Görüş

Türkiye'nin 'ekonomik dış çıpa' arayışı

2013’e kadar büyümekte olan ekonomi, 2014 yılını dolar bazında küçülerek kapattı; 2015’in ilk çeyrek verileri de pek iç açıcı bir tablo çizmiyor. Böyle bir coğrafyada Türkiye’nin yapacağı en kazançlı atılım, ticari ilişkilerinin halen verimli olarak devam ettiği Avrupa Birliği ve ABD’ye yönelmesi olacak.

1995'te Gümrük Birliği imzalandığında AB pazarının Türk ticaretindeki yüzdesi %49 iken, 2012'de %38’e geriledi. [Fotoğraf: AA-Arşiv]

Dünya Bankası, Aralık 2014’te yayınladığı raporunda, Türkiye’nin “ekonomik başarı öyküsünün” temel unsurlarını inceledi. Bu alanda en çok vurgulanan, Türkiye’nin dış ticaretindeki büyüme.

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidarında Türkiye, Ortadoğu, Güney Kafkaslar ve Doğu Avrupa’daki ihracat pazarlarını çoğaltarak, dünyanın en büyük yirmi ekonomisi arasına girmişti. Bilhassa komşu ülkelerle ticaret gelişirken, Avrupa Birliği’nin (AB) bu dönemde Türkiye’nin dış ticaretinde payı azaldı: 1995 yılında Gümrük Birliği imzalandığında AB pazarının Türk ticaretindeki yüzdesi %49 iken, bu hacim 2012 yılında %38’e kadar gerilemiş oldu.

Arap Baharı ayaklanmalarından önce komşu bölgeler, Türk ürünleri ve hizmetleri için geniş bir pazar sunuyordu. 2011 yılının ortaları ve özellikle 2012 yılından beri ise, bu coğrafyanın ekonomik potansiyeli hakkında aynı tespitleri yapmak giderek zorlaşıyor. Suriye ve Irak’ta IŞİD terör örgütünün kuvvetlenmesi; Suriye lideri Beşşar Esed'e karşı mücadelenin sürmesi; Rusya’nın Ukrayna’da gösterdiği saldırganlık, bölgedeki ticareti olumsuz yönde etkilemeye devam etmekte.

2010 yılında 1,8 milyar Amerikan doları çevresinde seyreden Suriye ticareti, iç savaşın patlak vermesinden bir sene sonra yarım milyar dolara kadar gerilemişti. Mısır ve İran’a olan ihracat 2012-2014 yılları arasında sırasıyla %10 ve %61’lik oranlarda değer kaybederken, Arap dünyasının geneline olan ihracat da %5’lik gerileme gösterdi. Benzer bir eğilimle, Ukrayna ve Rusya’ya olan ihracat 2013-2014 yıllarında %15 ve %21 oranında düştü.

Ekonominin büyümesini duraklatan etkenlerden biri, Türkiye’nin ekonomik odağının yanlış bir alana endekslenmiş olması.

by Sinan Ekim

Türkiye’nin bu ülkelerle olan ticaret hacminin kısa vadede yükselmesi pek olası gözükmüyor. Ekonomik bağları yıpratan en önemli tehlike, Türkiye’nin bölgede izlediği politika: AKP’nin Abdullah el-Tani’nin Tobruk merkezli hükümetini tanımaması, Libya’da faaliyet göstermekte olan Türk firmalarının geçen aylarda sınır dışı edilmelerine sebep oldu. Kahire ve Ankara arasındaki ağız dalaşı içeriği çirkinleşerek devam ederken, Türkiye’nin Arap dünyasındaki ticaret ağı da aynı oranda daralıyor. Geçen Nisan ayında Mısır’ın “Roll on-Roll off” feribot anlaşmasını yenilememesi, Türk ihracat ürünlerinin Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerine ulaşmasını zorlaştırmaya başladı bile. Türk firmaları bölgeye ihracata devam edebilmek için artık Süveyş Kanalı’nı kullanmak zorundalar; bu da ulaşım masraflarının giderek artması demek. Türkiye’nin İran’a neo-emperyalist bir politika izlediği yönünde yaptığı suçlamalar da, ülkenin İran’daki saygınlığını yitirmesine sebep oldu.

Bu durumda, ekonominin büyümesini duraklatan etkenlerden biri, Türkiye’nin ekonomik odağının yanlış bir alana endekslenmiş olması. 2013’e kadar büyümekte olan ekonomi, 2014 yılını dolar bazında küçülerek kapatmıştı; 2015’in ilk çeyrek verileri de pek iç açıcı bir tablo çizmiyor. Böyle bir coğrafyada Türkiye’nin yapacağı en kazançlı atılım, ticari ilişkilerinin halen verimli olarak devam ettiği Avrupa Birliği ve ABD’ye yönelmesi olacak. Öncelikle dikkat çekilmesi gereken nokta, AB-Türkiye ticaretinin euro krizine rağmen büyüyor olması: 2013-2014 yıllarında AB’ye olan ihracat %9 artarken, ABD’ye olan ihracat da 13%’lük bir artış gösterdi. Ticaret verilerinin de vurguladığı gibi, AB ve ABD Türkiye’nin en önemli ticaret ortakları.

TTIP, Gümrük Birliği ve Türkiye

Sorun şu ki, böyle bir atılım için zaman azalıyor. AB ve ABD’nin yakında imzalayacağı “Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı” anlaşması (TTIP) Türkiye için ekonomik bir tehlikeye dönüşebilir.

Ekonomistler TTIP’yi, İkinci Dünya Savaşı sonrasında yürürlüğe giren Marshall Planı’ndan beri olan en kapsamlı küresel entegrasyon projesi olarak tanımlıyor. Okyanusun iki kıyısı arasındaki ekonomik ilişki (dünya GSYİH’sinin %45’i ve küresel ticaretin 2/3’si) AB ve ABD karar vericilerinin çizdiği kurallar ekseninde yönetilecek. Bu da ihraç ve ithal edilen tüm mal, hizmetler, yatırımlar, ve kamu alım standartlarının ve vergi durumlarının yeniden belirlenmesi demek.

Türkiye TTIP’e dahil olamadığı takdirde, Gümrük Birliği’nden dolayı başka sıkıntılarla da mücadele edecek. Örneğin Amerikan malları Türkiye’ye gümrüksüz girerken, Türk mallarına Amerikan pazarında %40 vergi uygulanacak.

by Sinan Ekim

Bu ortaklığın haricinde bırakılan ülkeler, dünyanın en büyük iki pazarıyla olan ticaretlerinde yeni kısıtlamalarla karşılaşacaklar. Bilindiği üzere, Türkiye bu ülkelerden biri. Fakat diğer ülkelerden farklı olarak (örneğin, Meksika veya Kanada), Türkiye TTIP’e dahil olamadığı takdirde, Gümrük Birliği’nden dolayı daha başka sıkıntılarla da mücadele edecek. Örneğin Amerikan malları Türkiye’ye gümrüksüz girerken, Türk mallarına Amerikan pazarında %40 vergi uygulanacak. Bu dengesizliğin, ABD ile olan yaklaşık 6 milyar dolarlık ticari açığın kapatılmasını zorlaştırması bekleniyor.

Ayrıca, AB’nin üçüncü bir tarafla imzaladığı her anlaşma doğrultusunda, üçüncü taraf Türk pazarlarına engelsiz erişim hakkı kazanırken, Türkiye kendi ticari engellerini kaldırmak için, o ülke ile Serbest Ticaret Anlaşması imzalamak zorunda kalacak. Benzer zorluklar 2000’lerin başlarında Cezayir, Meksika ve Güney Afrika ile yaşanmıştı. AB’nin eş zamanlı olarak Gürcistan, Güney Kore, Kanada, Moldova ve Ukrayna ile, Gümrük Birliği’nin kapsamadığı birçok sektörü de kapsayan, Serbest Ticaret Anlaşmaları imzalamak üzere olduğunu da göz önünde bulunursak, Türkiye’nin ticari sıkıntılarının gelecekte katlanarak artacağı öne sürülebilir. 

Türkiye’nin kısa vadede anlaşmaya ortak olması zor. Üçüncü taraf olarak müzakerelere dahil edilmesi için, her AB ülkesinden AB Komisyonuna “emir” verilmesi gerekiyor. Böyle bir sürece gidilmesi de, tarafların isteklerinin aksine, anlaşmanın yürürlüğe girmesini geciktirecek.

Altı çizilmesi gereken başka bir husus da, TTIP’in sadece bir ticari anlaşma değil, aynı zamanda bir siyasi tercih olduğudur. AB ve ABD hükümetleri, liberal demokrasi, serbest piyasa ve hukukun üstünlüğü üzerine kurulu devlet düzeninin otoriter rejimlerden daha yüksek bir refah seviyesi sunduğunu ispatlayarak, Batı’nın jeostratejik ağırlığını artırmayı amaçlıyorlar. Bu sebeple de denebilir ki, Türkiye politik ve hukuk düzenindeki sorunlarını çözmediği takdirde, TTIP’e dahil olmakta engellerle karşılaşacak.

Bu durumda, Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi ve AB Komisyonu'nun ticaretten sorumlu üyesi Cecilia Malmstrom’ün Gümrük Birliği’ni “derinleştirme” kararı, anlık olarak en gerçekçi atılım. Tasarlanan güncellemeler ile tarım, hizmetler ve kamu ihaleleri sektörlerinin anlaşmaya dahil edilmesi, AB’nin Serbest Ticaret Anlaşmalarında Türkiye’ye otomatik olarak taraf sağlanması, Türk mallarının AB pazarlarına taşınmasıyla ilgili kamyon kotalarında tam bir liberasyona gidilmesi hedefleniyor. Gümrük Birliği’nin içeriği bu revizeler dahilinde TTIP ile paralellik göstereceğinden, Türkiye ilk etapta TTIP’nin meydana getireceği ticari engellerden kendini uzak tutmuş olacak.

Türkiye politik ve hukuk düzenindeki sorunlarını çözmediği takdirde, TTIP’e dahil olmakta engellerle karşılaşacak.

by Sinan Ekim

Bir sonraki adım, müzakerelerin başlaması için tarafların hükümetlerinden izin alması. Fakat müzakereler başlasa da, ne ölçüde olumlu devam edeceği şimdiden bir soru işareti. Türkiye’de yaşanan şeffaflık sıkıntıları, fikri mülkiyet hakları ve tarım alanındaki rekabetin nasıl idare edileceği, sonlandırılması zor tartışmalar yaratacak. Türk iş dünyasının vize güçlükleri nedeniyle AB ile olan ticari ilişkilerde yaşadığı dezavantaj da önemli bir problem olarak masaya yatırılacaktır. Kıbrıs’ın anlaşmayı her an veto edebileceği gerçeği de göz ardı edilmemeli. Tabii, Nisan ayında göreve başlayan KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın Ada'nın birleşmesine olan sıcak yaklaşımı, Kıbrıs’ın Türkiye-AB sürecine olan sert tutumunu yumuşatabilir.

Türkiye’nin ortaklığa katılması zorluklar içeriyor, ama aşılmaz değil. Ticaretten sorumlu AB Komiseri Cecilia Malmström’un da belirttiği gibi, ABD ile imzalar atıldıktan sonra, TTIP standartlarına uyan ülkelere taraf sağlanması mümkün. Bu süre zarfında sorunların aşılması, Gümrük Birliği’ni Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu “ekonomik dış çıpaya” dönüştürebilir. Böyle bir gelişme, AB ve Amerikan pazarları ile ticaret hacmini genişleterek GSYİH’yi yükseltecektir. Ayrıca hukuk üstünlüğündeki zedelenmeleri onarmak, demokrasiyi kuvvetlendirerek Türkiye’yi nihai amaçlarına yakınlaştıracaktır.

Sinan Ekim, İstanbul Politikalar Merkezi’nde araştırmacı. Lisans eğitimini Toronto Üniversitesi Tarih ve Ortadoğu Çalışmaları bölümlerinde, yüksek lisansını London School of Economics’te Uluslararası Tarih Bölümü’nde tamamladı. Kanada Senatosu ve Roma merkezli Istituto Affari Internazionali’de araştırma asistanlığı yaptı. Türk dış politikası, Türkiye-AB-ABD ilişkileri ve 20. yüzyılda İslam felsefesi ilgi alanları arasındadır.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Al Jazeera’nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Sinan Ekim

İstanbul Politikalar Merkezi’nde araştırmacı. Lisans eğitimini Toronto Üniversitesi Tarih ve Ortadoğu Çalışmaları bölümlerinde, yüksek lisansını London School of Economics’te Uluslararası Tarih Bölümü’nde tamamladı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;