Görüş

Çözüm sürecini nasıl bir gelecek bekliyor?

ORSAM Başkanı Şaban Kardaş'a göre, HDP'nin seçim barajını aşmasıyla birlikte Kürtler, Türk siyasetinin merkezine oturdu. Eğer HDP, Kürtlerin taleplerinin yerine getirilmesi konusunda ciddiyse, AK Parti ile koalisyona gitme olasılığını düşünmelidir.

Selahattin Demirtaş, seçim sonrası yaptığı ilk açıklamada HDP olarak AKP'li bir koalisyon seçeneğinin içinde olmayacaklarını söyledi. [Fotoğraf: AP]

Halkların Demokratik Partisi'nin (HDP) seçim barajını aştığı Haziran 2015 genel seçimleriyle birlikte Kürtler, Türk siyasetinin merkezine oturdu. Ülke genelinde oyların yüzde 13'ünü alan HDP, 80 milletvekili ile meclise girdi. Türk siyasetindeki yeni güç dengesi, yeni bir hükümet için farklı olasılık kapılarını açık bıraktığından, bu sonuçların barış sürecinin geleceği açısından ne anlama geldiği hâlâ belirsiz.

Bölgedeki Kürt siyaseti yapısal bir dönüşümden geçerken, AK Parti, Uludere ve Kobani örneklerinde de görüldüğü üzere yeni Kürt ruhunu yakalayamadı.

by Şaban Kardaş


TBMM'nin bileşimi Kürtlerle barış sürecinin daha sağlam temeller üzerinde devam edebileceği daha çoğulcu ve olgun bir siyasi kültür mü yaratacak? Yoksa süreç geri plana mı atılacak? Daha çatışmalı bir siyasi ortam mı getirecek? Bütün bunları yeni hükümetin yapısı belirleyecek.

Kürt nüfusun ağırlıkta olduğu şehirlerden gelen sonuçlar, kimlik siyasetinin Kürt seçmen açısından önemli olduğunu gösteriyor. Benzer şekilde, diğer büyükşehirlerde yaşayan Kürtler de muhtemelen HDP etrafında konsolide olmuş durumda.

Etnik oylar

HDP, yürüttüğü seçim programı ve kampanyası aracılığıyla Türkiye'deki ana akım seçmenle kaynaşmayı başarmışsa da, Güneydoğu'da ezici bir oy çoğunluğuyla elde edilen zafer, etnik oyların öncelikte olduğunu gösteriyor. Kürt seçmenin Adalet ve Kalkınma Partisi'nden (AK Parti) HDP'ye kayışı, sembolik bir bağlılığın ötesinde, bu bağlamda anlaşılmalı.

AK Parti'nin Kürt meselesinin çözümüne yönelik değişim ve reform mesajı, önceki seçimlerde Kürtlere cazip gelmişti. Son yıllarda hizmet siyasetine bel bağlayan AKP, Güneydoğu'daki kentlerin sosyoekonomik koşullarının iyileştirilmesi için yürütülen altyapı projelerinin üzerinde durmayı tercih etti. Bu da Kürt seçmenin siyasi reformlar konusundaki beklentilerini karşılamakta yetersiz kaldı.

Bölgedeki Kürt siyaseti yapısal bir dönüşümden geçerken, AK Parti, Uludere ve Kobani örneklerinde de görüldüğü üzere yeni Kürt ruhunu yakalayamadı.

Parti, 2013 yılında çözüm sürecini başlatarak cesur bir adım atsa da, kültür ve anadille ilgili haklara dair vaatlerin yerine getirilmesi konusunda bu ivmeyi koruyamadı.

Barış sürecinin AK Parti'nin mücadele ettiği diğer iç krizler yüzünden duraksaması, seçim kampanyası sırasında verilen karışık mesajlar ve yerel bazda uygun olmayan isimlerin aday gösterilmesi de belli ki AK Parti'nin Kürt seçmenin gözündeki itibarını sarstı. AK Parti'yi değişimin temsilcisi olarak gören bir çok Kürt vatandaş, partinin Kürt meselesinin çözümü konusundaki kararlılığını sorgular hale geldi.

Radikalleşen gençlik

Ortadoğu büyük bir dönüşüm ve yeniden yapılanma sürecinden geçerken, Türkiye Kürtlerinin kimlikle ilgili talepleri de ele alınmalı. Barış sürecinin temel argümanları, şimdi her zamankinden daha önemli.

Şimdiye dek dikkatler HDP ve partinin karizmatik Eş Başkanı Demirtaş üzerine yoğunlaşmıştı, ama yakında Abdullah Öcalan ve Kürt milliyetçiliğinin diğer isimleri de genel seçimde elde edilen başarıdan yararlanmak için devreye girecektir.

by Şaban Kardaş

AK Parti içerideki yüksek siyasi risklere rağmen Kürt barış sürecini başlattığında, bunun ülkedeki yapısal siyasi yetersizliklerin çözümüne ve Türkiye'nin bölge ile, özellikle de topraklarında ciddi sayıda Kürt bulunan Suriye ve Irak ile ilişkilerin normalleşmesine katkıda bulunacağı inancı vardı.

Kürt milliyetçiliğinin rotasına yön verecek, radikalleşmiş yeni bir genç nesil sivrilirken, HDP'nin Türkiye çapındaki platformu bu sürecin yönetimi açısından kritik bir güç haline gelebilir.

Ancak, ne tuhaftır ki, kimlik siyasetine ilişkin yükselen beklentilerin, HDP'nin önündeki başlıca engel olması da muhtemel. Her ne kadar parti, Kürtlerin taleplerini Türkiye çapında yeni bir platform çerçevesine oturtsa da, çekirdek tabanının hareket noktası etnik kimlik. Seçim kampanyası boyunca AK Parti'nin barış sürecinde oynadığı olumlu rolü bir kenara bırakan HDP, iktidar partisi karşıtı bir tavır aldı.

HDP, Ankara'daki siyasi oyunu değiştirmek suretiyle Türk solundan aldığı "emanet" oyların beklentilerini zaten karşılamayı başardı. Ancak partinin hâlen AK Parti karşıtı duygulardan faydalanmanın ötesine geçip pozitif bir değişim gücüne dönüşmesi gerekiyor. HDP, Kürt meselesinin çözümünde aktif bir temsilci olabilmek için siyasi süreçlerin bir parçası olmalı.

Çözüm süreci en önemli pazarlık kozu

İlginçtir ki, barış süreci, koalisyon hükümetinin en önemli pazarlık kozu olabilir. Mesela AK Parti'nin muhtemel koalisyon ortaklarından Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), koalisyona katılımı barış sürecinin tamamen rafa kaldırılması şartına bağlayabilir. Eğer HDP, Kürtlerin taleplerinin yerine getirilmesi konusunda ciddiyse, AK Parti ile koalisyona gitme olasılığını düşünmelidir.

AK Parti, ülke çapında temsil edilen ve Kürt nüfus ağırlıklı illerde ciddi varlık gösteren tek parti. Barış süreci ve demokratikleşme, Türkiye'ye yeni bir siyasi standart getirebilirse de, HDP lideri Selahattin Demirtaş, seçim kampanyasının söylemi gereğince koalisyon ihtimalini reddetti.

Yine de Kürt meselesinin diğer aktörlerinin stratejik hesaplarını dikkate alacak olursak, AK Parti-HDP koalisyonu olasılığını hepten elemek için henüz erken. Şimdiye dek dikkatler HDP ve partinin karizmatik eş başkanı Selahattin Demirtaş üzerine yoğunlaşmıştı, ama yakında Abdullah Öcalan ve Kürt milliyetçiliğinin diğer isimleri de genel seçimde elde edilen başarıdan yararlanmak için devreye girecektir.

Bu isimler, AK Parti ile muhatap olma konusunda HDP'nin mevcut söyleminin aksine daha istekli ve pragmatik bir yaklaşım sergileyerek anlaşma yoluna gidebilir.

Doç. Dr. Şaban Kardaş, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi ve Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi (ORSAM) Başkanı. Doktorasını ABD’nin Utah Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü’nde tamamladı. Ali Balcı ile beraber ‘Uluslararası İlişkilere Giriş’ (Küre Yayınları, 2014) kitabını kaleme aldı. Perception dergisinin yardımcı editörlüğünü görevini yürüten Kardaş, Insight Turkey dergisinin danışma kurulunda yer alıyor.

Twitter'dan takip edin: @sabankardas

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera’nın editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Şaban Kardaş

TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi ve Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi (ORSAM) Başkanı. Uludağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;