Görüş

AB-Türkiye ilişkilerinde yeni bir soluk şart

"Avrupa Birliği ve Türkiye, hiçbir zaman birbirine bu kadar muhtaç, fakat bir o kadar da mesafeli olmamıştı" diyen Bağımsız Türkiye Komisyonu üyesi Avrupalı siyasetçiler tarafları karşılıklı adım atmaya çağırdı.

3 Ekim 2005'te başlayan Türkiye-AB müzakere sürecinde 35 fasıl var. Bunlardan şimdiye kadar 14'ü açıldı, 8'i ise askıya alınmış durumda. [Fotoğraf: Reuters-Arşiv]

Türkiye, 15-16 Kasım 2015 tarihlerinde onuncu kez düzenlenecek G-20 Liderler Zirvesi'ne ev sahipliği yapacak. Ankara'nın dünya sahnesinde oynayacağı bu önemli rol, ülkenin giderek genişleyen bir istikrarsızlık çemberiyle çevrelendiği, tuhaf bir sürece denk geliyor.

Aslına bakılırsa, Türkiye'nin yakın çevresinde, biri Soğuk Savaş sonrası Rusya ile varılan uzlaşma ve diğeri de 1916 Sykes-Picot ve 1919 Versay Antlaşmaları ile belirlenen Ortadoğu ulusal sınırları olmak üzere iki ayrı jeopolitik düzen ortaya çıkmakta. Avrupa Birliği ve Türkiye, hiçbir zaman birbirine bu kadar muhtaç, fakat bir o kadar da mesafeli olmamıştı.

Türkiye artık bölgenin yükselen yıldızı değil. Ankara'nın ekonomik açıdan atılım yaptığı, gerçek demokrasi yolunda ilerleme kaydettiği ve bölgedeki pek çok ülkeye ilham kaynağı olduğu günler geride kaldı. 

Türkiye artık Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın iktidardaki 12 yılının ilk yarısında olduğu gibi bölgenin yükselen yıldızı değil. Ankara'nın ekonomik açıdan atılım yaptığı, gerçek demokrasi yolunda ilerleme kaydettiği ve bölgedeki pek çok ülkeye ilham kaynağı olduğu günler geride kaldı. Türkiye bugün, artan otoriterlik, etkileyicilikten uzak bir büyüme ve Kürt barış sürecinde kararsızlık gibi bir dizi sorunla karşı karşıya. Suriye ile 900 kilometre uzunluğunda sınırı olan ülke, 2 milyon civarında Suriyeli sığınmacıya ev sahipliği yapıyor ve Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) kaynaklı saldırı ve sızma girişimlerine açık durumda. İran ve İsrail ile gerilimler derinleşirken, rövanşist bir tutum içindeki Rusya'ya olan enerji bağımlılığı da giderek artıyor.

Türkiye, bu sorunlarla tek başına mücadele edebilecek durumda değil. AB, Türkiye'nin ticaretinde yüzde 40, doğrudan yabancı yatırımlarda yüzde 70 ve turizm sektöründe yüzde 50'den fazla paya sahip. Diğer taraftan, Ankara'nın güney komşuları ile olan ekonomik ilişkileri 2011 yılında başlayan Arap Baharı ile düşüşe geçti.

Bu durum Türk kamuoyuna da yansımış durumda. Ülkede AB'ye yönelik destek 2009 yılında yüzde 34 iken, geçen yıl yüzde 53'e yükseldi. Basitçe ifade edecek olursak, Türkiye, AB ve Atlantik ötesi toplumla yakın işbirliği dışında cazip bir seçeneği olmadığı gerçeğinin farkına varıyor. Eylül 2014'te Avrupa Birliği Bakanı Volkan Bozkır'ın açıkladığı Yeni Avrupa Birliği Stratejisi de bu gerçeğin üstü kapalı kabulü olarak okunabilir.

Diğer yandan, Avrupa da istikrarlı, demokratik ve Batı yönelimli bir Türkiye'ye hiç bu denli muhtaç olmamıştı. Türkiye'nin işbirliği olmazsa, Avrupa ve uluslararası toplum, yabancı savaşçılarla başa çıkmakta, IŞİD'i alt etmekte, Irak'ı istikrara kavuşturmakta ve Suriye kördüğümünü çözecek siyasi bir yol bulmakta zorlanacaktır. AB, kaynakları çeşitlendirerek enerji güvenliğini teminat altına alma konusunda da Türkiye ile sağlam bir ortaklığa ihtiyaç duymakta.

Fakat tüm bunlara rağmen, AB ve Türkiye birbirine yakınlaşacağına uzaklaşıyor. İfade özgürlüğü, kuvvetler ayrılığı ve hukuk devleti ilkeleri Erdoğan döneminde giderek erozyona uğradı. Ülke, bölgedeki mezhep çatışmalarının içine çekilme ve Vladimir Putin liderliğindeki Rusya'dan yükselen otoriterlik alarmlarının tahrikine kapılma riski ile karşı karşıya.

Ankara, geçen yılın sonlarına doğru Fethullah Gülen'e yakın medya kuruluşlarına yönelik baskıları artırınca, AB-Türkiye ilişkileri de yeni bir dip noktasını görmüş oldu. Operasyona AB kanadından sert eleştiri gelirken, Erdoğan eleştirileri öfkeli bir dille reddetti.

Avrupa'da kimi kesimlere göre Türkiye'de hak ve özgürlükler sorunu öylesine ciddi bir boyuta ulaştı ki ülkenin zaten can çekişen AB katılım sürecinin askıya alınması şart oldu. İşin aslı, Ankara'nın Kopenhag siyasi kriterlerini yerine getirdiğini söylemek zor. Örneğin, Türkiye, Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü'nün Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi'nde 180 ülke arasında 154. sıraya gerilemiş durumda.

Türkiye'nin işbirliği olmazsa, Avrupa ve uluslararası toplum, yabancı savaşçılarla başa çıkmakta, IŞİD'i alt etmekte, Irak'ı istikrara kavuşturmakta ve Suriye kördüğümünü çözecek siyasi bir yol bulmakta zorlanacaktır.

Ancak katılım müzakerelerinin resmen askıya alınması, Türkiye'nin demokratikleşme ve AB ile uyum hedeflerinin peşinden gitmesi için geriye kalan son teşvik unsurunu da ortadan kaldırmaktan başka bir işe yaramayacaktır. AB bunun yerine iki kat çaba harcayarak hem demokratik açıdan gerileyen Türkiye'ye yönelik eleştirilerini, hem de katılım sürecinin güvenilirliğini pekiştirmeli.

Şimdiye dek Türkiye'nin Birliğe katılımı önündeki en büyük engel Kıbrıs meselesiydi. AB üyeleri, gereken değişikliğin gerçekleşebilmesi için Kıbrıs hükümeti ile daha etkin şekilde ilişki kurmalı. Bu sayede, Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Komisyonu'nun savunduğu üzere haklar, temel özgürlükler ve yargı ile ilgili 23. ve 24. başlıkların açılması mümkün olacaktır. Böylece AB, eleştirilerini uygun yasal çerçeve içerisinde yöneltebilecek, Türk liderler ise artık AB'nin kaygılarını bir kenara itebilecek konumda olmayacaktır.  

Müzakereler üzerindeki engelin kaldırılması, Avrupa kadar Kıbrıs'ın da işine gelir. Türkiye'nin istikrarlı bir demokrasi olması en büyük faydayı Kıbrıs'a sağlayacak; ancak çözülme sürecinden geçen bir bölgede demokratiklikten uzaklaşan bir Türkiye, Kıbrıs'ın da Avrupa'nın da menfaatlerini ciddi şekilde tehdit edecektir.

AB katılım sürecinin ötesinde, her iki taraf nezdinde yeniden güven tesis edip somut fayda sağlayacak ve dolayısıyla sorunlu, ancak yine de stratejik niteliği giderek artan Ankara-AB ilişkilerini yeniden canlandıracak başka önemli adımlar da atılmalı. Bu adımlar kapsamında terörle mücadele, Suriyeli sığınmacılar, Libya'dan Ukrayna'ya dünya genelindeki krizler, gümrük birliği anlaşmasının geliştirilmesi ve modernizasyonu (Dünya Bankası'nın da desteklediği üzere) ve vize serbestisi gibi alanlarda AB-Türkiye işbirliğinin derinleştirilmesi gerekiyor.

Söz konusu adımlar, sağlam bir katılım sürecine alternatif olmasa da, sürecin canlandırılması açısından fayda sağlar. Her şeyin ötesinde, Türkiye'nin Avrupa ailesine dahil edilmesiyle birlikte ülkenin ortak Avrupa değerlerinden tehlikeli bir şekilde uzaklaşmasının önü alınmış olur.

Martti Ahtisaari, Nobel Barış Ödülü sahibi eski Finlandiya Cumhurbaşkanı ve Bağımsız Türkiye Komisyonu Başkanı.

Emma Bonino, İtalya'nın eski Dışişleri Bakanı ve Avrupa Komisyonu Üyesi. Twitter'dan takip edin: @emmabonino

Albert Rohan, Avusturya'nın eski Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri.

Bu makalede ayrıca, Münih Güvenlik Konferansı Başkanı Wolfgang Ischinger; Hollanda'nın eski Dışişleri Bakanı ve Dış İlişkilerden Sorumlu Avrupa Komisyonu Üyesi Hans van den Broek; İspanya'nın eski Dışişleri Bakanı Marcelino Oreja Aguirre; Fransa'nın eski Başbakanı Michel Rocard ve Roma Uluslararası İlişkiler Enstitüsü Başkan Yardımcısı ve Bağımsız Türkiye Komisyonu Raportörü Nathalie Tocci'nin imzası bulunmaktadır.

Bu makalenin ilk nüshası Project Syndicate tarafından yayımlanmıştır.

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera’nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Martti Ahtisaari

Martti Ahtisaari

Martti Ahtisaari, Nobel Barış Ödülü sahibi eski Finlandiya Cumhurbaşkanı ve Bağımsız Türkiye Komisyonu Başkanı. Devamını oku

Emma Bonino

Emma Bonino

Emma Bonino, İtalya'nın eski Dışişleri Bakanı ve Avrupa Komisyonu Üyesi. Devamını oku

Albert Rohan

Albert Rohan

Albert Rohan, Avusturya Dışişleri Bakanlığı eski Genel Sekreteri. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;