Görüş

Türkiye'nin Suriye'de bir sonraki hamlesi ne olacak?

Ankara açısından en kötü senaryo, Suriye sınırında bir Kürt koridoru oluşması.

Konular: Ortadoğu, Türkiye, Suudi Arabistan, Suriye'de iç savaş
Can Kasapoğlu'na göre, YPG'lilerin Ruslardan yakın hava desteği alıyor olması Türkiye açısından oyunun kurallarını tamamen değiştiren bir durum. [Fotoğraf: Reuters]

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Suriye'nin kuzeyindeki YPG mevzilerini vurması ve Suudi Arabistan Kraliyet Hava Kuvvetleri'nin Adana'daki İncirlik üssüne savaş uçağı konuşlandırması, Türkiye ve Suudi Arabistan'ın ortak harekât düzenleyeceği beklentisini de beraberinde getirdi.

Ankara'nın sıradaki hamlesini tahmin edebilmek için ise öncelikle Türk yönetiminin jeopolitik perspektifini ve tehdit algılarını anlamak şart.

Suriye ordusu, Rusya'nın havadan ve karadan yürüttüğü operasyon sayesinde, hem toprak denetimini büyük ölçüde lehine çevirdi, hem de isyancıların çatışmanın ana ekseni üzerindeki kilit kalelerini temizleyerek güç dengesini değiştirdi.

YPG'nin Rusya'dan yakın hava desteği alma hususundaki başarısı, akla YPG savaşçıları arasında Rus ileri hava kontrolörlerinin olduğunu getiriyor.

by Can Kasapoğlu

Türkiye açısından daha endişe verici olan, savaş bölgesinde yaşanan son gelişmelerin birçok Türk analisti hazırlıksız yakalamış olması.

Beşar Esed'e bağlı güçler Halep'i nihai kuşatma altına almaya hazırlanırken, Ankara da rejimin kuzeye doğru ilerleyişini durdurmaya ve yoğun bir mülteci akınını önlemeye odaklanmış durumda.

Tehlikeli kazanımlar

Öte yandan, PKK'nın Suriye kolu PYD'nin silahlı kanadı YPG de, taarruz çıkış hattından harekat açısından kilit bir nokta sayılan Minak hava üssünü ele geçirerek Tel Rifat ve Azez arasında şaşırtıcı bir şekilde tehlikeli kazanımlar elde etmeye başladı.

Türk karar mercilerinin gözünde, Azez'in rejimin eline geçmesinden daha kötü bir şey varsa, o da muhtemelen Suriye sınırı boyunca oluşacak bir PYD koridoru.

Daha da önemlisi, YPG'liler şu anda Ruslardan yakın hava desteği alıyor. Bu da Türkiye açısından oyunun kurallarını tamamen değiştiren bir durum.

Öncelikle, yakın hava desteği, kara unsurları ile hava destek platformları arasında koordinasyon gerektiriyor. Özellikle muharipler çok yakın bölgelerde savaşırken, tehlike yaratabilecek dost ateşi durumlarını önlemek için, "ateş destek koordinasyon hatlarının" ayarlanması önem taşıyor.

Bu yüzden, YPG'nin Rusya'dan yakın hava desteği alma hususundaki başarısı, akla YPG savaşçıları arasında Rus ileri hava kontrolörlerinin olduğunu getiriyor.

İkincisi, Esed güçlerinin kuzeydeki saldırıları ile YPG'nin Tel Rifat ve Azez arasındaki kritik noktalara ilerleyişi arasındaki askeri jeostratejik uyum, Ankara açısından korkutucu tabloyu tamamlıyor.

Şüphesiz, Türk yönetimi, yanı başında YPG, rejim ve Rus birlikleri arasındaki rahatsız edici uyumu yakından izliyor.

Türkiye'nin mevcut hamlelerini ve uzaktan top atışı vasıtasıyla yürüttüğü sınırlı askeri operasyonlarını, Ankara'nın iç savaşın hemen başındaki "büyük beklentileri" ile karıştırmamak gerek.

Türkiye’nin politikasına yön verenler, Arap Baharı'nın başında Müslüman Kardeşler uzantısı muhafazakâr grupların bölgede, özellikle de Mısır, Tunus ve Suriye'de yükselişiyle nüfuz alanını genişletmek için bir fırsat görmüştü.

Dolayısıyla, bu büyük çerçeveli strateji bakımından, Ankara'nın ılımlı Suriye muhalefetine verdiği destek ve Suriye üzerinde uçuşa yasak bölge oluşturulması isteği ile Mısır'da Mursi hükümetine verdiği siyasi destek arasında pek bir fark yoktu.

Doğru soruyu sormak

Oysa mevcut durum, Türkiye'nin tarihi hinterlandındaki emperyal yerini geri kazanmaktan ziyade, ülkenin toprak bütünlüğünü savunmakla ilgili.

Türkiye'nin mevcut hamlelerini ve uzaktan top atışı vasıtasıyla yürüttüğü sınırlı askeri operasyonlarını, Ankara'nın iç savaşın hemen başındaki "büyük beklentileri" ile karıştırmamak gerek.

by Can Kasapoğlu

Basitçe söylemek gerekirse, Ankara'nın stratejik okuması, Sykes-Picot statükosunun çökmesi ve üstüne iç cephede artan PKK terörünün, Türkiye'nin milli güvenliği açısından kaldırılamaz bir yük olacağı yönünde, hassas bir jeopolitik hesaba dayanıyor.

Bu da Ankara'nın niçin ABD ile söylem bakımından ters düşme ve Batı'nın somut desteği olmadan bir Rus jetini düşürme riskini göze aldığını açıklıyor.

Peki, Türkiye ve Suudi Arabistan, Suriye'de ortak bir operasyon başlatabilir mi?

Bu sorunun kesin yanıtı için başlıca siyasi-askeri parametreleri incelemek gerekiyor.

Türk ordusu, her ne kadar ağır silah kabiliyeti açısından bölgenin en iyileri arasında olsa da, yakın askeri tarih, topçu ateşinin YPG unsurlarını Minak hava üssünden geri püskürtmek için tek başına yeterli olmayacağını gösteriyor.

Dolayısıyla, ciddi bir hava üstünlüğü ile desteklenen bir kara harekâtı şart olacak.

Ankara, Su-24 vakasının ardından doğal olarak Suriye hava sahası üzerinde uçmakta tereddüt edecektir. Bu noktada ise "Suudi seçeneği" devreye giriyor. Suudi Kraliyet Silahlı Kuvvetleri, yurtdışı sefer gücü olarak yapılanmış bir ordu olmamakla beraber, Türkiye tarafından gerçekleştirilecek sınırlı bir harekâta destek olabilir.

Ancak bunun için, Türk-Suudi koalisyonunun İncirlik hava üssüne dört adet F-15SA avcı-bombardıman uçağından fazlasını konuşlandırması gerekiyor.

Dahası, Suudi Hava Kuvvetleri tarafından göreve gönderilecek uçakların, Rusların hava savunma tehdidi altında uçması gerekecek - ki Riyad'ın doğrudan bir çatışma riskini göze alma olasılığı düşük.

Bunun yanı sıra, Washington, Suudilerin PYD'yi hedef alan muharip sortiler gerçekleştirmesinden memnun olmayacak, bu da siyasi açıdan önemli bir engel teşkil edecektir. Suudiler açısından ABD ve Rusya'ya aynı anda karşı çıkmanın bedeli ağır olabilir.

Yine de Ankara ve Riyad IŞİD karşıtı misyonun sınırlarını "genişletecek" bir plan üzerinde çalışabilir. Bu senaryoya göre, Türkiye, YPG'nin Azez'e ilerleyişini durdurmak için sınırlı bir harekât başlatıp, mülteci akınına karşı güvenli bölge oluştururken, Suudi Arabistan da sahadaki "dost güçleri korumak" için bir takım ilave angajman kuralları doğrultusunda harekât icra edebilir.

Böyle bir durumda, bölgesel bir savaşın fitilini ateşleyecek ya da Suriye'nin geleceği konusunda uluslararası uzlaşmanın zeminini hazırlayacak olan belirleyici etkenler ise, Kremlin ve Tahran'ın krizi daha da tırmandırmaya yönelik stratejileri ve de Washington'ın tutumu olacaktır.

Can Kasapoğlu, Ekonomi ve Dış Politika Araştırma Merkezi (EDAM) savunma analisti ve NATO Savunma Koleji’nde misafir akademisyen.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Al Jazeera'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Can Kasapoğlu

Can Kasapoğlu

Dr. Can Kasapoğlu, Ekonomi ve Dış Politika Araştırmaları Merkezi (EDAM) savunma analisti. Doktora derecesini Harp Akademileri Stratejik Araştırmalar Merkezi'nden alan Kasapoğlu, daha önce NATO Savunma Koleji'nde misafir akademisyen olarak görev yaptı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;