Görüş

Bırakınız (formayı) kendileri alsınlar

Türkiye Basketbol Ligi'nde yabancı oyuncu sınırlamasının gevşetilmesi yerli oyuncuların önünü mü kesecek? Yoksa bu uygulama zaten kendini geliştirmekte zorlanan yerli oyuncular için yeni bir fırsata dönüşebilir mi? Maç spikeri ve spor yazarı Orkun Çolakoğlu, tartışmayı Al Jazeera için değerlendirdi.

Konular: Spor
Çolakoğlu, yerli oyuncuların önünü açmak için farklı bir yol denemenin zamanı geldi, diyor. [Fotoğraf: AA]

Pazar gecesi Avrupa 20 Yaş Altı Basketbol Şampiyonası’nın finalinde İspanya’yı yenerek şampiyon olan Türkiye’nin kupayı kaldırmasının üstünden çok geçmeden, hatta belki de kupa töreni bile başlamamışken, sosyal medyada konu ligdeki yabancı oyuncu sayısına gelmişti.

Eleştiriler, kendi ülkelerinin liginin, Avrupa şampiyonu olmuş bu gençlerin forma şansı bulmaları için yeterince elverişli olmaması üzerineydi.

Eski basketbolcu ve Lig TV yorumcusu Tufan Ersöz Twitter’da “Bu çocuklar oynayabilecekleri bir ligi hak ediyorlar” yazarken, gelmiş geçmiş en başarılı Türk basketbolcu olduğu savı ortaya sürülebilecek Mehmet Okur ise daha final maçından önce aynı mecrada “Şampiyon olun da bu yeni yabancı kuralını getirenler utansın!” mesajını paylaşmıştı bile.

Okur’un sözünü ettiği, kısa süre önce kabul edilen ve gelecek sezondan itibaren Türkiye Ligi’nde geçerli olacak, beş yabancı oyuncunun aynı anda sahada ve altı yabancı oyuncunun da kadroda olmasına izin veren düzenleme. Geçtiğimiz sezon ligde 3+2 (sahada üç, kenarda iki yabancı) kuralının geçerli olduğunu düşünürsek, epey ciddi bir değişiklik. Toplam yabancı sayısı yalnızca bir sayı artıyor ama Türk ya da Türk pasaportlu oyunculara sahada garanti edilen iki kişilik yer ortadan kalkıyor.

Tamam, bu yabancı kuralı düzenlemesiyle genç oyuncuların ülkenin en üst düzey liginde süre almalarının daha kolay hale gelmediği kesin. Ancak sorulması gereken soru şu olmalı: Pasaportlarının belli bir oynama süresini rezerve etmesini sağlamak, bu gençlerin basketbol kariyerleri için gerçekten olumlu bir şey mi?

Tamam, bu yabancı kuralı düzenlemesiyle genç oyuncuların ülkenin en üst düzey liginde süre almalarının daha kolay hale gelmediği kesin. Ancak sorulması gereken soru şu olmalı: Pasaportlarının belli bir oynama süresini rezerve etmesini sağlamak, bu gençlerin basketbol kariyerleri için gerçekten olumlu bir şey mi?

by Orkun Çolakoğlu


Biraz geriye gidip, bu takıma yakın bir örneği hatırlayalım. Çok geriye değil; 2006’ya... İzmir’de düzenlenen 20 Yaş Altı Avrupa Şampiyonası’nda Türkiye finalde Sırbistan-Karadağ’a kaybederek ikincilikte kalmıştı ama o takımı oluşturan jenerasyonun geleceğine dair büyük ümitler besleniyordu. Örneğin basketbol yorumcusu Kaan Kural’ın o turnuva öncesinde “Slam” dergisinde şöyle yazdığını görüyoruz:

“Bugüne kadar Türkiye’nin gelmiş geçmiş en verimli jenerasyonu tartışmasız olarak 1979-80 doğumlulardı. (...) Ancak bu efsane kadroya bir rakip geliyor. Daha konuşmak için erken ama yetenek olarak en az kendilerinden yedi yaş büyük ağabeyleri kadar potansiyelli olduklarını söylemek gerek. Artık 19-20 yaşlarına gelen bu gençler Türk basketbolunun önümüzdeki 10 yılını sürükleyecek.”

Kaan Kural’ın söylediklerinin herhangi bir referansa ihtiyacı yok elbet ama takımdaki oyuncuların potansiyellerine dair somut bazı örnekler vermek gerekirse: O tarihte Ersan İlyasova ve Cenk Akyol NBA draftında seçilmiş, Hakan Demirel, Semih Erden ve Oğuz Savaş ise ligde Fenerbahçe ve Ülker gibi önemli takımlarda ciddi süreler alır vaziyettelerdi. Şu an Türkiye’nin en önemli oyuncusu durumundaki Ömer Aşık, yetenek açısından gayet zengin bu takımda -basketbola geç başlamasının da payıyla- ancak yedek konumundaydı.

Gelinen noktadaysa o takımın iki oyuncu dışında tam bir hayalkırıklığına dönüştüğünü söylemek kimseye haksızlık olmaz. Önemli bir skorer olması beklenen Cenk Akyol savrulan kariyerini son dönemde biraz toparladı fakat artık bir ceza şutöründen çok daha fazlası değil. Avrupa’nın en önemli birkaç pivotundan olacak denilen Oğuz Savaş, benzer şekilde, ancak uygun eşleşme yakalanıp titizlikle kullanılırsa faydalı olabilen bir isim. Semih Erden, geçtiğimiz sezon başka pivotu olmayan takımı Anadolu Efes’i oynamamasının takım için daha hayırlı olacağına ikna etmeyi başarmıştı ve maalesef kariyerini özetleyen başarısı (!) da bu olabilir. Hakan Demirel’in nerede ne yaptığını söyleyebilmeniz için ya Türkiye Ligi’nin sıkı bir takipçisi olmanız ya da internet kullanmanız gerekiyor.

1986-87 jenerasyonunun üst düzeyde uzun süre başarılı olabilen iki oyuncusu Ersan İlyasova ve Ömer Aşık. Ortak özellikleri, erken yaşta Türkiye’den ayrılıp kariyerlerine ülke dışında devam etmiş olmaları. İlyasova, kendisini draft eden Milwaukee Bucks’a katıldığında 18 yaşındaydı ve o günden sonra yalnızca NBA lokavtı esnasında Anadolu Efes’te oynamak üzere Türkiye Ligi’ne döndü. Profesyonel düzeyde ilk büyük çıkışını 2007’de formasını giymeye başladığı Barcelona’da yaşadı ve 2009’da döndüğü Milwaukee’de önemli bir NBA oyuncusu haline geldi. Aşık ise Chicago’ya gittiğinde 24 yaşındaydı ve Fenerbahçe Ülker’de önemli bir pota altı oyuncusuna dönüşmüştü ama NBA’de kendini daha da geliştirdiği yadsınamaz. Bugün NBA’in potayı en iyi koruyan uzunları arasında gösteriliyor.

1986-87 jenerasyonunun üst düzeyde uzun süre başarılı olabilen iki oyuncusu Ersan İlyasova ve Ömer Aşık. Ortak özellikleri, erken yaşta Türkiye’den ayrılıp kariyerlerine ülke dışında devam etmiş olmaları. 

by Orkun Çolakoğlu


Rekabetten çıkan

Ersan İlyasova ve Ömer Aşık, dünya basketbolunun en üst düzey arenasında önemli birer oyuncu haline gelirken bunu oynamalarını garanti altına alan düzenlemeler, kontenjanlar, zorunluluklar sayesinde başarmadılar.

İlyasova Amerika’daki ilk sezonunda Milwaukee’yle tek bir NBA maçına bile çıkamadı. Ancak takımın NBA Gelişim Ligi’ndeki temsilcisi Tulsa’da oynarken çalışmaya devam etti. Evet, Ersan İlyasova zaten Avrupa’da kendi jenerasyonunun en yetenekli oyuncularından biri olarak gösteriliyordu ve başarılı olması anormal bir durum değil. Bununla birlikte, daha Türkiye’de profesyonel seviyede doğru dürüst oynamıyorken Amerika macerasına başladığını göz önünde tutmak gerekiyor. Pasaportunun ona ayrıcalık sağlamadığı bir ortamda mücadele etmek onu yolundan alıkoyamadığı gibi, muhtemelen Türkiye’de kalsa olacağından çok daha iyi bir oyuncu haline getirdi.

Keza Aşık, 2010’da NBA’e adım attığında kendisini şampiyonluk hedefiyle yola çıkan, zengin bir Bulls kadrosunun içinde buldu. Önünde ligin en iyi pivotlarından Joakim Noah vardı ve çaylak yılında maç başına ancak 12 dakika sahada kalabildi. İkinci sezonunda bu süre biraz artsa da yine 15 dakikanın altında kaldı. Ama ligin en iyi savunma takımlarından birinde, en iyi savunma koçunun yönetiminde oynarken yaptıkları dikkatlerden kaçmadı ve 2012 yazında Houston Rockets ona yüklü bir kontratla birlikte ilk beş pozisyonu teklif etti.

Pasaportun getirdiği bir avantaj olmaksızın rakipleriyle mücadele eden oyuncuların bu sayede kendilerini geliştirdikleri, takımlar sahaya ancak belli sayıda yabancı çıkarabildikleri için atlaması gereken eşik fazla yüksek olmayan diğerlerinin ise bu 'rahatlıktan' ötürü beklentilerin altında kaldıkları gibi bir kesinlikten bahsedemeyiz. Belki de tüm bunlar büyük bir tesadüfün eseriydi. Belki de Ersan ve Ömer kariyerlerine Türkiye’de de devam etseler bu seviyeye ulaşabileceklerdi. Belki de milli takımdan arkadaşları ortada yabancı sınırı olmasa bile ancak bu noktaya kadar gelebileceklerdi. Belki de sorun çabuk tatmin olmaları değildi ya da sorun buysa bile bugünkü gibi bir yabancı kontenjanı çözüm için yeterli olmayacaktı. (Öyle ya, Semih Erden de NBA’e gidip geldi.)

Fakat örnekler ortada. Türkiye Ligi’ndeki takımların en değerli oyuncularının ezici çoğunluğu yabancıyken, yerli ve yabancı oyuncuların kazançlarının oranının çarpıklığı da ortada. Türkiye Ligi’nde uzun süredir profesyonel kariyerinin başına göre ciddi gelişim gösteren yeni bir yerli oyuncu görmediğimiz gerçeği ortada. Devşirme Emir Preldzic’in bile 2011’de Türkiye A Milli Takımı’nda oynama hakkı elde ettikten sonra, ilerlemek bir yana neredeyse geriye gittiği ortada. Milli takım aday kadrosunun durumu ortada.

Bütün bu elimizdekilere bakınca, yabancı oyuncu sayısının sınırlı tutulmasının, pazar günü Avrupa Şampiyonu olan gençlerin gelişimi için faydalı olacağına dair ikna edici bir şey ve hayıflanmak için bir sebep göremiyorum. Bence biraz farklı bir yolu denemenin zamanı geldi.

Orkun Çolakoğlu, D-Smart spor kanallarında maç spikeri. yazihaneden.com internet sitesinde çoğunlukla basketbol üzerine amatör olarak yazıyor. Bunu daha önce batug.com'da yapıyordu.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Al Jazeera'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Orkun Çolakoğlu

D-Smart spor kanallarında maç spikeri. yazihaneden.com internet sitesinde çoğunlukla basketbol üzerine amatör olarak yazıyor. Bunu daha önce batug.com'da yapıyordu. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;