Görüş

Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığı ve hukuki sorunlar

Cumhurbaşkanı, 1982 Anayasası’na göre bazı atama yetkilerinin dışında, zannedildiği gibi yasama ve yürütme üzerinde güçlü yetkileri bulunan bir kişi değildir. 1982 Anayasası’na göre ülkenin genel siyasetinin belirlenmesi ve yürütülmesinden hükümet sorumludur.

Oyların yüzde 52'sini alarak Türkiye'nin doğrudan halk tarafından seçilen ilk Cumhurbaşkanı olan Erdoğan, başkanlık sistemini savunuyor. [AA]

Türkiye siyasi tarihinin ender anlarından biri daha geride kaldı. Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 10 Ağustos 2014 günü düzenlenen seçimler sonucunda, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kez doğrudan halkoyu ile belirlenen Cumhurbaşkanı oldu. Seçim sonuçlarının siyasi ve sosyolojik analizi ve 2015’te yapılacak milletvekili genel seçimlerine etkisi gibi konular bir yana, kamuoyu şimdi, öncelikle cevap bekleyen pek çok hukuki ve siyasi soru ile karşı karşıya.

Mevzu bahis sorulardan ilki; AK Parti yönetiminin ve buna bağlı olarak Bakanlar Kurulu’nun nasıl bir şekil alacağı. Bu soru, hiç kuşkusuz, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün 11 Ağustos günü, görev süresinin bittiği 28 Ağustos 2014’ten sonra AK Parti’de siyasi hayata döneceğini açıklamasıyla özel bir önem kazandı.

Gül’ün açıklamasının birkaç saat ardından AK Parti Merkez Karar Yürütme Kurulu’nun (MKYK), parti genel kongresinin yeni genel başkanı seçmek üzere 27 Ağustos’ta yapılması kararını açıklaması da merakları artırdı. Kongre tarihi için 27 Ağustos’un belirlenme gerekçesi olarak Gül’ün katılımını engellemek değil de, kongreyi Erdoğan’ın genel başkanlığında gerçekleştirmenin gösterildiğini de ekleyelim. Bir bakıma AK Parti, Erdoğan sonrası geleceğini Erdoğan’ın belirlemesini tercih etmiş görünüyor.

Erdoğan, başbakanlığı ne zaman bırakmalı?

Burada öncelikle hukuki bir soru karşımızda duruyor. Bilindiği üzere yürürlükteki 1982 Anayasası’nın 101. maddesine göre, "Cumhurbaşkanı seçilenin, varsa partisi ile ilişiği kesilir ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği sona erer." O noktada, şu soru akla geliyor: "10 Ağustos’ta Cumhurbaşkanı seçilmiş olan Erdoğan’ın AK Parti ile ilişkisi ne zaman kesilecek, TBMM üyeliği ve buna bağlı olarak Başbakan sıfatı ne zaman sona erecek?"

AK Parti çevrelerine hâkim olan görüş; sorunun cevabının 28 Ağustos olduğunu savunuyor. 28 Ağustos’ta Gül’ün görev süresi bitiyor ve Erdoğan’ın 12. Cumhurbaşkanı olarak ant içip göreve başlaması gerekiyor. Aynı anda iki Cumhurbaşkanı birden olamayacağına göre, doğru olan budur.

Diğer bir görüş, Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığına seçilmesiyle beraber partisiyle ilişkisinin kesildiğini ve TBMM üyeliği ile Başbakan sıfatının sona erdiğini ileri sürüyor. Bu yaklaşıma göre; seçim bitmiş, Erdoğan seçilmiş ve TC Anayasası’nın 101. maddesine göre Erdoğan’ın AK Parti ve TBMM üyeliği ve dolayısıyla da başbakanlığı sona ermiştir.

Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) seçim sonuçlarını ilanı, mazbatanın verilmesi ve ant içilerek görevin devralınması, Erdoğan’ın 'Seçilmiş Cumhurbaşkanı' olma niteliğini kazanmasını sağlamayan salt törensel ve bildirim nitelikli işlemleridir. Nitekim YSK, kesin olmayan seçim sonuçlarını açıklamış ve hatta YSK Başkanı, bundan sonra yapılacak itirazların sonucu değiştirmeyeceğini de belirtmiştir.

Kanımca, Erdoğan’ın AK Parti ve TBMM üyeliği ile Başbakan sıfatının sona ermesi için Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçlandırılması gerekiyor. Burada, Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu’na göre davranma zorunluluğu var. Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu’nun 20. ve 21. maddelerinde YSK’nın yapacağı iki tür işlem öngörülüyor:

1) Cumhurbaşkanı seçiminin sonuçlandırılması

2) Cumhurbaşkanı’na tutanağın verilmesi ve ant içme töreni.

Erdoğan, YSK’nın kesin sonuçları Resmi Gazete’de yayınlamasıyla, 101. maddede geçen “Cumhurbaşkanı seçilen” kişi oluyor. Yani Erdoğan’ın AK Parti ve TBMM üyeliği ile Başbakan sıfatı derhal sona eriyor. Hukuken doğru olan budur. 

by Levent Köker

Seçimin kesin sonuçlarının açıklanması, sonuçların YSK tarafından TBMM Başkanlığı’na, TC Cumhurbaşkanlığı’na bildirilmesi, kamuoyuna ilan edilmesi ve Resmi Gazete’de yayınlanması yoluyla olur. Burada YSK bir tutanak hazırlayarak TBMM Başkanlığı’na gönderir. İkinci işlem, 20. maddeye göre hazırlanan tutanağın TBMM Başkanı tarafından TBMM oturumunda, “seçilen” Cumhurbaşkanı’na verilmesi ve aynı oturumda Cumhurbaşkanı’nın ant içmesi ve görevine başlamasıdır. 28 Ağustos’ta yapılacak olan bu ikinci işlemdir. 28 Ağustos’taki işlemin yapılabilmesi için, 20. Maddede geçen “kesin sonuçların açıklanması” işleminin tamamlanmış olması gerekir.

Erdoğan, YSK’nın kesin sonuçları Resmi Gazete’de yayınlamasıyla, 101. maddede geçen “Cumhurbaşkanı seçilen” kişi oluyor. Dolayısıyla Erdoğan’ın AK Parti ve TBMM üyeliği ile Başbakan sıfatı derhal sona eriyor. Hukuken doğru olan budur.

Nitekim 31 Ekim 1989’da Turgut Özal’ın TBMM’de Cumhurbaşkanı seçilmesiyle birlikte, o esnada görevde hâlâ görevde olan Cumhurbaşkanı Kenan Evren, Milletvekili Ali Bozer’i geçici hükümet kurmakla görevlendirmişti. Bozer’in görevi, Özal’ın 9 Kasım 1989’da ant içerek göreve başlamasıyla sona ermişti. Bu defa seçim halkoyu ile yapıldığından, kanımca YSK’nın kesin sonuçları açıklamasına kadar bekleme zorunluluğu vardır. Ancak 101. maddenin, 28 Ağustos’ta hüküm taşımayacağını düşünmek hukuki açıdan yanlıştır.

YSK’nın kesin sonuçları AK Parti Kongresi’nin yapılacağı 27 Ağustos’tan önce açıklaması - ki, geciktirmesi için makul bir neden de yoktur - ve Erdoğan’ın AK Parti Genel Başkanı, TBMM üyesi ve Başbakan sıfatlarıyla hukuki işlemlerde bulunması halinde, idari yargıda ve Anayasa Mahkemesi’nde karara bağlanması gereken bir dizi ihtilaf ortaya çıkabilir.

Erdoğan ve fiili başkanlık meselesi

Kuşkusuz, Erdoğan’ın mevcut parlamenter sistemin sınırlarını zorlamaya yönelecek Cumhurbaşkanı olacağı yönünde verdiği izlenimin ilk anda doğrulanması anlamına gelebilecek böyle bir uygulama, “yeni dönem” ile ilgili başka soruları da ele almayı zorunlu kılıyor. Bunlardan en önemlisi, Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı altında Türkiye’nin fiilen bir başkanlık sistemine dönüşüp dönüşemeyeceğidir.

Öncelikle belirtmek gerekir ki Türkiye, 1909’dan beri parlamenter sistemle yönetiliyor. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş sürecinde, 1921 Anayasası “meclis üstünlüğü” temelinde ve halk hakimiyeti fikri üzerine inşa edilmiş bir düzen getirmişti. Bugün şikâyet edilen vesayetçi düzen, halkoyu ile seçilen parlamentoya güvenmeyen askeri ve sivil bürokratik elitlerin kurduğu düzendir; temelinde parlâmentoya duyulan güvensizlik yatar. Bu nedenle, vesayeti tasfiye edip demokrasiyi ilerletmeyi amaçladığını söyleyen bir siyasi hareketin, üstelik de yanlış bir biçimde güçlü tek kişi yönetimi olarak gördüğü “Türkiye tipi” başkanlık sistemine yönelmesi, Türkiye’nin siyaset birikimi ve demokratik normlara uygun değildir.

Kuşkusuz bu, kişisel olarak tutarlı ve doğru bulmadığım bir tercih olsa da, yine de bir tercihtir ve uygulamaya geçirilmek istenebilir. Peki, bu olabilir mi veya nasıl olabilir?

Hem Erdoğan hem de AK Parti liderliğinin içinde bulunduğumuz süreçte, sistem değişikliğinin yeni bir anayasa, hiç değilse anayasa değişikliği gerektiğinin bilincinde oldukları anlaşılıyor. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, örneğin, cumhurbaşkanlığı seçiminden sonraki hedefin 2015 seçimlerinde anaya değişikliği için yeterli bir parlamenter çoğunluk elde etmek olduğunu belirti.

Parlamenter niteliği ağır basan 1982 Anayasası’nda Cumhurbaşkanı’na geniş yetkiler tanındığı sık sık söylenerek, böyle bir anayasa değişikliğine kadar, Erdoğan’ın anayasal yetkilerini en uç noktaya dek kullanarak sistemi fiilen başkanlık sistemine dönüştürme yoluna gireceği söyleniyor. Bu, mümkün müdür?

Cumhurbaşkanı, 1982 Anayasası’na göre bazı atama yetkilerinin dışında, bir iki önemli nokta hâriç, zannedildiği gibi yasama ve yürütme üzerinde güçlü yetkileri bulunan bir kişi değildir. Bir kere, 1982 Anayasası’na göre ülkenin genel siyasetinin belirlenmesi ve yürütülmesinden hükümet sorumludur, dolayısıyla yetki de hükümettedir. Bunun sonucu olarak, yasa tasarıları hazırlamak ve TBMM’ye sunmak Bakanlar Kurulu’nun yetkisindedir.

Uygulamaya dönük bütün idari işlemler, ilgili Bakan ile Başbakan’ın imzasını gerektiren işlemlerdir. Cumhurbaşkanı tek başına hükümetin katılmadığı işlemler yapamaz, yaptıramaz, emir veya talimat veremez. Bu tabii ki, Erdoğan’ın kendi sözünden çıkmayacak bir hükümet ile çalışamayacağı anlamına gelmez. Ama burada da inisiyatif, Erdoğan’a itaat edip etmeme kararını ve dolayısıyla bunun sorumluluğunu üstlenip üstlenmemeye karar verecek olan Başbakan ve Bakanlar Kurulu üyelerindedir.

Mevcut TC Anayasası’na göre Cumhurbaşkanı’nın elini güçlendiren en önemli yetki, gerekli gördüğü zaman Bakanlar Kurulu’na başkanlık etme yetkisidir. Erdoğan, seçim öncesindeki konuşmalarında bunu belirli fasılalarla ve düzenli olarak yapabileceğini belirtti. Bu, kuşkusuz sistemin dönüşümünde bir zorlama unsuru olabilir. Ancak bunun sürdürülebilirliği, Erdoğan ile uyumlu hareket etmekten şaşmayacak bir parlamento çoğunluğuna ve buna dayanan hükümetin varlığına bağlıdır.

1982 Anayasası, olağanüstü yönetim usulleri söz konusu olduğunda, Cumhurbaşkanı’nın Bakanlar Kurulu’na başkanlık etmesini zorunlu kılıyor. Böylesi bir zorunluluk, Bakanlar Kurulu’na, yetki kanunu gerektirmeyen ve yargı denetimine tâbi olmayan bir biçimde, üstelik de temel hak ve hürriyetler ile ilgili düzenlemeleri de içerecek biçimde kanun hükmünde kararnameler ile yönetme imkânı veriyor. Fakat bunun için de olağanüstü hâl veya sıkıyönetim ilânı gerekiyor.

Sistemin asıl zorlanması, yalnızca olağanüstülük ortamında mümkün olabilir. Bu ise her ikisi de demokratik olan parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçişten çok demokrasiden diktatörlüğe kaymak anlamına gelecektir. Ki özünde TC Anayasası ve bütün olarak hukukun askıya alınması ile aynı anlamdadır.

Prof. Dr. Levent Köker, Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi.

Twitter’dan takip edin: @LvntKker

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera’nin editöryel politikasını yansıtmayabilir. 

Levent Köker

Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi.  Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;