Görüş

CHP, Kürt Sorunu ve Çözüm Süreci

CHP’nin Kürt Sorunu ve Çözüm Süreci'ne bakışında yerel seçim ve cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra bir yumuşamadan çok, parti içinde Ulusalcıların elinin zayıflamasıyla birlikte kendine güven gelmiştir denilebilir. Bugün sorunun çözümü için daha fazla mesai harcayan bir CHP mevcut. Üstelik bu, oy kapmaya dayalı gerekçelere dayanmıyor.

Tanju Tosun'a göre CHP’nin Kürt Sorunu'nu tanımlama ve çözüm önerileri geliştirme mesaisi Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığı döneminde arttı. [Fotoğraf: AA]

Türkiye’de demokrasinin pekişmesinin önündeki en büyük engellerden biri olan Kürt Sorunu, demokrasinin açmazlarının da başında geliyor. Bu sorun, siyasi partilerin demokrasi perspektifleri konusunda daraltıcı bir etkiye sahip. Sorunu çözme konusunda bugüne kadar partiler arasında toplumsal mutabakatın tesis edilememesi, toplumun azımsanmayacak bir kesiminin sorunun "nasıl ve kimlerle" çözüleceğine ilişkin ortak uzlaşı temelinde görüşünün net olmaması, partiler için Kürt Sorunu'nu politik mayına dönüştürdü.

Etnik Türk partileri dışında, kimliklerin ve ayırdedici unsurlarının kamusal alanda görünürlüğü konusunda çoğu parti hem fikir. Fakat, sorunun çözümü söz konusu olduğu vakit, özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ve Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) radikal adımlar atma konusunda çekimser davrandıkları malum.

AKP’nin Çözüm Süreci'ni parlamenter aleniyetten uzak, TBMM'yi gözardı ederek yürütmesi, CHP’nin ise düne kadar sürece dair pozisyon alışının fazla görünür olmaması, çekimserliğin dışa vurumu olarak okunabilir. Partileri çekimserliğe iten neden; adı geçen politik mayının bir şekilde patlayıp seçim sahasında kendilerini siyaseten yaralama ya da yok etme riski.

AKP her ne kadar 2010 Anayasa Referandumu'ndan bugüne barışı tesis etme adına Çözüm Süreci'ni işletse bile yöntemsel olarak süreci, kapsayıcı parlamenter siyasete rağbet etmeden yürütüyor. CHP ise Sosyaldemokrat Halkçı Parti (SHP) dönemi dahil, 1990’lardan bugüne 10’un üzerinde parti belgesinde sorunu tanımlayıp çözüm önerilerini kaleme aldı. Ama bunları topluma aktarma konusunda hem iletişimsel aksaklıklar yaşıyor, hem de parti içindeki Ulusalcıların özgül ağırlığı nedeniyle cesaretli olamıyordu. 

CHP, 1990'lardan bugüne sorunu tanımlayıp çözüm önerilerini kaleme alsa da, bunları topluma aktarma konusunda hem iletişimsel aksaklıklar yaşıyor hem de parti içindeki Ulusalcıların özgül ağırlığı nedeniyle cesaretli olamıyordu. 

by Tanju Tosun

CHP’nin çeyrek asırlık açılımları

CHP'nin Kürt Sorunu'na bakışı, SHP geçmişinden bugüne gerek sorunu tanımlama gerekse çözüme yönelik öneri geliştirme adına inkârcı olmadı. Bunu görmek için bazı belgelerini hatırlamak dahi yeterli. 1990'da hazırlanan Doğu ve Güneydoğu Sorunlarına Bakış ve Çözüm Önerileri' isimli raporda, "Doğu ve Güneydoğu Anadolu sorunu ile Kürt sorunu, Türkiye'nin demokratikleşme ve demokratik haklar sorunu ile iç içedir." diyen SHP'nin bakışı nettir.

1994 tarihli 'Yeni Hedefleri ve Yeni Türkiye' başlıklı programı tanımlanırken, CHP'nin soruna yaklaşımı açıktır: "Ülkemizde farklı etnik yapıların, farklı kültür kimliklerinin var olması, varlıklarını sürdürmesi, çoğulcu demokrasinin zenginliğidir…CHP, Kürt sorununun da, bu anlayışla; tek seslilik ve tepki politikalarıyla değil, sosyal demokrat özdeki çoğulcu politikalar ve evrensel değerler çerçevesinde aşılabileceğine inanmaktadır."

1999'daki 'Doğu ve Güneydoğu Raporu'nda benzer yaklaşımı görüyoruz: "Ülkemizin çok kültürlü toplum olmasından kaynaklanan 'etnik duyarlılıklara demokratik çözüm' genel anlayışı çerçevesinde çözümlenmesi gereken Kürt sorunu, Türkiye’nin bir iç sorunudur."

2003'teki 30. Olağan Kurultay'da sunulan 'Temel Sorunlar ve Temel Çözümler Bildirgesi'nde yer alan ifadeler de aynı yaklaşımın ürünü: "... Etnik duyarlılıklara demokratik çözüm ilkemiz, ülkemizde kültürel çoğulculuğun ve iç barışın güvencesidir… Partimiz, Kürt sorununu da öncüsü olduğumuz bu anlayış çerçevesinde, 'eşit anayasal yurttaşlık, sosyal hukuk devleti, insan hakları, sosyo-ekonomik kalkınma, eşitlik ve özgürlük' ilkeleri eşliğinde kalıcı çözüme kavuşturmaya kararlıdır."

Sorunu tanımlama ısrarı 2008 yılındaki 32. Olağan Kurultay Bildirisi'nde de sürdürüldü: "Devletin kimseyi asimile etmeye hakkı yoktur... Kişisel kültürel haklar, temel insan hakkıdır…"

CHP'nin mevcut parti programında da Kürt kimliğini tanıma ve kimliğin yaşatılmasına yönelik somut politika önermeleri belirgin: "Etnik kimlik bir şereftir. CHP devletin etnik farklılıklar üzerine politikalar oluşturmasını benimsemez. Devletin görevi bütün etnik kimlikleri din ve mezhep farklılıklarının üzerine çıkarak insanı odak yapan yaklaşımları ortaya koymak, ortak değerleri bulup çıkarmaktır. … Devletin vatandaşların etnik kökenini, dinini ve mezhebini görmeyen, bütün vatandaşlara eşit davranan bir yapıya sahip olmasını savunur. ... CHP’nin entegrasyon anlayışı farklı etnik kimliklerin ve inançların ortadan kaldırılmasını değil, onlara saygı göstererek ülke bütünlüğünün ulus devlet anlayışı ile korunmasını öngörür."

CHP'nin Kürt Sorunu'nu tanımlama ve çözüm önerileri geliştirme mesaisi, Kemal Kılıçdaroğlu'nun genel başkanlığı döneminde arttı. CHP'nin mesaisi, dün olduğu gibi bugün de üniter devlet yapısı içinde soruna demokratik, barışçı çözüm üretme odaklı. Bu çabalar, parti içindeki kimi Ulusalcı çevrelerin tepkisine rağmen, artarak sürüyor. Nitekim, CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu'nun bir süre önce hazırladığı 'Kürt kimlikli vatandaşların hak ve özgürlük talepleri ve CHP'nin çözüm perspektifleri' başlıklı rapor da, bugünlerde hazırlanan Siyasi Tutum Belgesi taslağı da, partinin değişen Türkiye'nin taleplerini dikkate alması anlamında önemli.

Taslak belgede CHP, Kürt Sorunu'nun daha fazla demokrasi ve daha fazla özgürlükle çözüleceği ve kalıcı barışın bu şekilde inşa edileceği görüşünde. Taslakta yerinden yönetimin güçlendirilmesi, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı ve eşit vatandaşlık ilkesi benimsenirken, anadil öğretiminin desteklendiğini, fakat anadilde eğitim konusunda çocuğun yüksek yararının gözetilmesi gerektiği(!) şeklinde buyurgan bir yaklaşımı sezinliyoruz.

CHP’nin tüm aktüel programatik belgelerinde resmedilen somutlaştırılmış politika önermeleri dikkate alındığında, Kürt Sorunu'na bakışının ne olduğu kolayca anlaşılmakta. Bu anlamda, SHP'den bugüne, sorunu tanımlama ve politika önerme bağlamında bir tutarlılıktan söz edilebilir. CHP’nin bütün derdi, sorunu çözmeye muktedir olduğunu yüksek sesle dillendirememesi. Hâl böyle olunca, çeyrek asırdır geliştirdiği öneriler, arşivindeki tozlu raflarda kalmanın ötesine geçemiyor, reel politika ile buluşamıyor. 

Çözüm Süreci'nin tekniğine yönelik eleştiri

Çözüm Süreci'ne yaklaşımı net olup çalışmaların başladığı andan itibaren teknik olarak yanlış yönetildiğinde ısrar eden bir CHP dikkat çekiyor. Kürt Sorunu ve onun çözümünün politik-ekonomik bir konu olduğundan yola çıkan CHP, sürecin parlamenter siyaset çatısı altında yürütülmemesini eleştiriyor. Sürecin toplumsal mutabakat temelinde yürütülmesi gerektiğinin altını özenle çizen CHP'nin bu yaklaşımının doğruluğunu kabul etmemek mümkün değil.

AKP, Oslo görüşmelerinden bugüne sürecin yönetimine ilişkin aktörleri, önce güvenlik bürokrasisi, ardından BDP-HDP'den devşirmek suretiyle sorumluluğu yaymayı, bu anlamda uzun süre politik mayından uzak durmayı tercih etti. Aktörlerin yasal düzenlemeye konu olması ancak kamuoyundan gelen tepki üzerine gerçekleşti.

Parlamento içi ve parlamento dışı toplumsal mutabakatla sürecin yönetilmesi taraftarı olan CHP'nin Çözüm Süreci'ne yönelik en temel eleştirilerinden biri, ulusal bir sorunun en azından parlamenter aleniyet ilkesi çerçevesinde ele alınması üzerinde duruyor. Parlamentodaki partilerin eşit şekilde katıldığı, parlamento dışındaki Âkil İnsanlar Heyeti ile parlamenter siyasette eşgüdüm içinde yürütülecek, sorumluluğun parlamentoda olacağı bir süreç yönetiminin daha katılımcı ve şeffaf olacağına şüphe yok. CHP, sürecin yönetimindeki olası bir başarısızlıkta AKP'nin sorumluluğu delege etme, olası başarıda ise sorumluluğu siyaseten tekçi sahiplenme yaklaşımına karşıdır.

Aslında barışın tesisini CHP tabanı en az AKP’liler kadar istiyor. CHP’nin artık yapması gereken; AKP’den daha cesaretli biçimde, kendi hakikatini usanmadan ve yüksek sesle dillendirmesidir.

by Tanju Tosun

Bu çerçeveden bakıldığında, Kürt Sorunu'nun çözümü konusunda PKK Lideri Abdullah Öcalan ile daha koordineli görüşme dahil, sürecin devamı dışında, alternatif bir yöntem görünmüyor. Bütün mesele; sürecin hangi araçlar, bir başka ifadeyle hangi teknikler ile yönetileceği. CHP’ye göre yöntem; sorunun taraflarıyla görüşme, teknik; kontrolün TBMM'de olması. Bu modelin AKP tarafından tercih edilmediği anlaşıldığına göre, bundan sonraki süreçte CHP’den destek beklemek, partinin kendisiyle çelişeceği anlamına gelir.

CHP'siz ve parlamentodaki diğer partilerden kopuk oaln Çözüm Süreci'nin parlamenter siyaset dışı aksak toplumsal mutabakatlı bir süreç şeklinde ilerleyeceği anlaşılıyor. Dolayısıyla CHP'nin, "Meclis yoksa, ben de yokum!" modelinin partiye daha fazla kaybettireceği pek bir şey yok. Eğer süreç başarıyla sonuçlanmazsa, en büyük maliyet AKP'ye olacak yani politik mayından en büyük zararı AKP görecek. 

CHP seçmeni ve Çözüm Süreci'ne destek

CHP'nin Kürt Sorunu ve Çözüm Süreci'ne bakışında, 30 Mart yerel ve 10 Ağustos cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra bir yumuşamadan çok, parti içinde Ulusalcıların elinin zayıflamasıyla birlikte kendine güven gelmiştir denilebilir. Bugün Kürt Sorunu'nun çözümü için daha fazla mesai harcayan bir CHP mevcut. Üstelik bu, pragmatik, oy kapmaya dayalı gerekçelere dayanmıyor. Parti elitleri, barışın tesisinin oya tahvil edilemeyecek kadar insani olduğunun bilincinde. İdeolojik bagajlarına ihanet etme endişesinin ise kısmen de olsa yaşanmadığı söylenemez.

Bugün gelinen noktada yüksek sesle önerilerini dillendiren CHP, Ulusalcı-Kemalist geleneği topyekûn reddetmemek, fakat bu geleneği evrensel sosyal demokrasi değerleri ile harmanlamak suretiyle aslında kendi demokratik çözüm ya da açılımını önce parti içinde yapma uğraşısında. CHP, bu tercihiyle dönülmez bir yola girdi. CHP tabanı, elitlerinin bu tercihi nedeniyle partiye küsüp yollarını ayırma lüksüne sahip değil. Burada önemli olan nokta; elitlerin parti içinde konuyu tabana anlatıp anlatamayacakları meselesi.

Aslında barışın tesisini, CHP tabanı da en az AKP'liler kadar istiyor. Nitekim medyaya kısa bir süre önce yansıyan bir araştırmanın bulgularına göre, "Kürtlere duyarlı bir parti" olması durumunda CHP'ye oy vereceklerini söyleyenlerin oranının yüzde 35 olması, tabanın bu konudaki olumlu bakışının dışa vurumu şeklinde okunabilir. CHP'nin artık yapması gereken; AKP'den daha cesaretli biçimde, kendi hakikatini usanmadan ve yüksek sesle dillendirmesidir.

Prof. Dr. Tanju Tosun, Ege Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi. Türkiye siyaseti, karşılaştırmalı siyaset, oy verme davranışları, seçim coğrafyası, siyasi kamuoyu araştırmaları ve CHP üzerine yoğunlaşan Tosun'un yayımlanmış sekiz kitabı vardır.

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Tanju Tosun

Ege Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü'nden 1988 yılında ikincilik derecesiyle mezun oldu. Yüksek lisans ve doktorasını siyaset bilimi alanında tamamladı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;