Görüş

Türkiye-Fransa ilişkilerinde Hollande dönemi

Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande'nin Türkiye'ye yaptığı iki günlük resmi ziyaretin, selefi Nicolas Sarkozy'nin üç yıl önceki ziyaretine kıyasla, iki ülke ilişkileri açısından daha tatmin edici sonuçlar vermesi bekleniyor.

Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande, kimyasal saldırılarla ilgili ellerinde henüz kanıt olmadığını söyledi. [AFP]

Fransız Cumhurbaşkanı, halkının sadece % 26’sı tarafından destekleniyor. Ayrıca, kısa bir süre önce gizli bir sevgilisi olduğu ortaya çıktığı için zor bir dönem geçiriyor. Ancak, Hollande'ın 27 Ocak Pazartesi günü başlayan Türkiye temasları, tarihe başarılı bir ziyaret olarak geçecek gibi görünüyor. Bunun en basit nedeni, kendisinden önceki Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin üç yıl önce G20 dönem başkanı sıfatıyla Türkiye’ye gerçekleştirdiği ve Başbakan Erdoğan’ın tabiriyle “bir şey anlaşılmayan” beş saatlik ziyaretten daha uzun süreli ve daha kapsamlı oluşu. Ankara ve İstanbul’u kapsayan iki günlük ziyaret sona erdiğinde, iki taraf arasında çok sayıda işbirliği imkânı hakkında görüşülmüş ve yüksek önem arz eden anlaşmalara imza atılmış olacak. Nitekim bu geziye Cumhurbaşkanı ile birlikte Dışişleri Bakanı, Dış Ticaret Bakanı, Savunma Bakanı, Sanayi ve Kalkınma Bakanı, Enerji Bakanı, Yüksek Öğretimden Sorumlu Bakan ve Tarım Bakanı – ve kırk civarında işadamı – katıldı.

Türkiye’de son on yılda kişi başına düşen GSYH’deki ciddi artışa rağmen, Fransız sermayesinin Türk piyasasındaki oranı % 6’dan % 3’e düştü.

by Armağan Gözkaman

Hollande, Türk mevkidaşı Abdullah Gül ile gerçekleştirdiği ortak basın toplantısında, ziyareti “geleceğe dönük” olarak nitelendirdi. Gerçekten de, önemli bir ekonomik potansiyele ve siyasal role sahip olan bir ülke olarak betimlediği Türkiye ile ilişkilerini canlandırma tercihi, geleceğe yönelik bir karar olarak nitelendirilebilir. Bu noktada, dışişleri bakanları seviyesinde işbirliği öngören – ve kaçınılmaz olarak savunma alanını da kapsayacak olan – stratejik işbirliği anlaşmasının imzalanmış olması dikkat çekiyor. İki ülkenin Suriye’deki iç savaşın sona erdirilmesine yönelik çabaları paralellik göstermekte. Türkiye, 700.000 Suriyeli mülteciyi barındırarak büyük insani – ve son derece pahalı – bir hizmette bulunuyor. Ayrıca, kısa süre önce imzalamış olduğu “Geri Kabul Anlaşması” ile kendi toprakları üzerinden AB’ye kaçak geçen üçüncü ülke vatandaşlarını kabul etme sorumluluğunu yüklendi. Bütün bu hususlar, Fransız çıkarlarını doğrudan ilgilendirmekte.

Bir diğer önemli nokta, iki tarafın da aralarındaki ticaret hacmini 20 milyar Euro gibi bir seviyeye çıkarma konusundaki isteklilikleri. 2013 yılında gerçekleşen ticaret sonucunda ortaya çıkan meblağ 13 milyar Euro’nun altındaydı. Bu noktada özellikle Fransız şirketlerinin durumuna dikkat çekmek gerekiyor: Türkiye’de son on yılda kişi başına düşen GSYH’deki ciddi artışa rağmen, Fransız sermayesinin Türk piyasasındaki oranı % 6’dan % 3’e düştü. Daha önce Türkiye'ye yatırım yapan ülkeler sıralamasında ilk üçte yer alan Fransa, Sarkozy döneminde yedinciliğe gerilemiş durumda.

Ortak basın toplantısında yapılan ve hem Türk hem de Fransız yetkililerin memnuniyetle dinlediği bu açıklamalar, Fransa’da 2012 yılında gerçekleşen Cumhurbaşkanı değişikliğiyle doğrudan ilgili. Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) üyeliğine karşı olan söylemleriyle ve 1915 olaylarına ilişkin duruşuyla tepki çeken Sarkozy’nin 2012 seçimlerini kaybetmesi sonucunda, Türkiye ile Fransa arasındaki ilişkilerin yeni bir döneme girdiğini savunmak hata olmaz. Nitekim, Fransa’nın yeni Cumhurbaşkanı’nın ilişkileri yeniden canlandırma ve kendisinden önceki dönemde meydana gelen tahribatı onarma çağrısı, Abdullah Gül tarafından gönderilen kutlama mesajında yer alan ifadelerle aynı düzlemdeydi.

İlişkilerdeki iyiye gidişin önemli göstergelerinden biri, 22 Ekim 2013 tarihinde AB ile bölgesel politikaya ilişkin (22 numaralı) müzakere faslının açılması oldu. Fransa’nın bu fasıl üzerindeki vetosunu kaldıracağı ve Türkiye’nin adaylık sürecini daha kuvvetli bir şekilde destekleyeceği, aynı yılın Şubat ayında Dışişleri Bakanı Laurent Fabius tarafından duyurulmuştu. Üç yıllık bir aradan sonra müzakerelerin yeniden ivme kazanması, Ankara tarafından memnuniyetle karşılandı. Fransız halkının Türkiye’nin AB üyeliğine %83 gibi yüksek bir oranda karşı olması, hükümet tarafından verilen desteği özellikle önemli kılıyor.

Hollande'dan AB ve 1915 mesajları

Fransız Cumhurbaşkanı’nın konuşmasındaki Türkiye-AB ilişkilerine yönelik bölümde, Ankara’nın beklediği desteğin farkında ve ciddiyet sahibi bir devlet başkanı olarak, son derece yapıcı ifadeler seçtiği görülüyor. Bilindiği üzere, Türkiye üyelik başvurusunun gerektirdiği tüm yükümlülükleri üstlenmesine rağmen,  Fransa’da düzenlenecek referandum sonucunda AB’ye üye olamayabilir. Hollande’a göre bu hipotezin varlığı, müzakere sürecinin iyi niyet çerçevesinde ve şeffaflık içerisinde devamına engel teşkil etmemeli. Sürecin sona ermesi için uzun bir zaman gerektiğini “Türkiye’nin üyeliğinin tarihi belirsiz” gibi diplomatik bir ifadeyle dile getiren Hollande, aynı zamanda Türkiye üyelik için hazır olduğunda Fransız kamuoyunun nasıl bir karar vereceğinin şimdiden bilinemeyeceğini de ima ediyor.

1915 olayları, Türkiye için bir diğer hassas konuyu teşkil ediyor. Fransız Cumhurbaşkanı, hem seçim kampanyası sırasında hem de cumhurbaşkanı seçildikten sonra soykırımın reddine cezai müeyyide getiren bir yasa geçirileceğine dair taahhütte bulundu. Ancak, bu yasanın zamanlaması Mayıs ayında gerçekleşecek olan Ermenistan gezisine göre ayarlanacak. Ayrıca, yasanın onay sürecinin 2015’te (katliamın yüzüncü yılında) tamamlanacak olması da ayrı bir anlam ifade ediyor. 

Hollande’ın kendisine bu yasayla ilgili olarak yöneltilen soruya verdiği yanıtta vurguladığı noktalar da bu niyeti ortaya koyar nitelikte: Hukuk ve uzlaşma. 2015’in yaklaştığını hatırlatan Fransız Cumhurbaşkanı, bu sürenin olayların açığa çıkarılması için çaba gösterilerek geçirilmesi gerektiğini belirtti. Ayrıca, soykırımın kabulüne ilişkin yasaların varlığına vurgu yaptı. Bu yanıt, 25 ve 26 Ocak’ta Paris, Lyon, Marsilya ve Montpellier şehirlerinde Ermeni örgütlerinin gerçekleştirdiği “Bu Türkiye’nin AB’ye girişine hayır” başlıklı gösterilere katılanların minimum beklentilerine cevap verir nitelikte.

David Miliband tarafından kaleme alınan bir yazıda da belirtildiği üzere, söz konusu olan Türkiye’nin yakın gelecekte AB’ye girmesi değil. Asıl sorun, Türkiye’nin geleceğine yönelik olarak hangi seçeneğin tercih edileceğiyle ilgili:  Üyeliğe yönelik olarak (Avrupa devletleri tarafından) verilmiş olan taahhüdün zaman içerisinde yok olmasına göz mü yumulacak, yoksa iki tarafın ortaya koyacağı işbirliği ile üyelik yolundaki engellerin üstesinden mi gelinecek? Miliband, Sarkozy dönemindeki hataların yapılmamasını devlet adamlığına yakışan bir eylem olarak nitelendiriyor. Bugünkü Fransız Cumhurbaşkanı’nın, bu tanıma uygun bir profil çizdiği ileri sürülebilir.

Armağan Gözkaman, Beykent Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde yardımcı doçent doktor olarak görev yapmaktadır.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Al Jazeera’nın editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Armagan Gozkaman

Armağan Gözkaman

Armağan Gözkaman, Beykent Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde yardımcı doçent doktor olarak görev yapıyor. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;