında TSK’ya ait bir helikopterin PKK tarafından, Rus malı bir füzeyle vurulmasının ardından yumuşadı.

Karşılıklı üst düzey olmayan heyetler, ardından da bakanlar düzeyinde başlatılan temas Haziran ayında somut karşılığını verdi. Erdoğan’ın 27 Haziran’da yazdığı, Rus uçağının düşürülmesinden dolayı üzüntülerini belirttiği mektubun ardından Putin, Erdoğan’ı arayarak teşekkür etti. Bir süre sonra da Erdoğan’ın St Petersburg’da ikili görüşme yapmak üzere davet etti.

Kaynak: Al Jazeera, Russia Today, kremlin.ru

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;