Görüş

Çözüm Süreci'nin üç hâli

Kandil’in Öcalan tarafından kongre toplamaya davet edilmesi önemli. Yani silah bırakma kararını PKK/KCK yönetim katına bırakmıyor Öcalan. ‘İradesi irademizdir’ diyen kongre üyelerinin önüne koyuyor verdiği kararı.

28 Şubat'ta Dolmabahçe'deki Başbakanlık çalışma ofisinde bir araya gelen hükümet ve HDP yetkilileri ortak açıklamayla Öcalan'ın çağrısını duyurdu. [Fotoğraf: AA]

Barış sürecinin kritik mutabakat belgesi hükümet ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) yönetimi tarafından birlikte açıklanırken herkesin dikkati ve ilgisi soyut ifadelerin yer aldığı on maddede değil Abdullah Öcalan’ın PKK’yı silah bırakma kararı almak için kongre toplamaya davet ettiği cümlelerde toplandı. Diğer maddeler önemliydi önemli olmasına ama sanki bu maddeyi çerçevelemek için kaleme alınmıştı.

Otuz bin kişinin hayatına mal olan bir dönemin sorumlusu, 'terör örgütü lideri' olarak yargılanıp ağırlaştırılmış hapis cezasına çarptırılan bir kişinin kaleme aldığı barış metniydi okunan.

by Avni Özgürel

Otuz yıldır devam eden silahlı çatışma sürecinin sonu, demokratikleşme projesinin ilk ve en önemli adımında hedefe varıldığının ilanı mânâsına geliyordu bu. Otuz bin kişinin hayatına mal olan bir dönemin sorumlusu, 'terör örgütü lideri' olarak yargılanıp ağırlaştırılmış hapis cezasına çarptırılan bir kişinin kaleme aldığı barış metniydi okunan. Üstelik birkaç gün öncesi gazetelerde, televizyonlarda barış süreci müzakerelerinin çıkmaza girdiği yorumları yapılırken kaleme alınmıştı.

Barış zor iş

Geçen yıl 50 kişinin hayatını kaybettiği 6-7 Ekim olaylarının ardından Ankara barış sürecinin devamını "Kamu güvenliği Çözüm Süreci'nin alternatifi değildir" cümlesiyle özetlenen şarta bağlamıştı. Ve gerçek o ki bu dönemde İmralı ve HDP ile doğrudan, Kandil’le ise güvenlik bürokrasisinin sürdürdüğü rutin görüşmeler hariç dolaylı temaslar büyük ölçüde kesilmiş, geleceğe ilişkin iyimser değerlendirmeler yapagelmiş kişiler dâhil pek çok yorumcu barış sözcüğünü ağzına ihtiyat kaydıyla alır hâle gelmişti.

Bu durum 7 Haziran'daki genel seçimlere dönük hesaplarını barış sürecinde kaydedilen somut gelişme, daha açık ifadeyle PKK’nın silah bıraktığını açıklaması üzerine inşa etmek isteyen Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) açısından kötü senaryo seçenekleri arasında son sıralarda yer alıyordu.

PKK’nın silahlı mücadeleyi bırakmasını gerçekleştirmek istediği sistem değişikliği ve yeni anayasa projesinin şartı olarak gören AK Parti, barış süreci akamete uğradığı takdirde güvenlik kaygılarını önceleyen yeni politikalar için asker bürokrasinin baskılarını artıracağının, merkez medya, paralel yapı, büyük sermaye, yüksek yargı, üniversite ve muhalefet partilerine dayalı siyaset çevresinin; hatta uluslararası alanda kimi müttefik ülkelerin, siyaset dışı gibi görünen aktörlerin karşısına dikileceğinin farkındaydı. Daha önemlisi vesayetçi olarak nitelenen yapının on yıl süren mücadele sonunda ne kadar geriletilmiş olursa olsun, seçilmiş siyasetin kafa karışıklığı yaşaması, tereddüt geçirmesi durumunda geleneksel reflekslerle ve yeniden hâkimiyetini tesis için harekete geçeceği endişesini taşıyordu.

Özetle Türkiye açısından ‘Çözüm Süreci’nin hedefine varmaması, demokratikleşme projesinin askıya alınması, Avrupa Birliği sürecinin buzdolabına konulması; silahlı çatışma tablosunun geçmişle kıyaslanmayacak sertlikte yeniden yaşanmaya başlaması demekti. Keza yeni şehitlikler, yeni olağanüstü haller, yeni siyasal kısıtlamalar, yasaklar vs... Ülkenin göğüslemek zorunda kalacağı ekonomik, sosyal, kültürel fatura da cabası.

Geri dönüşün bedeli tasavvur edilmeyecek kadar ağırdı. Tayyip Erdoğan’ın süreci başlatırken kullandığı ‘Siyasi hayatıma mal olsa bile…’ sözünün boşuna söylenmemiş olduğunu akıldan çıkarmamak gerekiyordu.

by Avni Özgürel

Kısacası geri dönüşün bedeli tasavvur edilmeyecek kadar ağırdı. Tayyip Erdoğan’ın süreci başlatırken kullandığı ‘Siyasi hayatıma mal olsa bile…’ sözünün boşuna söylenmemiş olduğunu akıldan çıkarmamak gerekiyordu.

Başarısızlık faturası Türkiye açısından kısaca böyleydi.

PKK ne kadar rahat?

Ancak unutmamak lazım ki bedeli ne kadar ağır olursa olsun Ankara’nın bu mücadeleyi siyaseten yara alsa bile fiziken ‘ayakta’ bitireceğini görmemek mümkün değil. Oysa böylesi bir durumda yeniden başlayacak silahlı mücadele döneminin PKK açısından nasıl sonuçlanacağı sorusunun cevabı meçhul. Zira çatışmasızlık dönemi siyasal taleplerin yanında bir başka gerçeği ortaya çıkardı. Kürt halkı sadece kültürel, siyasal hakları değil insanca yaşamasını sağlayacak maddi olanakları da talep ediyordu. Sadece devletin jandarmasından değil, eli silahlı PKK militanlarının baskı ve zulmünden de yaka silkiyor; oy verdiği partili belediyelerin kıt kaynakları anma programları, politik gösteriler, bayrak, pankart, flama yapımında tüketmek yerine; yol, su, aydınlatma, sosyal yardımlar gibi hizmetler için harcaması gerektiğini söylüyordu.

PKK’ya hak ettiğinden fazla paye veren kimi analizcilerin "Barış olmazsa olmasın. PKK alıştığı dile geri döner, bir şey kaybetmez" demesine itibar etmek ise pek mümkün değil... Abdullah Öcalan’ın ünlü Nevruz mesajından bugüne sadece Türkiye derelerinin altından değil Kandil derelerin altından da çok su aktı. PKK lider kadrosunun Kandil’le sınırlı bir gelecek hedeflemesi hâlinde, yani bugün Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin göz yummasıyla ayakta durulan coğrafya ve tabloyu yeterli bulmasına bir şey söylenemezdi elbette. Ancak dağ gecelerinde barıştan rahatsız AK Parti muhalifi gazetecilerle sohbetlerde seslendirilen hayaller ciddiye alındığında söylenecek başka şeyler olabilirdi.

Hayallerin sınırı yok

Barış sürecinin PKK yönetim kadrolarının önüne koyduğu seçenek şu: Türkiye siyasetinde var olup yeni bir anayasanın inşası dâhil, ekonomik, sosyal ve siyasal her meselenin çözümüne doğrudan müdahil olmak ve 'terörist' yaftasını hem kendilerinin hem örgütün lideri Abdullah Öcalan’ın üzerinden atmak… Bunun dışında PKK için Kandil ötesinde bir ufuk yok.

Barışın konuşulduğu bir dönemde PKK’nın aralarında uçaksavar, tanksavar gibi ağır silahların da olduğu yüksek miktarda alım yaptığı bilgisi; Rojova/ Kobani/ Ayn el Arab’ın IŞİD’ten kurtarılmasının ardından PYD üzerinden ABD ve Avrupa ülkeleriyle kurduğu ilişki sayesinde Kuzey Suriye’de Kosova benzeri bir statüde yani BM idaresinde ‘Özgür Rojova’ için nabız yoklamak!.. Sykes-Picot günleri özlemleri, Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande’ın şahsında Danielle Mitterrandvari hami arayışları vs. ( Fransa’ya bu projenin önderliğini önermek vs.) Keza gönülleri ne isterse istesin gerek ABD’nin gerekse AB ülkelerinin Ankara’ya rağmen bir şey gerçekleştirebileceklerine inanmanın beyhude uğraş olduğunu içe sindiremeyiş...

Ankara önemli bir hata yapmadığı takdirde PKK’nın Mayıs ayına kalmadan Öcalan’ın isteği doğrultusunda kongre toplayıp silah bırakma kararı alması ve seçimden önce sembolik bir ‘silahları gömme’ töreni izlememiz mümkün.

by Avni Özgürel

Silah gömmeye davet

Bu noktada Abdullah Öcalan’ın Ankara’yla yapılacak pazarlığa dayalı barış sürecinde atılacak adımlar ve özellikle Rojova ağırlıklı seçenekler üzerinde zihin jimnastiği yaptığını düşünmemek akla ziyan. Keza süreci kısmen kontrol etme imkânına sahip olduğunun farkındaki Öcalan’ın şüphe yok ki PKK/KCK yönetim çarkının kendisinin işaret edeceği çizgi dışında bir karar almasının söz konusu olmadığından emin olarak masaya oturduğu da göz ardı edilemez. PKK/KCK zirvesinin İmralı’ya sekreterya kurulmasını istemesi, her vesileyle Abdullah Öcalan’la doğrudan temas imkânı sağlanması arzusunu seslendirmesi onun liderlik otoritesinin kanıtı. Aksi olsa İmralı’yla gevşek ve çok aracılı ilişki Kandil’in işine gelir, öyle bir durum PKK/KCK zirvesini karar almakta büyük ölçüde serbest kılardı. Oysa örgüt pratiğinin ortaya koyduğu gerçek o ki, Abdullah Öcalan’la telefon veya telekonferans yoluyla kurulacak dolaysız ilişki Kandil’e hemen hiçbir konuda inisiyatif bırakmayabilir.

Kandil’in Abdullah Öcalan tarafından kongre toplamaya davet edilmesi önemli. Yani silah bırakma kararını PKK/KCK yönetim katına bırakmıyor Öcalan. ‘İradesi irademizdir’ diyen kongre üyelerinin önüne koyuyor verdiği kararı. Dolayısıyla bugüne kadar isteklerine karşı çıkmak bir yana karşı çıkanı tasfiye etmiş örgütün en yüksek organına aldırmak istiyor silah bırakma kararını.

O açıdan bakıldığında Ankara önemli bir hata yapmadığı takdirde PKK’nın Mayıs ayına kalmadan Abdullah Öcalan’ın isteği doğrultusunda kongre toplayıp silah bırakma kararını alması ve seçimden önce PKK/KCK yönetimini temsilen dağ kadrolarından birinin, HDP yönetiminden bir veya birkaç kişinin katıldığı sembolik bir ‘silahları gömme’ töreni izlememiz mümkün.

Avni Özgürel, gazeteci-yazar. Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Ekonomi-Maliye Bölümü’nden mezun oldu. Gazeteciliğe Ulus gazetesinde başladı. Daha sonra Milliyet, Akşam, Yeni İstanbul, Ayrıntılı Haber gazeteleri ve Yankı dergisinde çalıştı. Radikal gazetesinde uzun süre köşe yazarlığı yaptı. Kitaplarından bazıları: 'Osmanlı'dan Cumhuriyet'e İktidar Oyunu' (Etkileşim, 2009), 'Ayrılıkçı Hareketler' (Altın, 2006), 'Cumhuriyet ve Din' (Ufuk, 2003), 'İşaret Taşları' (Timaş, 2001).

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Avni Özgürel

Gazeteci-yazar. Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Ekonomi-Maliye Bölümü’nden mezun oldu. Gazeteciliğe Ulus gazetesinde başladı. Daha sonra Milliyet, Akşam, Yeni İstanbul, Ayrıntılı Haber gazeteleri ve Yankı dergisinde çalıştı. Radikal gazetesinde uzun süre köşe yazarlığı yaptı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;