Görüş

HDP: Umutlar ve ihtimaller

Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve bir yıl içinde yapılacak genel seçimler, HDP fikrinin pratiğe nasıl yansıyacağını, bir bakıma bu projenin geleceğini belirleyecek çok ciddi imtihanlardır.

Sancar'a göre HDP Eş Başkanlığına seçilen Demirtaş, Kürt tabanın yeni partiyle aidiyet bağı kurması için önemli bir isim. [Fotoğraf: Osman Baytürk / Al Jazeera]

Halkların Demokratik Partisi (HDP), kuruluş tarihine bakarsak, siyaset sahnesinin yeni aktörü. Zira kurumsal kimliğiyle henüz bir yaşını bile doldurmuş değil. Resmen 27 Ekim 2013’te kuruldu. Ancak HDP’nin tarihini, kurumsal varlığını kapsayan zaman dilimiyle sınırlamak, partiyle ilgili beklentileri ve eleştirileri anlamayı zorlaştırır.

HDP’nin, kuruluşunun bir süre öncesine uzanan bir yakın tarihi ve onu doğuran fikrin serüvenini içeren uzun bir geçmişi var. Yakın tarihin başlangıcı, 12 Haziran 2011 genel seçimlerinin öncesinde, “Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku”nda yatıyor. Seçimlerin hemen ardından kurulan Halkların Demokratik Kongresi (HDK) de, HDP’nin kurumsal başlangıcı olarak işaretlenebilir.

HDP’nin fikri tarihi ise çok daha eskilere gidiyor. İstersek bunu, en genel manada “solda birlik” arayışlarının biyografisine bile yerleştirebiliriz. Ancak HDP’yi anlamak için bu kadarı gerekli olmadığı gibi, doğru da olmaz. Böyle bir bakış, Kürt siyasal hareketinin yasal partiler dünyasına girmesi ile HDP fikri arasındaki ilişkiyi fazlasıyla belirsiz hale getirir. HDP’de somutlaşan arayış, Kürt siyasal hareketinin gelişim sürecinden bağımsız ele alınamaz.

Seçimlere ittifaklarla girmek, Kürt siyasal hareketinin yasal zemindeki faaliyet tarihinin önemli bir boyutudur. Türkiye sol/sosyalist güçlerinin farklı çevreleri de her zaman bu ittifakların başlıca ve en ağırlıklı unsurunu oluşturdu. HDP’yi doğuran HDK’nin de böyle bir ittifaktan doğduğunu tekrarlayayım. Her iki oluşumun öncülüğünü, bundan önceki ittifaklarda olduğu gibi, Kürt siyasal hareketi yaptı.

Kürt dünyasında cevabı aranan temel sorulardan biri de, HDP’nin siyasal yelpazede nereye oturacağıdır. Aslında bunun “resmi” bir cevabı var: HDP, sol kulvarda yürüyecektir. 

by Mithat Sancar

Kürt siyasal hareketinin HDP’yi hem fikren hem de kitle tabanı açısından taşıyan özne olması, tartışmaların esas itibarıyla, Kürtler açısından yürütülmesine yol açıyor. Bu durum normal olmakla birlikte, HDP olgusunun bir boyutunu da partiye katılan ve katılmayan sol/sosyalist çevrelerin oluşturduğunu unutmamak lazım. Burada da, farklı açılardan önemli tartışmalar var. Bu yazıda bu tartışmaları bir yana bırakıp, HDP’ye Kürt dünyasının içinden bakmayı deniyorum.

Öncelikle HDP’yi, bundan önceki ittifakların şartlara uyarlanmış bir kopyası olarak değerlendirmek doğru olmaz. Esasen Kürt siyasal hareketi de, HDP’yi taktik bir hamle değil, “stratejik bir proje” olarak kavradığını ısrarla belirtiyor. Bu yaklaşım, hareketin 2000’lerde giderek olgunlaşan “paradigma değişikliği” ve 2012’nin sonlarında başlayan “Çözüm Süreci”yle doğrudan bağlantılıdır. KCK Yürütme Konseyi üyesi Mustafa Karasu’nun şu sözleri, durumu gayet net bir biçimde özetliyor:

“HDP ile Türkiye sınırlarında Türkiye’nin demokratikleşmesi içinde Kürt sorununu çözmeyi hedefliyoruz. Bu bir stratejik projedir. Yani paradigma, strateji değiştirmemizin getirdiği bir sonuçtur. Artık eğer sürekli bir kavgayla, savaşarak devlet kurup sorunu çözmeyeceksek; böyle bir çözüm anlayışımız yoksa, yeni çözüm anlayışına uygun bir mücadele, bir siyasi çözüm yöntemidir. HDP’yi öyle anlamak lazım.”

Bu sözler, “Neden HDP?” sorusuna, Kürt siyasal hareketi açısından açık ve mantıklı bir cevap oluşturuyor. Lakin HDP fikrinin somutlaşmasıyla birlikte, Kürt siyasal hareketinin farklı düzlemlerinden, özellikle de tabanından endişe ve tedirginlik karışımı bir ruh halinin işaretleri de gelmeye başladı. Bu havanın, temel sorulara doyurucu cevap bulamamaktan ya da sunulan cevapların tatminkâr bulunmamasından kaynaklandığı söylenebilir.

BDP gibi rüştünü ispatlamış ve oturmuş bir yapı varken, HDP gibi nasıl işleyeceği ve ne kadar başarılı olacağı belirsiz bir örgütlenmede karar kılınmasının nedenlerini anlamakta zorlananlar, kaygılarını daha çok içeride ve kısık sesle dile getiriyorlar. HDP’nin bileşimine ve siyasal doğrultusuna ilişkin itirazlarını açıkça ifade edenler şimdilik istisna sayılırlar.

Kürt dünyasında cevabı aranan temel sorulardan biri de, HDP’nin siyasal yelpazede nereye oturacağıdır. Aslında bunun “resmi” bir cevabı var: HDP, sol kulvarda yürüyecektir. Kürt siyasal hareketinin tabanının en azından bir kısmının, ama önemsiz olmayan bir kısmının, bu cevap karşısında rahatladığı söylenemez. Hatta aksine, bu cevabın kendisi, tedirginliklerin yine önemli sayılabilecek bir kaynağı gibi duruyor. Başka bir deyişle, HDP’ye Kürt dünyasından yönelen en önemli itiraz ya da çekince, partinin dar bir sol çerçeveye oturmuş olmasıdır. Partiyi kamuoyu önünde temsil eden “Türk solu” kökenli yöneticilerin büyük bir kısmının ve onların söylemlerinin, Kürt siyasal hareketinin kitlesel dayanağını oluşturan toplumsal dokuya yabancı, en azından uzak olduğu yönünde yaygın bir algı, hatta inanç var.

HDP’nin siyasi yelpazede “sol” dışında bir yere konumlanmasının mümkün ve doğru olup olmadığı tartışılabilir şüphesiz. HDP’nin siyasal mekânda en geniş anlamda solda ikamet etme dışında bir seçeneği olmadığını düşünüyorum. Gerekçelerimi başka yazılara bırakarak, HDP’nin kaderini tayin etme potansiyeli taşıdığına inandığım soruya geçeyim. Soru basitçe şudur: Hangi sol ya da nasıl bir sol?

Bu soruya verilen cevaplar açısından Kürt siyasal hareketi ile Türk solu çevrelerinin çoğu arasında önemli bir fark var. Kürt siyasal hareketi, solu tanımlamada “radikal demokrasi”yi esas alırken; sözünü ettiğim gruplar, daha geleneksel bir sosyalist anlayışa yöneliyorlar. Bu anlayışlardan her biri, partinin örgütlenme ve çalışma biçimine dair farklı tercihlere de yol açar. Kürt siyasal hareketinin savunduğu radikal demokrasi programı, kitlesel bir sol partiyi gerekli kılarken; geleneksel sosyalist bakışın karşılığı, kadro partisi olur.

Özel olarak Kürt siyasal hareketinin, genel olarak da Türkiye’nin siyasal tarihine bakarak, HDP’nin tutunma zeminini oluşturan Kürt sosyolojinin, radikal demokrasi anlayışına uygun kitlesel bir sol partiyle gayet güçlü bir ilişki kurabileceğini söyleyebiliriz. En azından bu sosyolojiyle böylesi bir sol anlayış arasında ontolojik bir uyumsuzluk bulunduğu yönündeki imaların veya açık iddiaların, sağlam bir temeli olduğu kanısında değilim.

HDP’nin, siyasal aktör olarak hedeflerine doğru yürüyebilmesi, olgunlaşma ve serpilme aşamalarını hızla geçmesine bağlıdır. 

by Mithat Sancar

Kürt siyasal hareketinin tabanını, bu kaygılara rağmen HDP’yi sahiplenmeye yönelten başlıca faktör, oluşumun fikir babasının Abdullah Öcalan olması ve Kürt siyasi hareketinin tepesinin bu fikri kararlılıkla savunmasıdır. Ancak sahiplenme ile taşıma arasında bir fark var ve olağanlaşma veya normalleşme yoluna da, ancak “taşıma” isteğinin güçlenmesiyle girilebilir.

22 Haziran 2014’te yapılan ikinci olağanüstü kongreyi bu açıdan bir dönemeç saymak mümkün. Bunda, Selahattin Demirtaş gibi tabanda sevgi ve güven duyulan bir ismin eş genel başkanlığa seçilmiş olmasının çok önemli rol oynadığı kanısındayım. Demirtaş, Kürt tabanın yeni partiyle aidiyet bağı kurmak için ihtiyaç duyduğu köprü gibi de düşünülebilir; geçmişin mücadele ve değerler birikimi ile geleceğin siyasal hattı arasında hayati önemi olan bir köprü.

Normalleşme yoluna girmek önemli elbette, ama yeterli değil. Bundan sonraki aşamaları olgunlaşma ve serpilme olarak adlandırabiliriz. HDP’nin, siyasal aktör olarak hedeflerine doğru yürüyebilmesi, bu aşamaları hızla geçmesine bağlıdır. Türkiye’de ve Ortadoğu’da sorunlar giderek daha fazla karmaşıklaşır ve ağırlaşırken, güçlü demokratik öznelere ve alternatif politikalara duyulan ihtiyaç da daha yakıcı hale geliyor.

Kapıya dayanan cumhurbaşkanlığı seçimleri ve en geç bir yıl içinde yapılacak genel seçimler, HDP fikrinin pratiğe nasıl yansıyacağını, bir bakıma bu projenin geleceğini belirleyecek çok ciddi imtihanlardır. Bu imtihanların anahtar soruları ise BDP’nin seçmen kitlesinin HDP’ye desteğini ne ölçüde sürdüreceği ve bu kitle dışında hangi çevrelerin ne kadar destek vereceğidir.

Özetlemeye çalıştığım kaygıların Kürt siyasal hareketinin tabanında HDP’den bir uzaklaşmaya yol açıp açmayacağı sorusu, bir olgunlaşma imtihanı niteliği taşıyor.

HDP’nin hangi yeni kesimlere ulaşacağı ve hangi kesimlerden kalıcı kabul göreceği, olgunlaşmanın ötesine, yani serpilme aşamasına geçmesi bakımından belirleyici olacaktır.

Prof. Dr. Mithat Sancar, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Öğretim Üyesi. Kürt sorununa ilişkin çok sayıda makale kaleme almıştır. Sancar, Çözüm Süreci çerçevesinde oluşturulan Âkil Adamlar heyetinde Marmara Bölgesi temsilcisi olarak yer almıştır. 

Twitter'dan takip edin: @mithatsancar

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera’nın editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Mithat Sancar

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Öğretim Üyesi olan Prof. Dr. Mithat Sancar, Kürt sorununa ilişkin çok sayıda makale kaleme almıştır. Sancar, Çözü Süreci çerçevesinde oluşturulan Akil Adamlar heyetinde Marmara bölge temsilcisi olarak yer almıştır.  Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;