Eğitim

Bütçe artıyor, peki ya eğitimin niteliği?

Milli Eğitim Bakanlığı, Maliye Bakanlığı'ndan sonra bütçeden en büyük payı alan ikinci bakanlık. Bütçe artarken öğrenci sayısı ve eğitimin ihtiyaçları da artıyor. Ancak MEB bütçesinin yüzde 78'i personel giderlerine harcanıyor.

Konular: Türkiye
Milli Eğitim Şûrası Genel Kurulu'nda İlkokul 1, 2 ve 3. sınıflara zorunlu din dersi konulması kabul edildi. [Fotoğraf: AA-Arşiv]

Milli Eğitim Bakanlığı bütçesi, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda görüşülüyor. Türkiye’nin bütçeden eğitime ayırdığı pay her yıl artıyor.

2015 bütçesinde Milli Eğitim Bakanlığı'na ayrılan pay önceki yıla göre yaklaşık yüzde 11 oranında arttı. Geçen yıl, YÖK ve üniversite bütçeleriyle birlikte toplamda yaklaşık 72 milyar TL olan eğitim bütçesi, bu yıl  80 milyar TL. 

Bunun 62 milyar TL’si MEB’e, yaklaşık 18 milyar TL’si de YÖK ve üniversitelere ait. Ancak yaklaşık 800 bin öğretmenin çalıştığı MEB’in bütçesinin yüzde 78’i personel ve sosyal güvenlik primi giderlerine gidiyor. Öte yandan bütçe artarken, eğitimin ihtiyaçları ve öğrenci sayısı da artıyor.

Derslik için 18.6 milyar TL lazım

Eğitim Reformu Girişimi’nin (ERG) çalışmalarına göre, 2013-2014 eğitim öğretim yılında iki yıl önceki öğretim yılıyla karşılaştırıldığında mevcut öğrenciye, 3 milyon öğrenci daha eklendi. TEPAV’ın verilerine göreyse, ilk ve ortaokullarda sınıf mevcutlarını 31’e, liselerde 34’e düşürmek için tam 69 bin 413 ek dersliğe ihtiyaç var. Derslik yapımı içinse 18.6 milyar TL gerekiyor. Oysa MEB 2015 bütçesinde yatırımların karşılanacağı sermaye giderleri için ayrılan pay yaklaşık 6 milyar TL.

OECD'nin gerisinde 

Eğitim bütçesinin Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’ya (GSYH) oranında da Türkiye OECD ülkelerinin gerisinde. Türkiye'de eğitim bütçesinin GSYH içindeki payı 4.23'ken OECD ülkelerinde bu oran yüzde 6 civarında.  

Eğitim Reformu Girişimi Araştırma Koordinatörü Dr. Alper Dinçer, eğitim bütçesindeki artışın enflasyondan arındırıldığında daha düştüğünü hatırlatıyor.  

"Bütçe artıyor ama başarı yerinde sayıyor"

Dinçer, Türkiye’de uzun süredir eğitim bütçesinin arttığını ancak öğrenci başarısının yerinde saydığını söylüyor:

“Türkiye düşük nitelikli eğitim tuzağının içinde. Daha fazla para harcayıp, düşük nitelikli eğitim vermeye devam etmişiz yıllardır. Bütçenin yüzde 80’i personel harcaması, bunun eğitime dokunan kısmı yok. Bakanlık bu haliyle öğretmenleri atayan, maaşlarını veren, yerlerini değiştiren bir çeşit insan kaynakları hizmeti sunan bir birim. Paranın nereye harcandığı da önemli. Eğitim finansmanında çok ciddi eşitsizlikler var. Türkiye’de ilk ve ortaokulların en temel gereksinimlerini karşılamak için bütçeleri yok. Eğitim kesintisiz sekiz sene olduğunda, 1997- 1998’de, Milli Eğitim Bakanlığı'nın yatırım bütçesi toplam bütçesinin yüzde 30’una yaklaşmıştı. Ciddi yatarım kaynağı ayrılmıştı.

Eğitim 12 sene zorunlu ama sanki bir şeyi değiştirmemiş gibi davranıyoruz, sadece seçmeli derslerin her yıl gerektirdiği öğretmen sayısı 26 bin. 2013-2015 Orta Vadeli Mali Plan’da öngörülen ortalama yatırım giderleri MEB bütçesinin sadece yüzde 10’una denk geliyor. Türkiye’nin 2023’te iddialı bir büyüme hedefi var. Bütçe ve hedefler arasında çok ciddi bir uçurum var. Bakanlık 'İkili öğretimi bitireceğiz' diyor ama ikili eğitim artıyor. Bunu bitirmeniz için daha fazla derslik yapmamız lazım."

Kaynakları farklı kullansaydık...

Sorunun kaynak sorunu değil, kaynakları yönetememe sorunu olduğunu söyleyen Dinçer, "Hizmetiçi eğitime ayrılan kaynakların yüzde 96’sı ulaşım ve konaklamaya gidiyor. Sadece ücretli öğretmenler için geçen sene 1.5 milyar TL ayrıldı. Bir yandan açık için ücretli öğretmen çalıştırıyorsunuz. Diğer yanda norm fazlası olan öğretmenler de var. Norm fazlası olan öğretmen, öğretmenlik yapmıyor. İl ya da ilçe milli eğitimde oturuyor, maaşını alıyor. Özel okula devam etmek isteyenlere verilen teşvik de eklendi. Bu paraları ziyan etmiyor olsaydık, okullarımızın bütçesi olabilirdi. Ya da dezavantajlı okullarda sıcak yemek veriliyor olabilirdi" diye konuşuyor. 

"Bütçe önceliğin eğitim olduğunu gösteriyor"

Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı’ndan (SETA) Yıldırım Beyazıt Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Erdal Tanas Karagöl, bütçenin büyük bölümünün personel giderlerine gittiğini, ancak buna nitelikli işgücü açısından da bakmak gerektiğini söylüyor:

“Bakanlık bütçelerinde Maliye Bakanlığı’ndan sonra en büyük payı alan Milli Eğitim Bakanlığı bütçesi. Orta uzun vadede eğitimin ekonomik büyümeye olumlu katkısı yansımış olacak. Geçmiş yıllarla karşılaştırınca Savunma Bakanlığı bütçesinin üç katı kadar eğitim bütçesi var. Eskiden tam tersiydi. Önceliğin nerede olduğu konusunda fikir veren bir durum. 10 yıl önceki Milli Eğitim'in yatırımları ile şu andaki okullaşma rakamları ve fiziki ihtiyacı karşılaştırmak haksızlık olur. Son 10-12 yılda da fiziki yatırımların artmasında kamunun yanı sıra özel sektörün önemli katkıları var. Derslik ihtiyacının karışlanmasında tamamlayıcı yatırımların yapılması gerekli olacak. Özel sektörü teşvik etmek önemli.”

Karagöl, "Kişi başı gelirin yükseltilmesi, gayri safi milli hasılanın yükseltilmesi bire bir eğitimle ilgili. Bunları görüyoruz, ne yapmamız gerektiğini biliyoruz. Eylem planları hazırlanıyor" diyor. 

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;