Görüş

Enflasyon-faiz tartışmasında inşaat sektörünün yeri

Türkiye cari açık verirken, fonladığı sektörlerin başında inşaat sektörü geldi. Yani ihracat yapmayan bir sektör öne çıkarıldı, dolayısıyla dış ticarete konu olan sektörlere yönelik kaynak da kısıtlanmış oldu. Türkiye hâlen bu çelişkiyi sürdürmek niyetinde.

Prof. Dr. Çolak, döviz kuru artışında hükümetin ve bankacılık sektörünün inşaat sektörüne verdikleri desteğin önemli payı olduğu görüşünde. [Fotoğraf: AA-Arşiv]

Dünya ekonomisi yeni bir sınavdan geçiyor. Son 25 yılın büyüme rekortmeni Çin, bu dönemin en düşük büyüme oranı ile karşı karşıya kaldı. 2014 yılında Çin'in büyüme oranı %7,4’e kadar geriledi. Euro Bölgesi ekonomileri bir türlü istenilen canlanmayı sağlayamamış durumda. Avrupa Merkez Bankası (ECB) Mart ayından sonra güçlü bir parasal genişlemeye gitmeye karar verdi.

ECB’nin bu hamlesi Amerikan Merkez Bankası FED’in yılın ikinci yarısına girmeden alacağı olası bir faiz yükseltme kararının özellikle yükselen ekonomilerin bir bölümünde (Türkiye, Brezilya, Güney Afrika bu ülkelerin başında geliyor) yaratacağı olumsuz etkiyi törpüleyecek gibi gözükmekte.

Yılın ilk çeyreği sona ererken, küresel ekonomik görünüm için genel olarak riskli ancak yönü pozitif olan bir ortam var diyebiliriz.

Bu durum, var olan iç dinamikler nedeni ile Türkiye ekonomisi için ciddi büyüme sağlayacak gibi olmasa da, en azından %4’lük bir büyüme oranını 2015’te yakalar diye umuyorduk ki, yeniden klasik faiz tartışmaları başladı. Üstelik bu defa bugüne kadar görülmemiş sertlikte.

Yatırımların faize duyarlılığı her zaman yüksek değildir. Özellikle kâr oranları düşük ise, tüketim talebinde düşüş var ise, özel sektörün yatırım arzusu faize karşı duyarsız hâle gelir.

by Ömer Faruk Çolak

TCMB yaklaşık altı aydır politika faiz oranını düşürmesi yönünde baskı görüyordu. Baskıyı yapanlar faiz oranı düşsün, kredi talebi artsın, bu da yatırımları artırır ve sonuçta büyüme oranı yükselir düşüncesini savunuyorlar.

Baskıya direnen başta Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) ve Hazine Yönetimi ise, faiz oranındaki düşüş kredi talebini artırır, ancak mevcut koşullarda enflasyon oranı yüksek ve reel faiz oranını aşağıya çekersek döviz kuru yükselir, bu da hem enflasyonu hem de büyümeyi olumsuz etkiler düşüncesini savunuyorlar.

Bu ortamda TCMB son Para Kurulu toplantısında marjinal fonlama oranını %11,25’ten %10,75’e, açık piyasa işlemleri çerçevesinde piyasa yapıcısı bankalara repo borçlanma faiz oranını %10,75’ten %10,25’e, Merkez Bankası borçlanma faiz oranını ise % 7,5’ten %7,25’e indirdi.

Bu oranlar bankaların TCMB’den borçlanmak istendiğinde uygulanan faiz oranı açısından önemli. Enflasyon oranının (Tüketici fiyat endeksi artış oranı) Şubat ayında aylık bazda %0,71, yıllık bazda %7,55 olduğu göz önüne alındığında faiz oranının daha da aşağıya çekilmesinin mümkün olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz, çünkü politika faiz oranı şu anda negatiftir.

Faiz oranının düşmesini isteyenlerin en önemli gerekçesi yatırımların faize karşı duyarlılığı. Yani faiz oranları düşerse yatırımlar artar düşüncesi. Burada kritik iki bulguyu öne çıkartmak zorundayız. İlki yatırımların faize duyarlılığı her zaman yüksek değildir. Özellikle kâr oranları düşük ise, tüketim talebinde düşüş var ise, özel sektörün yatırım arzusu faize karşı duyarsız hâle gelir. Burada söz ettiğimiz makine-teçhizat yatırımlarıdır. Nitekim 2014 yılı Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) rakamlarına göre Türkiye ekonomisi yılın üçüncü çeyreğinde (Temmuz–Eylül döneminde) sabit fiyatlarla %1,7, yılın ilk dokuz ayında da (Ocak-Eylül) geçen yılın aynı dönemine göre %2,8 oranında büyürken, hane halkının nihai tüketim harcamaları sabit fiyatlarla %0,2 arttı. Buna karşın devletin nihai tüketim harcaması %6,6 yükseldi. Gayri safi sabit sermaye oluşumu yani yatırımlar ise, sabit fiyatlarla %0,4 azaldı, yatırımlardaki asıl düşüş özel kesimde oldu. Özel kesim makina-teçhizat yatırımları yılın ilk iki çeyreğinde olduğu gibi geriledi, üçüncü çeyrekte %-1,9, ilk 9 ayda %-4,8 azaldı.

İnşaat sektörüne desteğin döviz kuruna etkisi

Ekonomide iç ve dış kaynaklı olumsuzluklara rağmen inşaat sektörü ise 2014'ün üçüncü çeyreği sonunda %1 büyüdü. İnşaat sektöründeki bu büyüme önceki yıllara göre düşük kaldı. Üstelik konut satışları da düşmeye başladı. Faiz tartışmalarını inşaat sektöründeki duraklama ile birleştirince, tartışmanın bir boyutu ile bu sektöre dayandığı söylenebilir. Nitekim hükümetin seçim dönemine girilirken klasik kamu harcamasını artırma taktiğini, inşaat sektörü lehine kullandığını görmekteyiz (Burada kastettiğimiz yeni evlenecek çiftlere yapılacak konut yardımıdır).

İnşaat sektörünün uzun dönemdir kayrılan sektör olması, bu sektörü yüksek kârlılıkla çalışır hâle getirdi. Bankacılık sistemi de bu yapının sürdürülebilirliğine destek verdi. Çünkü onlar da bu kurguyu kendileri için yüksek kârlılığa dönüştürdü. Küçük bir anımsatma yapalım, 2009 yılında Türkiye ekonomisi %4,8 küçülürken, bankacılık sektöründe vergi öncesi reel kârlılık oranı %44,3, vergi sonrası reel karlılık oranı ise %43’e yükselmişti.

Türkiye’de enflasyon oranı ile döviz kuru arasındaki sıkı bir bağlantı var iken, döviz kuru artışlarının enflasyon oranı yükselttiği bilinirken, faiz oranlarını düşürmek, kur artışına, enflasyon yükselişine davetiye çıkarmak demektir.

by Ömer Faruk Çolak

İnşaat sektörünün input-output (girdi-çıktı) bağlantısının diğer sektörlerle yüksek olduğu yadsınamaz. Yani inşaat yatırımlarının artması diğer sektörlerin yatırımlarını da artırmaktadır. Ancak inşaat sektörünün bir başka özelliği daha var ki, ne akademik çevrede ne de basında çok dile getiriliyor. Bu da dış ticarete konu olan mallar, dış ticarete konu olmayan mallar ayrımından kaynaklanmakta. İnşaat sektörü dış ticarete konu olmayan mal üreten bir sektördür. Aldığınız borç ya da cari açığınızla elde ettiğiniz 100 doları sanayi sektörüne aktarırsanız, ortaya çıkan ürünü ihraç edebilirsiniz yani döviz geliri elde edersiniz. İnşaat sektöründe bunu yapamazsınız.

Türkiye cari açık verirken, fonladığı sektörlerin başında inşaat sektörü geldi, yani ihracat yapmayan bir sektör öne çıkarıldı. Dış ticarete konu olmayan sektöre kaynak aktarıldığı için, dış ticarete konu olan sektörlere yönelik kaynak da kısıtlanmış oldu. Türkiye hâlen bu çelişkiyi sürdürmek niyetinde.

Bu bağlantı iyi okunursa, döviz kuru artışında hükümetin ve bankacılık sektörünün inşaat sektörüne verdikleri desteğin önemli bir payı olduğu rahatlıkla gözlenecektir. Buna rağmen hâlâ sektörü öne çıkarma çabası, var olan sorunları ağırlaştırır. Üstelik Türkiye’de enflasyon oranı ile döviz kuru arasındaki sıkı bir bağlantı var iken, döviz kuru artışlarının enflasyon oranı yükselttiği bilinirken, faiz oranlarını düşürmek, kur artışına, enflasyon yükselişine davetiye çıkarmak demektir.

Böyle bir girişim, hâlen düşük düzeylerde seyreden iktisat politikalarına güvenirliği iyice sarsar. Enflasyon beklentisi yükselir. Enflasyon beklentisinin yükselmesi ise, gecikmeli olarak enflasyon demektir. Enflasyonun çift hanelere ulaşması ise Türkiye ekonomisinin özellikle 2003-2007 yıllarındaki kazanımlarını boşa çıkarmak olur.

Prof. Dr. Ömer Faruk Çolak, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Yarı Zamanlı Öğretim Üyesi ve Dünya Gazetesi Yazarı. Çolak ayrıca Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) Ekonomi Danışmanı ve İstihdam Araştırmaları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı'dır.

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Ömer Faruk Çolak

TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Yarı Zamanlı Öğretim Üyesi ve Dünya Gazetesi Yazarı. Prof. Dr. Çolak ayrıca Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) Ekonomi Danışmanı ve İstihdam Araştırmaları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı'dır. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;