Görüş

10 numara Oğuzhan mı, Yunus mu olur?

Beşiktaş kadrosunun bu yıla özgü önemli bir avantajı, çok sayıda oyuncusunun Euro 2016’nın kıyısında olması. Ersan, İsmail, Tolga, Olcay, hatta cezası göz önüne alınınca Gökhan, hep çok iyi olmalılar Fransa’ya gitmek için. Milli takımın mevcut 10 numarası Oğuzhan’ın da iyi olması için bir başka özel sebep var: Mainz’lı Yunus Mallı, Türkiye’yi seçer ve takıma girerse, doğrudan Oğuzhan’ın formasına talip...

Oğuzhan Özyakup Arsenal altyapısında da oynadı. [AA]

Geçtiğimiz hafta içi Türk Milli Takımı’nın mucizevi bir Avrupa Şampiyonası bileti almasıyla özellikle yerlilerin havası değişmiş gibi: Bu hafta Selçuk İnan daha gayretliydi kesinlikle. Yasin Öztekin vites artırdı. Şener, Mehmet Topal, Hasan Ali istim üstündeler. Ama sayıca daha fazla çaba, Beşiktaş formalılarda. Zira Beşiktaş’ın sadece yerlileri değil, yabancıları da Euro 2016’da olmak için çok çalışmak zorundalar.

Siyah-beyazlıların Rizespor karşısındaki ilk 15 dakikaları kâbustu: Karaman’ın planı ilk çeyrekte kusursuz işledi, bir yardımcı hakem iptali, bir Deniz Kadah kafasında şansları yaver gitse iki erken gol bulabilirlerdi. Sonraki 75’teyse Beşiktaş yine bildiğiniz gibiydi. Topa daha fazla sahip olan, rakip sahada 8-10 tek paslık seriler yakalayan, keyif alan, keyif veren bir ekip. Önceki maçlardaki kadar pozisyon üretemedilerse, bunun nedeni karşılarında buldukları enerjik Afrika iskeleti idi: Rize’ninstoperleri Nijeryalı Oboabona-Fildişili Viera, Demokratik Kongolu ön liberosu Makiadi ve Kamerunlu santraforu Kweuke, kuvvet ve konsantrasyonlarıyla yıkması zor bir iskelet. Afrika Kupası’nın bir takvim değişikliği sebebiyle 2010-15 arası tam 4 kez düzenlenmesi, milli takıma giden oyuncuların işini büyük liglerde zorlaştırdı, birçok iyi Afrikalının rotasını Türkiye’ye çevirdi. Rize de bu işten iyi verim alanlardan. 
 

 Sırada Ajax’ın iki kanatta da izlediğimiz genç yıldızı El Ghazi ve Galatasaray’ın formda sol açığı Yasin Öztekin var. Şener tüm bu maçlarda bu sınavlara tek mi çıkacak? Eğer Gökhan birinde oynayacaksa, öncesinde bir 15 dakika alması gerekmez miydi? 

by Uğur Meleke

Yobo gibi, Makiadi gibi kaliteli Afrikalılar büyük liglerde formalarını Ocak-Şubat döneminde aniden gittikleri Afrika Kupası nedeniyle kaybederken, Avrupalılar için tam ters yönde bir hikaye var: Büyük turnuvalara gitmek isteyen Avrupalı performansları, kulüplerin yüzünü güldüren cinsten. Sneijder ve Kuyt’ın 2014’te çok iyi performanslar vermesinin altında Dünya Kupası’na gitme isteği var mesela. Şimdi bu isteği Euro 2016 öncesinde Quaresma’da-Gomez’de görüyor Beşiktaşlılar. 30’larının içindeki tecrübeli yıldızlar, belki de son büyük turnuva fırsatını kaçırmak istemiyorlar. Gomez, Euro 2016’da olmak istiyorsa bu yıl iyi işler yapmalı. Hem ligde, hem de Avrupa’da. Quaresma, Portekiz’de unutulmamak için oynamalı. Veli Kavlak, harika Avusturya Milli Takımı’nın bir parçası olmak istiyorsa, ikinci yarıda patlama yapmalı. Andreas Beck bile bu düşü görebilir aslında: Çünkü futbol bu, Almanya’nın zaten dar olan sağ bek rotasyonunda iki oyuncu sakatlansa, akla yine formda bir Beck gelebilir. Olmaz demeyin, Dünya Kupası 2014 finalinde Kramer’in de 11’de çıkacağını çok az insan tahmin edebilirdi. Ama sakatlıklar, şanssızlıklar kader değiştirebiliyor bazen. 

Beşiktaş’ın çok sayıda yerli milli oyuncusu olması da, işin bir başka boyutu. Tolga, İsmail, Ersan, Oğuzhan, Olcay, Gökhan Töre, Cenk Tosun, sezonu iyi götürüp 23 kişilik kadroda olma uğraşındalar. Şu anda milli takımın oyun kurucu rolünü üstlenen Oğuzhan’a sürpriz bir rakip çıkabilir üstelik: Mainz’ın on numarası Yunus Mallı, 2015’te Bundesliga’da attığı 12 golle, en skorer orta saha oyuncusu konumunda. Ve Alman Milli Takımı’nda onun pozisyonunun çok kalabalık olduğu göz önüne alındığında, Türkiye Milli Takımı’nı seçmesi daha olası gözüküyor.

Yunus, Oğuzhan kadar oyunu geniş gören bir oyuncu değil. Oğuzhan’ın daha geniş açılı gören bir vizörü var, ara pası, oyunu terse çevirme konularında uzman. Ama Yunus’un da ona göre artıları söz konusu: Kaybettiği topu çılgınca kovalayan çok enerjik bir oyuncu. 8 numara özelliğine sahip bir 10 numara. Daha da önemlisi, Oğuzhan’dan çok fazla gol atıyor. Zaman zaman ikinci santrafor rolünü üstleniyor, orta mesafe ayak içi isabetli şutlar atıyor. Sezon sonu Oğuzhan ondan daha fazla asist yapmış olabilir, ama Yunus da muhtemelen gol sayısında onu geçecektir. Eğer Oğuzhan milli takımda da formasını korumak istiyorsa, daha fazla öne gidip, daha fazla gol düşünmeli. Evet Beşiktaş’ta Sosa’nın birkaç adım arkasında oynamak gibi bir handikabı var. Ama şutunu geliştirirse, hep öyle yerden cılız vurmaktan vazgeçerse, pekala daha fazla skor yapabilir Oğuzhan...

Ba istatistiği yanıltıyor 

Daha önce yazılarımızda, konuşmalarımızda zaman zaman değindik: Genel kanının aksine, Ba daha önce Pereira ile çalışmış bir oyuncu değil. Porto’da Villas-Boas’tan görevi devraldığında hiç oynatmadan Academica’ya kiraladığı ve iki yıllık süreçte hiç çalışmadığı bir oyuncu. Hatta Souza-Pereira hikayesi de çok parlak sayılmaz: Pereira öncesi 20 maç oynayan Souza, onun ilk yılında sadece 8 maçta şans bulup Gremio’ya kiralanıyor. Yani Souza’yı da Porto’dan gönderen aynı Pereira...     

Durum böyleyken insan şaşırmadan edemiyor tabii: Porto’da beğenmediği bu iki adam nasıl oldu da Pereira’nın Fenerbahçe’de kritik oyuncuları oldular? Ba, Kadlec’in önüne nasıl geçti? Souza neden vazgeçilmez oldu?

Herkes, Kayseri önünde 11’de oynayıp harika bir frikik golü atan Van Persie’ye odaklanmışken, Fenerbahçe savunmasında Ba’nın rakibe ikram ettiği iki topu gözden kaçırıyor. 10’uncu dakikada Ba’nın hatalı pasını Deniz Türüç karşı karşıya değerlendiremedi. İkinci devrede de Ba’nın bir ıskası daha var ki şans eseri top Fenerbahçeliler’de kaldı. Ba’nın bu felaket yanlışlarını zayıf Kayseri değerlendiremedi, ama genç ve enerjik Ajax aynı cömertlikte olur mu, bilinmez... Bu arada son günlerde medyada Ba’lı Fenerbahçe savunmasının gol yememesiyle ilgili haberler dolaşıyor ki, bu da bir istatistiğin ne kadar yanıltıcı olabildiğinin kanıtı herhalde: Ligde Eskişehir ve Kayseri, Avrupa’da da Atromitos Fenerbahçe kalesine gelebildiler mi ki bu maçlarda sarı-lacivertliler gol yesin!

Fenerbahçe savunmasında konuşulması gereken bir başka konu da, Gökhan Gönül’ün henüz 10 dakika bile alamamış olması. Sarı-lacivertlilerin 8 günde karşılaşıyor olduğu 3 rakibinin ortak yönü, sol açıkta hızlı ve tehlikeli oyuncularının olması: Biseswar etkiliydi. Sırada Ajax’ın iki kanatta da izlediğimiz genç yıldızı El Ghazi ve Galatasaray’ın formda sol açığı Yasin Öztekin var. Şener tüm bu maçlarda bu sınavlara tek mi çıkacak? Eğer Gökhan birinde oynayacaksa, öncesinde bir 15 dakika alması gerekmez miydi? Caner-Hasan Ali döndürülerek, dinlendirilerek oynatılırken, Gökhan neden hâlâ rotasyona katılmadı? Cevaplarını bulmak zor doğrusu.    

[Fotoğraf: AA]

Bu transferler, Devler Ligi’ne yetmiyor

Gençlerbirliği önünde ilk yarıdaki yanlış dizilişin bedelini 1-0 geriye düşerek ödeyen sarı-kırmızılılar ikinci devrede fabrika ayarlarına dönünce farka gitti. Chedjou, Yasin ve Sneijder’ın ekstra oyunlarının da altını çizmek gerek tabii.

Bu arada dikkat çekici bir başka detay da, Carole, Rodriguez, Podolski, Bilal gibi yeni transferlerin hepsinin 11’de olması ve hepsinin iyi oynaması idi. Sezon başı transfer politikası eleştirilen Hamzaoğlu’nun tercihleri doğru muydu yoksa?

Bu sorunun yanıtını ararken aklıma ister istemez Bilal’in sezon başı yaptığı o akıllı açıklama da geliyor: “Benim Galatasaray’da yeterli olup olmayacağım tartışılıyor. Nedenini anlayamıyorum. Akhisar formasıyla karşılaştığımız rakiplerle, Galatasaray formasıyla karşılaştığımız rakipler aynı değil mi? Süper Lig takımlarıyla oynamıyor muyuz yine?”

Bilal, bu açıklamasında haklı olduğunu lig performansıyla gösteriyor zaten. Ama Şampiyonlar Ligi için aynı denklemi kurmanın doğru olmadığını söyleyebiliriz rahatlıkla. Geçen yıl Devler Ligi’nde bir Chedjou çılgınlığıyla 1 puan çıkarabilen Galatasaray’ın bu yıl daha fazlasını yapması için daha güçlü takviyelere ihtiyacı vardı. Eksik kalan da o zaten.

Süper Lig’de 3 büyüklerin hegemonyası ortada. Formaları, ilk üçe giriyor zaten. Son 4 yılın 3’ünü şampiyon kapatmış, son 12 kupanın 8’ini almış Galatasaray’ın da bu çizgisinden geri düşmesi için özel bir neden yok. Ama Şampiyonlar Ligi farklı işte. Büyük problem de o.

Uğur Meleke, Milliyet Gazetesi spor yazarı.

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera’nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;