Ülke profili

Ülke profili: Slovenya

Soğuk Savaş sonrası serbest piyasa ekonomisine kolay entegre olan Slovenya, dağılan Yugoslavya'dan şu ana kadar AB'ye üye olabilen tek ülke özelliğinde.

Konular: Avrupa Birliği
Slovenya

Balkanlarda, Orta Avrupa’nın güneyinde yer alan Slovenya Cumhuriyeti, konumu ve bu bölgede hüküm süren medeniyetler nedeniyle eski bir tarihe sahip.

Geçtiğimiz yüzyılın önemli bir bölümünde Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti'nin bir parçası olan Slovenya 1991 yılında bağımsızlığını kazandı. 
 
1 Mayıs 2004'te Avrupa Birliği'ne üye olan Slovenya, dağılan Yugoslavya'dan bu birliğe şimdiye kadar üye olabilen tek ülkedir. Diğer Yugoslavya cumhuriyetlerine göre daha gelişmiş bir ekonomiye ve homojen bir nüfusa sahip olması bu bunda en önemli etkendir.
 
Siyasi tarih
 
Slovenya’nın bugün varolduğu topraklardaki geçmişi ortaçağ dönemine denk gelir.
 
550 yılı civarında, bugünkü Çek Cumhuriyeti sınırları içinde yer alan Moravya’dan göç eden Slovenler, Karantanya Düklüğü’nü kurdular. 745 yılında bu düklük Almanların egemenliğindeki Karolenj İmparatorluğu'nun bir parçası haline geldi. 843 yılında bu imparatorluk parçalanınca Karantanya Şarlman'ın torunlarından Alman Ludwig'e kaldı. 
 
9’uncu yüzyıldaki Macar istilasından, bulundukları coğrafyanın koruma sağlaması nedeniyle fazla etkilenmeyen Slovenlerin etnik kimlik bilinçleri bu dönemde gelişmeye başladı.
 

Temel bilgiler

Başkent: Ljubljana

Yüzölçümü: 20.273 km²

Nüfus: 1.996.617

Para Birimi: Euro

Dili: Slovence

Kuruluş: 25 Temmuz 1991

975 yılından sonra Slovenya toprakları Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'na bağlı Karintiya, Karniola, Stiriye Düklükleri'nin bir parçası oldu. Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nu 13’üncü yüzyılda yönetmeye başlayan Habsburg Hanedanlığı Slovenya’ya da hakim oldu. 
 
15’inci yüzyılda Slovenya, Osmanlı ordularının bölgeye yaptığı akınlar ve köylü ayaklanmaları nedeniyle ekonomi ve nüfus yapısının dengesi açısında zor bir dönem yaşadı.
 
16'ncı yüzyılda Avrupa’da Reform hareketiyle etkisini gösteren Protestanlık Slovenya’ya da yayıldı. Protestanlık'la ilgili kitaplar Slovence de basıldı. Ancak hareket 17 yüzyılda Habsburglar tarafından bastırıldı; bu dönemde yapılan diğer reformlarla da köylü ayaklanmalarının önüne geçildi. 
 
Avrupa'da Aydınlanma Çağı'ndan etkilenen Habsburg Hanedanlığı’nın uyguladığı politika Slovenya’daki sosyal ve kültürel değişimin öncüsü oldu. 1765 yılında başlayan reformlarla Slovenya’da bir orta sınıf oluşurken, kilise reformu ve Slovence eğitimin zorunlu hale getirilmesi milli kimliğinin şekillenmesine katkı sağladı. 
 
1809-1813 yılları arasında süren Napolyon Savaşları'yla başkent Ljubljana da dahil olmak üzere, Slovenya’nın bir bölümü kısa süreliğine Fransa’nın özerk bir bölgesi haline geldi. Fransız etkisi ülkedeki aydınlanma ve Sloven bilincini güçlendirdi.
 
Fransa hakimiyetinden sonra, Slovenya bu kez Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu’nun parçalanmasıyla ortaya çıkan Avusturya İmparatorluğu’nun egemenliği altına girdi.
 
1840 yılında Avusturya İmparatorluğu’nun hakimiyetinde olan bölgelerde de etkisini gösteren milliyetçilik akımından etkilenen Slovenler, ‘Birleşik Slovenya’ adı verilen bir ulusal program yayımladılar.
 
Ancak Slovence konuşan bütün bölgelerin Slovenya Krallığı altında birleştirilmesini öngören program, başarıya ulaşamasa da sonraki yıllardaki siyasi harekete önemli bir dayanak oldu.
 
1880’li yıllarda Avrupa’da artan kentleşme Slovenya’yı da etkiledi. O döneme kadar nüfusunun büyük bölümü kırsal kesimde yaşayan yüzbinlerce Sloven, ekonomik koşullar nedeniyle Zagreb ve Viyana kentlerinin yanı sıra Yeni Dünya’ya göç etti.
 
Birinci Dünya Savaşı başladığında Slovenler Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'ndan ayrılma kararı aldı. Savaşın bitmesinden sonra da Slovenlerin katılımıyla 1 Aralık 1918 tarihinde Yugoslavya Krallığı olarak da bilinin Sırp, Hırvat ve Sloven Krallığı kuruldu.
 
Yugoslavya, kurulduğu tarihten başlayarak içinde barındırdığı etnik grupların çatışmalarına sahne oldu. Ayrılmak isteyen bazı Hırvatlar faşist eğilimli Ustaşa örgütünü kurarak direniş hareketleri sergilediler. 9 Ekim 1934'de Karacorceviç Hanedanı'ndan gelen Yugoslavya Kralı I. Aleksandr bir Ustaşa militanı tarafından Fransa'da suikast sonucu öldürüldü.
 
İkinci Dünya Savaşı başlayınca Yugoslavya, 1941 yılında Nazi Almanyası tarafından işgal edildi ve kısa bir süre içinde teslim olarak birkaç parçaya bölündü. Son Yugoslavya kralı II. Peter İngiltere’ye sığınarak Londra’ya gitti.
 
Slovenya'nın büyük bölümü ve Banat doğrudan Almanya'ya bağlandı. İtalya daha önce hak iddia ettiği Slovenya'nın güneyi ile Dalmaçya'nın önemli bir bölümünü aldı.
 
Alman ve İtalyan faşizmine karşı 1941 yılında Yugoslavya’da iki kolda direniş başladı. İlki, işgalden önce Yugoslavya ordusunda görevli olan Albay Draza Mihailoviç'in önderliğinde kurulan ve Çetnikler olarak bilinen çetelerdi. İkincisi ise 1941 yılında Josip Broz Tito yönetimindeki Yugoslavya Komünist Partisi'nin başlattığı silahlı ayaklanma hareketiydi. 
 
Partizan adı verilen bu kuvvetler Sovyetleri Birliği’nin de desteğiyle Ekim 1944’te Belgrad’ı ele geçirdi. Çetnikleri de yenen Partizan hareketi 2 Aralık 1945'te Demokratik Yugoslavya Federasyonu'nun kurulduğunu ilan ettiler. Böylece Hırvatistan, ömrü 45 yıl sürecek güçlü bir federe yapıya, özerk bir cumhuriyet olarak dahil oldu.
 
1946 yılında ülkenin adı Yugoslavya Federal Halk Cumhuriyeti, 1963'de de Sosyalist Federal Yugoslavya Cumhuriyeti olarak değiştirildi. Soğuk Savaş yıllarında Tito'nun önderliğindeki Yugoslavya, diğer Doğu Bloğu ülkelerine göre Sovyetler Birliği’nden daha bağımsız bir siyaset izledi. Bu dış politika anlayışıyla ‘Bağlantısızlar Hareketi’nin öncüsü oldu.
 
Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle 1990'da Doğu Bloğu'nda başlayan çözülme Yugoslavya'yı da etkiledi. Slovenya, Hırvatistan, Makedonya ve Bosna-Hersek'te bağımsızlık talepleri ortaya çıktı.
 
Sosyalist Yugoslavya’dan ilk kopan özerk cumhuriyet Slovenya oldu. Ülkede başlayan demokrasi ve bağımsızlık yanlısı hareket 7 Mart 1990’da sonuca ulaştı. Slovenya Parlamentosu'nda yapılan oylamayla ülkenin adı Slovenya Cumhuriyeti olarak değiştirildi. Aynı yılın Nisan ayında ise ilk demokratik seçimler gerçekleştirildi. Aralık 1990'da yapılan referandumla ise halkın yüzde 88’i bağımsızlığa ‘evet’ dedi.
 
Siyasi yapı
 
Parlamenter demokrasiyle yönetilen Slovenya’da anayasa, bağımsızlığın kazanılmasıyla 23 Aralık 1991’te kabul edildi.
 
Anayasaya göre yasama organı 90 üyeli Ulusal Meclis'te, diğeri 40 üyeli Ulusal Konsey'de olmak üzere iki ayrı meclisten oluşuyor. İşçi, işveren, tarım sektörü gibi çeşitli çıkar gruplarını temsil eden ve 40 üyeden oluşan Ulusal Konsey, kanunları yeniden görüşülmek üzere Ulusal Meclis'e geri gönderme yetkisine sahip.
 
Ulusal Meclis seçimleri dört yılda bir düzenlenmekte olup, ülke tarihindeki ilk erken genel seçim olan parlamento yarışı, 4 Aralık 2011’de yapıldı. 
 
10 Şubat 2012 tarihinde Ulusal Meclis’ten güvenoyu alarak göreve başlayan hükümet, Sloven Demokratlar Partisi (SDS), Virant’ın Vatandaşlar Listesi (DLVG), Slovenya Halk Partisi (SLS), Yeni Slovenya Partisi (NSi) ve Slovenya Emekliler Demokratik Partisi’nin (DeSUS) dahil olduğu beş partili bir koalisyondan oluşuyor.
 
Ulusal Konsey ise son olarak Kasım 2007’de meclisteki partiler tarafından seçildi. Bir sonraki Ulusal Konsey seçiminin 2012’nin sonlarından yapılması öngörülüyor.
 
Yürütme ve yasama görevleri Ulusal Meclis tarafından üstlenilmiştir. Başbakan ile bakanların atanmasında ve yürütmenin oluşumunda Ulusal Meclis asıl yetki sahibidir. Cumhurbaşkanı başbakanı, başbakan ise bakanları Ulusal Meclis'e teklif eder.
 
Slovenya Anayasası'na göre devletin başı olarak kabul edilen cumhurbaşkanı halk tarafından en fazla iki defa beş yıllık dönemler için seçilir. 2007 yılında yapılan son seçimlerde Danilo Türk en çok oyu alarak cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturdu. 
 
Yerel yönetimlere bakıldığında, ülkedeki kademeli sistem dikkati çekiyor. Slovenya hükümeti şehirlere vali atamaz, bunun yerine tüm mahalli hizmetlerle mülki idare yetkileri belediye başkanlarında toplanır. Ülkede en son yerel seçimler 2010 yılında yapıldı.
 
Ekonomi
 
Soğuk Savaş sonrasında dağılan Doğu Bloğu'nda çoğu ülke serbest piyasa ekonomisine geçişin sancıların yaşarken, Slovenya bu süreci rahat atlattı. Eski Yugoslavya bünyesindeki cumhuriyetler içinde ekonomik açıdan en gelişmiş ülke olması bunun başlıca nedenidir. 
 
Yüksek eğitim seviyesi, gelişmiş altyapısı, istihdam gücü ile diğer eski Sovyet ülkelerine kıyasla Batı’ya daha fazla dönük ekonomik yapısı nedeniyle, Slovenya bağımsızlık sonrası sosyalist yapıdan liberal yapıya geçişte büyük zorluklarla karşılaşmadı.
 
2 milyonluk nüfusu nedeniyle göreceli olarak mütevazı bir ekonomik büyüklüğe sahip olan Slovenya, 2011 yılında 49,6 milyar dolar civarında gayrisafi milli hasıla (GSMH) elde etti. 
 
2009 yılında küresel krizden büyük ölçüde etkilenen ülke ekonomisi yüzde 8 oranında küçüldü. Daha sonra toparlanma eğilimine giren Slovenya ekonomisi 2010 yılında yüzde 1,4, 2011 yılında ise yüzde 1,1 büyüme gösterdi. 
 
Kişi başına ortalama 25 bin dolar civarında gelir seviyesinin olduğu ülkede, işsizlik son yıllarda artış göstererek 2012 yılının ilk çeyreğinde yüzde 12 seviyesine ulaştı. Ancak buna rağmen, borç krizi nedeniyle rekor işsizlik seviyelerinin ölçüldüğü İspanya ve Yunanistan gibi Avrupa ülkelerine ve eski Yugoslavya ülkelerine kıyasla Slovenya’nın istihdam durumu başarılı değerlendiriyor.
 
Slovenya’nın elde ettiği gelirin dağılımını ise yüzde 66,4 hizmet sektörü, yüzde 31,2 sanayi sektörü ve yüzde 2,4 oranında tarım sektörü oluşturuyor.
 
Ülkedeki enflasyon seviyesi 2010 ve 2011 yılında yüzde 1,8 seviyesinde kaydedildi.
 
Slovenya’nın dış ticaret verileri incelendiğinde ise, 2012 yılı başında yapılan tahminlere göre, ülkenin 2011 yılında 32,2 milyar dolar ihracat, 31,6 milyar dolar da ithalat yaptığı; dış ticaret dengesinin az farkla da olsa lehine olduğu kaydedildi.
 
Slovenya’nın başlıca ihracat kalemleri makine, otomobil, eczacılık ürünleri, mobilya, buzdolabı, lastik, kağıt ve elektrikli cihazlar şeklinde iken, ithalat kalemleri ise petrol, çelik ve çelik ürünleri, otomobil ve parçaları, eczacılık ürünleri ve gıdadan oluşmaktadır. Ülkenin başlıca dış ticaret ortakları ise, Almanya, İtalya, Hırvatistan, Avusturya ve Fransa’dır.
 
Kaynak: Al Jazeera

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;