Irak Kürdistan Özerk Bölgesi

'Kuzey Irak’ta gücün dinamikleri değişti'

Ağır bir siyasal krizden geçen Kuzey Irak’ta dengeler nasıl değişti? Partilerin kırmızı çizgileri neler? Krizi bölgesel aktörler nasıl etkiliyor? Ayşe Karabat bu soruları Erbil'de, Ortadoğu Araştırma Enstitüsü Başkanı Başkanı Prof. Dlawer Ala’Aldeen’e sordu.

Ala Aldeen, son olarak Kürt bölgesinde ulus inşası üzerine bir kitap yazdı.

IŞİD ile savaşan, mali kriz yaşayan Irak Kürt Bölgesel Yönetimi bir süreden beri ağır bir siyasi krizle de karşı karşıya. Bölgesel Yönetimin Başkanı Mesut Barzani’nin görev süresi 20 Ağustos’ta bitiyor. Partisi KDP, bu süreyi uzatmak istiyor ama, hükümet ortağı olmalarına rağmen bölgenin diğer iki büyük partisi Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) ve Gorran Hareketi, bu uzatmaya karşı. En azından böyle bir uzatma karışlığında KDP’nin elindeki gücün azaltılmasını, başkanın yetkilerinin kısıtlanmasını ve başkanı halkın değil Parlamento’nun seçmesini istiyorlar. Bu konuda yoğun pazarlıklar yapıyorlar ama 20 Ağustos’a kadar bir çözüm bulunamazsa ne olacağı meçhul. Halkın önemli bir kısmı da, KYB ve KDP’nin silahlı çatışma yaşadığı günlere geri dönmekten endişeli.

Partilerin ne istediğini, kırmızı çizgilerini, bu krizde bölgesel güçlerin rolünü, nasıl bir çözüm olabileceğini Erbil merkezli Ortadoğu Araştırma Enstitüsü (MERI) Başkanı Dlawer Ala’Aldeen’e sorduk.

Buradaki siyasi kriz Başkan Barzani’nin görev süresinden uzatılmasına ilişkin ama asıl neden güç paylaşımı tartışması, değil mi?

İlkesel olarak haklısınız ama burada iktidar zaten paylaşılmıştı. Bu sefer farklı olan, gücün dinamiklerinin değişmesi. 10 yıl önce burada iki ana parti vardı, birlikte yönetmek için koalisyon kurmuşlardı. Bu partiler Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ve Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) idi. Ama KYB ikiye bölündü, birisi KYB, iktidarda olmaya ve güce sahip olmaya devam ederken, ondan bölünen Gorran, gerçek güce sahip olmadan halkın siyasi desteğini aldı. Güvenlikte, ekonomide, hükümette bir ellerinin olmamasına rağmen iki seçim dönemi geçirdiler ve değişen dinamikler onları buradaki siyasi manzaranın önemli şekil vericilerinden biri haline getirdi. Daha fazla göz ardı edilemez oldular. Bu hale geldikten sonra da koalisyona davet edildiler. Onlar gibi ortaya çıkan ve momentum kazanan başka gruplar da oldu, İslami Partiler gibi. Onlar da önemli olmaya başladılar. Gorran ile birlikte dört yıl hükümet dışı kalmışlardı ama en sonunda hükümete girdiler. Son on yılda olan şuydu; KDP baskın parti olmaya devam etti, büyük bir otorite sahibiydi. Karar alma mekanizmalarında aslan payı onundu. Gorran ve KYB tek tek ele aldığınızda daha küçük partiler ama birlikte KDP’ye eşit olmak istiyorlar. Şu anda devam eden oyun da bütün partilerin karar verme mekanizmasını eşit bir biçimde paylaşması.

Ortadoğu’da pazarlıklar genellikle çok sert geçer. Başlangıçta bir uzlaşma olmaz. Oyunun bir yenişememe haline gelmesine izin verip, sonra bundan çıkış yolu ararlar. Böyle olacağını tahmin etmiştik. Ama bu yenişememeye ulaştıktan sonra bunu nasıl çözeceklerini tahmin edemiyoruz. 

Bir çözüme ulaşmak için, kırmızı çizgileri neler partilerin? Olmazsa olmazları ne? 

Dlawer Ala' Aldeen kimdir?

Tıp doktoru. İngiltere'de eğitim aldı. İnsan hakları üzerine yoğunlaşan, ABD ve İngiltere’nin Kürt politikalarını etkileyen Kürt Bilimsel ve Medikal Derneği'ni kurdu. Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nde 2009-2012 yılları arasında Yüksek Eğitim Bakanlığı yaptı. Hükümetin yurt dışında burs veren programını kurarak binlerce öğrencinin yüksek lisans ve doktora yapmasını sağladı.  ‘Devletsiz Bir Millet için Lobi Yapmak’ adlı bir kitabı var. Son kitabı da Kürt bölgesinde ulus inşası üzerine.

Eğer 15 sene önce olsaydı, hatta on yıl önce, bütün büyük partilerin kırmızı çizgileri olurdu ve buna sıkı sıkıya bağlı kalırlardı. Ama iktidarın dinamikleri radikal bir biçimde değişti ki kırmızı çizgi çekmekten kaçınıyorlar. Örneğin, KDP belli kırmızı çizgileri olsun isterdi ama zor şartlar koyabildikleri günlerin geçtiğini anlıyorlar artık. Diğer partilerin gücün yayılmasını talep etmelerini imkânsız hale getirmeyi isterlerdi ama artık durumun değiştiğini anladılar. Bunu görmekten elbette mutlu olmadılar ama yeni bir durumun var olduğunu kabul etmek zorunda kaldılar.

KYB ne istiyor?

Doğrusunu söylemek gerekirse KYB bu meselede Gorran’dan daha esnek ama açıkça kamuoyu önünde KDP ile bir uzlaşmaya gidemezler. Tıpkı Gorran gibi KDP’nin gücünün seyreltildiğini ve ileride yapılacak koalisyonların eşit şartlar altında yapılacağını görmek istiyorlar.

Gorran ne istiyor?

Gorran, geçmişte yapılan güç anlaşmalarında gerçekten dışarıda bırakıldığının altını çizdi. Örneğin, KDP ve KYB, ‘birimiz Kürdistan Özerk Yönetimi’nin başkanlığını alalım, diğerimiz Irak’ın Başkanlığını’ anlaşması yapmışlardı. Bu tip güç paylaşımı paket anlaşmalarında Gorran ciddi bir pay almadı, şu anda Kürt Özerk Yönetimi’nin Meclis Başkanlığı onlarda olmasına rağmen. Önemli sayılabilecek birkaç bakanlık var ellerinde ama yine de seçmenlerine söz verdikleri değişiklikleri yapacak yeteri kadar güç kazanmadığını düşünüyor. Kendisini iktidarın dışında görüyor. Bunun nedeni de şu: KDP, Erbil ve Duhok’da mutlak hakimiyete sahip. Kerkük ve Süleymaniye’de de KYB’nin hakimiyeti var. Gorran, seçmenleri için gerçek anlamda değişiklik yapacak kadar bir güce sahip olarak karar alma mekanizmalarına giremezse ilerideki seçimlerde başaralı olamayabilir. Dolayısıyla bu onlar için bir var olma mücadelesi. Çünkü onları güce götürecek olan alacakları oylar. KDP yönetiminden memnun olmayanların oylarının toplandığı yer oldular. Bununla Parlamento’ya gelip, seçmenlerinin istediği reformları yapacaklarını düşündüler ama bunu yapamadılar çünkü hükümete, Parlamento’ya girmiş olmalarına rağmen, gücün ortağı olamadılar. Çünkü burada karar alma gücü bu kurumların dışında. Peşmerge Bakanlığına sahipler ama peşmergeleri komuta etme yetkileri yok. Maliye Bakanlığına sahipler ama mali ve ekonomik kararlar alma güçleri yok. Onlar için şimdiki durum bu açıdan sürdürülebilir değil çünkü, böyle giderse koalisyonda küçük parti olacaklar.

KYB ve Gorran İran’a yakın. KDP ise Türkiye’ye. KDP, bölgesel konularda da örneğin Suriye meselesinde ya da Irak ile ilişkilerde İran’ın istediği gibi davranmıyor. KDP taraftarları, diğerlerini İran kuklası olmakla suçluyor.

Bölgesel güçlerin yerel dinamikler üzerinde önemli bir etkisi vardır ama bu gereğinden fazla abartılır. İran, Irak Kürt Bölgesel Hükümeti üzerinde daha büyük bir etkisinin olmasını ister. Ama insanlar İran’ın KDP ile de iyi ilişkilerini olduğunu unutuyorlar. Ama yine de KDP’nin başat güç olmasını da istemez, partiler arasındaki dengenin korunmasını ister. İran stratejik meselelerde bu partileri anlaşmaya ikna etmeye çalışır. Ama yerel aktörler her zaman tehditlere rağmen, baskıya rağmen bunu yapmayabilir. Şu andaki durumda da partilere anlaşması için baskı yaptı. Yerel aktörlerin, bölgesel güçlerle güçlü bağları vardır ama onların uzantısı gibi de davranmazlar. Kendi iç meselelerinde karar alacak kadar bağımsızlıkları vardır. Stratejik kararlar da bağımsız davranırlar, bölgesel güçlerin etkisi büyük olmasına rağmen.

Türkiye’de barış sürecinin bitmesi bu krizi nasıl etkiliyor? KDP’nin muhalifleri de KDP’yi Türkiye ile yakın ilişki kurmakla itham ediyor.

Sınırın öte tarafında olan her şey burayı da, buradaki partileri de etkiler. PKK’ya yönelik operasyonların başlaması buradaki tansiyonu da yükseltti. Gorran ve KYB, bunu KDP ve Türkiye’ye karşı yayınlarında kullandılar. KDP rahatsız çünkü, bu operasyonlar zarar veriyor. PKK’nın buradaki davranışından da rahatsız aynı zamanda. İnsanlar burada PYD’nin, IŞİD’e karşı savaşta ilerleme kaydettiğini görmekten memnun. Bu da durumu karmaşıklaştırıyor.  

 Nasıl bitecek bu siyasi kriz? Barzani’nin görev süresi 20 Ağustos’ta bitiyor.

Akademisyenlere, gazetecilere ve diğer gözlemci arkadaşlarıma bu durumdan keyif almamız gerektiğini söylüyorum. Buna tanıklık etmek harika bir şey. Buradaki güzellik şu, bütün bu değişik partiler bu tartışmayı demokrasi kurumları çerçevesinde yapıyor. 15 yıl önce olsaydı şiddet yoluyla çözülürdü. O günlerde olsaydı kan akabilirdi. Şimdi pazarlık yapıyorlar, birbirlerini akılla alt etmeye çalışıyorlar. Bütün bunlar Irak Kürdistan’nın da demokrasinin sağlıklı bir biçimde gelişmeye başladığını gösteriyor. Bütün bu koca adamları müzakere yaparken görmek harika bir şey! Kötü tarafıysa bunu aslında kötü bir biçimde yapıp, halkı endişelendiriyorlar. Siyasette bir hafta uzun bir süre. 20 Ağustos’a kadar bir anlaşmaya varacak kapasiteleri var. Bunu başaramazlarsa da dünyanın sonu değil.

Başaramazlarsa ne olur?

Erken seçimler olabilir. Burası her zaman seçim atmosferine girebilir, seçim yapabilir.

Ama seçim için paralarının olmadığını söylüyorlar.

Para bulacaklardır. 1992’de burada hiç para yokken bile seçimler için para buldular. Ama seçimler ne zaman yapılır, Allah bilir. Kimsenin acelesi de yok. O saate kadar da statüko korunur. Bir sonraki seçenek de, ‘tamam, bu kilitlenme var, bir çıkış buluncaya kadar da devam etsin’ demek. Bir şey olmaz. Biz burada kriz arkasına kriz yaşamaya alışığız. Bağdat ile bütçe krizi, İŞİD krizi, mali kriz şimdi de bu siyasal kriz. Burası devam eder. 20 Ağustos’a kadar bir çözüm bulunamaması durumunda bazıları bazı yasal sorunlara yol açıldığını söyleyecektir ama bu onların sorunu, sokaktaki insanın sorunu değil. Onların yaşamı devam eder. Bizim tek endişemiz bu büyük partiler içindeki bazı unsurların akıl dışı davranmaya başlaması. O zaman işler şiddete dökülebilir ama en tepedeki karar vericiler deneyimli ve geçmişe geri dönmek istemiyorlar, o eski silahlı kavga günlerine geri dönmek istemiyorlar. Partiler içinde akıl dışı davranabilecek unsurları kontrol etme kapasiteleri de var.

Ama 20 Ağustos’tan sonra Başkanlık, Meclis Başkanı’na geçecek…

Böyle olması gerekmez. Yasalardaki her şey yoruma açık. Taraflar yasaları kendi çıkarları doğrultusunda yorumlayabilir. Bunun böyle olabileceğini gösteren örnekler de var elimizde. Bağdat’ta seçimlerle hükümet kurulması arasında büyük bir boşluk olduğunda herkes görevinde kalmaya devam etmişti. Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani de görevini yapamayacak kadar hastalandığında da, görevini birisi devralmadı. Partiler, yasaların yorumlanması konusunda tartışmak istiyorlarsa bunu yapabilirler ya da yorum konusunda anlaşırlar. Bu tamamıyla onların niyetlerine bağlı. 

Ayşe Karabat

1970 yılında Ankara'da dünyaya geldi. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi bölümünden mezun oldu. 1995’den beri çeşitli dergi, gazete ve TV kanallarında muhabir olarak çalıştı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;