Görüş

Fransa'nın Afrika'ya geri dönüşü

Söylemdeki değişikliğe rağmen Fransa, Afrika’daki eski sömürgelerine yönelik alışılmış bir dış politika izlemeye devam ediyor.

Orta Afrika Cumhuriyeti'nde kriz
Fransa, eski sömürgesi Orta Afrika Cumhuriyeti'ne, Aralık 2013'te askeri müdahale gerçekleştirdi. [AFP]

Francois Hollande başa geldiğinde, Nicolas Sarkozy yönetimi döneminde alınmış, cellule Africaine de l’Elysee (Afrika Birimi)’ni kapatma kararını uygulamakta gecikmedi. Afrika’daki Fransız çıkarlarını korumak göreviyle Cumhurbaşkanı'na danışmanlık yapan bu özel birim, Francafrique par excellence (Fransa ile Afrika ülkeleri arasındaki kusursuz ilişki) fikrinin vücut bulmuş haliydi. Lakin bu sözde danışmanların, emeklilik planlarını kolayca kabul ettiklerini düşünmek naiflik olur. Yine de Afrika Birimi’nin kapatılması, Fransa'nın Afrika'daki geçmişinden uzaklaşma niyetine dair işaret anlamı taşıyordu.

Paris’te 6-7 Aralık 2013'te düzenlenen Fransa-Afrika Zirvesi, olayları bir sonraki seviyeye taşıdı. Avrupalı ve Afrikalı liderleri bir araya getiren diğer zirvelerin aksine Paris toplantısı, sadece üç alanda işbirliği üzerine yoğunlaştı. Anlaşmalar açık ve ölçülebilirdi. Sonuç Bildirisi de‘dostluk’ ve ‘bizi sonsuza dek birbirimize bağlayan güçlü, tarihi bağlar’ gibi süslü laflardan bizi esirgedi. Peki, tüm bunlar Francafrique döneminin bittiği ve Afrika ile Fransa arasındaki ilişkilerde yeni bir dönemin başladığı anlamına mı geliyor?

Fransa-Afrika Zirvesi'nin tonu, Fransa’nın Afrika’daki çıkarları hakkında daha açık olma arzusunu gözler önüne serdi. Fransa, Afrika'da kaybettiği alanı geri kazanmak için, gerekirse, bölgedeki geleneksel siyasi nüfuzunu nakde çevirmek istediğini kabul ediyor. Fakat son dönemde Afrika ülkeleriyle ilişkilerine yaklaşımı, ülkenin eski Francafrique yöntemlerini geride bırakmakta epey zorlanacağını ortaya koyuyor.

Faydacı dış politika sözü

Francois Hollande, Fransız dış politikasında reform çağrısı yapmaktan çekinmedi. Seçim kampanyası boyunca ve başkan seçilmesinden sonraki aylarda da, Hollande artık günümüz dünyasının Fransa’nın eskiden sahip olduğu saygın konuma itibar etmediğini defalarca söyledi. Değişen küresel düzeninin, küresel yönetim sistemlerinde de bir değişim gerektirdiğini onayladı. Geçmişin kalıntıları olarak gördüğü BM Güvenlik Konseyi gibi uluslararası kurumların, gelişen ekonomileri kapsayarak yeni dünyanın gerçeklerine henüz uyum sağlayamadığını düşünüyor.

Ancak asıl yüksek beklentiler, Fransa – Afrika ilişkilerinin reformundaydı. Başkan seçilmesinden üç ay sonraki Elçiler Konferansı’nda, Hollande dış politikasının Fransa – Afrika ilişkilerinde yeni bir dönemi simgelediğinde ısrarcıydı. Fransa’nın Afrika’ya yönelik dış politikasında, Mağribin bir mihenk taşı olarak kalması şaşırtmadı. Fakat Hollande’ın bölgedeki üç ülkeye ziyareti (sırasıyla Cezayir, Fas ve Tunus), aynı eskisi gibiydi. Bu ziyaretler, başta geçen yıl siyasi suikastların yapıldığı Tunus olmak üzere, bölgedeki hükümetlere destek vermek ve özellikle Arap Baharı’ndan sonra bölgedeki Fransız yatırımlarını sürdürmek amacıyla yapılmıştı.

Fransa’nın Mağribe yaklaşımında yeni olansa, özellikle Sahra Çölü’nün güneyindeki bölgeyi Fransız diplomasisinin çıkarlarına yönelik konularda müttefik görmesiydi. Hollande’ın Aralık 2012’de Cezayir’e ziyaretinin nedeni, halka iki ülke arasındaki ‘dostluğu’ pekiştirmek olarak gösterildi. Ancak sonradan amacın Cezayir’i, Fransa’nın Mali’ye müdahalesi için ikna etmek olduğu ortaya çıktı. Amaç, tek başına hareket ediyor görünmemek için, ortakları ikna edip desteklerini almaya çalışmaktı. Nihayetinde Fransa, Mali’ye müdahale etmeden önce destek kazanmayı başardı.

Ekonomik avantajı geri kazanmak

Mağribin güneyinde ise hikaye farklı. Hollande’ın dış politikası, alanı politikayla geri kazanmaya odaklanıyor ama özellikle ekonomik ilişkileri vurgulanıyor. Bunu yapmakta da çok haklı! Geçen 10 yılda, Fransa’nın Afrika ticaretindeki payı yüzde 10 düştü. Fransa, yerini kaybeden tek ülke de değil. Malezya ve Çin gibi gelişen ülkelerin giderek daha fazla müdahil olmalarıyla, Batılı ülkelerin Afrika ticareti ve yatırımlarındaki payları azaldı. Hollande bu alanı geri kazanmaya ve gelecek beş yılda Afrika ile ticareti ikiye katlamaya kararlı görünüyor.

Fransızlar, Afrika’nın Doğulu ticaret ortaklarından Çin’le de görüşmeyi denediler. Bu aktörlerin kıtada oynadıkları rolü anlayabilmek ve ekonomik erişimlerinden faydalanabilmek istediler.

Afrika’daki büyüme, durağan Fransız ekonomisini hareketlendirebilecek potansiyel bir motor olarak görülüyor. Fransa ile Afrika arasındaki ticareti ikiye katlamayı hedefleyerek, Hollande aslında işsizlikle boğuşan Fransa için 200 bin kişilik istihdam potansiyeli sağlamak istiyor. Sosyalist hükümetinin önemli vaatlerinden biri de böylece yerine getirilmiş olacak.

Bu nedenle, Afrika’ya yönelik politikalar Fransız hükümetinin iç politikalarının bir uzantısı olarak görülebilir. 2013 yılında Hollande, Mr. Colocalisation (ürünlerin bir kısmının ülke dışında üretilmesini savunan) olarak anılmaya başlandı. İlk kez Fas ziyareti sırasında sunduğu ve ilk kez Doğu Avrupa’da uygulanan bu fikir, üretim döngüsünün bir kısmının Fransa dışına taşındığı bir ticari ortaklık anlamına geliyor. Buna karşı eleştiri olarak, ürünlerin ülke dışında üretilmesi, Fransa’ya çok lazım olan istihdamın kaybedilmesine neden olurken, colocalisation üretimin bir kısmının Fransa’da kalmasını sağlıyor.

Ürünler ‘Fransız Malı’ ibaresini korurken, anlaşmanın her iki ülke için de kazanca dönüşmesi bekleniyor: ev sahibi ülkede istihdam sağlanıyor, Fransız şirketi için maliyetler düşüyor ve bu ülkenin pazarına da erişebiliyor. Bu sayede yatırım yelpazesini genişleten şirket, bu yatırımlarla Fransız ekonomisine de fayda sağlayabiliyor.

Güvenlik ihtiyacı

Fakat ekonomik çıkarların güvence altına alınması gerekiyor. Fransa’nın Mali’ye müdahalesinin, en azından kısmen, Fransa’nın temel uranyum kaynağı olan komşu ülke Nijer’deki çıkarlarına bağlı olduğu bir sır değil.

Fransa’nın eski kolonilerindeki varlığı, Afrika’da çoğunlukla Francafrique kavramının bir örneği ve bu nedenle de tarihsel bir tutarsızlık olarak algılandı. Pek çok karar merciine göre, Fransa’nın Mali’ye müdahalesi, kendi çıkarlarını bölge çıkarları üzerinde tutmaktı. Kuzey Mali halkı tarafından kucak açıldığı söylenen operasyon, daha geniş bölgesel çıkarlarla çarpıştı.

Fransa Kuzey’de teröre karşı savaşırken; Afrika Birliği, bölgesel grup ECOWAS ve Mali hükümetindeki bir kesim de dahil olmak üzere diğer Afrika aktörleri ülkenin toprak bütünlüğünün korunmasında ısrarcıydılar.

BM Güvenlik Konseyi üyeleri, görev tanımı AFISMA kadar geniş olmayan bir BM Barış Gücü operasyonu fikrine sıcak bakarak Afrika barış gücü operasyonunun akıbetinin belirsizleştirince gerginlik arttı. Bu durum, bazı Mali hükümet görevlilerince ‘kimler arasında ve nasıl bir barış olmalı’ sorusunu akla getirdi.

Hollande, Aralık ayı başında Fransız askerlerinin Orta Afrika Cumhuriyeti’ne (OAC) gönderileceğini açıkladığında da ülkesinde sert eleştirilere maruz kalmıştı. Ülkede kemerlerin sıkıldığı bir dönemde, kamuoyu bu operasyonun ekonomik sonuçlarını sorguladı.

Fransız askerlerinin, petrol zengini OAC’ye, 6 bin Afrika Birliği askerine ek olarak gönderilmeleri de, Fransa’nın ticari amaçları olduğu fikrinin sorgulanmasına neden oldu. Süresiz olarak konuşlandırılan bu askeri birlik, Hollande’ın Afrika politikasını da sınamış olacak.

Afrika Hazır Kuvveti (ASF)’nin işleyişine Fransa’nın destek vereceğini açıklaması, hem Afrika hem de Fransa için bir kazanım olabilir. Ayrıca bu destek, Afrika Birliği’nin krizlere acil müdahale edebilmek için ihtiyaç duyduğunu belirttiği uluslararası ortaklığı da sağlamış olacak.

Ancak önce Fransa’nın Afrikalıları, bir yılda ikinci kez müdahale ettiği Afrika’da Francafrique’i canlı tutmaya çalışmadığına ikna etmek için daha fazla çabalaması gerekebilir.

Faten Aggad-Clerx, Afrika’nın kalkınma sorunlarını inceleyen bir uzmandır. Avrupa Kalkınma Politikası Yönetimi Merkezi’nde Program Müdürü olarak görev yapan Aggad-Clerx, Afrika'nın sosyo-ekonomik ve politik sorunlarına dair kişisel gözlemleri ve bakış açısını ortaya koyan yazılar kaleme alıyor. 

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Al Jazeera'nın editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Faten Aggad-Clerx

Faten Aggad-Clerx, Afrika’nın kalkınma sorunlarını inceleyen bir uzmandır. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;