Görüş

IŞİD'in Kerkük saldırısını anlamak

Saldırının gerçekleştiği üç bölge Erbil, Musul, Kerkük üçgeninde kalan stratejik bir hat üzerindedir. Dolayısıyla bu saldırıyı IŞİD’in Kerkük’ü ele geçirme çabasından ziyade uzun süreli bir savaşın adımları olarak okumak daha doğru olur.

Gece üç koldan saldırıya geçen IŞİD sabah da Kerkük kent merkezinde polis müdürlüğünün bulunduğu bölgeye bombalı bir araçla saldırı düzenledi. [Fotoğraf: Reuters]

Kerkük 29 Ocak 2015 gecesi son ayların en büyük IŞİD saldırısına sahne oldu. Gece yarısı sisten yararlanarak üç koldan saldırıya geçen Irak Şam İslam Devleti (IŞİD), çatışmaların uzun süreden beri aralıklarla sürdüğü Molla Abdullah bölgesini ele geçirdi. Gece yarısı Kürt yönetimine bağlı peşmerge güçlerine yönelik ani baskınla şehir merkezinde bazı noktaları kontrol eden IŞİD, peşmergenin en önemli komutanlarından General Şirko Fatih’i de öldürdü. Çeşitli yerlerden gelen yüzlerce peşmergenin Kerkük’e girmesiyle IŞİD, şehir merkezinden çıkarılsa da 30 Ocak sabahında Kerkük’te meydana gelen bombalı saldırılar şehrin hâlâ ciddi güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya olduğunu gösteriyor.

IŞİD’in Kerkük’teki varlığı

Musul’un 10 Haziran 2014’te düşmesinden kısa bir süre sonra IŞİD Kerkük’e yöneldi. Örgüt kısa süre için şehir merkezini hedef alsa da, şehirdeki büyük peşmerge yığınağı nedeniyle güneydeki ve batıdaki ilçe ve köylerini ele geçirdi. Daha sonra Bağdat-Kerkük yolu üzerinden güneye ve doğuya yöneldi. Geçen altı ay içinde Musul, Amirli, Tıkrit, Bağdat, Anbar ve Diyala gibi bölgeler IŞİD’le mücadelede en önemli gündem başlıkları olarak ortaya çıkmasına rağmen IŞİD ilk günden itibaren Kerkük’ün merkezi olduğu El Tamim vilayetinin üçte birini kontrol ediyordu.

Saldırının en önemli nedeni IŞİD’in Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile uzun süreye ve geniş bir cepheye yayabileceği bir savaş yürütebileceği mesajını vermek istemesi. 

by Serhat Erkmen

Örgüt aslında şehir merkezine hiç de uzak değildi. Tamamını Sünni Arapların oluşturduğu Havice ilçesinin yanı sıra Dibis ilçesinin güneyi, bir Türkmen köyü olan Beşir, Tavuk ilçesine bağlı güney köyleri IŞİD’in kontrolü altındaydı. Nitekim en son saldırı da bu kontrol edilen yerlerden üç koldan gerçekleşti. Yerel kaynaklar saldırıların Molla Abdullah, Beşir ve Dibis üzerinden gerçekleştiğini belirtiyor. Beşir de Molla Abdullah da Kerkük merkezine 13-14 km. uzaklıkta olan yerler. Bu nedenle IŞİD’in Kerkük’e bir gün içinde geldiği söylenemez. Eş zamanlı olarak Güver ve Hazir bölgesine de gerçekleşen saldırılar IŞİD’in stratejisi hakkında daha güçlü ipuçları veriyor.

Saldırının nedenleri ve zamanlaması

Son bir ay içinde Irak’ın doğu, kuzey ve orta kesimindeki kayıpları IŞİD’in savunma pozisyonuna geçmesine neden oldu. ABD’nin başını çektiği koalisyon güçlerinin hava operasyonları IŞİD’in Irak ordusundan ele geçirdiği zırhlılara ve ağır silahlara büyük hasar verdi. Örgüt, Anbar’da ilerlemesine rağmen geri kalan yerlerin çoğunda uzun çaplı bir savaşı yürütebilecek bir lojistiğe sahip değil. Bu sorun özellikle Musul’dan Diyala’ya kadar uzanan “Kuzey Cephesi”nde açıkça hissediliyor. Fakat, tüm bunlara rağmen örgütün kısa süre içinde ortadan kalkacağını beklemek yanlış olur. Bölgeyi herkesten iyi tanıyan, güçlü bir istihbarat ağına sahip ve Kürtlerle 1000 km'den uzun bir sınıra sahip örgütün, peşmergeye ağır darbeler vurabilecek eylemler gerçekleştirmesi şaşırtıcı olmamalı. Bu nedenle Kerkük’teki son saldırı Musul, Erbil ve Selahaddin’deki gelişmelerle birlikte okunmalıdır.

Iraklı Kürtlerin Musul’daki ilerleyişine rağmen IŞİD, Ocak ayı içinde üç defa gece baskınlarıyla peşmergeye ağır kayıplar verdirmeyi başardı. Örneğin iki hafta kadar önce Güver’de benzer bir gece baskınıyla yerel kaynaklara göre 200 civarında peşmerge ve asayiş görevlisi öldürülmüştü. Yine geçen hafta hemen hemen aynı bölgede bir başka IŞİD saldırısını peşmerge güçlükle püskürttü. Perşembe gecesi ise Kerkük’te hemen hemen aynı şeyler yaşandı. IŞİD ile Peşmerge arasındaki sınırdan gece ani bir sızmayla giren militanlar köyleri kısa süre elinde tuttuktan sonra şehre sızdı ve muhtemelen şehirdeki uyuyan hücrelerini devreye sokarak bombalı saldırılar düzenledi. Çatışmalar neredeyse 12 saat yoğun biçimde sürdü ve sona erdi.

Saldırının en önemli nedeni IŞİD’in Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) ile uzun süreye ve geniş bir cepheye yayabileceği bir savaş yürütebileceği mesajını vermek istemesi. IŞİD yerel ilişkilerini kullanarak her yere sızabileceğini göstermek istiyor. Bu aslında IKBY’ye “bizimle savaşınız kısa sürede ve sizin istediğiniz alanda yürümez” mesajını taşıyor.

Bir diğer neden, Suriye ile Irak arasında IŞİD’in en önemli bağlantı noktaları olan Sincar ve Telafer üzerinde peşmergelerin yoğunlaştırdığı baskıyı kırmak ve dikkati başka yere çevirmek olabilir. Uzun sınır boyunca binlerce peşmergenin konuşlandırılması bile tam bir güvenlik sağlamayacaktır. Ayrıca Diyala ve Selahaddin’de önemli mevziler kaybeden IŞİD hâlâ diş gösterebileceğini de kanıtlamak istiyor. Tüm bunların zamanlaması ise çeşitli bölgelerden çekilmek zorunda kalan IŞİD militanlarının kendilerine toplanma yeri olarak Kerkük ve Musul hattını seçmesine bağlı gibi görünüyor. Nitekim saldırının gerçekleştiği üç bölge Erbil, Musul, Kerkük üçgeninde kalan stratejik bir hat üzerindedir. Dolayısıyla bu saldırıyı IŞİD’in Kerkük’ü ele geçirme çabasından ziyade uzun süreli bir savaşın adımları olarak okumak daha doğru olur.

Saldırının düşündürdükleri

Bir kez daha ortaya çıktı ki, dünyanın değişik bölgelerinden peşmergeye ya da Iraklı milis gruplara verilen silahlar ve eğitim onları henüz IŞİD ile mücadele edecek boyuta getirmedi. Kısa süre önce IŞİD, peşmerge ve milis grupların arasındaki çatışmaların yaşandığı bölgeleri gezen biri olarak ABD’nin hava desteği olmaksızın IŞİD karşısındaki güçlerin ilerleme şansı olmadığını söyleyebilirim. Nitekim Kerkük’teki saldırıyı durduran da büyük ölçüde ABD hava kuvvetlerinin bombardımanı oldu. Bunun silah, mühimmat, tecrübe, eğitim, organizasyon, gerilla teknikleri vb. birçok nedeni olabilir. Ancak asıl olan IŞİD’e karşı mücadelede sağlanan hava desteğinin yabana atılmaması gereğidir. Sadece havadan IŞİD’i yenebilmek mümkün değil ama hava desteksiz ilerleme ya çok yavaş, ya da çok ağır kayıplarla gerçekleşebiliyor.

Büyük olasılıkla bugünkü IŞİD-peşmerge sınırı, gelecekte (küçük değişikliklerle) IKBY’ye bağlanmak istenilen Kerkük’ün sınırları olacaktır.

by Serhat Erkmen

Bu tür saldırıların en önemli yanı ise uzun vadede bölgede siyasal ve psikolojik ayrılıkların daha derinleşmesidir. IŞİD’in saldırı için kullandığı hassas yerlerinin büyük kısmı Sünni Arapların yaşadığı bölgeler. Nitekim, Kerkük’te saldırının gerçekleştiği yer uzun süredir peşmerge-IŞİD arasında sınır niteliğindeydi. Çoğu Sünni Araplarla mukim bölgede IŞİD’in yerel destek bulduğu söylenebilir. Aynı olaylar daha önce Güver ve Mahmur civarında da yaşanmıştı. Nitekim, peşmergenin yürüttüğü kuzey operasyonunda da bu psikolojinin sonucu olarak Sünni Araplara karşı olağanüstü bir güvensizlik taşıdığı söylenebilir. IŞİD’den arındırılan bölgelerde Sünni Araplar ya göç ettiriliyor ya da tecrit ediliyor. Bu olayların bölge halklarının bir arada yaşama iradesi üzerinde gelecekte parçalanmaya neden olabilecek kalıcı bir etki bıraktığı söylenebilir.

Saldırının son etkisi ise Kerkük’ün geleceği bağlamında değerlendirilebilir. Kerkük’ün statüsü 2007’den beri belirsizliğini koruyor. 2011’den itibaren ise Kerkük bir “oldu bittiler şehri” hâline geldi. IŞİD’in geçen yıl gerçekleşen saldırısından sonra şehirde Irak ordusuna ait herhangi bir güvenlik gücü kalmadı. Şehrin denetimi tamamen peşmergenin elinde. Her ne kadar Irak ordusu IŞİD tehlikesinden arınınca bölgeye dönme niyetinde olsa da bu hedefin gerçekleşmesi pek mümkün görünmüyor. Tersine IKBY’nin Kerkük üzerindeki siyasi ve askeri ağırlığı her geçen gün artıyor. Fakat, Kerkük vilayeti demografik ve idari olarak bölünmenin eşiğine gelebilir. Kürt, Türkmen, Arap, Hıristiyan 1.5 milyon kişinin yaşadığı şehirde kompartımanlaşma her geçen gün artıyor. Büyük olasılıkla bugünkü IŞİD-peşmerge sınırı, gelecekte (küçük değişikliklerle) IKBY’ye bağlanmak istenilen Kerkük’ün sınırları olacaktır.

Doç. Dr. Serhat Erkmen, Ahi Evran Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi ve 21.YY Türkiye Enstitüsü Ortadoğu ve Afrika Masası Başkanı. Ümit Özdağ ve Sedat Laçiner ile birlikte 'Irak Krizi (2002-2003)' kitabını derleyen Erkmen, 21. Yüzyılda Sosyal Bilimler Dergisi'nin editörlüğünü yürütüyor.

Twitter'dan takip edin: @serhaterkmen

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Al Jazeera'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Serhat Erkmen

Ahi Evran Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi ve 21.YY Türkiye Enstitüsü Ortadoğu ve Afrika Masası Başkanı. Doktorasını Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde tamamladı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;