Kadına şiddet

'Medya Özgecan cinayetinde sınıfta kaldı'

Medya ve toplumsal cinsiyet konusunda çalışan Meltem Ağduk'a göre, Türk medyası Özgecan Aslan cinayetini haberleştirme biçimi düşünüldüğünde çok iyi bir not almadı.

Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu Toplumsal Cinsiyet Programı Koordinatörü Meltem Ağduk’a göre, Mersin’de öldürülen üniversite öğrencisi Özgecan Aslan ile ilgili haberlerde Türkiye’de medya derinlikli tartışma yapmak, çuvaldızı kendine de batırmak yerine cinsiyetçi söylemi yeniden üretti.

Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İletişim Fakültesi'nde "Haberciliğin Cinsiyeti: Türkiye’de Haber Medyasında Çalışan Kadın Gazeteciler" konulu tez hazırlayan Ağduk, Aslan ile ilgili haberlerde cinayetin işleniş biçimine ilişkin bu kadar detay verilmesinin isyan ettirici olduğunu söyledi. Ağduk, Al Jazeera’ye medyanın bu cinsiyetçilikle mücadele etmesinin yollarını anlattı.

Toplumda kadın cinayetleri konusundaki hassasiyet Mersin'de Özgecan Aslan cinayetinden sonra yine görünür oldu. Medya bu cinayet karşısında nasıl bir tavır takındı? 

Topyekûn medyada cinsiyetçi bir söylem var. Medyanın bu tür haberlere yaklaşımı da çok farklı değil. Bugün şu gazete, yarın öbür gazete duruma göre bu cinsiyetçi söylemle hareket ediyor. Kadına yönelik şiddet ve onunla mücadele bazı dönemlerde sönümlense bile Türkiye’nin uzun bir süreden beri gündeminde. Peki ne oldu da bu sefer toplumsal bir karşı çıkışa, protesto eylemlerine dönüştü, belki oradan başlamak lazım. Ben birkaç nedeni olduğunu düşünüyorum.

Nedir o nedenler?

Kadına yönelik şiddet ve onunla mücadeleyle ilgili son 15 yılda artan bir algı var. Sivil toplum kuruluşlarında ve kamu yönetiminde birçok eğitimler yapıldı, bir duyarlılık artması söz konusu oldu. Kanunlarda birçok değişiklikler oldu. Bu konuyla ilgili büyük bir politik kararlılık göstermese de, yine de bir şeyler yaptı devlet. İnsanların da ‘evet böyle bir olgu var ve bu da sorun’ dediği bir noktaydı. İyi taraftan bakarsak konuyla ilgili bir hareketlenme söz konusu.

İkinci taraftan baktığımızda Aslan genç, güzel, akıllı ve okuldan çıkmış, eve giden bir kızdı. Çoğumuzun kardeşinde, ablasında, kızında olmasını istediğimiz niteliklere sahipti. Şiddet, evli ama kocasını aldatan bir kadına, dul bir kadına ya da bir transseksüele yönelik değildi. Toplu bir protesto haline dönüşmesinin nedenlerinden biri de bu. Bunlardan biri olsaydı, böylesi bir toplumsal protesto ortaya çıkmazdı diye düşünüyorum. ‘Cinayetin çok feci bir şekilde işlenmiş olması da insanları protestoya yönlendirdi’ diyenler var ama kadınlara yönelik çok daha feci cinayetler işleniyor Türkiye’de yıllardır. Birçoğunu bilmiyoruz bile. Medya da bunu satın aldı, Özgecan’ın özellikleri üstünden bir hikâye kurguladı. Ve bu hikâyeyi çok kötü işledi. Ben bütün yazıları okudum, bütün tartışma programlarını izledim. Belli bir noktada çığlık atıyorsun, bu kadar da ayrıntı vermek zorunda mı? Her şeyi önümüze sermek zorunda mı? Bunu sansür anlamında söylemiyorum. Bir cinayet işlenmiş, çok vahşi bir şekilde işlenmiş; vahşetin en son noktasına kadar okumak zorunda değilim. Bir tarafından hep tartıştığımız bir konu. Bir süre sonra insanların bu tür olayları normalleştirmesine neden olduğunu düşünüyorum bu kadar ayrıntının. Bu diziler, filmler için söylenir ama aslında habere baktığımızda da çok farklı bir şey olmadığını görüyoruz çünkü haber de kurgulanarak veriliyor. Arkada bir müzik yok gazetede okurken ama sen o müziği duyuyorsun o kurgunun içinde. Cinayetin nasıl olabileceğini hayal ettiriyor. Türkiye’deki medya kuruluşlarının Aslan cinayetinde çok iyi bir not almadıklarını düşünüyorum.

Medya ayrıntı vermek dışında ne gibi hatalar yaptı?

Cinsiyetçi bir söylem söz konusu. Kadının mağdur ve kurban durumunda olduğunu, onun zayıflığını, güçsüzlüğünü ortaya koyan haberler yapıldı ve yapılıyor. Bazı medya kuruluşları ‘okuldan evine gidiyordu’ söylemini, bazıları da eski söylemi devam ettirdi; ‘o saatte niye tek başına gidiyordu, niye oradaydı gibi.’ Kadının bir şekilde şiddete uğramaması için belli önlemleri alması gerek, gece bilmem ne saatinde çıkmaması gerek, üstüne şunu giymemesi, şunu yapmaması gerek gibi. Cinsiyetçi söylem yeniden üretildi.

Onun dışında Özgecan cinayeti etrafında düşünülünce, bazıları da Cumhurbaşkanı zamanında şunu söylemişti, Sağlık Bakanı bunu söylemişti gibi. Bu kişiler cinsiyetçi söyleme sahip bir grubu oluşturuyorlar. Medyanın bir kısmı meseleyi politize ederek, ‘bunların yüzünden oldu’ derken, bir kısmı da yöneticilerin cinsiyetçi söylemini tekrarladı. Böylece mesele derinlikli olmayan bir biçimde tartışıldı. Çok daha derinlikli tartışmaya izin vermediler.

Bu derinlikli tartışma yapılabilseydi medya neyi tartışacaktı?

Çuvaldızı kendisine batıracak şekilde bir tartışma yaratması gerekiyordu. Medyanın mevcut haber anlayışını tartışması gerekiyordu. Ne satar haber olarak? Cinayet, para, skandal. Budur. Bunun değişmesi gerek bir kere. Bunu tartışmak gerekiyor. Medyanın, cinsiyetçi söylemin çok yapısal olduğunu, hücrelerine kadar nüfuz ettiğini ortaya koyup tartışması gerek. Bunun nedeni erkekler tarafından yönetilen medya kuruluşları değil yalnızca. Kadın gazeteciler de ‘gazetecilerin bir yapım şekli var. Buna uyduğun noktada gazetecilik yapabilirsin’ diyorlar. O yapılış şeklinin kendisi cinsiyetçi, bunun çözümlenmesi gerek. Eğer bu tartışılıp bir şekilde medya önüne koymazsa, bu tür olayların haberleri bu şekilde verilmeye devam edecektir.

Nasıl bu noktaya gelir medya? Ne olursa bu derinlikli tartışma olur?

Ben biraz olumsuzum bu konuda. 15 yıldır kadına yönelik şiddetle mücadele konusunda çalışıyorum. Bunun bir kısmında üç, dört yıl gazetecilerle çalıştım. Çok net bir şekilde şunu gördüm: Gazetecilik egosu çok yüksek bir meslek. Gazeteciliğin evrensel değerlerini korumak gerçekten zor ama imkânsız değil. Şöyle ki konuyla ilgili daha fazla çalışma yapmak lazım. Uluslararası örgütlerin, devlet kuruluşlarının, sivil toplum örgütlerinin daha fazla çalışması lazım. Bunlar eğitim olabilir, ortak toplantı olabilir. Nitekim bazı kuruluşların çok güzel çalışmalarının olduğunu biliyorum. Onun dışında benim için en önemli şeylerden biri medya sektörüne girmeden geleceğin medya profesyonellerine konuyla ilgili derslerin verilmesi, en azından ufuklarının açılması gerek. Medya kuruluşları da kendi içlerinde belli denetim mekanizmaları kurmalı. Ayrıca Türkiye’de gazeteciliğe yönelik meslek örgütlerinin işlerliği konusunda soru işaretlerim var. Onlar da erkeksi yapılar. Meslek örgütleri Özgecan ile ilgili ne dedi diye baktım, görebildiğim kadarıyla sadece bir açıklama vardı. Meslek içi eğitim de önemli. Fakat gazetecileri de genel toplumdan ayırmamak gerek. Aynı cinsiyetçi havayı soluyoruz. Toplumsal yapıdaki bu cinsiyetçi ataerkil sistem süregeldikçe, gazetecilere çok özel ve ayrı bir destek vererek bu iş medya içinde çözülebilir mi, soru işaretlerim var. Genel olarak ataerkil sistemle, cinsiyetçilikle savaş gerekiyor ki, bu medyaya da yansıyabilsin. Aslında yapısal dönüşüm gerek.

Kaynak: Al Jazeera

Ayşe Karabat

1970 yılında Ankara'da dünyaya geldi. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi bölümünden mezun oldu. 1995’den beri çeşitli dergi, gazete ve TV kanallarında muhabir olarak çalıştı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;