Görüş

CHP ile Kürtlerin sancılı ilişkisi

Kürt sorununun demokratik çözümüne yönelik önemli girişimler yapılmış olsa da, ulusalcı kanattan gelen tek bir atak ya da karşı atak bile, CHP’nin kökleri derinlerde yatan inkarcı ve ırkçı ruhundan arınmasının imkansız olduğu inancının Kürtlerin çok büyük bir kısmında iyice yerleşmesine neden oluyor.

Mithat Sancar'a göre CHP, Kılıçdaroğlu döneminde Baykal dönemiyle kıyaslanamayacak ölçüde pozitif tutum takındı. [cha]

30 Mart seçimlerinin CHP açısından ve kamuoyu için sürpriz olmayan en önemli yanı, Kürt illerindeki tablo ve bu tabloda CHP’nin silik bir nokta olarak yer almasıdır. CHP, bir zamanlar seçimlerden birinci veya ikinci parti olarak çıktığı bu illerde, uzun süreden beri marjinal bir parti konumuna gelmiştir. 30 Mart seçimleri, bu durumu bir kez daha tescil etmiştir.

Kaç zamandır sorulan ve artık neredeyse ilginçliğini kaybetmiş olan soru, hararetle ve yaygın biçimde olmasa da bu vesileyle yeniden gündeme geldi: Kürtler neden CHP’ye oy vermiyor? Bu yazıda, CHP – Kürtler – Kürt sorunu konusunu okuru rakamlara boğmadan genel değerlendirmeler çerçevesinde ele almaya çalışacağım.

1970’lerin CHP’si

CHP’nin siyasal kadrolar ve seçmen desteği açısından Kürtlerle ilişkisi, hep böyle kötü değildi. İlişkinin en iyi hali, 1970’lerde yaşandı. Bu yıllarda CHP, başta Diyarbakır olmak üzere bölgenin birçok yerinde güçlü bir desteğe sahipti. Mesela 1973 genel seçimlerinde, CHP Diyarbakır’da yüzde 30 oy alarak birinci olmuş ve 7 milletvekilinden 3’ünü almıştı. En yakın rakibi Adalet Partisi’nin ise oy oranı yüzde 20, çıkardığı milletvekili sayısı da 2 idi.

1977 genel seçimlerinde de CHP Diyarbakır’da yine birinci parti oldu. Oy oranı yüzde 34’e çıktı, milletvekili sayısı ise değişmedi.

Bu yılların CHP’si, sistem içinde kendi örgütleriyle yer bulmakta zorlanan başta Kürtler olmak çeşitli kesimlerin siyaset yaptığı bir tür koalisyon partisi niteliği taşıyordu. Kürt coğrafyasındaki CHP teşkilatlarının çoğu Kürt siyasetçilerin kontrolündeydi, milletvekili listelerinde de kimliğini sahiplenen, en azından reddetmeyen çok sayıda isim yer bulabiliyordu.

CHP’nin siyasal kadrolar ve seçmen desteği açısından Kürtlerle ilişkisi, hep böyle kötü değildi. İlişkinin en iyi hali, 1970’lerde yaşandı. Bu yıllarda CHP, başta Diyarbakır olmak üzere bölgenin birçok yerinde güçlü bir desteğe sahipti.

by Mithat Sancar

Öte yandan, Bülent Ecevit’in genel başkanlığında “halkçı” motifler ve “özgürlükçü” söylem unsurları kullanmasından dolayı Kürtler CHP’ye katılmakta ve oy vermekte fazla zorlanmıyorlardı.

SHP dönemi

12 Eylül darbesinden sonra, tüm Türkiye’de olduğu gibi Kürt coğrafyasında da dengeler değişti. Kürt sorununun, dipte kaynayan büyük bir ateş dalgası haline gelmesi bu yıllarda oldu. PKK’nin 1984’te silahlı mücadeleye başlamasıyla, bu dalga dışa vurdu.

12 Eylül sonrasında CHP – Kürtler ilişkisi, SHP hesaba katılmadan değerlendirilemez. SODEP ile Halkçı Parti’nin birleşmesinin bir ürünü olan SHP, 1985’te CHP arazisine yerleşmek üzere kuruldu. Bunda belli bir süre için başarılı da oldu. Girdiği ilk seçimler olan 1987 genel seçimlerinde yüzde 24 oy alarak, ana muhalefet partisi konumuna yerleşti.

Bu yılların SHP’si, CHP’nin 70’lerdeki çoğulcu yapısına benziyordu. Mesela 1987 seçimlerinde çıkardığı 99 milletvekili arasında, daha sonra Kürt siyasetinde önemli rol oynayacak isimler de bulunuyordu. Bu yapısıyla girdiği 1989 yerel seçimlerinde, oylarını önemli oranda artırdı ve birinci parti oldu.

Aslında Kürtlerle iplerin kopmaya başlaması da, paradoksal bir şekilde tam bu dönemde oldu. SHP’de Deniz Baykal ekibinin, Kürtlerle ittifaktan rahatsız olduğu biliniyordu. 1988’deki Kurultay’da bu ekip parti meclisinde çoğunluğu ele geçirdi.

Parti içindeki gerilim, 1989’da Paris’te düzenlenen “Kürt Konferansı”na katıldıkları için yedi milletvekilinin partiden ihraç edilmesiyle dramatik bir şekilde dışa vurdu. Kürtlerin ayrı bir parti altında toplanmasına giden yolun açılmasında bu olay belirleyici oldu. İhraçlardan kısa bir süre sonra, 1990’da, Halkın Emek Partisi (HEP) kuruldu.

SHP, ihraçlar ve ardından yaşanan gerilimin derinden zedelediği Kürtlerle ilişkiyi tamir etmek için, 1991 seçimlerine HEP’le ittifak yaparak girdi. Kürt illerinde seçilebilecek yerlerden Kürt siyasetçiler, aday listelerine yerleştirildi. Buralarda SHP adına adeta oy patlaması yaşandı. Buna karşılık, başta Ege, Trakya ve Karadeniz bölgeleri olmak üzere Türkiye’nin batısında SHP ciddi oy kaybetti. Toplamda da oyları, bir önceki seçime göre düşerek yüzde 20 civarına geriledi. Kürtlerle ittifaka karşı çıkan parti içi çevreler, bu durumu, itirazlarını yükseltme ve eleştirilerini sertleştirmek için bir koz olarak kullandılar.

Kürtlerle birliktelik, partinin geleneksel dokusunu zorluyordu. SHP’nin DYP’yle koalisyon ortağı olarak hükümette yer aldığı bu yıllarda Kürt sorununda devlet politikası da giderek sertleşti. Bu gidişin en sert kavşaklarından biri, 1992’deki Newroz gösterilerinde çok sayıda insanın güvenlik güçleri tarafından öldürülmesi oldu. HEP’li milletvekillerinin SHP’den ayrılmaları ve DEP’i kurmaları da bu tarihe rastlar. SHP’nin koalisyon ortağı olarak hükümette kaldığı 1990’ların ilk yarısı, aynı zamanda köy yakmalar ve faili meçhul cinayetler dahil, ağır insanlık suçları ve insan hakları ihlallerinin en yoğun yaşandığı dönemdi.

Baykal dönemi ve “yeniden” CHP

Kürtlerin SHP’yle, esasında genel olarak CHP geleneğindeki partilerle yaşadıkları ve günümüze kadar pekişerek devam eden kopuş, bu dönemde gerçekleşti. Ancak bu olayı, konjonktürel şartlara bağlamak yanlış olur. O yıllarda yaşanan başka gelişmeler, kopuşun derin ve yapısal bir nitelik taşımasına yol açtı. Bu gelişmelerin başında, 12 Eylül’de kapatılan partilerin aynı isimlerle tekrar açılmasını engelleyen yasakların kaldırılmasıyla birlikte, CHP’nin canlandırılması gelir.

AB’ye uyum çerçevesinde çeşitli alanlarda reformların yapıldığı ve Kürt sorununda siyasal çözüm arayışlarının yoğunlaştığı 2000’li yıllarda CHP, zamanı durdurma misyonuna soyunduğu havasını yayan yaklaşım ve tutumlara daha fazla sarıldı.

by Mithat Sancar

1992’de yeniden açılan ve genel başkanlığına Deniz Baykal’ın seçildiği “yeniden açılan” CHP’nin en bariz özelliğini, 1970’lerin geleneğinden radikal bir biçimde ayrılması oluşturur. Baykal’ın liderliğinde CHP, etno-kültürel bir kimlik partisi olarak inşa edildi. 1995’ten itibaren belirginleşen bu hat üzerinde CHP, esas itibariyle, “kentli, laik, orta sınıf Türkler”in partisi haline geldi. Laiklik ekseninde militan bir angajman ve Kürt sorununda geleneksel anlayışın sert muhafızlığı, “yeniden” CHP’nin ideolojik kimliğini belirleyen temel unsurlar olarak işlendi. Çözüm öneren pozitif siyaset yerine, katı defansa dayalı negatif siyaset tarzını benimseyen CHP, adeta toplumsal gerçeklerle amansız bir kavgaya tutuşan hırçın bir görüntü sundu. AB’ye uyum çerçevesinde çeşitli alanlarda reformların yapıldığı ve Kürt sorununda siyasal çözüm arayışlarının yoğunlaştığı 2000’li yıllarda CHP, zamanı durdurma misyonuna soyunduğu havasını yayan yaklaşım ve tutumlara daha fazla sarıldı. Parti, sanki mevcut ve muhtemel “açılım”ların önünü tıkamaya odaklanmıştı ve kriz üretim merkezi gibi çalışıyordu.

Bu etno-kültürel ve ideolojik kimliğe bürünmek, bu kimliğin tabanını oluşturan sosyolojiyi CHP etrafında kenetlemeyi öncelikli hedef haline getirme sonucunu da doğurdu. 1999 seçimlerindeki hezimeti bir kenara koyarsak, CHP’nin 2002 ve 2007 genel seçimleri ile 2004 ve 2009 yerel seçimlerinde aldığı oyların oranına ve en çok oy aldığı şehirlere bakıldığında, bu durum açıkça görülür. Buna göre, CHP, yüzde 18 – 22 bandına sıkışmış, dayandığı sosyolojinin ve belirlediği kimliğin sınırlarına hapsolmuştur. Kimlik bilincinin ve siyasal dinamizmin yoğun olduğu Kürt illerinde neredeyse silinmiş, muhafazakâr kimliğin belirgin olduğu Anadolu şehirlerinde de etkisizleşmiştir.

Bu yapısıyla, Kürtlerin kolektif hafızasında travmatik yeri bulunan tek parti döneminin zihniyetini ve pratiklerini yeniden ve yeniden hatırlatan CHP, birkaç yıl önce başlayan kopuşu en dip noktalara taşıdı.

Kılıçdaroğlu dönemi ve “yeni” CHP

Delege sistemi dolayısıyla mevcut örgüt içinde yeniden “yenilenme” yollarının da aşırı derecede zorlaştığı bir zamanda, Deniz Baykal şaibeli bir müdahaleyle tasfiye edildi. Mayıs 2010’daki Kurultay’da genel başkanlığa seçilen Kemal Kılıçdaroğlu’yla CHP’de “yeni” bir dönem başladı.

Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP, bir kriz partisi olmaktan büyük ölçüde uzaklaştı. Yeni yönetim, negatif siyaset tarzını terk etmek için de çaba harcıyor. Fakat bunlar, Baykal döneminde sıkı bir şekilde örülen etno-kültürel kimlik çemberini kıracak bir çapa ve ağırlığa bir türlü ulaşamıyor.

by Mithat Sancar

Kılıçdaroğlu dönemi, CHP’yi 1970’lerin yapısına kavuşturma niyeti olarak yorumlanabilecek adımlarla başladı. Merkez sağdan ve Kürt siyasal dünyasından simge niteliği taşıyan isimlerin parti yönetim kademelerine yerleştirilmeleri, bu adımların en dikkat çekici olanıdır. Diğer taraftan, laiklik ve Kürt sorunu gibi alanlarda daha esnek bir yol izleneceğine dair işaretler de verildi. Bu havayla girilen 2011 genel seçimlerinde, yüzde 26 civarında oy alındı. Başarı sayılabilecek bu sonuç, CHP’nin ülke siyasetinde yapıcı rol oynayacak güçlü bir aktör olacağı yönünde iyimser bir beklenti yarattı. Partinin yeni yönetiminin “yenilikçi” olma iddiası ya da vaatleri, bu havayı güçlendirdi.

Ancak çok geçmeden CHP’deki yapısal sorunlar ve sınırlar da su yüzüne çıkmaya başladı. Gerçi Kürt sorununda ve başörtüsü meselesinde, Baykal dönemiyle kıyaslanmayacak derecede “pozitif” bir tutum takınıldı, lakin her bir “yenilikçi” hamle, parti içinden “gelenekçi” (buna ulusalcı da diyebiliriz) bir bariyerle karşılaştı. Sonuçta her bir kanadın diğerine karşı teyakkuzda olduğu, Kılıçdaroğlu’nun da önemli bütün konularda kanatlar arasındaki dengeyi gözeterek hareket ettiği bir tablo ortaya çıktı.

Gerçi Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP, bir kriz partisi olmaktan büyük ölçüde uzaklaştı. Yeni yönetim, negatif siyaset tarzını terk etmek için de çaba harcıyor. Fakat bunlar, Baykal döneminde sıkı bir şekilde örülen etno-kültürel kimlik çemberini kıracak bir çapa ve ağırlığa bir türlü ulaşamıyor. Yenilenme adına atılan adımlar sistemli bir programa dayanmadığı gibi, kalıcı bir hedefe de bağlanamıyor; üstelik sık sık diğer kanat tarafından boşa çıkarılıyor. Kürt sorununun demokratik çözümüne yönelik önemli girişimler yapılmış olsa da, ulusalcı kanattan gelen tek bir atak ya da karşı atak bile, CHP’nin kökleri derinlerde yatan inkarcı ve ırkçı ruhundan arınmasının imkansız olduğu inancının Kürtlerin çok büyük bir kısmında iyice yerleşmesine neden oluyor. 

Netice itibariyle, CHP, siyasal gelişmeleri geriden izleyen, kurucu rol oynayamayan, kilitlenmiş bir yapıya dönüşüyor.

Çıkış imkânı

Siyasal program ve ilkeler düzeyinde “yenilenme” imkanlarını fazlasıyla zayıflatan bu durum karşısında, parti yönetimi kısır döngüden kurtulmanın çaresini yüzeysel ve taktiksel yöntemlerde aradığı izlenimi veriyor. 30 Mart seçimleri bağlamında, cemaatle örtülü ittifak ve sağdan aday transferleri bu yönelişe örnek gösterilebilir. Ancak bu hamleler, başarı getirmek bir yana, büyük ihtimalle başarısızlığın sebepleri arasında yer aldılar.

Oysa CHP açısından 30 Mart seçimleri, sıkıştığı kültürel ve siyasal kimlik kapanından kurtulmasını kolaylaştıracak önemli bir fırsattı. Seçimlerin “yerel” olmasını da hesaba katarak, idari yapıda cesur reform, güçlü yerinden yönetim sistemi, çoğulcu ve katılımcı demokrasi hedeflerini tutarlı bir programda buluşturup inandırıcı bir söylemle savunabilseydi, hem Kürt sorununun çözümünde hem de genel demokratikleşme alanında “yeniden” etkili bir aktör haline gelme şansını çok yükseltirdi. Kürtlerle yeniden buluşmanın da, barışa katkı sunmanın da en rasyonel yolu herhalde bu olur.

Altı ok neden kazanamıyor?

CHP'nin çok az oy aldığı 8 şehirde yapılmış halk röportajları, bu şehirlerin CHP il başkanlarının görüşleri, akademisyenlerin konuyla ilgili makaleleri, interaktif haritalarla CHP'nin oy yoğunluğu ve değişimi için TIKLAYINIZ.

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Öğretim Üyesi olan Prof. Dr. Mithat Sancar, Kürt sorununa ilişkin çok sayıda makale kaleme almıştır. Sancar, Çözü Süreci çerçevesinde oluşturulan Akil Adamlar heyetinde Marmara bölge temsilcisi olarak yer almıştır. 

Twitter'dan takip edin: @mithatsancar

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera’nın editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Mithat Sancar

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Öğretim Üyesi olan Prof. Dr. Mithat Sancar, Kürt sorununa ilişkin çok sayıda makale kaleme almıştır. Sancar, Çözü Süreci çerçevesinde oluşturulan Akil Adamlar heyetinde Marmara bölge temsilcisi olarak yer almıştır.  Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;