Kürt sorunu

1991'den bugüne: Leyla Zana

1991 yılında yemin krizi ile Türk siyasetine giren Kürt siyasi hareketinin o günlerden bugüne Meclis’e taşıdığı tek siyasi figür Leyla Zana. AL Jazeera, Zana’nın siyasetteki öyküsünü ve hem Türkiye hem de Kürt siyasi hareketi açısından anlamını gazetecilere ve kendisini yakından tanıyan isimlere sordu.

Konular: Türkiye, Leyla Zana
Zana 1994 yılında girdiği cezaevinden 9 Haziran 2004'te çıktı. [AA-Arsiv]

Kürt siyasetinin 1991 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne girişi Türkiye’nin siyasi tarihinin önemli dönüm noktalarından biri. HDP çatısı altında Kürt siyasetinin 80 milletvekili ile Meclis’e girmesi bu dönüm noktasını, o gün ve sonrasında yaşananları daha da anlamlı hale getiriyor.

Zana, 2015 seçimleri sonrasında Meclis'te yemin ederken
[[Al Jazeera-Zahidin Köşüş)]

1991 yılında Sosyal Demokrat Halkçı Parti çatısı altında Meclis’e girdikten sonra 1994 yılında dokunulmazlıkları kaldırılıp, polis araçlarıyla zorla Meclis’ten çıkarılan isimlerden biri Kürt siyasetinin sembollerinden biri olan Leyla Zana. Zana bugün 91 döneminden HDP grubunda kalan tek isim. Leyla Zana’nın siyasetteki öyküsü bir nevi Kürt siyasetinin "nereden nereye" geldiği açısından da önemli. 

Leyla Zana, 1991 yılında başında sarı kırmızı yeşil saç bandıyla yemin etti.
[[AA-Arsiv]]

“Kırılma noktası 1991”

Leyla Zana hakkında “Yemin Gecesi- Leyla Zana’nın Yaşamöyküsü” isimli bir kitap yazan gazeteci Faruk Bildirici, Zana’nın hikâyesini, “Bir köylü kızdan uluslararası bir siyasi figüre çıkışın öyküsü” olarak tanımlıyor. Al Jazeera’nin sorularını yanıtlayan Bildirici, Meclis’teki yemin gecesinin Türkiye için olduğu gibi Leyla Zana’nın hayatında da bir kırılma noktası olduğunu söyledi.

“O kırılma noktasından sonra 10 yıldan fazla cezaevinde yattı. Cezaevinden çıktıktan sonra da çizgisinden hiç sapmadı. Biraz daha bağımsız, biraz daha kendi bildiği yoldan giden bir siyasetçi oldu. Cezaevinden sonra Orhan Doğan ile yürüttüğü hareket bugün HDP’de kendini bulan Kürt siyasi hareketinin Türkiyeli hale gelişinin başlangıç noktasıydı.”

1991 yılındaki o yemin gecesinde Meclis’te gazeteci olarak görev yapan ve sonrasındaki süreci yakından takip eden gazeteci Derya Sazak da Zana’nın siyasi öyküsünde hem 1991 yılında yaşananların hem de 1994 yılında cezaevine girişinin en önemli noktalardan biri olduğunu söyledi.

“Yemin törenini kat be kat geride bırakan milletvekillerinin parlamentodan zorla götürülmesiydi. O gece parlamento tarihimiz ve siyasi tarihimiz açısından büyük bir çöküntüdür. Çünkü parlamento ve siyasi partiler onlara sahip çıkmak yerine, Meclis’ten götürülsünler diye beklediler. Sonrasında cezaevi süreci 10 yıl sürdü. 10 yıl Meclis’ten cezaevine girmek Kürt siyasetinin ne ağır bedel ödediğinin simgesi.”

1991 yılındaki yemin gecesinin en yakın tanıklarından biri SHP çatısı altında Meclis’e giren milletvekillerinden Sedat Yurtdaş. Yurtdaş’ın o güne dair aklında kalanlardan biri Zana’nın hiç taviz vermemesi.

“Hatip Dicle’nin ‘Anayasa’ vurgusu ile birlikte kriz patlamış. Yakalarımızda mendiller var. O gün pek çok deneyimli siyasetçi Leyla Zana’ya daha önce halka vaat ettiği sözlerini kürsüde söylememesi telkininde bulundu. O taviz vermedi doğrusu, tepkilere rağmen Kürtçe konuşarak siyaseten de toplumda şok etkisi yaratacak tutumunu ortaya koymuş oldu. 1994 yılındaki sivil darbe ile yeminden başlayan bir bedel ödetildi. Leyla Zana birkaçımızdan çok daha uzun bir süre, 11 yıl boyunca cezaevinde kaldı. Şimdi konuşulanlara bakıldığı zaman, Zana’nın o gün söylediklerinin ne kadar masum olduğu ortaya çıkıyor."

Yazar ve yorumcu Ümit Fırat ise Zana'nın 1991 yılındaki bu çıkışını "radikal bir çıkış" olarak niteledi.

"1991 koşullarına döndüğümüzde Leyla'nın da 30 yaşında olduğu bir dönem. Birkaç ay öncesine kadar son 10 yılını cezaevleri kapılarında geçirmiş bir insan olarak radikal. O çıkışı da radikal oldu. Ama o kötü bir şey söylemedi. O gün orada, o günün Türkiye'sine, anlayışına damga vuran bir durum vardı. Hem Leyla radikaldi hem de Meclis'te ona aşırı reaksiyon gösterdiler."

PKK’ya ateşkes çağrısı

Leyla Zana cezaevinden çıktıktan sonra Orhan Doğan ile birlikte Demokratik Toplum Hareketi’nin kurucuları arasında yer aldı ve yine o döneme damgasını vuran gelişmelerden birine imza attı. Demokratik Toplum Hareketi, dönemin Başbakan’ı Recep Tayyip Erdoğan’ın Diyarbakır’da söylediği “Kürt sorunu benim de sorunumdur” sözlerini de hatırlatarak, PKK’ya ateşkes çağrısında bulundu.

Derya Sazak, 2005 yılında Orhan Doğan ve Leyla Zana'nın oynadığı role dikkat çekti.
[[AA-Arsiv]]

Gazeteci Derya Sazak; Leyla Zana, Ahmet Türk ve Orhan Doğan’ın bu dönemde üstlendikleri rolün de çok önemli olduğunu vurguladı.

“O dönem tekrar hareketlenen, silahlı mücadeleye dönen hareketi siyasal zemine çekme yönünde çok uğraş verdiklerini biliyorum. 2005-2006’lı yıllardan itibaren ateşkesin sağlanması sonrasında Kürt açılımının tekrar hayat bulmasında Zana ve Doğan’ın çok etkilerini gördük. Mevcut siyasi kadroları ve iktidarı cesaretlendirdiler. Leyla Zana o konudaki barışçı misyonunu hep sürdürdü. Ben Zana’yı barış savaşçısı, güçlü bir kadın olarak tanıdım. Hiç ödün vermedi, yolundan hiç sapmadı. Zor bir 25 yıl oldu onun için ama özellikle son 10 yıl içinde bir akil insan duruşu sergiledi; ne zaman bir savrulma olsa, yatıştırıcı bir konum üstlendi.”

“İnanıyorum bu sorunu Erdoğan çözer”

Zana’nın Meclis zemininde yeniden siyasete dönüşü ise 2011 yılında oldu. BDP’nin desteklediği bağımsız adaylar ile birlikte Meclis’e girdi. Bu döneme damgasını vuran gelişmelerden biri ise 2012 yılında Hürriyet gazetesinde yayınlanan röportajında verdiği, “İnanıyorum Erdoğan bu sorunu çözer” mesajı ve ardından Başbakan Erdoğan ile görüşmesiydi.

HDP'li Leyla Zana 2012 yılında Erdoğan ile görüşmüştü.
[[Fotoğraf: AA / Arşiv]]
  

HDP içinde bazı kesimlerden ve KCK’dan da tepki gören, temkinle yaklaşılan bu görüşmenin Sedat Yurtdaş’a göre nedeni Zana’nın hep inandığı yerde durmayı tercih etmesi.

“AKP’nin de, Erdoğan’ın da şahsında yaptıklarının iyi yönlerini gördü, hakkını vererek bir duruş sergiledi. Üzerinde geniş ittifak edilen bir isim olarak yüklendiği misyonu yerine getirmiş oldu. Bunun temelinde Zana’nın siyasetteki kararlılığı, duruşundaki tavizsizliği etkili oldu.”

Gazeteci Muhsin Kızılkaya ise Zana'nın Erdoğan ile görüşmesinin Kürt hareketi üzerindeki etkisini değerlendirdi. 

"Leyla Zana o hareketin içinde bir ayrıksı ot gibi duruyor. Bu barış süreci başlamadan önce 'çözerse Erdoğan çözer' dediği için neredeyse aforoz edilmişti. 'Leyla Zana markası' olmasaydı belki bugün Meclis'te olmayacaktı. Halk bunun ne anlama geldiğini biliyordu ama ideolojinin kendisi bu hataları affeden bir hareket değil."

"Markanın dayandığı güç halk"

Sonrasında hükümetin başlattığı çözüm süreci ile birlikte Kürt sorunu yeni bir evreye girdi. O dönem Barış ve Demokrasi Partisi çatısı altında siyaset yapan milletvekillerinden oluşturulan heyetlerin İmralı Adası'nda Abdullah Öcalan ile görüşmelerinin önü açıldı. Zana 2013 yılının Ocak ayında çözüm sürecinin yanı sıra Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani ile Abdullah Öcalan arasında temas trafiğini de yürütmek üzere İmralı heyetine dahil oldu. Sırrı Süreyya Önder ile birlikte İmralı’ya giden Zana, Öcalan’ın mesajını Barzani’ye iletti, Barzani’nin mesajını da Öcalan’a. Bu kapsamda Zana ve Önder Kandil’de KCK yöneticileri ile ve bölgedeki diğer Kürt gruplarla da görüştü. Gündemde Kürt Ulusal Konferansı'nın sağlanması ve Kürtlerin bazı konularda birlikte hareket etmesi vardı.

Zana’nın siyasi hayatının yakın tanıklarından biri, uzun süredir avukatlığını yapan Emin Aktar. Aktar sade bir hayat süren, dışarıda çok görünmek istemeyen Leyla Zana’ya duyulan toplumsal güvenin bu misyonu üstlenmesinin nedenlerinden biri olduğunu söyledi.

“Bir yandan Öcalan ile bir yandan Barzani ile görüşüyor. Kürt siyaseti hareketi açısından bir bilirkişilik. Tüm Kürt liderlerin açısından saygın bir yere sahip. 1994 darbesinden sonra yargılama süresince bir kadın olması aynı zamanda bu hareket içinde seçilen ilk kadın olması, geçmişine ilişkin özellikleri göz önüne alındığında uluslararası kamuoyu tarafından da dikkate alınan bir isim haline geldi. Bu ona başka bir kimlik kazandırdı, bu misyonunun gereğini yapıyor.”

Muhsin Kızılkaya ise Zana'nın bu misyonunu "düşmanlıkları ortadan kaldırma misyonu" olarak tanımladı.

"Kürtlerin farklı anlayışları arasında ‘düşmanlıkları’ ortadan kaldırma misyonunu üstlenmiş bir siyasetçidir. Kürt konferansının toplanmasına aracılık yapmaya çalışıyor, ağız dalaşına giren Kürt politikacıları arasında bu dalaşı ortadan kaldıracak şeyler yapıyor. Tüm bunları kendine misyon edinmiş ve bunu kimse kendisini görevlendirdiği için yapmıyor. Hapishane kapılarında, görüş gününde büyümüş bir siyasetçi olduğu için o acıların ne anlama geldiğini; küçük, dar siyasi kırgınlıkların menfaat sağlamayacağını biliyor. Bu durumun kendisinin içinde yer aldığı hareketin çok hoşuna gittiğini sanmıyorum, ama onu bu misyonundan döndürecek dirayetleri yok. Çünkü o markanın dayandığı derin bir güç var, o da halk."

"Kürt kadını temsilini onda görüyor"

Avukat Emin Aktar’a göre siyasi pozisyonu kadar Zana'nın duruşu açısından önemli bir unsur da Kürt kadınlarının gözündeki yeri.

Gazeteci Faruk Bildirici'ye göre Zana'nın Kürt kadınları açısından ayrı bir önemi var.
[[AA-Arsiv]]

“Kürt kadını kendi temsilini onda görüyor. Kürt kadını açısından simgesel bir önemi var. Bu toplumda kadınların yaşadığı problemleri yaşayan bir kadın. Genç yaşta annelik, cezaevi kapısı, ekonomik sıkıntılar… Bunun üzerinden bir bilinç oluşuyor. Hayatından öğrendiklerini topluma geri veriyor. Leyla Hanım Kürt siyasi hareketinin ya da PKK hareketinin organik bir parçası değil. Örgütsel bir yapı içinde bir insandan söz etmiyoruz, hiyerarşik bir ilişki varsa bunun içinde değil. Zana bugün hem siyasal bilinç açısından hem politik tutum açısından en olgun dönemini yaşıyor.”

Gazeteci Faruk Bildirici de Zana’nın kadın hareketi açısından önemini vurguladı.

“Leyla Hanım bölgede Kürt siyasi hareketi içinde kendine özel bir yer edinmiş efsane isimlerden biri desem abartmış olmam. Bölgede kadınlar ve genç kızlar üzerinde  etkisi çok büyüktür. Leyla Zana Kürt siyasi hareketi ile birlikte kadınların eşitlik mücadelesini de yürüttü.”

Kaynak: Al Jazeera

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;