Görüş

Suriyeli sığınmacıların Türkiye’ye etkileri

Suriyeli sığınmacılar eğer artık Türkiye’nin bir gerçeği ise bunun olumsuz etkilerini azaltacak önlemler üzerinde durulmalıdır. Bu çerçevede Türkiye halkının tepkisini önlemeyi de içeren kapsamlı bir ‘Suriyeli sığınmacı politikası’ acilen hayata geçirilmelidir.

suriyeli-asci
Türkiye'deki Suriyeli sığınmacılardan bazıları, iş yerleri açarak kendi ayakları üzerinde durmaya çalıyorlar. [Fotoğraf: AJT]

Suriye'de halk ayaklanmasının başladığı Mart 2011 tarihinden yaklaşık bir ay sonra Türkiye'ye ilk Suriyeli sığınmacı akını gerçekleşmişti. Ankara, başından beri Suriyelilere açık kapı politikası uygulayacağını ilan etti. Ancak o dönemde Türkiye kamuoyu ve yetkililerinde, Suriye'deki olayların çok uzun olmayan bir sürede sona ereceği ve Suriyelilerin ülkelerine döneceği beklentisi hakimdi. Süreç içinde Suriye'deki ayaklanma iç savaşa dönüştü ve güvenlik ortamının bozulmasına bağlı olarak sığınmacı akını artarak devam etti. Ocak 2015 itibarıyla Türkiye'de resmi rakamlara göre 1 milyon 625 bin Suriyeli sığınmacı bulunuyor. Gerçek rakamın ise 2 milyon civarında olduğu tahmin ediliyor.

Başlangıçta kısa süreli ve geçici bir durum olarak görülen Suriyeli göç dalgası, gün geçtikçe kalıcı bir hâl aldı. Mevcut durum, göç eden ve göçü kabul eden insanların psikolojileri ve tepkilerini kaçınılmaz şekilde etkiliyor. Türkiye'deki Suriyeliler konusu, giderek toplumsal, siyasal ve ekonomik boyutları olan bir uyum sorunu ve güvenlik meselesine dönüşüyor. Dolayısıyla Suriyelilerin temel ihtiyaçlarını karşılamaya dayalı bir sığınmacı politikası, artık sürdürülemez noktaya geliyor.

Suriyeli sığınmacıların zor koşullarda yaşamaları, her türlü suç ve şiddet ortamının doğup gelişmesi açısından uygun koşulları sunuyor. Eğitim almamış, düşük gelirli, dışlanmışlık hissi içinde kimlik bunalımı yaşayan sığınmacı gençler, ileriki dönemde suç kaynağı oluşturabilirler. 

by Oytun Orhan

Türkiye'deki Suriyeli varlığının topluma ve ekonomiye yanısmaları

Suriyelilerin Türkiye'deki etkileri, en fazla toplumsal alanda hissediliyor. Sığınmacılar ile yerel halk arasında, farklı dil, kültür ve yaşam tarzından kaynaklanan sorunlar yaşanıyor. Sığınmacılardan dolayı çok eşliliğin ortaya çıkması ve buna bağlı boşanmaların artması, kadın ve çocuk istismarı, çarpık yapılaşma gibi problemler de giderek artıyor. Suriyelilerin yoğun yaşadıkları illerde demografik yapıyı değiştirmeleri, en ciddi toplumsal etkilerden biri. Bu durum, kimi zaman etnik ve mezhepsel boyutlu kutuplaşmaların doğmasına ya da var olan gerginliklerin körüklenmesine yol açabiliyor.

Konuya ekonomik açıdan bakıldığında, çift yönlü bir resim ortaya çıkıyor. Suriyeli sığınmacılara yapılan yardımlar, kiraların yükselmesi, işsizlik oranının artması gibi argümanlar üzerinden Türkiye ekonomisinin olumsuz etkilendiği öne sürülüyor. Buna karşın Suriyelilerin farklı yönden Türkiye ekonomisine katkı sunduğu da söylenebilir. Her şeyden önce Suriyeliler, küçük çaplı da olsa, açtıkları işletmeler ile ekonomiye artık katkı da sunuyorlar. Suriyelilerin işgücü piyasasına girmeleri, yerel işçi sınıfı arasında iş fırsatlarının ellerinden alındığı gerekçesiyle tepki çekiyor.

Lakin sığınmacıların, Gaziantep başta olmak üzere, sınır illerinin çoğunda işgücü açığını kapattığı da görülüyor. Ayrıca Suriye'den çok sayıda yatırımcı, sermayelerini Türkiye'ye taşıyor. Nitekim Gaziantep'te faaliyet gösteren Suriyeli firma sayısı, iç savaş öncesinde 60 iken 2014'te 209'a, Mersin'de faaliyet gösteren Suriyeli firma sayısı ise 2009'da 25 iken 2014'te 279'a yükseldi. Suriyeli tüccarların Türk mallarını, kendi iş bağlantıları üzerinden Ortadoğu pazarına ulaştırmaları, Suriye krizinin sınır illerinin ihracatı üzerinde yarattığı olumsuz etkinin azalmasını sağlıyor.

Siyasi ve güvenlik açısından bakıldığında en ciddi risk, yerel halk arasında Suriyelilere karşı artma eğilimi gösteren tepkinin, provokasyon neticesinde şiddet içeren kitlesel tepkiye dönüşmesidir. Bunun ufak örnekleri neredeyse her sınır ilinde yaşanıyor. Yerel halkın tepkisinin en tehlikeli sonucu ise Suriyelilerin örgütlenerek kendi adalet ve güvenliklerini sağlama ihtiyacı hissetmeleridir. Zira Suriyelilerin örgütlenmesi, bütünleşme sürecine zarar veriyor. Güvenlik açısından bir diğer etki de yerel halkın kendini terör saldırılarına açık hissetmesidir. Suriyeliler arasında provokasyon çıkartmak ya da Türkiye'yi cezalandırmak isteyecek kişilerin olabileceği düşüncesi halka yerleşmiş durumda. Bu duygu, özellikle sınır yerleşim yerlerinde daha yaygın. Suriyeli sığınmacıların karışacağı terör eylemleri ise tüm Suriyelilere bakışı kritik biçimde değiştirip daha büyük güvenlik risklerini beraberinde getirebilir.

Türkiye'deki Suriyeli sığınmacılar, belli başlı şehirlerin kenar mahallelerde bir arada yaşamlarını sürdürüyorlar. Bu durum, her şeyden önce uyum sürecini zorlaştırıyor ve ileride güvenlik sorunlarının doğmasına neden olabilecek bir zemin hazırlıyor. Sığınmacıların zor koşullar altında yaşamaları, her türlü suç ve şiddet ortamının doğup gelişmesi açısından uygun koşullar sunuyor. Eğitim almamış, düşük gelir seviyesine sahip, dışlanmışlık hissi içinde kimlik bunalımı yaşayan sığınmacı gençlerin ileriki dönemde pek çok suçun kaynağını oluşturabilecekleri söylenebilir.

Çözüm önerileri

Suriyeli sığınmacılar eğer artık Türkiye'nin bir gerçeği ise bunun olumsuz etkilerini azaltacak, olumlu etkilerini daha fazla hayata geçirecek önlemler üzerinde durulmalıdır. O çerçevede Türkiye halkının tepkisini önlemeyi de içeren geniş kapsamlı bir 'Suriyeli sığınmacı politikası' acilen hayata geçirilmelidir. Suriyeliler konusu, bir toplumsal uyum sorunu olarak ele alınmalı; çalışma hayatı, eğitim, barınma, sağlık, belediye hizmetleri, toplumun alıştırılması gibi alanları düzenleyecek bütüncül bir politika uygulanmalıdır. Entegrasyon süreci eğer başarılı yönetilebilirse, uzun vadede toplumsal zenginliğe, çok kültürlü yapının gelişmesine katkı sağlanabilir. Ayrıca komşu ülke halkları arasındaki toplumsal bağ güçlenerek uzun vadede daha fazla siyasal ve ekonomik işbirliğine zemin hazırlanabilir.

Suriyelilerin yarattığı toplumsal sorunların önlenmesinde en önemli araç eğitimdir. Eğitimden yoksun bir 'kayıp neslin' düşük gelir ve dışlanmışlık duygusu ile beraber ciddi sosyal problemlere yol açacağı öngörülebilir. Eğitim sayesinde, hem uyum sorunu aşılabilir hem de ülkeye toplumsal ve ekonomik açıdan katkı sunan bir nesil yetişebilir. Lakin kamp dışında yaşayan Suriyeli çocuk ve gençlerin yalnızca küçük bir kısmı eğitim alabiliyor.

Bu konuda ilk tercih, Suriyeliler ile Türkiye vatandaşlarının birlikte karma eğitim alacağı bir sisteme geçilmesidir. Böylece ilkokula başlayan öğrenciler, 1. sınıftan itibaren birlikte okuyabilirler. Yüksek sınıflarda bir yıllık Türkçe hazırlık almak şartıyla yine yerel öğrenciler ile birlikte eğitim alınabilir. Ki o da mevcut eğitim kapasitesi üzerine sınır illerinde yaklaşık yüzde 15'lik bir yük binmesi demek. Diğer bir olasılık, sadece Suriyelilere özel eğitim sunulmasıdır. Ama bu seçenek de yeni okulların inşa edilmesi, Suriye müfredatı yanında Türkçe eğitimin verilmesi ve Arap öğretmenlerin yetiştirilmesi gibi sorunlarla baş edilmesini gerektirecektir.

Suriyeliler ile yaşanan sıkıntıların önemli bir kısmı farklı yaşam tarzından kaynaklandığı için Suriyelilere yerel kültüre uyum sağlamaları konusunda telkinde bulunulması büyük önem taşıyor. Oysa sığınmacıların yönlendirilmesi açısından ciddi eksiklik söz konusu. Suriyelilerin elit kesimi arasından kanaat önderi grubu oluşturularak boşluk doldurulabilir. Bununla bağlantılı olarak Suriyeli nitelikli insan gücünün Türkiye'de kalışının teşvik edilmesi fayda sağlayabilir. Suriyeliler arasında bulunan çok sayıda doktor, avukat, öğretmen, akademisyen ve mühendisten, kanaat önderi grupları oluşturmak için yararlanılabilir. Ayrıca kendi alanlarında çalışmalarının önü açılarak nitelikli işgücü ihtiyacı karşılanabilir.

Türkiye’deki Suriyeli sığınmacıların çoğunluğunun kırsal kesimden gelmesi, onlara bakışı olumsuz etkiliyor. Sokaklarda dilenen sığınmacı görüntüsü de toplumunu Suriyeli algısını şekillendiren unsurlardan. Bu algıyı değiştirmek için Suriyelilerin içindeki farklılıkları gösteren faaliyetler düzenlenebilir. 

by Oytun Orhan

Konunun bir diğer boyutu da yerel halkın tepkisinin dikkate alınmasıdır. Öncelikle Türkiye kamuoyunun Suriyelilere alıştırılması gerekiyor. Yerel halka, Suriyelilerin uzun süre misafir edileceği, birlikte yaşama kültürünün nasıl sağlanacağı gibi konularda telkinde bulunulması şart. Bununla bağlantılı olarak, Suriyeli algısının düzeltilmesi de son derece önemli. Türkiye'deki Suriyeli sığınmacıların büyük çoğunluğunun kırsal kesimden gelmesi, onlara bakışı olumsuz etkiliyor. Büyükşehirlerin sokaklarında dilenen sığınmacılar görüntüsü, Türkiye toplumunun genelindeki Suriyeli algısını şekillendiren unsurlardan.

Söz konusu algıyı değiştirmek için Suriyelilerin içindeki farklılıkları, onların yaşamlarının değişik kesitlerini gösteren sanatsal-sosyal faaliyetler düzenlenebilir. Yerel halkı rahatlatmak açısından Suriye ile sınırdaş illerin üzerine binmiş aşırı yükün dağıtılması gündeme getirilebilir. Zaten kısıtlı kaynaklara sahip sınır şehirleri, Suriyelilerin yarattığı sosyo-ekonomik etkilerle baş etmekte zorlanıyor. Bu nedenle Suriyelilerin Türkiye geneline daha dengeli dağıtılmaları, sorunun çözümüne katkı sağlayabilir.

Son olarak, Suriyeliler meselesi, siyasi tartışmalardan bağımsız şekilde ele alınmalıdır. Suriyeliler konusunda dikkat çekme görevi olanlar, çoğu zaman suçlamaya maruz kalabiliyorlar. Tersine hiçbir Suriyeli ile karşılaşmayan insanlar, sırf siyasi nedenlerle Suriyelilere tepki gösterebiliyorlar. Suriyelilere karşı oluşan toplumsal tepki, siyasal tartışmalardan bağımsız olarak, sosyolojik gerçekler üzerinden tartışılmalı ve çözüm önerileri geliştirilmelidir. Bunun yanı sıra Suriyelilere yönelik bazı saldırıların provokasyona indirgenerek açıklanması, daha büyük sıkıntıların yaşanmasına neden olabilir. Yaşanan olaylarda provokasyon söz konusudur. Fakat buna son derece müsait bir ortamın varlığı gerçeği asla göz ardı edilmemelidir.

Türkiye, şimdiye kadar Suriyeli sığınmacılar için 5 milyar dolar harcadı. Kapsamlı bir sığınmacı politikasının uygulanması, ek maliyetleri beraberinde getirecektir. Buna karşın toplumsal entegrasyon sürecinin yönetilememesi, uzun vadede Suriyelilerin yoğun yaşadığı illerdeki güvenlik, istikrar ve toplumsal barış ortamını bozabilir. Öylesi bir durum, ülke ekonomisinin geneli üzerinde olumsuz etki yaratabilir. Söz konusu adımların hayata geçirilmesinde zaman faktörü de son derece önemlidir. Halihazırda Suriyelilerin Türkiye toplumuna bazı açılardan uyum sürecinin başladığı söylenebilir. Ancak kapsamlı bir sığınmacı politikasının yokluğu, Suriyelilerin uyum sürecini uzatıp maliyeti artıracaktır. En büyük risk ise iki toplum arasında yaşanabilecek bir olayın etkilerinin, uzun yıllar boyunca entegrasyon süreci önünde engel oluşturmasıdır.

Oytun Orhan, Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi (ORSAM) Uzmanı. Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden mezun oldu. Yüksek lisansını, Hacettepe Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde tamamladı. Başta Suriye ve Irak olmak üzere Ortadoğu’nun çeşitli ülkelerinde çok sayıda saha çalışması yürüten Orhan, Abant İzzet Baysal Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde doktora çalışmalarını sürdürüyor.

Twitter’dan takip edin: @oytunorhn

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera’nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Oytun Orhan

ORSAM Araştırmacısı Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;