Görüş

Enerji boru hatları rekabeti ve Türkiye

Rus gazını Türkiye üzerinden Avrupa'ya taşıyacak Türk Akımı ile ilgili risklere dikkat çeken Doç. Dr. Emre İşeri'ye göre, Moskova'nın bu projeyle TANAP’ın önünü kesmeyi amaçladığı iddiası yabana atılmamalı. İşeri, "Belirsizlikler asgari düzeye indirilmeden imzalanacak bir antlaşmanın kazananı Rusya olacaktır" diyor.

Konular: Türkiye - Rusya ilişkileri, Enerji jeopolitiği, Enerji, Kafkasya

Son günlerdeki çeşitli diplomatik gelişmeler Amerika, Avrupa Birliği (AB) ve Rusya'nın -Türkiye üzerinden geçmesi düşünülen- enerji hatları üzerindeki rekabetinin kızıştığını göstermektedir. Bu gelişmelerden ilki 7 Mayıs’ta Enerji Bakanı Taner Yıldız’la Ankara’daki görüşmesinin ardından Gazprom CEO’su Aleksey Miller’den geldi. Miller, Rus gazının Karadeniz’in altından Türkiye-Yunanistan üzerinden Avrupa’ya ihracını öngören Türk Akımı'nın yapımına başlanması ve bu hat üzerinden doğalgaz tedarikinin Aralık 2016’da başlaması konusunda tarafların anlaşmaya vardığını belirtti. Aynı gün, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le Yunanistan Başbakanı Alexis Tsipras arasında muhtemel enerji işbirlikleri konusunda telefon görüşmesi gerçekleşmiş, Putin Moskova’nın Türk Akımı'nın Yunanistan uzantısını inşa edecek olan Yunan şirketine finansal yardıma hazır olduğunu açıklamıştır.

Konuya ilişkin bir diğer gelişme ise Ankara’daki Yıldız-Miller görüşmesinin hemen sonrasında 8 Mayıs’ta ABD Dışişleri Bakanlığı Enerji İşleri Özel Temsilci Amos J.Hochstein’ın Atina ziyaretinde meydana gelmiştir. Hochstein’ın manidar bir zamanda gerçekleştirdiği bu ziyaretin amacı açıktır: Finansal kriz içerisindeki Yunanistan’ın Tsipras liderliğindeki solcu Syriza hükümetinin son dönemde Rusya’yla gelişen enerji işbirliğine -özellikle Türk Akımı projesine- karşı lobi yapmak. Hochstein, finansal güçlük içerisindeki Yunan yetkilileri cezbetmek için yatırım kartını kullandı ve Yunanistan’ın Türk Akımı'na kırmızı ışık yakmasını tavsiye etti. Hochestein ayrıca Yunanistan’ın, AB’nin Rus gaz arzına bağımlılığını azaltacak olan projelere ağırlık vermesi durumunda Batılı yatırımcıların dikkatini çekeceğini belirtmiştir

Nabucco, AB’nin yanında ABD’nin de desteğini almasına rağmen ticari ve finansal sebeplerden dolayı hayata geçememiştir.

by Emre İşeri

Güney Gaz Koridoru

Hochstein’in bahsetmiş olduğu Rus kaynaklarına alternatif projelerin başında AB’nin “dördüncü enerji koridoru” olarak bilinen Türkiye geçişli Güney Gaz Koridoru (GGK) gelmektedir. GGK, AB’nin resmî yazışmalarına ilk kez -Rusya’yla Ukrayna arasında cereyan eden 2006 ve 2008 yıllarındaki gaz krizlerinin ardından-  AB Komisyonunun (AK) “İkinci Stratejik Enerji İncelemesi - AB Enerji Güvenliği ve Dayanışma Eylem Planı” (Second Strategic Energy Review- An EU Energy Security and Solidarity Action Plan) raporunda zikredilmiştir.

İlgili belgenin yayımlanmasının akabinde AB Troykası, GGK’ye yönelik siyasi desteğini ifade etmek amacıyla 2009 yılının Mayıs ayında “Yeni İpek Yolu: Güney Koridoru” (Southern Corridor - New Silk Road) ismiyle Prag’da bir zirve düzenledi. Siyasi bir pencereden bakıldığında, Prag'daki zirvenin isminin ABD’nin -Rusya’nın (ve o dönem için İran) dışındaki bölge kaynaklarını- Türkiye geçişli Doğu-Batı [Enerji] Koridoruyla (Güney Kafkasya Boru Hattı) Avrupa’ya tedarikine yönelik 1999 tarihli İpek Yolu Strateji Yasası’nın (Silk Road Strategy Act) ismiyle benzeşmesi şaşırtıcı olmamıştır.

Prag zirvesine katılan ülkeler, 2002 yılında Avusturyalı OMV, Macar MOL, Bulgar Bulgargaz ile Türk BOTAŞ’ın oluşturmuş olduğu konsorsiyumun projesi olan -3800 kilometre uzunluğunda 31 bcm nihai kapasiteli- Nabucco’ya siyasi desteğin yanında teknik ve mali yardım yapmayı da taahhüt etmişlerdir. Nabucco, AB’nin yanında ABD’nin de desteğini almasına rağmen ticari ve finansal sebeplerden dolayı hayata geçememiştir. Projenin büyüklüğü, talebin belirsizliği, orta büyüklükteki çok ortaklı yapısının yanında Rusya’nın o dönem Nabucco’ya alternatif olarak ortaya attığı Güney Akım projesi de bu olumsuz sonuçta etkili olmuştur.

Azerbaycan, Nabucco’nun başarısızlığında rol oynayan güçlükleri hesaba katarak, Türkiye ile beraber daha yapılabilir (feasible) bir projeye girişmiştir. Bu bağlamda, Azerbaycan-Türkiye ortaklığında “21. Yüzyılın Projesi” olarak lanse edilen, ilk etapta 16 bcm (6 bcm’i Türkiye’nin kullanımında olacak) gaz sevkiyatını öngören 2000 km’lik Trans-Anadolu Boru Hattını (TANAP) projelendirilmiştir. TANAP’ın Avrupa piyasasına bağlantısı sağlaması için ise Azeri SOCAR’ın da ortakları arasında olduğu -ilk etaptaki kapasitesi 10bcm olacak- Trans-Adriyatik Hattı (TAP) projesi belirlenmiştir. 2014 yılındaki Ukrayna/Kırım kriziyle beraber Birlik içinde GGK’ye ilişkin tartışmalar bir kez daha alevlenmiş, Mayıs 2014 tarihli Avrupa Enerji Güvenliği Stratejisi (European Energy Security Strategy) belgesinde dış tedarikçilerin çeşitlendirilmesi gereğine işaretle GGK’nin yani TANAP-TAP hattının önemi vurgulanmıştır.


Türk Akımı TANAP-TAP’a karşı

Bu noktadaki kritik soru şu: Rusya destekli Türk Akımı'nın masada olduğu bir ortamda TANAP-TAP hattının kaderi de Nabucco’nun makûs talihi gibi mi olacak? Bu kaygı, Center of American Progress isimli düşünce kuruluşunun Alan Makovsky imzalı “Türkiye’nin Moskova’yla Gelişen Enerji Bağları” (Turkey’s Growing Energy Ties with Moscow) isimli raporunda da değinilmiştir. Raporda, Rusya’nın desteklediği 50 bcm gibi devasa kapasitesiyle Türk Akımı'nın temel amacının Nabucco sonrası kendisi için bir diğer “stratejik sekte” (strategic setback) olan 31 bcm nihai kapasiteli TANAP’ın önünü kesmek olduğu iddia edilmiştir. Rusya’nın Avrupa enerji piyasasındaki tekel konumunu alternatif tedarikçilere -Hazar’ın yanı sıra İran, Doğu Akdeniz ve Irak’tan ilavelerden bahsedildiği bir ortamda- kaptırmak istemeyeceği düşünüldüğünde, Makovsky’ın iddiasının yerinde olduğu söylenebilir.

Nabucco’nun makûs talihini hatırlatan bu senaryonun hayata geçmesini engelleyebilecek ara değişken Amerika’nın Türkiye ve Yunanistan’a sunacağı 'hediyelerin' ne düzeyde cazip olacağıdır.

by Emre İşeri

Aynı raporda Makovsky, Türkiye’nin Türk Akımı'na ilişkin Moskova’nın hevesini kullanarak bu ülkeden kazançlı gaz indirimi alabileceği belirtilmiştir. Böyle bir gelişme olması durumunda Türkiye cari açığını kapatmak yolunda önemli bir adım atacağı gibi gaz satış fiyatı konusunda tahkimde olduğu İran’a karşı elini kuvvetlendirecektir. Fiyat konusundan belki daha da önemli husus ise Ankara'yı büyük zarara uğratan (679.5 milyon lira) doğalgaz anlaşmalarındaki “al ya da öde” maddelerinin yanı sıra bölgesel enerji merkezi olma iddiasındaki Türkiye’nin “yeniden satış” (re-sell option) hakkı elde edip edemeyeceğidir.

Konuya siyasi olarak yaklaşıldığında ise -EPPEN Başkanı Volkan Özdemir’in "Mavi Akım 2" olarak nitelendirdiği- Türk Akımı'nın zaten doğalgazda %55-60 düzeyinde bağımlılığının yanı sıra ülkedeki ilk nükleer santralin Rus devlet şirketi tarafından inşa edilecek olması Türkiye’yi Rusya’ya daha da bağımlı kılacaktır. Bu durum enerji güvenliğinin temel prensiplerinden “tedarikçi çeşitlendirmesiyle” ters düştüğü gibi TANAP’ın cazibesini düşürecektir. Türkiye’nin hiçbir siyasi konuda uzlaşamadığı yakın bölgesinde (Ermenistan, Ukrayna, Suriye, Kıbrıs,vs.) Rusya’dan bağımsız manevra kabiliyetini iyice daraltacaktır.

Türk Akımı'na ilişkin bahsedilen belirsizlik/riskler asgari düzeye indirilmeden Ankara-Moskova arasında imzalanacak bağlayıcılığı olan bir antlaşmanın asıl kazananı Rusya olacak, kaybedeni ise GGK yani TANAP-TAP Hattı olacaktır. Nabucco’nun makûs talihini hatırlatan bu senaryonun hayata geçmesini engelleyebilecek ara değişken Amerika’nın Türkiye ve Yunanistan’a sunacağı “hediyelerin” ne düzeyde cazip olacağıdır.

Doç. Dr. Emre İşeri, Yaşar Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi. Araştırma alanlarını uluslararası siyasi ekonomi, enerji güvenliği, Avrasya siyaseti ve Türk dış politikası oluşturuyor. İşeri’nin bilimsel makaleleri, çeşitli uluslararası/ulusal kitap ve dergilerde yayımlanmıştır.

Twitter'dan takip edin: @emre_iseri

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera’nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Emre İşeri

Yaşar Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi. Lisans eğitimini Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü'nde tamamladı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;