Dosya

Bask Modeli'nden faili meçhullere

Türkiye'de 1990'lı yıllar Kürt kimliğine Meclis'te temsil hakkı tanınsa da, şiddet olayları Kürt Sorunu'na yaklaşımı sivil zeminden uzaklaştırdı. PKK'ya karşı geliştirilen yeni askeri mücadele anlayışı karanlık bir dönemin başlangıcı oldu.

Konular: PKK, Türkiye
Türkiye'de faili meçhul cinayetlerin en çok konuşulduğu dönem, Tansu Çiller'in başbakanlığındaki yıllardı. [AA]

Türkiye, Turgut Özal’ın cumhurbaşkanlığı döneminde, Kürt Sorunu'nun sivil yöntemlerle çözülebileceğini tartışıyordu. Ancak arkası kesilmeyen şiddet olayları ve kaygan bir zeminde ilerlemeye çalışan Türk siyasetinde kutuplaşmaya yol açan gelişmeler, Kürt Sorunu'na yaklaşımda ve PKK ile olan silahlı mücadelede yeni bir dönemin başlangıcı oldu.

1990’lı yıllar umutla başladı. 1991 seçimlerinde Kürt siyaseti, 12 Eylül’den sonra, ilk kez Meclis'e girdi. Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) listelerinden aday olan Halkın Emek Partisi (HEP) üyesi Kürt siyasetinin temsilcileri, milletvekili seçilerek Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne (TBMM) girdiler. Ancak TBMM'nin açılışında yaşanan Kürtçe yemin krizi, milletvekilleri hakkında açılan soruşturmalar, HEP’in kapatılmasıyla devam eden ve Kürt siyasetçilerin tutuklanmasıyla sonlanan sancılı süreç, kutuplaşmanın ana eksenini oluşturdu. 

Terör konusu çözülmeden kültürel hiçbir mesele tartışmaya açılamaz

1993 yılında kurulan 50. hükümetin başında Türkiye’nin ilk kadın başbakanı Tansu Çiller vardı. Daha sonra 51. ve 52. hükümetlerde de başbakanlık görevinde bulunacak olan Çiller'in, Kürt Sorunu'yla ilgili bazı konuşmaları büyük tartışma yarattı.

Başbakan seçildikten kısa süre sonra, Kürtçe televizyon ve Kürtçe seçmeli dersi gündeme getiren Çiller’e Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’den gelen, "Terör konusu çözülmeden kültürel hiçbir mesele tartışmaya açılamaz" cevabı, devletin zirvesinin tek seslilikten uzak olduğunu gösteriyordu.

Sivas ve Başbağlar olayları

Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde şiddet tüm hızıyla devam ediyordu. 1993 yazı da kanlı olayların ve PKK eylemlerinin arttığı bir dönem oldu.

15 Haziran 1993'te Bitlis'in Kayabaşı ve Bingöl'ün Üçpınar köylerinde toplam dokuz kişi roketatarlı saldırıda hayatına kaybetti.

2 Temmuz'da ise Pir Sultan Abdal şenlikleri için Sivas'a giden ve aralarında ünlü yazar Aziz Nesin'in de bulunduğu bir grup aydının kaldığı Madımak Oteli ateşe verildi, 35 kişi hayatını kaybetti.

PKK'nın 6 Temmuz'da Erzincan'ın Başbağlar köyünde gerçekleştirdiği saldırı ise Sivas olaylarına misilleme olarak değerlendirildi. Köy, akşam saatlerinde basılarak yakıldı ve 33 sivil öldürüldü. Bu olay, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın beş yıl sonra yakalanmasının ardından görülen davanın dosyasında, örgütün eylemlerine örnek olarak yer alacaktı.

'Bask önerisi'

Şiddet sürse de, hükümetten Kürt Sorunu'na çözüm yönünde açıklamalar gelmeye devam ediyordu. Çiller, 10 Ekim 1993′te Avrupa Konseyi toplantısı için bulunduğu Viyana’da, çok tartışılacak bir öneriyi gündeme getirdi. Basına verdiği demeçte "İspanya’nın tecrübesinden biz de yararlanacağız" diyerek çözüm için 'Bask Modeli'ni işaret etti. Çiller’in açıklamasına Demirel'in tepkisi "Çözümü İspanya’da arama" oldu. 

Çiller’in açıklamasından yalnızca iki hafta sonra Diyarbakır’ın Lice ilçesinden dumanlar yükseliyordu. Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın, 22 Ekim 1993'te Lice Tugay Komutanlığı bahçesinde uzun namlulu silahla alnından vurularak öldürüldü. Tuğgeneral’in öldürülmesi üzerine başlatılan operasyonda Lice’nin üzerini siyah dumanlar kapladı. Bilanço ağırdı: Çoğu sivil 17 ölü, çok sayıda yaralı, 74 gözaltı, 400 ev ve iş yerinde ağır hasar.

PKK, çok ses getiren bir eylem olmasına rağmen Bahtiyar Aydın cinayetini hiçbir zaman üstlenmedi. PKK itirafçısı Abdulkadir Aygan yıllar sonra yaptığı açıklamalarda Aydın cinayetinin arkasında varlığı ve faaliyetleri Türkiye'de tartışma konusu olan Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele'nin (JİTEM) olduğunu iddia etmişti.

Bahtiyar Aydın cinayetiyle ilgili soruşturma yaklşık 20 yıl sürdü. Zaman aşımının dolmasına bir gün kala dava açıldı. İddianamede, suikastle ilgili olarak dönemin Diyarbakır Jandarma Alay Komutanı Emekli Albay Eşref Hatipoğlu ve Üsteğmen Tünay Yanardağ, "şüpheli" sıfatıyla yer aldı. Hatipoğlu ve Yanardağ hakkında, "Taammüden öldürme", "Halkı isyana ve birbirini öldürmeye teşvik", "Cürüm işlemek üzere teşekkül oluşturma" suçlarından ağırlaştırılmış müebbet hapis ile 24 yıla kadar hapis cezası istendi.

Olaylardan sonra Başbakan Çiller’in Lice’ye yapmak istediği gezi askeri kanattan gelen, ‘güvenlik sorunu’ ikazı üzerine iptal edildi.

'Ya bitecek ya bitecek'

Bu gelişmeler Çiller’in Kürt Sorunu'na bakışını da değiştirdi. 27 Ekim 1993'te daha önce Kürtçe yayından, ‘Bask Modeli’nden söz eden Tansu Çiller üslubunu sertleştirerek Türkiye’nin yakın siyasi tarihine iz bırakacak sözleri sarf etti: "Bu terör ya bitecek ya bitecek."

"Terörün dıştaki ve içteki kaynaklarını kurutmakta kararlı olduklarını" söyleyen Çiller, yeni ve karanlık bir dönemin kapılarını aralayan sözlerini 3 Kasım 1993'te İstanbul'da söyledi:

"Elimizde PKK’ya yardım eden 60 Kürt işadamının listesi var. Devlet, PKK ile olduğu gibi PKK’ya mali destek sağlayanlarla da her biçimde mücadele edecektir."

Kürt işadamları öldürülüyor

Bu açıklamadan sonra 24 Ocak 1994'te Liceli işadamı Behçet Cantürk kaçırılarak öldürüldü. Cantürk'le başlayan cinayetler serisi, ünlü Kürt işadamlarıyla devam etti. Failler bulunamıyordu. Böylece Kürt Sorunu'na 'Bask Modeli' yaklaşımıyla başlayan Çiller dönemi, sayısız faili meçhul cinayetle ve korkuyla anılır oldu. 

Bu dönemin aydınlatılamayan cinayetlerinden biri de, PKK ile mücadelenin önemli isimlerinden eski Diyarbakır JİTEM Grup Komutanı emekli Binbaşı Cem Ersever'in Ankara'da öldürülmesi oldu. Ersever, devletin PKK ile mücadelesinde yanlış yöntem izlendiği ve gerçeklerin halktan gizlendiği görüşündeydi. Mücadele adı altında yapılan kanunsuzlukları ve uyuşturucu ticareti gibi yasadışı faaliyetleri mahkemede açıklayacağını söylemişti. Ancak mahkemeye gidemeden faili meçhul cinayete kurban gitti.

20 Kasım 1993'te Anatavan Partisi (ANAP) Genel Başkanı Mesut Yılmaz, partisinin milletvekillerinin hazırladığı Kürt Raporu'nu kamuoyuna açıkladı. Raporun öncelikli maddesinde "Olağanüstü Hal (OHAL) acilen kaldırılmalıdır" deniyordu. Ancak askerin tutumu, 1987'den beri yürürlükte olan OHAL'in kaldırılması bir yana, silahlı mücadelenin derinleştirilmesi şeklindeydi. Ocak 1994'te, o güne kadarki 'İkinci büyük sınır ötesi operasyon' olarak bilinen Zeli Operasyonu yapıldı.

1994'ün bahar aylarında siyasi atmosferi yerel seçimler belirledi. Aynı süreçte PKK da yeni eylem stratejileri kapsamında şehir merkezlerindeki kitlesel eylemlere yöneldi. 12 Şubat 1994'te İstanbul Tuzla’da patlatılan bomba sonucu Tuzla Piyade Okulu’nda eğitim gören beş yedek subay hayatını kaybetti. 

Meclis’ten yaka paça cezaevine

1994’te Türkiye'de bir yandan şiddet tırmanırken, bir yandan HEP'in kapatılmasından sonra kurulan Demokrasi Partisi'ne (DEP) geçen Kürt siyasetçilerin durumu tartışılıyordu. Dönemin Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş, "Eşkıyayı Bekaa'da aramaya gerek yok. Maalesef bunların bir kısmı Yüce Meclis'in çatısı altındadır" diyerek, Kürt siyasetçileri hedef gösterdi. Başbakan Tansu Çiller’in partisinin grup toplantısındaki konuşmasında, kullandığı "Meclis'te PKK'nın barındığı bir gölge vardır, bunu Meclis'in üzerinden kaldırmakla yükümlüyüz" ifadesi, yeni dönemin işaretleriydi. 

Eşkıyayı Bekaa'da aramaya gerek yok. Maalesef bunların bir kısmı Yüce Meclis'in çatısı altındadır.

by Doğan Güreş
2 Mart 1994'te TBMM'de yapılan oylamada DEP'li vekillerin dokunulmazlıkları kaldırıldı. Ankara 1 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi "derhal sorguya alınmaları" talimatını verdi. Aynı gün Orhan Doğan ve Hatip Dicle'nin Meclis çıkışında polis tarafından yaka paça gözaltına alınmaları uzun süre hafızalarda yer edecekti.

4 Mart 1994'te de Leyla Zana ile diğer DEP milletvekilleri gözaltına alındı ve tutuklanarak cezaevine kondu. Anayasa Mahkemesi 1994 Haziran ayında, DEP'in kapatılmasına ve beşi cezaevinde bulunan 13 milletvekilinin dokunulmazlıkarının kaldırılmasına karar verdi. 1 Temmuz 1994'te gözaltına alınan Selim Sadak da 11 gün sonra tutuklandı. 3 Ağustos 1994'te tutuklu bulunan altı eski milletvekiliyle başlayan DEP Davası, 8 Aralık 1994'te sonuçlandı. Mahkeme, Diyarbakır milletvekilleri Hatip Dicle ve Leyla Zana ile Şırnak milletvekilleri Orhan Doğan ve Selim Sadak'ın, "PKK talimatları doğrultusunda bölücü faaliyet yürüttükleri" gerekçesiyle 15'er yıl ağır hapis cezasına çarptırılmalarına karar verdi. Karar Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından da onandı.

O dönemde Çiller’in başdanışmanı olan emekli büyükelçi Yalım Eralp, yıllar sonra (24 Nisan 2004'te) basına verdiği demeçte, "Çiller, oy almak için DEP’lileri cezaevine gönderdi" diyecekti.

AİHM Türkiye'yi mahkum etti

Eski DEP milletvekillerinin 1996 yılında yaptığı başvuruyu 2001 yılında sonuçlandıran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin tarafsız ve bağımsız olmadığı, adil yargılanma hakkının da ihlal edildiği gerekçesiyle, Türkiye'nin tutuklu vekillerin her birine 25 bin dolar, mahkeme masrafı için de toplam 10 bin dolar ödemesine hükmetti. Leyla Zana, Orhan Doğan, Hatip Dicle ve Selim Sadak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın, kararın usül yönünden bozulması talebi sonrasında, Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin kararıyla 9 Haziran 2004'te serbest bırakıldı.

Bu isimlerden, 2011 milletvekili seçimlerinde bağımsız olarak yeniden Meclis'e girmeye hak kazanan Leyla Zana, bağımsız miletvekili olarak siyaset yapmaya devam ediyor. Aynı seçimlerde Diyarbakır'dan bağımsız aday olan Hatip Dicle de milletvekili seçildi. Ancak 'terör örgütü propagandası yapmak' suçlamasıyla hakkında kesinleşmiş hapis cezası bulunan Dicle'nin milletvekilliği Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından düşürüldü. Selim Sadak 2009 yerel seçimlerinde Demokratik Toplum Partisi'nden (DTP) Siirt Belediye Başkanı seçilirken, Orhan Doğan 2007 yılında Van'da geçirdiği kalp krizi sonrası yaşamını yitirdi.

Susurluk kazası

3 Kasım 1996'da Balıkesir-Bursa karayolunun Susurluk ilçesi yakınlarında bir trafik kazası meydana geldi. Hayatın olağan akışı içerisinde asla yan yana olmaması gereken kişiler bu kazada aynı araçtaydı. DYP'nin Şanlıurfa milletvekili Sedat Bucak yaralanırken, polis müdürü Hüseyin Kocadağ, kırmızı bültenle aranan cinayet sanığı ülkücü Abdullah Çatlı ve Gonca Us adlı kadın öldü.

Kaza olduğunda Refah Partisi (RP) ile DYP'nin koalisyon hükümeti iktidardaydı. Tansu Çiller başbakan yardımcısıydı. Kazadan yaralı kurtulan Bucak, kendi partisinin milletvekiliydi. Kazada ölen ve yaralananların bir arada olmaması gerektiği halde, aynı araçta bulunma nedenleri uzun süre tartışıldı, ancak makul bir açıklama yapılamadı. Yapılan araştırmalarda, devletin içindeki bazı kesimlerin kirli ilişkileri ortaya çıkmaya başladı. Araştırmalar sürdükçe, faili meçhul cinayetlerle ilgili ipuçları da günyüzüne çıktı.

Bask Modeli'yle başladı Susurluk'la sürdü

Kazayla ilgili tartışmalar sürerken, 28 Şubat süreciyle hükümet değişti. Toplumsal tepkilerin artması üzerine, Başbakanlık Teftiş Kurulu harekete geçirildi. Kurul Başkanı Kutlu Savaş imzasıyla hazırlanan raporda, kamu görevlillerinin illegal ilişkileri ve yasadışı işlerine vurgu yapıldı.

Raporun giriş bölümünde "Susurluk Olayı bir bütündür ve olaylar zincirinden ibarettir. İstanbul'da Özgür Gündem Gazetesi'nin bombalanması, Behçet Cantürk'ün öldürülmesi, Diyarbakır'da yazar Musa Anter'in öldürülmesi, İstanbul'da Tarık Ümit olayı ile Azerbaycan'da ihtilal denemesi, Bodrum'da Hikmet Babataş cinayeti, Gaziantep'te Mehmet Ali Yaprak'ın kaçırılması, bankaların trilyonluk kredileri gerçekte Ankara'da cereyan eden olayın muhtelif veçheleridir" cümlesiyle, bir dönemin karanlık cinayetleri bu yapılanmayla ilişkilendirildi.

Raporda "Susurluk nedir?" sorusuna "Kasım 1996'dan (kazanın meydana geldiği tarih) itibaren faili meçhul olaylar adeta bıçakla kesilir gibi durmuştur. Susurluk işte budur" yanıtı verildi.
Susurluk Raporu’nda Çiller dönemindeki faili meçhul cinayetler başta olmak üzere birçok karanlık olayla ilgili ayrıntılı bilgilere yer verildi.

DOSYA: KÜRT SORUNU


Çiller parti grubunda yaptığı konuşmada "Bir ülke, millet ve devlet uğruna kurşun atan da, kurşun yiyen de bizim için saygıyla anılır; onlar şereflidirler" diyerek, Susurluk’a adı karışanlara sahip çıktı.

Susurluk'taki trafik kazasının ardından ortaya çıkan olaylarla ilgili 14 sanığın yargılandığı dava, dördüncü yılın sonunda karara bağlandı. Özel Harekat Dairesi'nin eski başkan vekili İbrahim Şahin ve MİT eski görevlisi Korkut Eken, "Cürüm işlemek için çete oluşturmak ve bu çeteyi yönetmek" suçundan 6'şar yıl, çoğu özel timci diğer 12 sanık da yine "Cürüm işlemek için çete oluşturmak"tan 4'er yıl hapis cezasına çarptırıldı. Dava sanıklarından Sedat Bucak'a, "çeteye yardım" suçundan 1 yıl 15 gün hapis cezası verildi, ancak ceza ertelendi. Karanlık dönemle ilgili adı sıkça gündeme gelen dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Ağar ise "suç örgütü yönetmek" suçundan 5 yıl hapse mahkum oldu. Ağar, infaz yasası uyarınca 1 yıl hapis yattı.

Susurluk davasından bu kararlar çıksa da, Kürt işadamı ve siyasetçilere yönelik cinayetlerle ilgili soruşturmalarda sonuca ulaşılmadı. Yıllar geçtikçe unutulan davalar, Türkiye’deki Ergenekon davalarıyla birlikte yeniden gündeme geldi. Ergenekon savcısı Zekeriya Öz, 1993-96 yılları arasında işlenen cinayetlere ilişkin 2010 yılında yeniden soruşturma başlatı. Bazı olaylarla ilgili davalar ise 2000'li yıllarda açıldı.

Kaynak: Al Jazeera

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;