Görüş

Erdoğan'ın sınavı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2002’den beri ilk kez bir “kazan-kazan” durumuyla değil, “kaybet-daha az kaybet” durumuyla yüz yüze. Tavizler vermek, hoşuna gitmeyen şeyleri yapmak zorunda kalacağı bir süreç yaşıyor. Erdoğan’ın yeni siyasi gerçeklere uyum sağlamak konusunda maharetli bir lider olduğunu da unutmamak lazım.

7 Haziran seçimlerinin en belirleyici özelliklerinden birisi, Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olmasına rağmen bu seçimlerin tam kalbinde yer alması oldu. [Fotoğraf: AP]

7 Haziran 2015 genel seçim sonuçları Türkiye’yi bir günde 1990’lı yılların koalisyon tartışmalarına götürdü. Seçim gecesinden bu yana konuşulan tek şey şimdi ne olacağı. Basit aritmetik hesapların ötesinde ilerleyen bir koalisyon tartışmasıyla karşı karşıyayız. İster koalisyon, ister azınlık hükümeti başlıkları altında değerlendirilsin, meclise giren siyasi partiler dahil kimse olacaklara dair net bir fikir sahibi değil. Gölgeler, işaretler, şayialar, imalar, jestler, niyetler üzerinden tahminler yürütülüyor.

Seçimlerden önce HDP’nin barajı aşıp aşamayacağı ve AKP’nin istediği oy oranına ulaşıp ulaşamayacağı merak ediliyordu. Seçimden sonra ise konuşulan HDP’nin başarısı, AKP’nin başarısızlığı oldu. HDP’nin Türkiye siyaseti için özellikle uzun vadede çok daha önemli sonuçları olacak başarısını bir kenara bırakırsak, AKP için söylenenler kabaca ikiye ayrılabilir: 1 - Bu seçim sonuçları AKP için düşüşün başlangıcı olan ciddi bir yenilgidir. 2 -  Bu seçim sonuçlarına rağmen AKP, aldığı yüzde 40 oy oranıyla ve bu oranın Türkiye ölçeğindeki bölgesel dağılımıyla hâlâ en güçlü partidir.

Erdoğan uzun vadede sıkça romantize edilen bir “köklere dönüş” hareketi de başlatmak isteyebilir. AKP, kurulduğu dönemdeki ruhunu yine Erdoğan eliyle diriltmek konusunda bazı adımlar atabilir.

by H. Bahadır Türk


Koalisyon tartışmalarına bu iki görüşten hareketle yeniden baktığımızda, tarafların her ikisi de aslında söylediklerinden o kadar emin gözükmüyor. Muhalefet kanadı, AKP’nin düşüşünden gerçekten emin olsaydı, hükümet kurma tartışmaları yavaş yavaş bir panik havasına dönüşüyor olmazdı. AKP tarafı, Başbakan Davutoğlu’nun seçim gecesi AKP Genel Merkezi’nin balkonundan yaptığı düğün görünümlü cenaze konseptine uyan nümayiş içindeki konuşmasında söylediklerine gerçekten inansaydı, seçim sonrasında attıkları ilk adımlar parti içindeki kafa karışıklığı ve huzursuzluğu gidermeye yönelik teşkilat toplantıları olmazdı.

Erdoğan seçim sonuçlarını nasıl okuyor?

7 Haziran seçimlerinin en belirleyici özelliklerinden birisi, Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olmasına rağmen bu seçimlerin tam kalbinde yer alması oldu. Erdoğan seçim atmosferi içinde mitingler yaptı. Televizyon programlarına katıldı. Özel demeçler verdi. Muhalefeti eleştirdi. Partisine -isim zikretmeden- oy istedi. Sonuçsa, Erdoğan’ın kamuoyu önünde bastırmaya çalıştığı bir hayal kırıklığı oldu. Peki, bu seçim sonuçlarını Erdoğan nasıl okuyor?

Hemen belirtelim: Bu seçim sonuçlarıyla ilgili olarak yapılacak en yanlış tespitlerden biri, sonuçları Erdoğan’ın egosuna, nefsine veya kibrine bağlamak. Seçim gecesinden itibaren yapılan ve bir anda pek çok mecrada tartışılmadan kabul gören bu bakış, seçmene yüklediği sorumlu ve her şeyin farkında olan ebeveyn rolü üzerinden bakıldığında son derece sorunlu. Ne seçmen bu tür bir role sığabilecek kadar homojen, ne Erdoğan ilk kez bu seçim sürecinde muhaliflerinin işaret ettiği anlamıyla kibrine yenik düştü. Erdoğan’ın bu seçim sürecindeki söyledikleri, yaptıkları ve genel haliyle üslubu daha önceki seçim süreçlerinde karşımıza çıkan Erdoğan’dan farklı değildi. Sorun bu haliyle Erdoğan’ın kibri değil, AKP’nin hem Erdoğan’ın hem de AKP’nin tahayyülündeki kitleden daha “hareketli”, daha “farkında” ve daha “çıkar” odaklı bir kitle olması.

Erdoğan’ın yapmaya çalıştığı asıl şey, AKP’nin katıldığı dördüncü genel seçimi başkanlık sistemine geçiş sürecinde anayasa değişikliğine yönelik bir referandum imkânına dönüştürmekti. Ama bu olmadı. Olmadığı gibi, AKP’nin 13 yıllık tek başına iktidar dönemi de bitti.

Erdoğan’ın ve AKP kanadının yaptığı hata, bizatihi kendi seçmen tabanlarını fazla hafife almak oldu. Bu seçim sonuçlarını etkileyen Erdoğan ve AKP kaynaklı ikinci hata ise Çözüm Süreci ve Kürt sorunu konusundaki birbiri ardına atılan yanlış adımlardı. Pek çokları için Erdoğan’ın Çözüm Süreci içindeki hataları Kobani süreciyle başladı. Ama bu da ihtiyatla yaklaşılması gereken bir görüş. Kobani olayları hiç yaşanmasaydı da Çözüm Sürecindeki tıkanıklık Kürt seçmen kitlesini rahatsız etmeye başlamıştı zaten. Sorun, Erdoğan’ın (ve AKP’nin) bu konudaki yaklaşımını, hem HDP’nin hem MHP’nin kendisine karşı kullanabileceği bir koza çevirmesine izin vermesi oldu.

Erdoğan’ın haklı olarak eleştirilen elinde Kur’an’la yaptığı “miting” konuşmaları, bu süreçteki hataların geç de olsa farkına varılmasıyla ilgiliydi. Erdoğan, HDP’nin yükselişini Kürt seçmeninin dini hassasiyeti üzerinden durdurmak istese de başarılı olamadı. Bir yandan AKP’ye oy veren Kürt seçmenlerin HDP’ye yönelmesinden duyulan korku, bir yandan MHP’nin yükselişinden duyulan tedirginlik Erdoğan’ın attığı adımlarda belirleyici oldu. Nihayetinde Machiavelli’in Söylevler’deki önemli dersi doğrulandı: “İnsanlar korkudan kaçmaya çalıştıkları zaman başkalarını korkuturlar."

Erdoğan seçim sonuçlarını işte tüm bunların farkında olarak okuyor. Düşük bir profille, bir yandan seçim atmosferindeki agresifliğinin üzerinin örtülmesini bekliyor, bir yandan uyumlu ve yapıcı bir cumhurbaşkanı rolü sergilemek istiyor. Seçimlerin ardından Erdoğan cephesindeki sessizlik, sadece bir hayal kırıklığı ve öfkenin değil; aynı zamanda Erdoğan’ın seçim sonuçlarını hemen analiz etmeye başladığının bir göstergesi aslında.

Erdoğan bundan sonra ne yapacak?

Erdoğan’ın yeni hükümet ve koalisyon kurulma sürecinde de, olası bir “tekrarlanan seçim” senaryosunda da bu tutumunu sürdüreceği söylenebilir. Tarafları dinleyen ve teamüllere hürmet eden bir cumhurbaşkanı izleyeceğiz. Erdoğan, ilk kez karşısındaki muhalefet bloğunun bu kadar güçlü olduğunu hissediyor. Bu hem sayısal toplam, hem nitelik açısından böyle. Erdoğan’ın bundan sonraki davranışlarına ve sözgelimi muhalefet partileriyle ilişkilerine damga vuracak olan da bu hissiyat olacak.

Erdoğan’ın partisi içinden yeni bir merkez sağ parti kurma çabasının önüne geçmesi, seçim sonuçlarının ciddi bir muhasebesini yapması, uzun vadede kesinlikle vazgeçmeyeceği başkanlık hayalini bir süre ertelemesi ve kendisine çok tepkili bir muhalefet bloğuyla çalışması gerekiyor. Tüm bu nedenlerle şunu söylemek mümkün: Erdoğan’ın gerçek sınavı asıl şimdi başlıyor.

by H. Bahadır Türk


Erdoğan’ın bundan sonra yapacaklarını anlamak için şunu görmek gerekiyor: Erdoğan, 2002’den beri ilk kez bir “kazan-kazan” durumuyla değil, “kaybet-daha az kaybet” durumuyla yüz yüze. Tavizler vermek, hoşuna gitmeyen şeyleri yapmak zorunda kalacağı bir süreç yaşıyor. Bununla birlikte Erdoğan’ın yeni siyasi gerçeklere uyum sağlamak konusunda maharetli bir lider olduğunu unutmamak lazım.

Bu süreçte AKP’lilerin “büyük usta”sı, hükümet kurma tartışmaları özelinde zamanı olabildiğince iyi kullanmak isteyecektir. Erdoğan önümüzdeki günlerin; AKP’nin dinlenip düşündüğü, muhalefet partilerinin ise kurulamayan hükümet için birbirini suçladığı bir sürece dönüşmesini bekleyecektir. Buna ek olarak, dediğim gibi, sandık sonuçlarına saygı duyan ve öyle ya da böyle bir hükümet kurulmasını kolaylaştıran bir görüntü verme çabasını da sürdürecektir.

Bu manzarada muhalefet bloğu, bizatihi Erdoğan’ın merkezde olduğu bir oyunun parçası olacak. Erdoğan’ın Deniz Baykal’la görüşmesi sadece bir uzlaşı hamlesi değil, onun rakiplerine yönelik çeşitli imtiyazlar tanıyarak bölme stratejisinin de ipuçlarını veriyor. Erdoğan genel hatlarını çizmeye çalıştığım bu yolda yürürken uzun vadede sıkça romantize edilen bir “köklere dönüş” hareketi de başlatmak isteyebilir. AKP, kurulduğu dönemdeki ruhunu yine Erdoğan eliyle diriltmek konusunda bazı adımlar atabilir.

Kuvvetle muhtemel olan şey, bir hükümet kurulsa da Türkiye’nin sonraki seçiminin bir erken seçim olacağı. Erdoğan’ın hesaplarında belirleyici motiflerden biri de bu. Erdoğan, AKP’siz bir hükümetin kendi hareketi için doğuracağı olası maliyet ile AKP’nin yer aldığı bir koalisyonun yine kendi hareketine vereceği olası zarar arasında bir karar verecek. Burada bir noktanın daha altını çizelim: AKP’nin herhangi bir koalisyon hükümeti içinde yer alması, Erdoğan’a ve AKP’ye muhalefette olmalarından çok daha fazla zarar verecektir.

Erdoğan’ın partisi içinden yeni bir merkez sağ parti kurma çabasının önüne geçmesi, seçim sonuçlarının ciddi bir muhasebesini yapması, uzun vadede kesinlikle vazgeçmeyeceği başkanlık hayalini bir süre ertelemesi ve kendinden nefret eden bir muhalefet bloğuyla çalışması gerekiyor. Tüm bu nedenlerle şunu söylemek mümkün: Erdoğan’ın gerçek sınavı asıl şimdi başlıyor.

Doç. Dr. H. Bahadır Türk, Çankaya Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi. Birikim ile Toplum ve Bilim başta olmak üzere çeşitli dergi ve derlemelerde yayımlanmış yazıları bulunuyor. Kitapları: Şirket ve Parti: Genç Parti ve "Yeni Siyaset" (İletişim Yayınları, 2008), Çoban ve Kral: Siyasetnamelerde İdeal Yönetici İmgesi (İletişim Yayınları, 2012), Hayali Kahramanlar Hakiki Erkekler (İletişim Yayınları, 2013), Muktedir: Türk Sağ Geleneği ve Recep Tayyip Erdoğan (İletişim Yayınları, 2014).

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

H. Bahadır Türk

Çankaya Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;