Görüş

CHP hep kaybetmeye mahkum mu?

10 Ağustos’ta CHP, Erdoğan karşısında yine kaybetmiştir. Lakin ortaya çıkan tablo, CHP’nin hep kaybetmeye mahkum olmayan bir parti olduğuna işaret ediyor. Sağ kimlikli bir aday olarak İhsanoğlu’nun ulaştığı oy, CHP’nin de kendi doğal-klasik tabanını konsolide ettiğini, fakat bu siyaset tarzı ve stratejisiyle de seçim kazanmasının mümkün olmadığını ilan ediyor.

10 Ağustos'tan çıkan sonuç, CHP'nin klasik oy tabanını büyük ölçüde elinde tuttuğunu gösteriyor. [Fotoğraf: AA]

Cumhurbaşkanlığı seçimleri, kamuoyu açısından çok fazla sürprizlere yol açmadan sona erdi. 10 Ağustos 2014 akşamı ortaya çıkan tablo, Türkiye siyasi hayatında seçmenin özgür iradesiyle ilk kez Cumhurbaşkanı seçmesi anlamında geleceğe not düşülecek bir özelliğe sahip. Recep Tayyip Erdoğan’ın tabanda başladığı siyaset yolculuğu, tavanda Çankaya Köşkü'ne çıkacak toplumsal desteği elde etmesiyle yeni bir aşamaya ulaşmış bulunuyor. Bundan sonraki süreçte Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olarak, tabanın sesini devletin tavanında dillendirip temsil etmek suretiyle misyonunu devam ettirecek.

10 Ağustos’un açığa çıkardığı en yalın gerçek; Erdoğan’ın başarısı. Başarısızlığın adresinin hangi taraf ya da taraflar olduğuna ilişkin net bir yanıt vermek güç. Yine de gösterdikleri çatı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu’nun, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Milliyetçi Hareket Partisi'nin (MHP) 30 Mart 2014 yerel seçimlerindeki toplam oylarını alamadığını veri kabul edersek, ortada bir başarısızlığın olduğu da açık. Bu başarısızlığın İhsanoğlu’nu politik aktör olarak inşa edip seçmene pazarlayan CHP’ye mi yoksa MHP’ye mi ait olduğunu söyleyebilmek için öncelikle seçim sonuçlarına kabaca göz atmak gerekiyor.

Erdoğan ve İhsanoğlu’na gelen desteğin iller bazında kabaca değerlendirilmesiyle işe başlayabiliriz. İl bazlı sonuçlara baktığımızda, CHP’den Halkların Demokratik Partisi (HDP) adayı Selahattin Demirtaş’a, MHP’den ise Erdoğan’a sınırlı bir toplumsal desteğin yöneldiği anlaşılıyor. 10 Ağustos'ta salt Erdoğan’ın, MHP’nin 30 Mart'ta güçlü olduğu Afyon, Aydın, Balıkesir, Burdur gibi illerde Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) aldığı oyların 8-15 puan üzerinde fazla oy alması önemli bir gösterge.

Verilere göre, özellikle Ege ağırlıklı olmak üzere MHP seçmeninin hatırı sayılır bir kısmının tercihini Erdoğan’dan yana kullandığını söylemek mümkün. Bu anlamda, cumhurbaşkanlığı seçimde tabanının bir kısmını tutamayan, Erdoğan’a kaptıran bir MHP’nin başarısızlığını vurgulamak abartı sayılmayacaktır.

CHP başarılı mı başarısız mı?

Bu yazının konusunun CHP olması nedeniyle, CHP açısından ortaya çıkan tabloyu ayrıntılı olarak incelemek istiyoruz. Çatı aday İhsanoğlu, 10 Ağustos seçimlerinde yüzde 38 civarında oy aldı. Matematiksel olarak baktığımızda bu oran, 30 Mart yerel seçimlerindeki toplam CHP+MHP oylarının yaklaşık 4 puan altında kaldı. CHP’den bir miktar oyun Demirtaş’a gittiği, fakat bu oy kaymasının MHP oylarındaki kadar sonucu tayin edici olmadığını söyleyebiliriz.

30 Mart'ta CHP oylarının en yüksek olduğu kimi büyük batı kentlerinde Demirtaş’ın HDP (BDP) oylarının üzerine çıkması, Kürt seçmenin sandığa yönelmesinden kaynaklanmıyor. Bu sonuç muhtemelen, geçen seçimde CHP’ye oy vermiş, özgürlükçü sol çizgideki sınırlı CHP seçmeninin, İhsanoğlu’nun politik kimliği nedeniyle CHP’ya karşı protestocu refleks ve Demirtaş'ın radikal demokrasi, çoğulcu siyaset-toplum söylemi ile ilişkilendirilebilir.

10 Ağustos cumhurbaşkanlığı seçimleri, CHP açısından başarı ve başarısızlığa ilişkin kimi bulguları bir arada barındıriyor. Seçim eğer siyasette başarılı sonuç elde etme eylemi olarak düşünülürse, CHP açısından bir başarısızlık mevcut. Erdoğan’ı güçten düşürme ve sandıktan Cumhurbaşkanı olarak çıkarmama stratejisinin hayata geçirilmediği veri alındığında, CHP amacına ulaşamamıştır tabii ki. Lakin yüzde 38’lik oy gücü içinde, kanımızca 30 Mart'taki oy tabanını 10 Ağustos koşullarına rağmen koruduğunu düşündüğümüz bir CHP ile karşı karşıya olduğumuz için de CHP başarılıdır.

Mevcut tabloda, tabanı içindeki çok sınırlı özgürlükçü sol unsurlar dışında, Kemalist seçmenin önemli bir kısmını dahi sandığa yöneltmiş ve 'çatı aday' için oy vermiş bir CHP’nin mutlak başarısızlığı ilan edilemez.

by Tanju Tosun

Mevcut tabloda, kendi seçmen tabanı içindeki çok sınırlı özgürlükçü sol unsurlar dışında, muhtemelen Kemalist seçmenin önemli bir kısmını dahi sandığa yöneltmiş ve 'çatı aday' için oy vermiş bir CHP’nin mutlak başarısızlığı ilan edilemez. Sorun CHP’den çok, Erdoğan’ın Türkiye’de siyaset sosyolojisi bağlamında kendi sosyolojik tabanını büyük ölçüde koruması, konsolide etmesi, üstelik MHP’ye gidip gelen bir kitleyi 10 Ağustos’ta kendi lehine seferber etmesiyle ilişkilidir.

CHP’nin 30 Mart yerel seçimleri sürecinden itibaren izlediği stratejide sağ seçmenden oy alabilme adına sağ kökenli siyasi/siyasi olmayan aktörleri partiye davet etme, hatta aday gösterme stratejisi, İhsanoğlu’nun çatı adayı olarak ilanıyla yeni bir aşamaya ulaştı. Kimi siyasi analizciler tarafından "CHP'nin sağcılaşması" olarak değerlendirilen bu aktör transferlerine dayalı stratejisi, bize göre CHP’nin sağcılaşması değildir. Daha ziyade CHP’nin sosyal demokrat değerlerden uzaklaşmadan içselleştirdiği tarihsel siyasal merkezi, toplumsal merkez ile buluşturma, kitleselleşme stratejisi olarak tanımlanabilir.

10 Ağustos'ta beliren resim, CHP’nin klasik tabanının, sağ kökenli aday gösterme stratejisine şiddetli bir tepki vermediği şeklinde okunabilir. Kanımca bundan sonraki süreçte CHP elitlerinin üzerine düşen başlıca sorumluluk; aktör transferleri yerine sosyal demokrasi anlayışını, Türkiye toplumunun değerleriyle örtüştürerek bir transformasyona tabi kılmaktır.

CHP için nasıl bir gelecek inşası?

Cumhurbaşkanlığı seçiminde elde edilen sonuç, CHP elitlerini umutlandıracak ya da kahredecek bir sonuç değil elbette. Çünkü, CHP ile irtibatlı klasik taban yerinde durmakla birlikte, muhtemelen genç, eğitimli yeni orta sınıf, ki bunların önemli bir kısmı 2013 Gezi Parkı eylemlerinin aktörleri ya da destekleyicileriydi, kıpırdanmaya başlamıştır. Söz konusu kesim, CHP’de değişim umudu kalmadığını hissettikleri anda özgürlükçü sol projenin temsilcilerine kayma eğilimindedir. 10 Ağustos’ta bu kitlenin, sınırlı sayıda da olsa Demirtaş’a yöneldiğini söyleyebiliriz.

CHP, bu yeni orta sınıflar başta olmak üzere, klasik tabanını da temsil edecek şekilde, Batılı anlamda özgürlükçü sol ve merkezcil değerleri harmanlamak ve ideolojik kimliğini toplumsal taleplerle uyumlaştırarak önümüzdeki genel seçimlerde seçmenin karşısına çıkmak zorundadır. CHP, dün ve bugün olduğu gibi, ideolojik-programsal yeniden yapılanmadan vazgeçmelidir. Yenilenmeyi aktör transferinde görmeye veya ittifaklara devam etmesi halinde CHP'nin siyasal ve toplumsal karşılığının AKP’i zayıflatacak ölçüde ve iktidar adayı olacak düzeyde gerçekleşmesi mümkün görünmüyor.

CHP’nin 30 Mart’tan 10 Ağustos’a AKP karşısında seçim kazanmaya odaklı olarak izlediği "kimliğini beklemeye alma" üzerine dayalı stratejisi, kendi kimliğiyle seçmen karşısına çıkamaması ya da kimlik değiştirmesi olarak okunmamalı. CHP’nin bir süreden beri yaptığı esasında; Türkiye’nin yeni sosyolojilerini niceliksel olarak yanına çekme adına, klasik-eski kimliklerle ittifak kurarak matematiksel olarak güçlenme arayışından başka bir şey değil. Bu siyaset tarzı, CHP’yi sandıkta geriletmiyor, ancak büyütmüyor da. Büyümenin formülünü CHP elitleri niteliksel yeniden yapılanmada aradıkları takdirde, Erdoğansız AKP karşısında iktidar alternatifi olmaları hayal olmayacaktır.

Bu noktada başlıkta sorduğumuz "CHP kaybetmeye mahkum mu?" sorusuna yanıt vermek gerekirse, cumhurbaşkanlığı seçimi CHP için çıkarılması gereken sayısız dersle doludur. 10 Ağustos, CHP’nin deneme yanılma yoluyla büyümeye çalışma stratejisinin geleceğine dair önemli ipuçlarını da barındırıyor. Öncelikle belirtmek gerekirse, 10 Ağustos’ta CHP, Erdoğan karşısında yine kaybetmiştir. Lakin ortaya çıkan tablo, CHP’nin hep kaybetmeye mahkum olmayan bir parti olduğuna işaret ediyor. Sağ kimlikli bir aday olarak İhsanoğlu’nun ulaştığı oy, CHP’nin de kendi doğal-klasik tabanını konsolide ettiğini, fakat bu siyaset tarzı ve stratejisiyle de seçim kazanmasının mümkün olmadığını ilan ediyor.

CHP için asıl mesele; kendi konsolide ettiği seçmeninden çok, Erdoğan’ın konsolide ettiği seçmene sirayet etmek ve bu kitlenin bir kısmını yanına çekebilmektir. 10 Ağustos’ta "Erdoğan ile yola devam!" kararı veren seçmenlerin hatırı sayılır bir kısmı, hemen sağ seçmen olarak tanımlanıp dar kalıplarla analiz edilemez. Karşımızda bugün, sağ ve solun ötesinde, herhangi bir kategoriye dahil edilemeyecek, güçlü-ikna edici bir liderle hayata tutunmaya çalışan, refah arayışında olan, yokluk ve yoksunluğa yeter diyen ya da varlığına varlık katmak isteyen oldukça kompleks bir sosyoloji mevcut.

CHP’nin hep kaybetmeye mahkum olmadan, 'artık kazanma zamanı' diyebilmesi için Erdoğan’ın Yeni Türkiyesi’nin alternatifi Yeni CHP'yi, siyaset-toplum temsiliyetinde sosyal eşitlikçi alternatif politikalarla, varlık ve refah vaadiyle inşa etmenin yollarını aramalıdır.

Prof. Dr. Tanju Tosun, Ege Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi. Türkiye siyaseti, karşılaştırmalı siyaset, oy verme davranışları, seçim coğrafyası, siyasi kamuoyu araştırmaları ve CHP üzerine yoğunlaşan Tosun'un yayımlanmış sekiz kitabı vardır.

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera’nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Tanju Tosun

Ege Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü'nden 1988 yılında ikincilik derecesiyle mezun oldu. Yüksek lisans ve doktorasını siyaset bilimi alanında tamamladı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;